"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

KAREN - Bölüm 11 - Her mucize, bir hayalin gerçekleşmesidir...


            Önündeki yaratığa bir süre baktıktan sonra nefesini düzenlemesi gerekti. Sakinleştikten sonra hafifçe öksürdü.

            “Ne söylemem gerektiğinden emin değilim. Hımm, tanıştığıma memnun oldum.” Karen zoraki bir gülümsemeyle konuştu. Gerçekte karşısında olmasa da bir şekilde ruhani görüntüsüne büründüğü bedeniyle karanlık boyuttaydı ve saygısını göstermek için hafifçe kafasını eğdi.

İblis geniş bir kahkaha patlattıktan sonra konuştu. “Güzel, gerçekten korktuğunu şimdi fark ettim. Yine de ufak adam, şahsım seninle tanışmış olmaktan memnundur.”

            Karen, gözlerini kıstı. Tekrar bakışlarını iblise çevirdiğinde kararlı görünüyordu. “Tamam, sana inanıyorum sanırım. Benden istediğin nedir?”

            İblis gülümsemesini koruyor olsa da bakışlarına düşen ciddiyet hissedilecek düzeydeydi. Kısa bir sürenin ardından sessizliğini bozdu. “Pekâlâ, son savaşım sırasında düşmanlarımın pek çoğunu katlettim. Lakin hayatta kalan bir kaç düzine kadarı beni mühürlemeyi başardı. Sadık askerlerim sayesinde mührü ellerine geçiremediler. Bu kadarını biliyorum, lakin tahminime göre adamlarım mührün yerini bilseler de teslim alabilecek kadar yaşayamamış olsalar gerek. Her neyse, bu boyut kanlı canlı bir vücudun dayanamayacağı bir baskı uyguluyor. Eğer bir nedenim olmasaydı kısa süre içerisinde gerçekten ölmüş olurdum. Hoş aslında sadece 400 yıl dayanabildim. Bir bakıma ölmüş sayılırım. Her şekilde sonuçta buradayız işte…

Mührün bu kadar güçlü olmasına sevineceğim aklımın ucundan geçmezdi. Çünkü bu sayede ruhum bile kapana kısılmış vaziyette. Yani anlayacağın mühür sayesinde ruhum varlığını sürdürebiliyor. Dışarı çıktığım sürece dağılıp yok olacağım.

            Durum sadece savaşı kaybetmek olsaydı, bu aşağılamayı yaşayacağıma gururla ölmeyi yeğlerdim. Lakin o piç herifler evlatlığımı esir aldılar. Zaten bu sayede beni durdurabildiler. Ardından müzakere adı altında tuzağa düşürüldüm ve mühre hapsedildim.”

            İblis’in hikâyesini dinlerken Karen ister istemez öfkeye kapılmıştı. İblis’in gözlerinde birçok duygu geçip duruyordu. Ve bunların en baskını hüzün ve nefretti. Hangi tarafın haklı olduğunu bilmese de bir çocuğun yakalanıp koz olarak kullanılması onda tiksinti uyandırmıştı.

            “Neyse ne, bunlar eski meseleler fakat yine de bilmek istersin diye düşündüm. Bu yüzden ölmeyi kabullenemem. İntikamı mı kendi ellerimle alamayacağım gibi görünüyor.” İblis çaresiz bir gülümsemeyle yarı saydam bedenini gösterdi. Ardından gözlerindeki keskinlik tekrar parladı. “Yine de ona ne olduğunu bilmem gerekiyor. Ancak bunu öğrenirsem rahatlayabilirim. Bu yüzden seninle anlaşma yapmak istiyorum.”

            Karen, iblise karşı bir sempati duysa da henüz ne istediğini kavrayabilmiş değildi. Biraz düşündükten sonra, -Acaba taşı bir tanıdığına mı götürmemi isteyecek? Tanıdıklarından hayatta kalan var mıdır ki? Onu Araf’a götürmemi istemez umarım. Her neyse yapabileceğim bir şeyse yaparım yoksa boş yere hayatımı tehlikeye atmama gerek yok sanırım.- Karen düşüncelerini sıraladıktan sonra iblise baktı.

            “Eğer elimden gelecek bir şeyse yardımcı olacağım. Lakin hayatımı tehlikeye atmayı düşünmüyorum.”

            İblis, Karen’in açık sözlülüğüne hafifçe gülümsedi. “Pekâlâ, seninle sözleşme yapmak istiyorum. Bu sayede bu lanet yerden sağ salim kurtulabilirim.”

-------

            İblis çocuğun cevabını beklemesine rağmen çocuk ifadesiz bir suratla ona bakmaya başladı. Çocuğun bu teklifi kabul edeceğini düşünüyordu. Her ne kadar bu önemli bir karar olsa da her insan güçlü bir ruhla sözleşme yapmak isterdi. Ve fırsat çocuğun ayağına gelmişti. Çünkü iblisler diğer ruhlara oranla çok daha fazla fiziksel güce sahipti ve Kavr Zaun isimli bu iblis hemcinsleri arasında dehşet saçan bir figürdü. Çocuk bu iblisi tanımıyor olabilirdi fakat gücünün ne denli yüksek olduğunu fark etmiş olmalıydı. İblis’in aklını kurcalayan iki konu vardı. Belki bu nedenler yüzünden teklifini kabul etmeyebilirdi. Bu nedenlerin biri çocuğun diğer savaşçı türlerinden birini isteyebileceğiydi. Youren savaşçısı olmadığını anlayabiliyordu. Lakin hala Rouken veya Tyken gibi seçenekleri vardı ve onlardan birisi olmak istiyorsa bu sözleşmeden sonra hayaline elveda demeliydi. İkincisi ise çocuğun potansiyeli düşünülerse hemen her güçlü ruh onunla hiç çekinmeden sözleşme yapmak isteyebilirdi. İblis, bu çocuğun bulabileceği en güçlü ruh olduğunu düşünse de çocuk bunun farkında değildi.

Ayrıca eski gücünü tamamen kullanabilir miydi? Bu da ayrı bir konuydu. Sonuçta ruhani bir forma büründükten sonra zamanla gücü azalmaya başlamıştı. Hala muazzam bir güce sahip olmasına rağmen eskiye nazaran ne kadar gücü olduğunu hiç deneyememişti ve gücünün azaldığını az çok hissedebiliyordu.

            Kısa bir bakışmanın ardında beklenmedik bir tepki aldı. İlk defa çocuk kahkaha atmaya başlamıştı. Bu yüksek sesli kahkaha adeta İblis’in bir önceki hallerini anımsatmıştı. Çocuk katıla katıla gülüyordu ve İblis ne olduğunu anlamadan çocuğa bakakalmıştı.

            “Hey, velet! Bu kadar komik olan ne?! Sana güçsüz mü görünü-”

            Çocuk iblis’in lafını bölüp konuşmaya başladı. “Özür dilerim.” Nefesini toparlamak için birkaç nefes aldıktan sonra farklı bir anlam taşıyan hüzünlü bir gülümsemeyle devam etti. “Saygısızlık yapmak istemedim. Aslında teklifin beni memnun etti.”

            İblis öylece bakarken ne olduğunu hala anlamamıştı. Çocuğun tavrındaki değişikliği hissedebiliyordu. Bu yüzden temkinli konuştu. “O zaman neden kabul etmemişsin gibi hissediyorum?”

            “Doğrusu her zaman Rouken olmak istemiştim fakat bu bir hayalden başka bir şey değil. Araken olmayı hiç düşünmemiştim. Ve kaldı ki senin gibi güçlü bir ruhu ömrü boyunca arayıp bulamayan ne kadar çok savaşçı vardır kim bilir? Senin gibi bir ruhla sözleşme yapmayı onur sayarım. Fakat kader bana oyun oynamayı çok seviyor. Yapamayacağımı bile bile karşıma senin gibi bir ruhu çıkardı. Bu resmen sinir bozucu. Yani seni kabul etmiyor değilim kabul edemem. Benim Ruh Saray’ım ‘yetersiz’!”

            ------

            Karen, kırk yıl düşünse kendini böyle bir durumda bulacağını aklına getirmezdi. Bir insan ne kadar şansı ve şansızlığı bir arada bulabilirdi. Karşısına bir hazine çıkmıştı lakin uzanıp alamıyordu. Bu onun sinirlerini bozuyordu. Yine de elinden bir şey gelmiyordu. Çaresizce vazgeçmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.

            İblis’in şaşkın bakışları karşısında kendini daha da çaresiz hissetti. İblis’in bile böyle bir şeyi beklemediği belliydi. Uzun bir sessizliğin ardından iblis belli belirsiz bir tonla konuştu.

            “Çocuk, sen kendi ruhunun farkında değil misin?”

            Karen kaşlarını çatıp gözlerini iblise çevirdi.

            “Ne demeye çalışıyorsun?”

            “Hahaha! Farkında bile değilsin! Bu insanlar ahmak! Tam anlamıyla gerzekler! Hahaha! Çocuk, sana yetersiz olduğunu hangi ahmak söyledi. Bana ismini ver bende sana kafasını getireyim. Böyle bir ahmağın yaşamasına gerek yok.”

            İblis’in neşeli sesi bütün boşluğa yayılıyordu. Karen anlamsız bakışlarla iblise bakıyor ve nedenini bilmediği bir heyecanla olduğu yerde bekliyordu.

            “S… Sen.. Yani ben. Yetersiz değil miyim?” Titreyen bir sesle sordu Karen. Umutlanmak istemiyordu fakat heyecandan vücudu sallanmaya başlamıştı.

            “Ne yetersizi! Muazzam bir potansiyelin var. Başka biri olsa kesinlikle sözleşme yapmazdım. Çünkü tüm gücümü kullanmam mümkün olmazdı. Lakin senin Ruh Saray’ının ucu bucağı yok. Anlamıyor musun? Seninle birleşirsem tüm gücümü hatta daha fazlasını ortaya çıkarabilmek sadece zaman meselesi olacaktır. Böyle bir nedenim olmasa neden seninle sözleşme yapmak isteyeyim?”

            Karen, ne söyleyeceğini bilemiyordu. Hatta doğru düzgün düşünemiyordu. Bu gerçek miydi? Yoksa rüya mı görüyordu. Tanrı bilir buna benzer kaç rüya görmüştü!

            “Şu haline bak! Beş para etmez ahmaklar yüzünden inanmıyorsun bile! O halde buraya gel sana göstereyim. Kendi gözlerinle gör.”

            Karen heyecanla kıpırdandı. Hızlı adımlarla iblisin yanına gitti. Ne yapacağını bilmeyen bir çocuk gibi beklemeye başladı. İblis’in aurası hızla alana yayıldı. Bu karanlık boşlukta kırmızı bir ışık topuna benziyordu. İblis gözlerini kapattı. Karen’in tüm vücudunu sarabilecek devasa elini ileri uzattı. Parmaklarından biriyle genç adamın kafasına hafifçe dokundu.

            “Gözlerini kapat.” Karen iblisin dediğini yaptı. Biraz öncekine benzer bir içsel kuvvet hızla bedenine yayılıyor ve onu çevreliyordu. Tek farkı bu sefer saldırgan değildi. Hissettiği sıcaklık bahar esintisi gibiydi. Soğukluk ise ona ferahlık veriyordu. Karen hayranlıkla derin bir nefes alıp bıraktı.

            “Şimdi gözlerini aç.”

            -----

            Karen, yavaşça gözkapaklarını kaldırdı. Manzara değişikliği onu şaşırtmıştı. Biraz önceki dipsiz karanlık yok olmuştu ve şuan bambaşka bir yerdeydi. Parlak ışıklarla bezenmiş sert bir zemin üzerindeydi. Zemin saydamdı ve gökyüzünün renklerini yansıtıyordu. Her yer göz kamaştıran bir parlaklığa sahipti. Tam önünde bulunan ve hafif dalgaların dans ettiği parlak mavimsi bir renge sahip sonsuz okyanusa bakıyordu. Gökyüzü tuhaftı. Ne güneş ne de ay vardı. Lakin birçok ışık huzmesi gökyüzünü rengârenk aydınlatmaktaydı. Beyaz gökyüzünü göz alabildiğine kapsayan bu devasa, renkli ışık noktaları birbirleriyle iletişime geçiyor, dokunuyor ve geziyorlardı. Gökyüzü açıkça bir çocuğun hayalperest resimleri gibiydi.

            Karen dili tutulmuşçasına önündeki manzaraya bakakalmıştı. Aklına gelen soruya az çok bir cevabı vardı yine de sormak için iblise döndü. Lakin iblis pek konuşacakmış gibi görünmüyordu. Çünkü biraz önce Karen’in sahip olduğu şaşkın ifade artık onunda yüzüne yerleşmişti.

            “Ne oldu? Yanlış bir şey mi var?” Karen tedirgin hissetti. İblis açık ağzını kapatıp Karen’e anlaşılmaz bir ifadeyle baktı. Sanki onu tartıp biçiyormuş gibiydi.

            “Yanlış bir şey mi?” Kızıl kolunu kaldırıp işaret parmağıyla karşıdaki okyanusu gösterdi. “İşte bu çocuk, yanlış bir şey!” İnanamaz bakışları okyanusa kitlenmişti. “Bu nasıl mümkün olur?” Kendi kendine konuşuyor gibiydi.

            “Ne demek istiyorsun? Burada bir şey anlamayan biri varsa oda benim yahu!” Karen sitemkâr bir şekilde konuştu. Cevaba ihtiyacı olan oydu fakat iblis kafayı yemiş gibi davranıyordu. Ardından cevap vermek yerine kahkaha üstüne kahkaha attı. Kendi kendine bir şeyler fısıldayıp gülüyor okyanusa bakmaya devam ediyordu. Sonra ansızın ciddileşip Karen’e baktı. Bu sefer oldukça temkinli ve dikkatliydi.

            “Çocuk, bana doğruyu söyle. Senin ebeveynlerin Ölümsüz mü?” Karen buna benzer şeyleri daha önce söylemişti. Şimdi aynı soruyu duyuyordu. İstemsizce güldü.

            “Ne saçmalıyorsun sen? Yarım saattir kendi kendine takılıyorsun artık bana cevap versen diyorum! Ne ölümsüzü? Ne diyorsun sen? Burada ne oluyor?”

            “Öyle mi değil mi?”

            “Hımhh! Değiller babam bir Tyken annemse Rouken. Babam bile sadece 1 Kıdeme sahip.”

            “Demek ki atalarından geliyor. Hoş atalarından geliyorsa ailen yine de bu kadar güçsüz olmamalıydı. Hımm, evlatlık olabilir misin?”

            Karen iyice sinirlenmeye başlamıştı. “Saçmalamayı bırak istersen. Bana artık cevap ver ne oluyor?”

            İblis sonunda sorgulamasını bitirmiş konuşmaya başlamıştı. “Burası senin Ruh Saray’ın.”

            Karen, bunu tahmin etmişse de şaşırmadan edemedi. Sonuçta ilk kez bir Ruh Sarayı görüyordu. Hoş başka bir tane görmek mümkün müydü? Bu konuda birçok kitap okumuştu. Açıkça Ruh Sarayı sadece bir isimdi. Herkesin Ruh Sarayı kendine özeldi ve farklı bir şekilde tezahür ediyordu. Ruh Sarayının mekânsal boyutu ruhun kendisiydi. Ve bu boyutun görünüşü adeta ruhun betimlenmiş bir şekli gibiydi. Yine de Karen bu parlak mekânda onun gücünü gösteren bir şey olması gerektiğini biliyordu. Okudukları içerisinde birçok olguyu duymuştu. Bazılarınınki yanan bir meşale gibi betimlenmişti. Bazıları eşsiz bir taş parçasından bahsetmişti. Mücevher olanları, yaratık görünümlü canlı varlıkları vesaire birçok bahsi açılan şeyi okumuştu. Herkesin ruhu eşsizdi. Karen, İblis’in davranışlarından sebep bu okyanusun onun ruhu olduğunu düşünüyordu. Yine de hiç buna benzer bir şey duymamıştı.

            “Bu okyanus mu?”

            “Sayılır. Aslında bu mekânın tamamı senin Ruh Sarayı’ndır. Lakin her Ruh Sarayı’nda tek bir şey, ne kadar güç kullanabileceğini gösterir. Diğer şeyler senin Ruh’unun özünü yansıtır. Ve bu okyanus senin güç kaynağın, boyutu ise senin kullanabileceğin ruh gücünü diğer bir deyişle içsel kuvveti gösteriyor.”

            “Bu çok mu demek oluyor? Sonuçta okyanustan bahsediyoruz.”

            İblis kaşlarını kırıştırıp Karen’e baktı. “Ahmak velet. Hiçbir şey bilmiyor musun?”

            “Sözlerine dikkat et biraz. Nereden bileyim, şimdiye kadar yetersiz olduğumu düşünüyordum!”

            “Hımh her neyse. Sana bunun ne olduğunu anlatacağım beni iyi dinle. Aslında üç tür Ruh Sarayı vardır. Birçok insan bunu bilir. Sanırım senin insanlarının pek bir şeyden haberi yok. Neyse ne, birincisi Aktif Ruh Sarayı’dır. Buna sahip olanlara savaşçıların genel ismi Toun’dur. Bu en bilindik ve hemen herkeste bulunan Ruh Sarayı’dır. Cansız bir olgunun, kişinin kapasitesini gösteren ruhlara verilen isimdir. Daha önce duymuş olmalısın. Bu kapasiteyi gösteren şeyler zamanla büyüyerek ve evrim geçirerek kişinin daha fazla güç kullanabilmesini sağlar. Yani gücünü artırabilmek için ruh kapasitesini arttırmaları gerekir. Bu ruhların işi zordur ve genellikle nadiren güçlü sayılabilecek duruma kadar gelişebilecek ruhlardır. İkincisi ve nadir olanı, Canlı Ruh Sarayı’dır. Kendi içinde ikiye ayrılsa da genel olarak bu tip savaşçılara Youren denir. Bunlar adından anlayabileceğin üzere canlı bir ruha sahip olanları tanımlar. Sayıları çok az olmasına rağmen Aktif ruhlara göre kat be kat hızlı gelişim gösterirler. Ruhları canlı bir varlık gibidir derken ciddiyim. Yarı bilinçli yarı zeki bir yaşam formu sayılabilir. Tabi her zaman canlı bir varlık görünümüne sahip değillerdir. Sadece bilince sahip olmaları dolayısıyla böyle isimlendirilmişler. Bu varlıklar aynı bizler gibi zamanla sürekli gelişir ve büyür. Yani kullanıcısının kapasiteyi arttırmak için çabalamasına gerek yok. Bu sayede zamanla gelişim göstermesi kaçınılmazdır. Hatta bazıları ölümsüz olmayı başarmıştır. Gelişimleri darboğaza uğramadığı takdirde zamanla ölümsüz olabilme ihtimalleri var yani. Bu arada bende Canlı Ruh Sarayı’na sahibim.”

Sözlerini bitirirken gururla göğsünü yükseltip havaya bir fiske savurdu. Bu hareketiyle kızıl bir aura rüzgârla savrulup bulanık bir figürün ortaya çıkmasına neden oldu. Kızıl aura kaybolduğunda Karen irkildi. Yoktan devasa bir varlık ortaya çıkmıştı. Karşısında neredeyse otuz metre uzunluğunda bir yaratık vardı. Sahibinin tenine benzeyen kızıl-siyah kürke sahipti ve bir kaplana benziyordu. Karen’in gözlerine dikkatle bakan devasa kaplanımsı canavar küçük bir evi tamamen yutabilecek koca ağzıyla karanlık gökyüzüne kükredi. Karen irkilmesine neden olan ses karşısında kulaklarını kapatmak zorunda kalmıştı. Ardından kaplan geldiği kızıl rüzgârla ortadan kayboldu.

Karen sonuna kadar açtığı gözleriyle bakakalmıştı. “Muhteşem görünüyor, kıskanmadığımı söylesem yalan söylemiş olurum.”

İblis, ukala bir gülümsemeyle övgüyü kabullendi. “Ne sandın? Böyle bir ruhu ömrün boyunca görmen zor! Bu arada Aktif Ruhların aksine bizler canlı ruhlarımızı dışarı çıkarıp yanımızda savaşmasını sağlayabiliriz. Lakin diğerlerinin aksine Canlı Ruh sahipleri diğer ruhlarla sözleşme yapamaz. Bir nevi bizim sözleşmemiz kendi ruhlarımızladır.”

Karen durumu kavradığını gösterircesine kafasını aşağı yukarı salladı. -Aktif Ruh Sarayı sahipleri, benim bildiğim Rouken, Tyken ve Araken’ler demek. Canlı Ruh Sarayı sahipleri kendi ruhlarını kullanan tipler. Dünya da öğrenecek daha çok şey var!-

“Peki, kimin Canlı Ruh Sarayı sahibi olduğunu dışarıdan nasıl anlayabilirim?”

“Basit, eğer şu sözleşme armasına sahiplerse Aktif Ruh’lardır. Benim gibilerin dövme ve rütbeleri daha farklı.” Açıkladıktan sonra eliyle göğsünü kaplayan ve çenesine kadar uzanan siyah dövmeyi gösterdi. Bu hareketi Karen’in gözlerini açtı.

“Anladım. Bu dövme Youren’lere özel yani.”

“Aynen, ayrıca gücün boyutunu dövmenin ne kadar yer kapladığından anlayabilirsin.”

“Bu çok üstü kapalı oldu?”

Bu sefer iblis parmağıyla göğsünün ortasındaki siyah yuvarlaktan çıkıp bedenine dağılan siyah dalları gösterdi.

“Bu uzantıların sayısı bizim kıdemlerimiz.”

Karen, hemen saymaya başlayınca kalbi titredi. -On tane!!-

“10 tane! Sen..bir, Yeryüzü Efendisi’sin! Vay canına, bu gerçek mi?” Onuncu kıdem en son sınırdı. Ve her birinin dağları yok edecek, denizleri buharlaştıracak yani yeryüzünü şekillendirecek gücü vardı. Bu yüzden onlara Yeryüzü Efendisi deniyordu.

Karen’in şaşkın bakışlarını görünce İblis gururlu bir gülümseme takındı. “Hahaha! Aynen, evlat. Daha uzun yaşayabilseydim belki bir Ölümsüz bile olabilirdim. Bundan korktukları için beni yok etmeye çalıştıklarını bile düşünmüştüm doğrusu. Hehehe...”

Karen bir süre küçük bir çocuk gibi İblis’in gücüyle neler yapabileceğini sorguladı. Bu ilgi İblis’in hoşuna gitmişti ve uzun cümlelerle Karen’in ilgisini daha da ateşleyecek şeyler anlatmaya başladı.

Bir süre sonra Karen kıskançlık ve hayranlıkla karşısındaki iblisin gücünü kendinde hayal etmeye başlamıştı. Bu gücü hemen kullanamayacağının pekâlâ farkındaydı. Zamanla gelişecek ve tam potansiyeline ulaşınca kesinlikle 10 Kıdemli bir Yeryüzü Efendisi olabilecekti. Artık önündeki tek engel zamandı! Çünkü sahip olduğu ruh yaratığı çoktan son seviyeye ulaşmıştı. Onu geliştirmek için zaman harcamasına hiç gerek yoktu.

Karen hayatı boyunca hiç bu kadar heyecanlanmamıştı. Sonunda hayallerine kavuşmuştu. Kalbi göğsünü yırtıp dışarı çıkmak istiyormuş gibi tüm gücüyle göğsünü dövüyordu ve o bundan oldukça memnundu. Adeta bu gün onun ikinci doğum günüydü.

“Tamam, bu kadar heyecanlandığın yeter, burada asıl şaşıran benim.” Dedi İblis. Sözleri samimi bir tondaydı. Sohbet ettikçe Karen’e karşı daha fazla sempati duymaya başlamıştı. Bu çocukla ilerlemeyi çoktan kabullenmişti. Yine de çocuğun gerçek karakterini görmüş sayılmazdı. Bu yüzden ona bağlanmayacaktı. Aralarında sadece bir anlaşma olacaktı o kadar. İyi gibi görünse de güçlenmek için savaşması gerekecekti. Ve bir kişinin karakteri sadece savaş alanında açıkça görülebilirdi. Bu yüzden iblis hayal kırıklığı yaşamak istemiyordu.

“Dinliyorum!” Karen’in sesi heyecanlı ve keskin çıkmıştı. Daha merak ettiği birçok konu vardı. İblisi şaşırtan neydi? Peki ya, Üçüncü Ruh Sarayı? Bu okyanus meselesi ne anlama geliyordu?

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15642 Üye Sayısı
  • 514 Seri Sayısı
  • 21147 Bölüm Sayısı


creator
manga tr