“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

KAREN - Bölüm 10 - Kan İblisi, Kavr Zaun


 

“Kavr Zaun, yani Kan İblisi gibi bir anlamı var sanırım. Gerçekten de bir iblis misin?” Tereddütlüydü. Kan iblisi diye bir türü daha önce hiç duymamıştı muhtemelen lakabıydı. Yine de Araken seviyesinde, gelişmiş bir iblis olmalıydı. Bu güç normal değildi.

“Kafan çalışıyor, güzel. Yine de bu durum beni biraz şaşırttı. Bir iblisle muhatapsın ve güçsüz olmana rağmen korkmuyorsun öyle mi?”

Karen içinden kendiyle alay ederek gülümsedi. “Sanırım yanlış anladın. Aslında oldukça korkuyorum…”

“Cesaretin rolden mi ibaret, pek öyle görünmüyor?”

“Bunun korkmamla ne alakası var? Korku bir duygudur. Cesaretse bir eylem! İkisi bir arada pekâlâ bulunabilir. Sonuçta sadece korkumuza karşın yaptığımız davranışlara cesaret denmez mi?”

------

            Kavr Zaun bugün hiç ummadığı bir gün geçiriyordu. Öfke ve nefretle zaman kavramını biran olsun yitirmeden mühürden kurtulabilmek için beklemeye devam etmişti. Zamanın engellenemez gidişatı intikamını alabilme fırsatını neredeyse tüketmişti.

            Bir dönem dünyada ismi en çok duyulan iblis şüphesiz Kavr Zaun’du. Araf’ta bir ordu kurabilmeyi başarmış ve tüm insan alemine ültimatom vermişti. Hiçbir insanın ve ruhun bulaşmak istemediği birisi olmayı başarmıştı. Lakin her şey istediği gibi gitmemişti. Bir grup insan onun en kıymetli hazinesini çalmıştı. Ve ona karşı büyük planlar kurulmuş ve bir savaş başlatılmıştı. Yenilecek değildi onca güçlü düşman arasında onu öldürebilecek kudrete sahip kimse yoktu. Birkaç ölümsüz grubunu biliyordu fakat onlarla arasında herhangi bir düşmanlık yoktu.

Düşmanları ise ona karşı bir zafer kazanmak için açıkça yetersizdi. Bunu onlarda biliyordu. Aralarından yüzlerce kişinin birleşip hazırladığı tuzağa düşürülüp mühre hapsedilmişti. Ona intikam şansı vermek uğruna birçok sadık askeri kendini feda etmişti. Bu şans şüphesiz mühürlü olduğu bu taşın onların eline geçmemesiydi. Yoksa şuana kadar hayatta kalması imkânsızdı. O gün yaşadıkları ve hissettiği öfke bazı kimselerin aklını yitireceği türdendi. Kavr Zaun ise çaresiz bir nefrete boğuldu. Elinden hiçbir şey gelmediği için kendine yüzyıl boyunca sövdü. Hiçbir zaman amacından vazgeçmedi. Lakin gerçekler onu muazzam bir çaresizlikle baş başa bıraktı. Zaman geçip gittikçe bedeni bu boyutun işkencelerine daha fazla katlanamayıp yok olmuştu ve geriye sadece ruhu kalmıştı. Muazzam gücüne rağmen vücudu sadece 400 yıl dayanabilmişti. Zaman ona en büyük kazığı atmıştı. Sonunda hem bedenini kaybetmişti hem de düşmanlarını… Bunca yıldan sonra onlar bile hayatta kalmış olamazdı. Yine de vazgeçecek değildi. Bu mühürden kurtulduğu zaman düşmanlarının tanıdıklarını, ailelerini, torunlarını ya da klanlarını, kimi bulursa katledecekti. Geriye onların kanlarını taşıyan kimseyi bırakmayacaktı.

            Zaman geçip giderken, bunca yıldan sonra ilk kez biri onu fark etmişti. Daha doğrusu mührü, bulunduğu boyut hafifçe sallandığında ruhunu güçlendirmek için yaptığı meditasyondaydı. Ne olduğunu anlamadığı için mührün zayıfladığını düşündü. Ardından karanlık sonsuz boyutun içinde minicik bir ışık ansızın önünde belirdi. Eğer çevresi karanlık olmasa fark edilmesi imkânsız olurdu.

Bu ışık boyutun dışına açılan bir delik gibiydi. Kavr Zaun bu fırsatın geçip gidebileceğinden korkarak içsel kuvvetini delikten dışarı yönlendirdi. Deliğin kapanması izin vermek istemiyordu en azından içsel kuvvetini dışarıda herhangi bir şeye bağlayarak başka varlıkların dikkatini çekebilirdi.

            Dışarıya ulaşan içsel kuvveti hemen hedefini bulmuştu. Fakat bu sonuç iblisi şaşırtmıştı. Çünkü hedef bir insandı. Dikkatini dağıtmadan içsel kuvvetini insanın ruhuna yönlendirip bir parçasını ona bağlamayı başardı ve hemen ardından küçük ışık kayboldu.

            İblis, dışarı saldığı gücünü bir yere bağladığı için genç insanı hissedebiliyordu. Kendi ruhundan ayrılmış gücünü insanın tüm vücuduna yaydı. Zihnini tarayıp neler döndüğünü anladı. Bu genç adam mührü etkileyip taşı almak için gelmişti. Ne yapması gerektiğini biliyor gibiydi fakat içeriğinden haberi yoktu. Gereken bilgileri topladıktan sonra dikkatini çocuğun ruhuna çevirdi. Bu çocuk henüz bir savaşçı olmayan sıradan bir insandı. Ruhunu iyice gözlemlerken şaşkına döndü. -Bu çocuk böyle bir yeteneğe sahipken neden sözleşme yapmamış ki? Bir Youren olmadığını hissedebiliyorum.- diye düşündü. -Hehh! Benimki de laf! Böyle bir potansiyeli varsa gelişigüzel bir ruhla niye anlaşsın..-

            Gördükleri iblise bir fikir vermişti. Bu insanı ele geçirebilir miydi? Eğer yapabilirse hem mühürden kurtulabilirdi hem de bu insan çocuğu sayesinde gücünün büyük bir kısmını kullanabilirdi. Biraz zaman harcarsa eski gücüne ulaşması çok sürmezdi.

            Bunları düşünürken beklenmedik bir şey oldu. Çocuk kendi içsel kuvvetini kullanıp iblisin kuvvetini bir anda dağıttı. İblis derin bir nefes verip şansına küfretti. Hiçbir gücü yokken çocuk sadece potansiyeli ile onu defetmeyi başarmıştı. Açıkça onun kabiliyeti korkunçtu!

            Çocuğun zihnine bağladığı içsel kuvvetin etkisiz sayılabilecek bir miktarı hala duruyordu. İblis sonunda dayanamayıp çocukla konuşmaya başladı. Sohbetleri sürerken iblis farklı şeyler düşünmekle meşguldü.

Mühür tekrar açılmazsa iblis saldıramayacağının pekâlâ farkındaydı. Eğer bir fırsatı daha olursa çocuğun karşı koyamayacağı bir kuvveti yollamak işten bile değildi. Peki, çocuk böyle bir karşılık aldıktan sonra mührü kurcalar mıydı? Asla..! İblis, çaresizlik içinde kalırken aklında başka bir düşünce belirdi. -Öldürmeye gerek var mı ki? Böyle bir potansiyelle kesinlikle beni kurtarabilecek nadir bir insanı bulmuşken iki tarafın kazanmasına izin verebilirim… İnsanlar uzun ömürlü değiller, kısa bir sürenin ardında ölür gider nasılsa!-

Düşüncelerine çocuğun verdiği son cevabı duyduğunda duraksadı. -Korku bir duygu, cesaretse bir eylem ha?-

Çocuğun tavırları ve düşünce şeklinden etkilenmişti. Aslında bu asiliği ve tehlike anında küçümser tavırları aynı iblislere benziyordu. İblis ister istemez dikkatini çocuğa çevirdi.

“Evlat, dikkate değer birisi olduğunu kabul ediyorum. Sana daha fazla sorun çıkarmayacağım rahat olabilirsin.”

-------

            İblisin sözleri Karen’in bilinçsizce rahatlamasına neden olmuştu. Belki mühürlü olduğundan belki başka bir sebepten iblis gayet insancıl davranıyordu. Nedeni ne olursa olsun Karen tedbiri elden bırakmadı.

            “Teşekkür ederim.”

            “Pekâlâ, madem aramızda bir düşmanlık yok söyle bakalım seni bana getiren amaç neydi?” Dedi İblis. Sesi hala soğuk ve otoriterdi lakin rahat bir sohbet havası veriyordu.

            Karen, iblisten bir şey saklamanın önemsiz olduğunu düşündü. “Geçen gün ormanda bu taşı keşfettim.” Jun’dan bahsetmek istemiyordu. Eğer beklenmedik bir şey olursa onunda karışmasına gönlü el vermiyordu. Dünden beri yaşadıklarının geniş bir özetini iblise anlattı. İblis lafını bölmeden hikâyeyi dinledi. “İşte durum bu. Bir şeyin mühürlü olabileceğini tahmin ettiysem de böyle bir şey yaşayacağım aklımın ucundan geçmezdi.”

            İblis’in ağır nefesinin sesini duymamak mümkün değildi. “Hımm, tuhaf bir kader çizgisi yollarımızı kesiştirmiş gibi.” İblis bunu söylerken aklını kurcalayan bir şey var gibiydi. “Pekâlâ, şimdi ne yapmak niyetindesin?”

Karen düşünmeden cevapladı. “Bilmiyorum. Seninle irtibata geçeceğimi nereden bileyim.”

“Evlat dürüst ol, benden veya bu taştan başka birinin haberi var mı?” Bu sefer iblisin ses tonu kati bir değişiklik gösterdi. Adeta bir hükümdar gibi karşı konulması güç bir otorite ile konuşmuştu. Karen’in kalbi titredi. Ne olduğunu anlamadan konuşmaya başlamıştı. Sanki bilinçsiz gibiydi.

“Senden kimsenin haberi yok. Taş konusunu yakın bir arkadaşım biliyor fakat o mührü fark etmedi. Onun için sadece sıra dışı bir taştan ibaret.” Karen cümlesi bittikten sonra ne olduğunu anladı. İblis adeta onun üzerinde tarifi zor bir hâkimiyet kurmuş gibiydi. Bir an ürkmeden edemedi. Bu soru sanki görgü tanıklarından kurtulmak isteyen bir katilin sorusu gibiydi.

“Korkmana gerek yok. Bunu benden kimsenin haberdar olmasını istemediğim için sordum. Arkadaşına zarar verecek değilim. Ayrıca senin içinde bu durum geçerli, beni herkese açıklayacak gibi bir hataya düşmezsin diye umuyorum.”

Karen korkusuna rağmen karşısındaki varlığın gücüne hayran olmadan edememişti. İblis mühürlü olmasına rağmen Karen kendini onun karşısında aşırı önemsiz hissediyordu. Bu güç onun için sadece hayran olunabilecek bir düzeydeydi. Düşünceleri iblisin konuşması tarafından bölündü.

“Bu bölgede bir şehir kurulmuş olacağını hiç beklemezdim. Ve bu kadar insan içinden senin gibi potansiyele sahip birisinin olması yetmezmiş gibi bir şekilde buraya gelip mührü tespit ettin. Ayrıca henüz sözleşme yapmamışsın. Bu kadar tesadüfi olaylara inanacak kadar basit düşünen biri değilimdir. Kader sanki bizim yerimize bir şeyler düşünmüş gibi, evlat sende böyle düşünmüyor musun?” İblisin sözleri açıkça bir şey teklif edecek gibiydi. Karen şaşırmış ve hiçbir şey anlamamıştı.

Her şeyden önce aklını kurcalayan kısım başka bir konuydu. -Ne potansiyelinden bahsediyor?- Karen, her konuda açık fikirli olmasının yanı sıra şüpheyi ve dikkatini elden bırakmazdı. Kandırılma riskini göz ardı edemezdi. Tedbirle kısılan gözleri tahminde bulunduğunu gösteriyordu. Aklı hızla çalışıyordu ve iblisin isteyeceği şey konusunda nasıl bir yol izlemesi gerektiğini düşünüyordu. Aklında iki görev sıralaması belirmişti.

1.Hayatta kal…

2.İblis serbest kalmamalı…

İblisin merhametli ve dostane tavırları muhtemelen onu kandırmak üzerine bir plandan ibaretti. Son cümleleri Karen’in kafasını karıştırmış olsa da fikri daha da kuvvetlenmişti. Ve bu iblisin gücü bırakın bu küçük şehri krallıklara bile geri dönüşü olmayacak zararlar verebilirdi.

Henüz bir savaşçı olmadığı için içsel kuvvetini yenilemek için doğanın kendi enerjisini emebilecek duruma gelmemişti. Hiçbir merhem olmadan iyileşmesi gereken bir yara gibi içsel kuvveti de kendi kendine toparlanmaya başlamıştı. Lakin süreç oldukça yavaş işliyordu. Karen en azından bir yarım saate ihtiyacı olduğunu hesap edebiliyordu. Planı basitti. İçsel kuvvetini kaslarına odaklayıp kısa süreli aşırı hız ve güç kullanabilirdi. Aslında savaşçı olmadığı için bunun sonuçları ağır olacaktı. Kaslarına binecek bu yüksek enerji, gücü tükendiğinde onları mahvedecekti. En azından birkaç gün yatalak durumda kalabilirdi. Ve kaslarının eski durumuna ulaşması ise savaşçı bile olmayan durumu göze alınca birkaç haftayı geçecekti. Yine de sonucunda ölmeyeceği her plan işe yarardı.

Karen kısa süren düşüncelerini bitirmiş ve nefes vermeye koyulmuştu. Konuşma sırası ondaydı ve sesi, adeta kolay lokma olmadığını iddia edercesine keskin çıkmıştı. “Sanırım seni serbest bırakmamı isteyeceksin?”

İblis, göremediği lakin hissedebildiği bu insan çocuğuna şaşkınca bakakalmıştı. Aklından tek bir şey geçmişti. -Eğer bu insan çocuğu ile gücüm eşit olsaydı, katiyen onunla düşman olmazdım.- İblis, çocuğun kendi statüsünü umursamadan, karşısındaki yüce güce bu derece keskin ve ihtiyatlı davranmasını açıkça ürkütücü bulmuştu. Ve bilinmelidir ki bu iblis gücünün zirvesinde olduğu zamanlarda kendinden daha güçlü varlıkları dahi katletmişti. Savaş gücü akıl almaz boyutlardaydı. Yine de kendine eşit olsaydı kesinlikle bu çocuktan çekineceğini düşünüyordu. İblis, nefesini geniş bir gülümsemeyle verdi. Kahkaha atmak istememişti. Bu çocuğa karşı hafif bir samimiyet duymaya başlamıştı ve bunun muhtemelen asırlardır karşılaştığı tek kişi olmasından kaynaklandığını düşünüyordu. Sonuçta vahşi ve otoriter bir iblis olsa da zaman ondan çok şey götürmüştü. Yalnızlık sorun değildi fakat çaresizlik onu kendinden nefret eder hale getirecek kadar yıpratmıştı.

Çocuğun aklını kurcalayan şeyleri pekâlâ fark etmişti. Boşuna olan korkusunu geçirmek zorundaydı. Rahatlatıcı bir ses takınmak istemedi. Bu haklı şüpheye sahip çocuğa ters etki yapabilirdi.

“Ne düşündüğünü biliyorum. İzin ver sana dürüst olayım. Daha önce karşılaşsaydık ve beni serbest bıraksaydın aklından geçen korkularının hepsini gerçekleştirebilirdim. Zira nefretim aklının almayacağı boyutlardaydı. Fakat bu durum artık mümkün değil ne yazık ki fiziksel bir etkiye neden olamam. Çünkü bedenim çoktan yok oldu.”

Karen, iblisin iç geçiren ve her duygunun üzerinden bir an geçen sesine şaşırdı. Ancak, birkaç nefes süresi sonunda iblisin ne demek istediğini anlamıştı. İblis açıkça ölmüştü. Nasıl olduğunu anlamasa da ruhu hala varlığını koruyordu.

Bir düşünce karmaşası daha geçirmeye başlamıştı. ‘Yalan söylüyor gibi görünmüyor. Nefretini ve çaresizliğini anlamamak için ahmak olmak lazım. Ama yine de kandırılıyor olabilir miyim? Doğru söylediğini farz etsek bile benden ne istiyor ki? Acaba ruhunu serbest bırakmamı mı istiyor? Huzurla ölmek mi istiyor yani, hayır. Bu doğru değil, ölmek isteyen birisi nasıl hala bu derece nefretle dolu olabilir ki?’

Bir anda Karen’in zihnine hafif bir bilgi akışı oldu. Bu çok tuhaf hissettirmişti. Sanki bir kitap okuyormuş gibi zihnine yavaş yavaş yeni bilgiler ekleniyor gibiydi. Buna rağmen Karen sadece düşünmekle meşguldü. İblisin sesi duyulduğunda ne olduğunu anladı.

“Sana aktardığım bilgileri kullanarak içsel kuvvetini kullan. Doğru söylediğimi kanıtlamak kolay. İçsel kuvvetinle taşın içindeki boyutu inceleyebilirsin. Varlığımı ve bir bedene sahip olmadığımı anlayacaksın.” İblis aslında sadece dışarıdan birinin bunu yapabileceğini, mühürle oynanmadığı sürece kendi içsel kuvvetini dışarı çıkaramayacağı gerçeğini söylemek istemedi. Biraz önceki durum şansla gerçekleşmişti. Tekrar yapamayacağını itiraf ederse bu çocuk onu görmezden gelip kaçabilirdi. Bu kesinlikle işine gelmezdi.

Karen açık bir şekilde anlamıştı ve iblisin başka bir planı olmadığını düşünüyordu. Nitekim onun aktardığı bilgilere benzer şeyleri kütüphanede daha önce öğrenmişti. Sadece böyle bir şeyi denememişti. Karen henüz dediğini yapmadan iblisin dediklerinin çoğunun doğru olduğuna inanmıştı. Yine de doğrulamaktan kendini alamadı.

Kısa bir sürenin ardında küçük bir içsel kuvvetini taşa yönlendirdi. Oluşturduğu içsel kuvvet parlak kızıl bir ipliğe dönüşerek hiçbir engele rastlamadan taşın içerisine aktı. Karen ilk kez deneyimlediği bu olgu karşısında hayranlıkla iç çekti. Boyutun içerisinde sanki bizzat deneyimliyormuş gibi hissedebiliyordu. Görmek dışındaki tüm duyuları aktif olarak her şeyi algılayabiliyordu. Başı ve sonu belli olmayan karanlık bir boşluktan başka bir şey yoktu. Hiçbir maddesel şeyi keşfedemedi. Ardından asıl hedefine koyuldu. İplikler dağıldı ve yakın çevrede dalgalanmaya başladı.

İblis aranmaya gerek olmaksızın ipliklerden birine onlardan daha koyu bir kızıllığa sahip ruhani bedeniyle temas etti. Ve Karen’in nefesi kesildi.

Hiçbir şeyini saklamayan iblis şuan Karen’in gözleri önünde sergileniyordu. Onu açıkça görebiliyordu. Hayatında ilk kez böylesine açıklayamayacağı bir dehşete kapılmak üzereydi. Bu nasıl bir varlıktı böyle?

Beş metreden uzun ve geniş kaslarla bezenmiş, kızılın koyu ve korkutucu bir tonuna sahip teniyle insana benzer bir figüre bakıyordu. Üst vücudu çıplak, altı ise yabani siyah bir hayvanın kürküyle örtülüydü. El ve ayak parmakları normal görünmesine rağmen en yüce silahları yağ gibi kesebilecek hissi veren pençe-vari siyah tırnaklara sahipti. Göğsündeki yuvarlak daireden başlayan, vücudunun üst tarafındaki her kısma tuhaf kıvrımlarla yayılan ve çenesine kadar ulaşan, karanlıkta dahi parlayan siyah dövmesi ona ihtişamlı bir hava katıyordu. Kol, bacak dirseklerindeki ve omuzlarındaki kemiklerden diken benzeri sivri siyah renkli kemik uzantıları çıkıyordu. Sanki bedeninin kendisi özellikle yapılmış korkutucu bir zırh gibiydi.

Ve sonunda suratı yine insaniydi lakin kulakları olması gerekenden daha uzun ve sivri olmasının yanı sıra siyahlıkla çepeçevre sarılı, akkor sarı renkteki gözlerinin tam ortasında kılıç izini andıran gözbebekleri, Karen’i keskin bakışlarla gözetmekteydi. Zırh vari bedenine rağmen adeta başka bir silaha daha ihtiyacı varmış gibi ürkütücü görünen bir metrelik boynuzları, birbirine paralel bir şekilde burkularak sivri uçlarını karanlık gökyüzüne uzatmıştı. Ve onlar kadar uzun gür ve gece siyahı saçları sırtına aslan yelesi gibi dökülüyordu.

Önündeki varlık ihtişamlıydı lakin bu hiçbir şeye benzemeyen bir ihtişamdı. Öyle ki bir kral tahtında oturmak için veya kitleleri yönetmek için değildi. Açıkça bu ihtişam, aura ve büyüleyici karizmanın yakışacağı tek bir yer vardı o yer de savaş alanıydı! Adeta savaşmak için yaratılmış hissiyatı veren bir heykel edasıyla önünde dikilen bu yaratığın korku salamayacağı bir düşman olamazdı.

Karen’in kalp atışları hızlanmış ve nefesi bilinçsizce hızlanmıştı. Sanki bedeni ansızın soğuk suya batırılmış gibi keskin ani ve derin nefesler alıp veriyordu.       




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 661

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16649 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22399 Bölüm Sayısı


creator
manga tr