"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

KAREN - Bölüm 17 - Açıklama Vakti


            Karen düşünceli bir şekilde sessiz adımlarla canlı şehir sokaklarında yürüyordu. Yolda tanıdık birkaç figüre kafasıyla selam verip eve doğru yola koyuldu. İster istemez geleceğinin nasıl şekilleneceğini düşünse de akışına bırakmaya karar verdi.

Şu an kesinlikle normal bir savaşçı değildi. Gizlemesi gereken sırları ve ihtiyacı olan şeyler vardı. Muhtemelen birçok insanı kıskandıracak türden bir ustaya sahipti lakin yine de ustasından öğrendiklerine bakılırsa dış dünyaya göre bu şehir tam anlamıyla yetersiz ve bilgisizdi.

Tüm eğitimini de ustasından alamazdı. Sonuçta 600 yıldır dış dünyadan soyutlanmıştı. Ayrıca Mirası hakkında elle tutulur bir bilgiye de sahip değillerdi. Karen düzgün bir eğitim ve henüz bilmediği bilgilere ulaşmak için büyük açlık hissediyordu.

            Ayrıca ustasının söylediğine göre düzgün bir şekilde yetişmesi için gerçek savaşlara ihtiyacı vardı. Babası bile 1 Kıdeme sahip olana kadar kaç kez göreve gitmişti! Karen her insan kadar canını tehlikeye atmak istemiyordu. Yine de eğer bir şeyler kazanmak istiyorsa çaba göstermesi ve kararlı durması gerektiğini iyi biliyordu. Ve bakışlarındaki kararlılık dahi henüz toydu.

Eğitim esnasında asla yaralanmaktan çekinmezdi. Lakin gerçek tehditler şanslıysanız sizi yaralar değilseniz öldürürdü! Karen asıl eksikliğinin ne olduğunu ustasının sözlerinden anlamıştı. Gerçek savaş tecrübesi yoktu. Daha önce hiç Ölüm-Kalım durumu hissetmemişti ve böyle bir durum yaşandığında kararlılığı baki olacak mıydı? İşte bu soru aklını kurcalıyordu.

            -Neyse ne! Elimden geleni yapacağım… Gerçi henüz plan yapmak için erken.- diye düşündü.

            Karen düşünceleri esnasında evin önüne ulaşmıştı. Ahşap çitlerinin üzerinden bakmaya çalışan esmer tenli genç ama kaslı figür komik bir görüntü sergiliyordu.

            “Jun! Bu yaptığına taciz denir, biliyorsun değil mi? Gözetlemeyi kes artık!”

            Jun ansızın gelen öfkeli sesi işittiğinde ürkerek sıçradı. Dönüp arkadaşına baktığında gözleri korkuyla açılmıştı. Karen’i görünce derin bir nefes alıp sakinleştiği görülebiliyordu. Hemen arkasından sessizleşmiş ve tuhaf bakışlar atmaya koyulmuştu.

            Karen, Jun’un hareketlerine anlam veremedi. “Hımm, biraz korkmuş görünüyorsun? Ne oldu?”

            “Bu da neyin nesiydi böyle?” Dedi Jun. Kendi kendine konuşuyor gibiydi.

            “Hey, ne diyorsun anlamıyorum?”

            “Biraz önce arkamda şu Eryun kaçığı var sandım! Senin seslendiğini anladım ama. Sanki başka bir şeyler. Nasıl desem. Lanet herif beni fırçalamak için her bağırdığında tüylerim diken diken oluyor. Ama bu garip? Burada değil gibi…”

            Usta Eryun savaşçı okulunun 1 kıdemli Tyken eğitmeniydi. En az babası kadar sert ve disiplinli bir adamdı. Her şeye rağmen öğrencilere fazla sert davrandığı söylenemezdi.

Genelde savaş eğitimi derslerinde aşırıya kaçan ve belli bir süre sonra şımarmaya başlayan Jun dışında kimseye öfkelendiği söylenemezdi. Hatta bazen çocuğa ‘etkili dersler’ verdiği oluyordu. Bu azarlar yüzünden arkadaşının kafayı sıyırmak üzere olduğunu düşünmeye başladı.

            “Jun, Usta Eryun’a ‘Kaçık’ olarak seslenmeye devam edersen başın belaya girecek.” Tavsiyesine rağmen Jun onu dinlemiyor gibiydi. Kısa süre sonra düşünmeyi bırakıp Karen’e baktı. Gözleri ilgili gibi üzerinde gezindi.

            “Hehehe! Bu çocuk biraz çatlağa benziyor lakin sezgileri oldukça kuvvetli. Hımm, ayrıca iyi genlere sahip gibi görünüyor. Doğru bir eğitimle iyi yerlere gelebilir.” Bu ses zihninde yankılanmıştı ve tanıdıktı. Karen artık iblis Duhan’ın sesine oldukça aşinaydı.

            -Jun gerçekten güçlüdür inan bunu benden iyi kimse bilemez ama garip davranıyor. Sanırım neden böyle olduğunu biliyorsun?- Karen ilgiyle sordu.

            “Ne yani? Gerçekten anlamadın mı? Çıh, çıhh! Beni hayal kırıklığına uğratıyorsun…”

            Karen’in kaşları çatıldı. “Bunu nasıl anlamamı bekliyorsun! Ne biliyorsan söylesene.”

            İblis’in umursamaz sesi tekrar duyuldu. “Sen artık savaşçısın hatta diğerlerine nazaran çok daha etkili bir ruha sahipsin. Yani içsel kuvvetin oldukça güçlü ve artık savaşçı olduğun için sürekli aktif vaziyette.”

            Karen durumun kendisiyle alakalı olduğunu anlamış olmasına rağmen henüz tam bir çıkarım yapmış değildi. “Eee sonuç?”

            Bu sefer iblisin sesinde bariz bir hayal kırıklığı vardı. “Cidden çok kitap okumuş birine benzemiyorsun! Her neyse, içsel kuvvet dediğimiz kavram ruhun maddi tezahürlerinden biridir. Ve bu içsel kuvvet ruhun aksine bedeninle birleşir. Kullanmasan bile, etine, kanına ve kemiğine işlenir bu sayede güçleniyorsun zaten. Biraz önce ona sesini yükselttiğinde ne oldu dersin?”

            Karen şaşırmıştı. “Yani içsel kuvvetim sesimle ona iletildi öyle mi? Ve bu güç yüzünden irkildi.”

            “Şükürler olsun sonunda anladın…”

            Karen aptal yerine koyulmaktan haz etmemiş olmasına rağmen ses etmedi. Sonuçta gerçekten de bu hiç aklına gelmemiş ve daha önce bu kadar ileri bilgileri öğrenmeye ihtiyaç duymamıştı. Düşünceleri ona yöneltilen bir kükremeyle sona erdi.

            “Heyyy!”

            “Hımm?”

            “Seninle konuşuyorum ve beni hiç mi hiç dinlemiyorsun! Arkadaşının kalbini kırıyorsun. Şimdi anlat bana neler oldu. Sende farklı bir şeyler var!!”

            Karen dikkatli bir ilgiyle sordu. “Mesela?”

            Jun biraz düşündü. “Biraz önceki şey gibi, bunu geçtim bugün farklı görünüyorsun. Tamam, kulağa biraz saçma geliyor ama nasıl söylesem.. Sana baktıkça etkileyici olduğunu düşünüyorum ve sanki güçlüymüş gibi görünüyorsun. Bu tuhaf değil mi?”

            Karen yorumları duyunca anlamıştı. Görünüşü bile farklı hissettiriyor olmalıydı. Buna rağmen Jun’un enteresan anlatma biçimi yüzünden yüksek bir kahkaha attı.

            -Pekâlâ, ona anlatacağım. En azından diğerlerinin tepkisine de hazırlık yapmış olurum.- diye düşündü. Biraz aklını topladıktan sonra taş mevzusunu hiç karıştırmamaya karar verdi. Jun her ne kadar bariz bir saflığa sahip olsa da Ustasının da dediği gibi iyi sezgilere ve sonsuz sorulara sahipti.

            En muzip sırıtışını takındı. “İyi bakalım hayatının şokunu yaşamaya hazır mısın?”

            Jun’un gözleri irice açıldı. “Biliyordum! Kesin aşırı bir şeyler oldu değil mi? Ah, dostum. Hemen anlat!”

            “Benden daha çok konuşursan nasıl anlatacağım!?”

            Jun hemen ağzını kapattı. Bir homurdanma sesiyle devam etmesini ima etti.

            Karen birkaç konuyu atlayarak ve bazı şeyler ekleyerek hikâyesini anlatmaya başladı. Aslında genel olarak hikâyeden ziyade kısa bir özet denebilirdi. Lakin şüphe çekmemesi için daha önce ustasında bir Canlı Ruh Savaşçısının nasıl geliştiğini ve ilerlediğini dinlemiş buna göre bir özet hazırlamıştı.

Bildiğine göre Canlı Ruh sahipleri kolay tespit edilebilmelerine rağmen Ruhlarına evrim geçirip bir savaşçı olmaları için uzun süreli meditasyonlara girmeleri gerektiğiydi. Bu sayede ruhlarıyla irtibatta kalıp yönlendirmeye çalışırlardı. Bu onun “işte böyle yaptım!” diyemeyeceği bir gelişme şekliydi.

            Bu yüzden iblis ona bazı ender durumlarda Canlı Ruh evriminin kendiliğinden oluştuğu da anlatmıştı. İşte bu tamda anlatabileceği bir açıktı. Hoş böyle bir şeyin gerçekleşmesi için Canlı Ruh adayının muazzam saf bir ruh gücüne ihtiyacı vardı. Ancak bu şekilde Ruh kendi kendine evrim geçirebilirdi.

            Karen, anlattığı özeti dahi bir türlü sonlandıramamıştı. Çünkü Jun, Karen’den açıkça daha fazla heyecanlanmış ve çığlıklarla karışık kükrüyor enteresan tepkiler veriyordu. Buna rağmen Karen bıkmadan anlatmaya ve onun heyecanına eşlik etmeye devam etti. Bıkamazdı çünkü Jun, hayalinin gerçekleşmiş olmasına Karen’den daha çok sevinmişti. İşte bu, birbirlerine ne kadar yakın olduklarını Karen’e hatırlatıyordu. 

            Bir süre sonra hikâye bitmiş ve Jun heyecandan kızarmıştı. Uzun bir soru yağmuruna başladı. Karen ise artık cevap yetiştiremez vaziyetteydi.

            “Hah.. Hah. Biraz bekle.. Soluklanmama izin ver..!” Yerinde duramayan Jun tuhaf soruların yanında sürekli hareket ediyordu. Karen’in her hücresini yeniden keşfedermiş gibi etrafında dolaşmaktan yorulmuştu.

            “Hahaha! Manyak gibisin biraz sakin ol.” Diye takıldı Karen.

            “Dostum bu.. bu şey muhteşem.. Heheh! Gökler hatasını anlamış olsa gerek. Tabi ki! Senin gibi bir adamı güçsüz bırakmak ne saçma bir kader olabilir ki! İnanılır gibi değildi.”

            “Tamam, tamam abartma. Daha bizimkilerin bile haberi yok bana biraz müsaade et. Bugün biraz tuhaf geçecek.”

            “Deli misin sen? Peşini bırakmayı düşünmüyorum. Hem daha gücünü görmüş değilim. Buraya gel, bana bir yumruk at. Ne kadar güçlenmişsin görelim!”

            “Hahaha! Asıl deli sensin. Jun şakayı bırak sakat kalacaksın!” Karen muzipçe gülümsedi.

            Jun bu yorumdan sonra kararsız görünse de göğsünü şişirip gardını aldı. “Beni küçümseyebileceğini mi sanıyorsun hah! Gel ve göster bana.”

            “Tamam, tamam sen istedin. Hımm. Gücümün yüzde yirmisini kullanarak başlamama izin ver.”

            Jun, Karen’in sözleri karşısında kaşlarını çattı fakat söylenmedi. Hala kararsız görünüyordu lakin gözlerinin içinde rekabet ateşi yanıyordu.

            Karen içsel kuvvetinin çok az bir kısmını eline yönlendirip hafif sert bir yumruğu hızla Jun’un göğsüne yöneltti.

            Jun, darbenin gelişini görmüş ve sezgileri alarma geçmişti. Açıkça gelen yumruk normal görünüyordu lakin eşsiz bir baskı ve tehdit hissediyordu. Kaçınmak yerine tüm gücünü kullanıp iki elinin avuç içiyle yumruğu durdurmaya karar vermesi sadece bir an sürdü.

            Karen’in pasif bir güç taşıyan yumruğu Jun’un elleriyle buluştu. Sadece bir saniye sonra Jun, koca bir kayayı durdurmaya çalışmış gibi geriye savruldu. Hızla yere yapışan bedeni darbenin etkisiyle takla atarak bir kez daha savruldu.

            Jun sırt üstü yerde yatarken gökyüzüne dönmüş bakışları korku ve şokla doluydu. Tek bir yumruk!!

Sadece tek bir yumrukla en azında beş metre savrulmuştu ve ellerini hissetmiyordu. Bu ne saçma bir güçtü böyle? Jun, Karen ile arkadaş olduklarına şükretti. Eğer aralarında düşmanlık olsaydı başına neler gelirdi diye düşünmeden edemedi.

Daha önce eğitmeni Kaçık Eryun’dan bile böyle bir darbe yememişti. Bir an sonra düşünceleri bölündü. Çünkü Karen yanına ulaşmıştı ve endişeyle ona bakıp kalkmasına yardım etti. Jun, Karen’in ona olan endişe karşısında minnettar hissediyordu.

Her zaman sosyal konularda yetersiz olmasına rağmen böyle bir arkadaş edindiği için kendisiyle gurur duymadan da edemedi. Düşünceleri suratına samimi bir gülümseme kazandırmıştı.

            “İyi olduğuna emin misin?” Karen sordu.

            “İyiyim dedim ya! Gerçi az daha bir yumrukla ölecek olmam dışında hiçbir sorunum yok.. Hehehe!”

            “Seni uyarmıştım.”

            “Kes sesini, önümüzdeki sene içinde ben de bir ruhla sözleşme yapacağım o zaman tekrar görüşeceğiz. Bu yumruğun karşılığını alacaksın. Karen Şanslı Senka!”

            “Şanslı mı? Heybetli diyecektin herhalde?”

            “Hadi oradan kıçımın heybetlisi!”

            “Hahaha!”

            İkilinin karşılıklı atışmaları ve kahkahalarının yarattığı gürültü yüzünden Karen’in annesi Nein dışarı çıkmıştı bile.

            “Karen hala burada ne yapıyorsun? Babanın seni beklediğini unuttun mu?”

            Bahçe kapısından dışarı çıkan kadın ikilinin neşesini görünce sakince gülümsedi. Gelişigüzel bakışları Karen’in üzerine gezindikten sonra ifadesi hafifçe değişti. Artık ne gördüğünden emin olamayan birinin bakışlarına sahipti ve kaşları kalkmıştı.

            Karen, annesinin geldiğini konuşmadan önce hissetmiş gibiydi. Annesi onu azarlarken dönüp baktı. Karen’in bakışlarına da şaşkınlık hâkimdi. Çünkü bir savaşçı olduktan sonra ilk kez bir ruh kullanıcısıyla karşılaşmıştı ve bu kişi annesinden başkası değildi. Açıkça onun ruh gücünü ve boyutunu hissedebiliyordu. Asıl şaşırdığı kısım annesinden daha güçlü olduğunu hissetmesiydi. Bu şaşkınlık anında annesiyle bakışları buluştu.

            Henüz açıklama fırsatı bulamamışken aynı durumu annesinin de yaşadığını fark etti. Ve açıkça annesi şoka uğramış gibi donakalmıştı. Etrafa yaydığı aurasının bile karmaşa içinde olduğunu hissedebiliyordu. Bu yeni gözlem gücü onu heyecanlandırmış olsa da düşüncelerini hemen defetti. Şimdiki önceliği bu konu değildi.

            Tuhaf sessizliği yırtıp atan heyecanlı Jun’un sesi oldu. “Nein teyze! Karen savaşçı olmayı başarmış! Bu inanılmaz değil mi! Bende ilk duyduğumda çok şaşırdım. Evet, bu.. Bir saniye. Nein teyze sen iyi misin?” Jun heyecanlı bir patavatsızlıkla anlatmaya koyulmuşken Nein tuhaf bir şekilde donmuş gibiydi. Bu yüzden endişelenmişti.

            “Seni gerizekalı bu şekilde söylenir mi hiç?” Karen sitemkâr olmanın gereksiz olduğunu biliyordu. Sonuçta annesi hemen durumu kavramış gibiydi lakin yine de Jun’un saçma hareketlerine söylenmeden duramazdı.

  ------

            Geçen yarım saat, hikâye tekrar anlatıldı. Bu sefer Jun’da olaya dâhil olmuştu ve yine hikâye bir türlü bitmek bilmedi. Bunun yanı sıra annesi de işleri zorlaştırıyordu. Bazen ağlamaklı oluyor, bazense heyecandan göklere şükürler ediyordu. Arada birde sıkıca Karen’e sarılıyor sessizleşiyordu.

Ve soru sorduğu zaman Jun’a göre daha mantıklı şeylere değiniyordu. Karen ise aslında bu durumdan pek memnun değildi çünkü sürekli yalan söylemek zorunda kalmıştı. Birkaç kez en azından ailesine durumun özünü anlatmak istemişse de İblis Duhan kati bir dille bunu reddetmişti.

Aslında rahatladığı ve anlattığı hikâyenin daha kolay olmasını sağlayan bir durum gelişmişti. Bu da beklenmedik şekilde annesinin Canlı Ruh olayını biliyor oluşuydu. Ve buna çok daha fazla şaşırmıştı.

            “Oğlumun bir Youren olabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Tanrım sana şükürler olsun!” Dedi Nein.

            Yine de ustasının anlattıklarının yanında annesinin bilgisi oldukça kısıtlıydı.

            “Bunun ne kadar değerli olduğunu biliyor musun Karen? Her Youren, Toun’lar arasındaki dahi sayılabilecek savaşçılar kadar hatta çok daha hızlı gelişirler! Ah, bu aslında pekte iyi bir haber sayılmaz…”

            Jun bir yerden sonra konuşmalara dâhil olmayı kesmişti. Doğrusu ne kadar istese de herkes onun anlamadığı bir dilde konuşuyor gibiydi ve kafası karışmış bir şekilde ilgiyle neler döndüğünü anlamaktan vazgeçmişti. Öylece izliyordu.

Karen ise annesinin son sözlerindeki endişeyi görünce kaşlarını kaldırdı. “Anne, ne demek istiyorsun?”

Kadın derin bir nefes verdi. “Youren’lerin çok hızlı geliştiğini çok önceleri duymuştum fakat bunun için olmazsa olmaz üstün tekniklere ihtiyaçları varmış. Böyle şeylerin şehir lordunun hazinesinde bile olduğunu sanmıyorum.”

“Merak etme anne. Bunu çoktan biliyorum zaten. Ve burada bulamayacağımın da farkındayım.”

Kadın oğlunun neden bahsettiğini anlamış gibi öylece oğluna baktı. Biraz sonra konuşmaya başladı. “Gitmek istiyorsun, anlıyorum. Krallıklardaki okullarda muhtemelen böyle imkânlar vardır. Ama onlara girmek oldukça zor diye duydum. Neyse, şimdilik acelesi yok. Hemen içeri geçin beni bekleyin.”

“Nereye gideceksin?”

“Tabi ki babanı bulmaya! O gelince neler yapacağımıza karar veririz.”

Karen, cevap vermesini bile beklemeyen annesinin evden bir hırka alıp ayrılışını izledi. Ne kadar hızlı davrandığını gören Karen gülse mi ağlasa mı bilemedi.

“Ciddi ciddi, gidecekmiş gibi görünmüyorsun.” Karen, Jun’a baktı. Heyecanlı ve karası karışmış bir şekilde dikilen halini görünce kahkahasını tutamadı.

“Neyse hadi gel, sanırım kurabiye ikram edebilirim.”

“Oo! Ev yapımı kurabiye mi? Şimdi benimle aynı dili konuşuyorsun işte! Hehehe!”

Geçen sürede Jun’un ağzı bir saniye boş durmamıştı. Karen ise konuşmakla yemek arasında gidip gelen Jun’un isteksizce izlemekle yetiniyordu. Görüntü karşısında iştahını kaybetmiş gibiydi. Kısa bir soru cevap çilesinin ardından dışarıdan gelen aceleci ayak sesleri duyuldu. Gelenleri tahmin etmek zor değildi.

Jun ve Karen ikilisi ayaklanmaya fırsat bulamadan Anne ve Babası yanlarında iki kişiyle birlikte bahçe kapısından içeri dalmışlardı.

Afron oğluna bakarken istemsizce seslendi. “Karen!”

Karen babasına dönüp hafif bir gülümsemeyle cevap verdi. “Baba.”

Orta yaşlı adam hiç konuşmadan bir süre sadece baktı. Bakışlarında birden fazla duygu parlıyordu. Gurur ve inanamazlık en başlıca olanlardı. İkili bir süre birbirine baktıktan sonra Karen boğazının düğümlendiğini hissetti.

Kaç yıl geçmişti? Babası böylesine heyecanlı ve duygusal görünmeyeli kaç yıl geçmişti. Karen babasının neler hissettiğini az çok tahmin edebiliyordu. Bunlar ona olan inancından doğan duygulardı ve Karen ruhunun derinlerinden gelen sevinci hissediyordu.

Önündeki sert ve disiplinli ordu komutanı sanki birkaç yıl yaşlanmış gibiydi. Gözlerinin yaşarmak üzere olduğunu ona bakan yabancı biri bile anlayabilirdi. Karen sessizliğin tuhaf hissinden sıyrılıp yavaşça babasına yaklaştı. Aralarında sadece bir adım mesafe kala durdu. Başı dik ve bakışları gururluydu.

Fısıltı benzeri ağzından çıkan kelimeler şöyleydi. “Baba, seni hayal kırıklığına uğratmadım. Oğlun sana layık bir adam olmaya devam edecek.”

Afron’un gözlerinde biriken yaşlar daha fazla yerinde duramayıp dökülmeye başladı. Lakin yüz ifadesi Karen’den daha büyük bir gururu yansıtıyordu. Cevap verme gereği duymadı hızla kollarını açıp oğlunu bağrına bastı.

Karen’de ona sarıldı. İkisi de aşırı duygularını kollarına aktarmış gibi izleyenleri korkutacak kadar güçle birbirlerine dolamışlardı. Annesinin hafif hıçkırıkları haricinde sessiz olan ortam Afron’un içten gelen kahkahası eşliğinde canlandı.

“Şu güce bakın! Heheh! Kemiklerim kırılmak üzere yeter artık.” Afron, sırtını sıvazlarken kulaklarına kadar sırıtıyordu.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15642 Üye Sayısı
  • 514 Seri Sayısı
  • 21147 Bölüm Sayısı


creator
manga tr