“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

KAREN - Bölüm 12 - Kadim Ruhun Mirasçısı


            İblis, Karen’e dikkatli bir şekilde baktıktan sonra okyanusa dönüp sesli bir şekilde iç çekti.

            “İşte bu ise en nadir olanı, Kadim Miras Ruh Sarayı’dır.”

            İblis, Karen’in anlamsız bir heyecanla boş boş bakan gözlerini görünce açıklamaya başladı. “Kadim Miras, benim bile daha önce karşılaşmadığım bir güçtür. Şahsıma göre bu sadece bir efsaneydi. Hala bunun gerçek olup olmadığından emin değilim lakin işittiklerime göre doğru olmalı. Kadim Miras hakkında bildiklerim sınırlı ancak sana anlatayım. Kadim Miras’ın sadece kan bağıyla geçtiği rivayet edilir. Kullanıcılarına Miras Lordu deniyordu sanırım. Bu ruh oldukça eşsizdir. Kişinin kan bağını taşıdığı atalarından birinin Kadim Ölümsüz olması şarttır. Ölümsüz ataların olsa bile çok zor, lakin Kadim Ölümsüz bir atan varsa mümkün olabilir. Yine de bu, Kadim Ölümsüzün has soyundan gelsen bile sahip olacağın bir ruh değildir. Çünkü sana bahsettiğim Miras durumu yeryüzünün tekrar yaratıldığında geçerliydi. Şu anda ise neredeyse imkânsız olmalı. Eğer soyun bir Kadim Ölümsüze ulaşıyorsa bile aradan çok zaman geçti. Kanın ve Ruhun, defalarca farklı insanların araya karışması yüzünden eski saflığına sahip olmamalı. Benim zamanımda bile bu Mirasa sahip olan birini hiç duymamıştım. Senin Ruh Saray’ını görünce şaşırmamın nedeni de bu. Bu konuyla ilgili onlarca efsane duydum. Aklıma gelenler arasında en mantıklı hikâye bundan ibaret.”

            “Peki, bu.. Bu nasıl mümkün olabiliyor? Bunun gerçekten Kadim Miras olduğundan emin misin?”

            İblis keskin bakışlarıyla her şeyi görüyormuş gibi çevresini inceledi. “Miras durumunu kanıtlayabilecek değilim. Lakin gördüklerimden şüphe edecek de değilim. Bu gerçekten Kadim Miras Ruh Sarayı. Bu uçsuz bucaksız okyanus aslında senin atan olan Kadim Ölümsüz’ün Ruh Gücüdür. Yani aslında Miras aldığın şey gerçekte atanın ölmeden önce geride bıraktığı ruh gücünden başka bir şey değil. Bu ruh gücü, atanın soyundan gelen birine şans eseri ya da başka bir etken yüzünden miras olarak aktırılıyor. Nesilden nesle devam ediyor mu? Yoksa sen öldüğünde bu miras yok olacak mı emin değilim. Muhtemelen çocuklarına ya da senin soyundan gelenlere aktarılacaktır.”

            “Bunun için ölmem mi gerekiyor yani?”

            “Hahaha, beğenemedin mi? İşittiklerim bu yönde, yani öyle olmalı. Aslında biraz düşününce mantıklı geliyor! Sen yetersiz olduğundan falan bahsetmemiş miydin? Kim bilir belki de senin durumunu kontrol ettiklerinde son miras sahibi yaşıyordu. Hoş bu durumda kendi çocuklarına aktarılması gerekirdi.”

            İblis, devasa eliyle çenesini kaşırken teorilerini birbiri ardına sıralayıp duruyordu. Bazı fikirleri Karen’e de mantıklı gelmeye başlamıştı. Bunca bilgi yüzünden düşüncülere dalmıştı. Son durumdan sebep inanılmaz mutluydu ki, son miras sahibinin öldüğüne neredeyse sevinecekti.

            “Belki hiç çocuk sahibi olmamıştır?” diye belirtti Karen.

            “Mümkün, her neyse. Bildiklerimin geneli işe yaramaz ve gelişigüzel efsaneler, bunlarla aklını bulandırmaya gerek yok. Yine de bilmen gereken en önemli şey şu; Kadim Miras sahiplerinin en büyük avantajı hemen her ruhun özelliğini içinde barındırıyor olmasıymış.”

            “Anlamadım?”

            “Demem o ki, hiçbir kısıtlamaya tabii değillermiş. Benim gibi bir iblisle sözleşme yapmanın yanı sıra, canavar ruhları ve doğa ruhları ile de sözleşme yapabilirsin. Bu pekte önemli bir şey sayılmaz fakat asıl mesele tüm ruhları aynı anda kullanabiliyor oluşun! Hoş önce denemek lazım…”

            “Yok artık! Birden fazla ruhla sözleşme yapabilir miyim?” Karen bu bilgi karşısında iyice zıvanadan çıkmıştı. Bu Kadim Miras olayı tam bir açgözlülüğe neden oluyordu.

            “Sakin ol, birden fazla derken en fazla on ruhtan bahsediyorum. Yani her kıdemde yeni bir ruhla anlaşma yapabiliyor olman lazım. Bence bu sayı saçmalık olabilir tabii şu kaynağa baksana…”

            “On ruh! Bu akıl almaz! Nasıl sakin olacağımdan emin değilim… Hahaha!”

            “Bu kadar şaşırmana gerek yok evlat. Diğerleri için imkânsız olabilir çünkü onlar sadece tek bir ruh kaynağına sahipler. Bu ruh kaynağı hem kendi yaşam güçleridir hem de sözleşme yaptıkları ruhların besin kaynağıdır. Birden fazla ruhla anlaşma yaptıkları takdirde ruh kaynakları hızla tükenip kişiyi ölmekten beter edecektir. İşte senin böyle bir kısıtlaman yok. Miras aldığın şey sınırsız bir ruh kaynağı, böyle bir kaynakla hem uzun yaşar hem de birçok ruhu sorunsuz bir şekilde besleyebilirsin. Bu Tanrısal kaynakla değil On ruh, yüzlercesini bile beslerken sorun yaşamazsın. Hoş kapasiten gerçekten de sadece on ruh mu, bu kadarını bilmiyorum.”

            “Kulağa mantıklı geliyor. Bilmem gereken başka bir şey var mı?”

            İblis kısa bir süre daha düşündü ardından konuşmaya başladı. “Pek bir şey yok. Normalde, sözleşmeli ruhunun seviyesini yükseltmek için bir Ruh Yetişim Tekniğine ihtiyacın var lakin durum ortada benim yetişime ihtiyacım yok. Bu senin için büyük kolaylık olacak, bu sayede tüm zamanını kendi gücünü artırmak için kullanabilirsin.”

            “Gücümü senin sayende artırmayacak mıyım? Başka türlü nasıl gücüm yükselebilir ki?”

            Bu Karen’in bildiği basit bir gerçekti. Savaşçılar, bazı yetişim teknikleriyle sözleşmeli ruhlarının seviyelerinin yükselmesini sağlayarak güçlerine güç katabilirdi. Sonuçta tüm güçleri sözleşmeli ruhlarından geliyordu.

            “Ahmak velet, hala kendi bildiklerini doğru sanıyorsun! Söylediklerin sıradan çöpler için geçerli. Youren’ler ve doğal olarak Miras Lordları için durum çok farklı. Benim gibiler ruhlarının değil kendi fiziksel güçlerini artırmak için çabalar ancak bu sayede ruh canavarlarımız daha da çok güçlenebilir. Yani ruhum güçlenmeden ruh canavarımın gelişmesi mümkün değil, biz aynı ruhtan güç alıyoruz. Kadim Miras için ise hemen hemen durum yine bu şekilde olmalı. Yine de sen en şanslı piçlerden birisin..”

            “Hey, hey ağzını bozmasan diyorum! Lütfen düzgünce anlat şunu!”

            “Hahaha, küçük beyimiz hemen sinirleniyor. Ufak iblis seni! hehe!”

            “Dalga geçmeyi bırakacak mısın?” Karen, iblisin birkaç dakikada bir haylazca ona takılmasından usanmıştı. -Nasıl ihtiyar bir iblisin böyle saçma sapan bir mizacı olabilir? Görünüşü ve hareketleri tamamen tutarsız..- Karen gizlice iç çekip sessizce yakınıyordu.

            “Tamam, tamam. Dediğim gibi sen bizim gibilerden daha şanslısın, bizler gücümüzü artırmak için ruhumuzun özünü kullanarak bu özü vücudumuza aktaracak teknikleri kullanırız. Bu sayede gücümüz hızla gelişebilir. Senin içinde aynı şey geçerli elbette, senin tek ve en önemli farkın kullanabileceğin böyle bir kaynağa sahip olmandır.”

            Bir süre daha İblis durumu anlatmaya devam etti. Karen’in ufku iblisin anlattıklarıyla genişlemeye devam ediyordu. Sonuçta öğrendikleri karşısında ister istemez nefes nefese kalmıştı. Çünkü gücünün sınırı yoktu. Eğer ölmezse gücü sürekli artacaktı. Öğrendiklerini zihninde gözden geçirdi.

            Toun savaşçıları, sadece sözleşmeli ruhlarının seviyelerini artırmak için teknikler kullanıyordu. Ruhları güçlendikçe onun gücünü kullanan savaşçılarda aynı şekilde güçleniyordu. Lakin fiziksel yetenekleri ruhlarını kullanmadıkları sürece sıradan insanlardan farksızdı.

            Youren savaşçıları ise tersine kendi ruhlarını ve fiziksel güçlerini yükseltecek teknikler kullanıyordu. Bu sayede hem kendileri hem de ruhları güçleniyordu. Eğer karşılaştırmamız gerekiyorsa aynı seviyede Toun savaşçısı ve Youren savaşçısı arasında ki bir müsabakada kazanan kişi rahat bir üstünlükle Youren olurdu. Çünkü onların vücudu, seviyesi kadar mutlak bir güce sahip olmasının yanı sıra Toun’ların kullandığı silah ve diğer materyallere oranla Youren’ler çok daha güçlü olan ruh nesneleri veya ruh canavarından destek alarak savaşabiliyordu. Yani durum tamamen adaletsiz bir şekilde 2’ye 1 sayılabilirdi.

            Kadim Miras sahiplerinin durumu Youren savaşçısıyla hemen hemen aynıydı. Tek fark, onlar kendi ruh özlerini yavaş yavaş zamanla kullanarak gelişebiliyordu. Bir kerede tüketmeleri söz konusu bile olamazdı. Bunun sonucu istisnasız ölümdü. Özleri tükenmeden yenilenene kadar beklemeleri gerekiyordu. Kadim Miras sahipleri ise bu özü direk sınırsız miraslarından çekebiliyordu. Yani yetişimleri sınırsızdı. Ayrıca her seviyede fazladan bir ruhla anlaşma yapabilme gibi bir ihtimalleri söz konusuydu. Sahip oldukları bu ruhların gelişimi de inanılmaz hızlı gerçekleşeceği aşikârdı. Sonuçta onlarında sınırsız bir besin kaynakları vardı. Ve en iyi kısmı da Kadim Miras’lar tüm ruhlarını Canlı Ruh savaşçıları yani Youren’ler gibi yanlarına çağırabiliyordu. Bu mükemmel bir savaş potansiyeli demekti! İşin tek kötü yanıysa Karen’in sahip olduğu ruhlar ne kadar güçlü olursa olsun kullanabilecekleri güç Karen’in seviyesi kadar olacaktı. Aksi takdirde bu onun ruhuna muazzam bir yük binmesine ve daha ileri gidilirse geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurmasına neden olacaktı.

            Karen, onca bilgiden sonra birçok şey düşünmüştü. Zamanla ne kadar güçlenebileceğini hayal bile edemiyordu. Sonunda heyecanını bastırmıştı. Hayali gerçek olması yetmezmiş gibi sonsuz bir potansiyele sahipti. Gökler ona bir şans vermişti ve Karen içten içe bu şansı sonuna kadar kullanmaya yemin etmişti. Böyle bir şans neticesinde arkasına yaslanacak hali yoktu. Sonuna kadar gidecek hayal bile edemeyeceği bir güce ulaşmak için elinden geleni yapacaktı. Şimdiye kadar ki çaresizliğini hiçbir zaman unutması mümkün değildi. Bunlar kendi kendine verdiği sözlerdi.

            “Ben hazırım!” Karen keskin bir tonda konuşarak İblis’in lafını böldü.

            İblis meraklı bakışlarla yanındaki çocuğa döndü. Bugün başına gelenler hem onun geleceğini hem de çocuğun geleceğini değiştirmiş gibiydi. Onlarca yıl düşünmesine rağmen kendini böyle bir durumda bulacağı aklının ucundan geçmemişti. Kadim bir iblis, arsız bir velet ve bu veledin sonu olmayan potansiyeliyle gelecek tamamen tahmin edilemezdi. Ayrıca iblis, bu çocuğu sevmişti. Kaderin önüne getirdiklerini kabullenecekti. Ve bu durum onun için eşi bulunmaz bir fırsattı. Bu çocuk sayesinde fiziksel olarak dış dünyada gezinebilirdi. Bu sayede zamanı geldiğinde intikamını kendi elleriyle alabilecekti.

            “Pekâlâ, ne yapman gerektiğini biliyor musun?”

            “Evet, burada yapabilir miyim?”

            “Hehe, daha kolay olacak.”

            “O halde, değerli ismini benimle paylaşmanı rica ediyorum.”

            Karen saygılı bir dille konuştu. Sözleşme konusunda en değerli konu, ruhun kabul ettiği kişiye ismini vermesiydi. Karen aralarındaki yakınlaşmaya rağmen durumun öneminden sebep saygılı olmayı uygun gördü.

            “Evlat, bendeniz Kan İblisi olarak nam salmış bir savaş şeytanıyım. Gücüm göklere değene değin savaşacağıma ve boyun eğmeyeceğime yemin ettim. Hiçbir şart altında yeminimden dönmedim. Sonunda ölümü dahi tattım. Bu ruhani bedenim artık yeminimden azat olmuş sayılır ve bundan sebep bu gün gururlu şahsım sana boyun eğecek. Senden, nasıl yaşadıysam öyle yaşamanı istiyorum. Hiç kimseye boyun eğmeyeceksin, kaçmayacaksın. Kazanamayacaksan savaşma, savaşacaksan zaferi elde edene kadar pes etme! Düşmanı ölmeden yere yığılmak bir savaşçı için haysiyetsizlikten başka bir şey değildir!” İblis’in her kelimesinde anlaşılmaz bir heybet yükseliyordu. Öyle ki tüm mekân iblis’in vahşi sesiyle yıkanıyordu. Karen kanının kaynadığını hissetti. Şaşkınca İblisi dinliyor, her kelimesinde göğsü yükseliyordu. Nereden geldiğini bilmediği bir savaş azmi kanına akın ediyordu.

            “Bundan sonra kılıcın benim. Sözlerimi tutarsan, tüm düşmanların benim de düşmanlarımdır ve sana yemin ederim ki, düşmanlarımızın kanı dökülmeden ne pas tutarım ne de keskinliğimden ödün veririm. Bunu böyle bil! Eğer sözlerimi tutmazsan bu kılıcın ilk keseceği şey senin ruhun olacaktır. Öleceğimi bilsem dahi asla bir korkakla omuz omuza savaşmayacağım!”

            Karen, İblis’in hükmeden bakışlarına karşı direnmekte zorluk çekse de sonunda derin bir nefes verip belini doğrulttu. Başını dikip İblise baktı.

            “Ben Karen Senka, sözlerini tutacağıma sana söz veriyorum. Eğer seni hayal kırıklığına uğratırsam gökler ruhumu lanet bataklığında boğsun. Ruhumdan geriye bir şey kalmasın!”

            İblis, Karen’in sözlerini duyduğunda tatminkâr şekilde gülümsedi. “O halde seni onaylıyorum Karen Senka. Bendeniz Kavr Zaun’un kadim ismi, Duhan Un Ava’dır. Aklına kazı!”

            Karen iblise karşı hafifçe başını eğdi. İblis elinden uzanan bir ipliksi ruh gücünü Karen’e doğru yolladı. Karen de aynı hareketi yaparak ruhlarının bir araya gelmesini sağladı. İki kızıl iplik birbirleriyle temasa geçince birleşip siyaha yakın bir kızıllıkla parladı. Yavaşça birleşerek dönmeye başladı. İlk adım tamamlanmıştı.

            Bunun ardından Karen ezberinden sözleşmenin kadim dildeki mantrasını okumaya başladı. Bu mantra iki cümlelik kısa bir diziydi ve ikinci adımdı.

            Hemen ardında Karen sonunda derin bir nefes verip son cümleyi kurdu. “Başından, sonuna kadar. Doğum ikimiz içinde farklıydı lakin ölüm ikimiz içinde aynı olacak. Duhan Un Ava, seni kabul ediyorum.” Karen cümlesini tamamladıktan sonra birleşen iplikler hızla dönerek gittikçe büyüyen bir girdap yaratmaya başladı. Karen’in ve İblis Duhan’ın tüm içsel kuvvetleri hızla çekilerek girdap tarafından özümsendi. Kısa bir süre sonra Karen halsiz hissetmeye başlamıştı. Girdap devasa boyutlara ulaşmış olmasına rağmen herhangi fiziksel bir etkiye sahip değildi. Birkaç dakikanın ardından onlarca metrelik koyu kızıl girdap sonunda emmeyi bırakarak yavaşladı.

            Girdabın boyutu hızla küçülerek avuç içi boyutlarında parlak siyah ve kızıl renklerini taşıyan ve rayihalı bir koku yayan küçük bir topa döndü. Ve bu top hoş kokusuyla birlikte hızla Karen’in alnına uçup engele rastlamadan kafasının içine girdi. Karen bu ruhani topun muazzam bir güç taşıdığını hissedebiliyordu. Bu güç kafasından başlayarak tüm vücuduna hız yayıldı. Coşkulu bir nehir gibi bedeninin her bir zerresine süratle yayılıp her hücresiyle birleşmeye başladı. Karen, bilinçsiz bir duruma düşmüş gibi gözlerini kapatmıştı. Hafif aralıklar bedeninin titremesine engel olamıyordu. Muazzam bir güç taşıyan içsel kuvvet onunkiyle bir olmuştu ve tüm bedenine zorla işleniyor gibiydi. Yarım saat süren bu tuhaf deneyimin ardından Karen gözlerini açtı.

            Şaşkınlıkla gözlerini kırptı çünkü artık Ruh Sarayında değildi. Ormana geri dönmüş vaziyetteydi ve gelişigüzel yerde uzanıyordu.

            Çattt!

            Ansızın gelen ses Karen’in dikkatini çekti. Ses iki gündür tuhaf olaylar geçirdiği taştan gelmişti. Ve artık taş iki parçaydı. Üzerindeki mühürden geriye iz kalmamıştı. Karen anında anlamıştı. Taş artık sıradandı. İçinde ne bir boyut vardı ne de bir iblis…

            Dikkatini tekrar topladı çünkü artık eski halinden eser yoktu. Adeta değişmeyen tek bir zerresi yokmuş gibiydi. Fiziksel gücünün katlanarak arttığını hissedebiliyordu. Keskin gözleri sınır tanımıyor, yakın ve uzağı net bir şekilde görebiliyordu. Kulakları her bir sesi atlamadan aktarıyor, ruhu bile çevresini hissedebiliyordu. İçinde muazzam bir enerjinin yattığını çok iyi biliyordu. Hiç duraksamadan tüm gücünün dışarı akmasına izin verdi.

            Ruhunun derinliklerinden, engeli kalkmış coşkulu bir nehir suyunu andıran ruh gücü akın ederek dış dünyaya fırladı. Karen’in gücüyle daha da yükselen ve kükremeyi andıran kahkahası boş ormanda yankılandı. Bu onu tarifi mümkün olmayan mutluluğu yaşatmıştı.

Civardaki tüm hayvanlar ise ruh gücünün aurasının hissedince bölgeden kaçmaya başladılar.

            Karen bakışlarını gökyüzünden çevresine çevirdi. Kollarını açtı ve keyifle kendini inceledi. Gücü biraz öncesine göre daha da artmıştı. Duyuları ve içsel kuvveti de adeta sınır tanımıyordu. Vücudundan ayrılan ruh gücü bedenini merkez alarak güçlü bir rüzgâr oluşmasına neden oluyordu. Küçük taş ve ağaç parçaları etrafa savruluyordu.

            Ormanın orta yerinde neşesine hâkim olamayan çocuk yavaşça sakinleşti. Çevreye yayılan enerji patlamaları sonunda duruldu ve Karen eski haline geri döndü. Henüz gücünü devreden çıkarmamış olsa da sakinleşmesi gücün gereksiz dağılımının önüne geçiyordu.

            Karen’in kendi kendine eğlendiği kısa bir sürenin ardından zihninin derinliklerinden gelen tanıdık bir kahkaha duyuldu.

            “Pek heyecanlısın. Hehehe!”

            Karen hafifçe kızarmasına rağmen hala keyifliydi. “Bu anı uzun zamandır bekliyordum, kendimi tutamadım.” cevap verdikten sonra kaşlarını çattı. Dışarıdan bir şey düşünüyormuş gibiydi. Kısa bir sessizliğin ardında şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Vay canına! Duhan, Ruh Sarayımı hissedebiliyorum, hatta düşündüğüm an bile görebiliyorum. Seni de hissedebiliyorum. Bir dakika!” Karen tekrar kaşlarını çattı. Açıkça ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. “Sen… Sen şu an yüzüyor musun?”

            Zihninde boğuk bir ses yankılandı. “Ne var yani? Bu okyanus benim besin kaynağım ve gücümü tazelemekle meşgulüm. Farkındaysan şu an benim gücümü kullanıyorsun. Okyanusun içindeyken gücümü ne kadar tükettiğinin bir önemi yok hemen tazeleniyor, bu acayip manyakça! Hahaha!”

            Karen bu umursamazlık karşısında şaşkına dönmüştü. “Anladım anlamasına da neden ‘yüzmek’ yahu? Ruhumu havuz olarak kullanmak zorunda mısın? Bu çok saçma görünüyor.”

            “Velete bak! Nasıl istersem öyle kullanırım, seni cimri. Ayrıca sen önce kendi görünüşüne bak. Küçük korkunç iblis seni! Hahaha!”

            -Kendi görünüşüm mü? Küçük korkunç iblis?-  Karen duyduklarını düşünürken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

            “Görünüşüm de bir tuhaf-” Karen konuşmasının tam ortasında söyleyeceklerini yuttu. Biraz önce gayet normal olmasına rağmen şu an gerçekten tuhaf görünüyordu. Açıkta kalan kollarını ve görebildiği kadarıyla boyun kısmı, sarmaşığı andıran koyu kızıl renkte parmak kalınlığındaki çizgilerle kaplanmıştı. Sarmal şekilde uzanan birçok kızıl çizgi sivri bir uçla elleri üstünde son buluyordu. Bu çizgilerin İblis Duhan’ın siyah rütbelerine benzediğini düşünen Karen şaşırdı. Ardından hemen ne olduğunu anladı. Tabii ki gücünü kullandığı ruhun görüntüsüne biraz benzemesi normaldi. Bunları düşünen Karen bir anda korkuyla nefesini tuttu. Aklına gelen şey suratındaki kanın çekilmesine neden oldu. ‘Küçük korkunç iblis!’ Adeta tüm keyfi kaçmıştı.

            İsteksiz bir şekilde ellerini kafasına doğru kaldırdı. Yavaşça dokundu ardından şaşırdı. Biraz daha ellerini gezdirince rahatlamayla tuttuğu nefesini verdi. “Boynuzlarım çıkacak diye ödüm koptu!”

            Hemen İblis Duhan’ın sitemkâr sesi duyuldu. “Terbiyesiz velet! Boynuz dediğin şey bir görkemdir! Şandır! Gücünü gösteren kanıttır. Boynuzların çıktığında onları gururla sergilemelisin! Bu ne saçma isteksizliktir böyle.”

            “Çıktığında derken? Boynuzlarım çıkmayacak değil mi?”

            “Haha! Tabi ki çıkacak! Benim gücüme ne kadar yaklaşırsan görünümün bana bir o kadar benzeyecek.”

            “Hay, lanet!”

            “Terbiyeni takın, ukala!”

            “Hahaha! Tamam, kızma, zamanı geldiğinde boynuzları sorun etmeyeceğim merak etme. Ee, dışarıdan nasıl görünüyorum?” Karen bunu merakla sormuştu.

            “Gel kendin bak.”

            “Nasıl geleceğim ki?”

            “Amatör seni… Gözlerini kapat ve burada olmayı düşün yeter, ruhunu yönlendir, kolay iş.”

            Karen ufak bir denemenin ardından Ruh Sarayında gözlerini açtı. İblis’in dediği kadar kolay olmasına hayret etti. İblis kısa bir süre Karen’i keyifle izledikten sonra elini boşluğa doğru savurdu. Hareketiyle Karen’in önünde havada aynamsı bir daire oluştu. Karen tüm vücudunun yansımasını görebiliyordu. İster istemez hayranlıkla bakakaldı. Vücudunu kapsayan kızıl dövmenin dört sivri ucu suratına kadar uzanmıştı. İkisi ağzının her iki yanına uzanıp son bulmuştu. Diğer ikisi ise şakaklarına kadar uzanıyordu. Ve gözleri artık siyah değildi. Parlak kızıl gözleri, neredeyse ikiye ayrılmış gibi görünmelerine neden olan siyah çizgi şeklinde gözbebeklerine sahiplerdi. Bu gözler İblis Duhan’ın gözlerine çok benziyor olsa da onun gibi keskin ve ürkütücü bakmıyorlardı. Açıkça şaşkındılar. Aslında Karen bunları oldukça normal karşılaşmıştı. Onun şaşkınlığının asıl nedeni, alnındaki altın renkli ışık saçan parlak dövmeydi. Alnının tam ortasında, kaşlarının ortasını işaret eden sade görünümlü fakat detayları belirgin serçe parmağının uzunluğunda bir kılıç görüntüsü vardı. Ve bu kılıcın iki yanında birbirlerine dolanan üç ayrı, ip kalınlığındaki yine altın renginde çizgiler vardı. Bu çizgileri kafasının etrafını dolanarak kılıçla birlikti ihtişamlı bir taç izlenimi veriyordu.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 919

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 684

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 662

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16670 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr