"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

KAREN - Bölüm 8 - Ummadığın Taş Baş Yarar!


Düşüncelerini kenarı bırakıp içsel kuvvetini işaret parmağına yönlendirdi. Yoğun bir kızıllıkla parlayan ışık huzmelerinin toplandığı parmağını izlerken dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Tuttuğu nefesini bırakıp formasyonu oluşturmak üzere taşın serin ve sert yüzeyine hafifçe dokundu. Maalesef çoğu zaman olduğunu gibi işler planlara göre yürümüyordu.

-----

Yapmaması gereken bir şeyi yapmış gibiydi çünkü tam o anda adeta ilahi bir cezayı hissetti. Muazzam bir uğultu kulaklarını tırmalarken Karen dehşeti kemiklerine kadar hissetti! Artık bedenine söz geçiremiyordu. Sırtından aşağı yuvarlanan ter damlaları Karen’in maruz kaldığı bu dehşet hissinden kaçmak istermiş gibiydi. Karen tüm duyularının kısa bir sürede işlevsiz kaldığını hissetti. Ne çevreyi duyumsayabiliyordu ne de karanlığa boğulmuş manzarada bir şey görebiliyordu. Kulaklarındaki dayanılması zor uğultu dışında bir şey duymak mümkün değildi. Tüm bu yaşananlar aşağı yukarı birkaç saniye sürmüş olmasına rağmen sanki o, uzun bir süredir bu işkenceye maruz kalıyormuş gibi hissediyordu.

Ruhu çaresizliğe düşerken kalbinden yankılanan çığlık tek bir şey istiyordu. ‘KAÇ!’ Lakin bu mümkün değildi. Kolları, bacakları hatta beyni bile artık ona ait değilmiş gibiydi. Düşünceleri kaosa bulanmıştı ve elindense hiçbir şey gelmiyordu.

Tüm bunların hemen ardından Karen muazzam bir kavurucu ateşin ruhunu sarmaladığını hissetti. Sanki ruhu çoktan bedeninden çekilmiş ve cehennem çukurlarına terkedilmiş gibiydi. Teni ise bunun tam tersine işaret ediyordu. Bedeni buz tutuyor, ruhu ise kavruluyordu. Sonsuzluk gibi gelen bu süre içerisinde dayanılmaz bir işkencenin ortasındayken Karen umutsuzca direnmeye çalışıyordu. Sıktığı dişleri yüzünden dudaklarından hafifçe kan sızmaya başladı. Karen ise hiçbir şey hissedemeyecek duruma gelmeye başlamıştı.

Bu kargaşanın içerisindeyken eğer sıradan biri dışarıdan onu görseydi, korkudan aklını kaçırırdı. Karen oturduğu ağacın önünde ellerinden birini uzatmıştı ve dudaklarından kan sızarken terlemeye devam ediyordu lakin ona bakan birisi kesinlikle bunu göremezdi çünkü vahşi kan kırmızısı bir aura bedenini merkez alarak barajdan boşalan arsız su dalgaları gibi ileri atılıyor ve on metre çapındaki hemen her şeye kaosun anlamını öğretmek istiyordu. Merkezde hızla dönen kırmızı girdabın dışındaki kızıl ateşleri andıran bu saydam kırbaçlar toprağı ve ağaçları parçalıyordu. Yakınlarda bunları gören ve hisseden vahşi hayvanlara dehşete düşmüş vaziyette olabildiğince bölgeden uzaklaşmaya başlamışlardı. Fakat en büyük zarar bu durumun merkezindeki Karen’in ruhundaydı.

Karen’in ruhu bu dehşetengiz auranın baskısı altında av misali işkence görüyordu. Hislerini kaybetmiş bir halde bilincini toparlamak için istemsizce iradesini kullanıyor ve akıl almaz bir ıstırabın yanında baskı bile onun için kurtulması zor bir durum yaratıyordu.

Yavaş geçen zamanın ardından Karen’in bedeninde geri kazandığı ilk yer ağzı oldu. Bunun sonucunda boğuk ve acı dolu kükreme dışında başka bir şey söyleyemedi. Kısa süredir boşluğa bakan âmâ gözlerinde bir yaşam belirtisi kendini gösterdi. Düşünceleri hızla toparlanarak zorla iradesini eline aldı. Yumruklarını sıkmaktan parmak boğumları ölü bir beyazlık içindeydi.

Karen neredeyse yarım saatlik bir süre işkenceye karşı göğüs gerdi. Vücudunun kontrolünü geri kazanmaya çalışıyordu. Bu süre içerisinde zaman zaman sessizliğe boğuluyor bazı anlarda ise nefes nefese kalmış bir şekilde boğuk çığlıklar atıyordu.

Tüm vücudu ter içinde kalmış ve hatta oturduğu toprak bile ıslanmaya başlamıştı.

Karen tüm iradesini içsel kuvvetinde toplamaya başladı. Normalde içsel kuvveti kullanması kısa süren ve kolay bir işlem olmasına rağmen bunca sıkıntının ortasında daha yavaş ve kontrolsüzdü. Fakat Karen gösterdiği başarıyı çok az savaşçının yapabileceğinin farkında bile değildi. Tek düşünebildiği içsel kuvvetini topladıkça baskının azaldığıydı. Ve yapacağı şey çok basit ama zorluydu.

Kısa bir sürenin ardından Karen artık terlemiyordu fakat içsel kuvvetini aşırı kullandığı için burun ve kulak deliklerinden hafifçe kan sızmaya başlamıştı. Tüm dikkatini verdiği işlem yüzünden kendine dikkat edemiyordu. Kulaklarındaki uğultu bile azalmaya başladığında keyiflenmeden edemedi. Gülümsemek istedi fakat suratında oluşan çarpık sırıtış, akan kanı ve keskin bakışlarıyla birleşince vahşi ve korkutucu görünmesine neden oldu.

Karen sonunda bedenini ufak hareketler emredebilmeyi başardı. Lakin bu umurunda değildi. Kaçmaya çalışmanın bir çözüm olmadığını düşünüyordu. Dehşet saçan aurayı ve baskıyı yok etmeyi kafasına koymuştu, zaten kaçmak mümkün görünmüyordu. Kalan enerjisiyle tek bir adım bile atabileceğinden emin değildi.

Defalarca bayılmanın eşiğine kadar gelmiş olmasına rağmen bilincini kaybetmeye cesaret edemedi. Eğer vazgeçerse onu bekleyen tek şey ölümdü. Ne kadar süre geçtiğinden habersiz bir şekilde mücadelesine devam etti. Sonunda neredeyse rahatlayacak kadar baskıyı üstünden atabilecek duruma gelince topladığı tüm içsel kuvveti patlatırcasına vücudundan dışarı saldı. Ansızın gelen karşı kuvvetle karşılaşan aura selin süpürdüğü çerçöp edasıyla yok oldu.

Tüm orman tekrar sessizliği büründükten sonra Karen’in dudaklarına daha önce hiç oluşmamış sonsuz rahatlamayı gün yüzüne çıkaran bir gülümseme yayıldı. Bedeni güçsüz bir şekilde sırt üstü yere düştü. Kanlanmış gözleriyle ağaç yapraklarının usulca süzülüşünü izlerken aklı tam anlamıyla boşalmıştı. Dışarıdan bakan birisi onun vahşi savaşlarda sağ kalabilmeyi başarmış bir savaşçı olduğundan emin olurdu.

Derin nefesler alıp veriyordu. Uzuvlarını hareket ettirebilecek enerjiden bile yoksundu. Yine de bayılmayı göze alamıyordu aynı şey tekrar olursa hazır olmak istiyordu fakat içten içe bir kere daha dayanamayacağını biliyordu. Bu düşünce hafif gülümsemesini silip kaşlarının çatılmasına neden oldu. Tedirginlik hızla geri döndü. Ne yapacağını düşünmeye başladı fakat kalbi ve aklı karmakarışıktı. “Bu da neyin nesiydi?” diye mırıldandı.

“Hahaha!”

Bu kahkaha Karen’in aklında yankılandı lakin tuhaf olan şey ona ait olmamasıydı. Tüyleri diken diken oldu. İrkildi fakat ayağa kalkmaktan tamamen acizdi. Karen bu kahkahayı duyduğunda tek bir şeyden emindi. Bu sesin sahibi muazzam bir kudrete sahipti ve sesin sahibi ne zaman isterse Karen o zaman ölebilirdi.

Hayatında ilk kez birinin sahip olduğu gücü sesinden anlamıştı. Bu ona mı özeldi bilmiyordu fakat ses öyle bir kadim auraya sahipti ki Karen neredeyse çaresizce hayatından vazgeçmek üzereydi. Sanki bizzat cehennemle tanışmış gibi hissetti.

Ve bu varlık konuşmaya başladı. Sesi cehennem azabını yanında taşıyor gibi hissettirmesine rağmen öylesine soğuk bir tondaydı ki hem kavuruyor hem donduruyordu. Bu Karen’e biraz önce maruz kaldığı ve ruhunu kıvrandıran işkenceyi anımsattı. Yaşadıklarının kaynağının bu ses olduğundan tamamen emin olmuştu. Bu kadim sese karşı çıkabilecek hiçbir şeye sahip değilmiş gibi hissetti nitekim haklıydı.

“Beni işittiğini biliyorum, ufaklık…” Bu bir erkek sesiydi. Gücünün tam anlamıyla hissettiren ve acımasızlığın yanında sakin bir bilgelik taşıyormuş gibiydi. “Hakkını vermeliyim. Beceriklisin!”

‘Beni mi övdü?’ diye düşünmeden edemedi. Açıkça acımasız ve sakin olan bu seste hiçbir düşmanlık sezemedi fakat konuşmaya cesaret edemiyordu. Birkaç saniyenin ardında gelen ses bu sefer sadece acımasız bir tını taşıyordu.

“Hımm? Beni dikkate almamaya cüret mi ediyorsun?”

Karen, sonunda konuşmaya karar verdi. Sesin sahibini kızdırmak hiç akıllıca görünmüyordu lakin o hayatta kalmak için yalvaracak biri değildi ve aynı zamanda yaşadıklarından sebep öfkeliydi. Eğer ölecekse söylediklerinden çekinecek değildi.

“Ne dememi bekliyorsun!” Sesi sitemkârdı fakat hareket etmesine bile engel olan yorgunluğu yüzünden ancak fısıldayabilmişti.

Bu sefer Karen’in zihninde sert bir kahkaha tekrar yankılandı.

“Şu işe bak! Öfkeni saklamaya bile gerek duymuyorsun. Velet, ölmekten korktuğun aşikâr. Ruhundaki acizliği göremeyeceğimi mi sanıyorsun? Cesaretin takdire değer lakin sadece cesaret hayatta kalmanı sağlamaz!”

Karen, hala düşmanlık hissetmiyordu buna rağmen cümlelerin altındaki boğuk bir ölüm hissi bu adamın tehdidini ciddiye almasına neden oluyordu.

            “Beni öldürebileceğinin farkındayım zaten. Ne yani, bu yüzden senden korkmam mı gerekiyor?” Zorlanmasına rağmen bu sefer sesi güçlü çıkmıştı.

            “Hahah! Velet gerçekten cesursun, anladım. Merak etme seni öldürmeye çalışmıyorum. Hoş istesem konuşabiliyor olmazdın öyle değil mi?”

            Karen en başından bunu biliyordu. “Sanırım öyle. Ayrıca velet demeyi kes artık! Adım Karen. Burada mühürlenen kişi sen olmalısın, kim olduğunu söyleyecek misin?”

            Mühür konusu açılınca Karen belli belirsiz bir öfke hissetti. Bu hissin kaynağı kendisi değil sesin sahibiydi.

            Bir süre sessizliğin ardından Karen konuşma ihtiyacı hissetti fakat ses ondan önce davrandı. “Haklısın, hapsedileli yaklaşık 600 yıl oldu.”

            Karen donakaldı. ‘600 yıl mı?’ Düşüncelerinde kargaşa baş gösterdi. Nasıl bir varlık bunca zaman hayatta kalabilirdi. Karen belli bir seviyeden sonra güçlü varlıkların besine ihtiyaç duymadığını biliyordu. Mührün içinde besinsiz bir şekilde yaşamak pek tabi mümkün olmalıydı. Düşündüğü gibi böyle bir mühre maruz kalması için en azından 8 ya da 9 kıdeminde bir gücü olması gerektiğini biliyordu. Lakin 600 yıl mühürlü kalmak ne demekti? Ve ondan öncesi? Bu güce ulaşana kadar kaç asır yaşamıştı? Hemen her seviyenin ömrü 50 yıl civarı uzattığı bilinen bir gerçekti. En akıl almaz savaşçılar için bile 600 yıl yaşamak çok şanslı bir olaydı. Hele ki güçlünün hayatta kalabildiği bu bozuk zamanlarda binlerce çatışma ve savaşa maruz kalmak işten bile değildi.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 919

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 684

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 662

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16668 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr