"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

KAREN - Bölüm 3 - Uğursuz Aura


"Sadece iki gün oldu, Karen. Kitaplarda ilgi çekici bir şey bulamadın mı?" Soruyu soran kütüphanenin müdürü Leaf'ti. Yaşı neredeyse iki yüze ulaşmış ihtiyar aslında gayet hareketli ve sevecen bir adamdı. Karen'in en çok sevdiği insanlardan biriydi. Neredeyse bu ihtiyar kadar kitapları sevdiği için Karen'in sıradan birine göre çok daha fazla kitap almasına ve istediği zaman geri getirmesine karışmıyordu. Hatta ona istediği konularda kitap tavsiye ediyor, elinde olmayan kitapları temin edince Karen'e veriyordu. Onun durumunu bildiği için rüyasından vaz geçeceği zaman geldiğinde hiç düşünmeden kütüphaneyi Karen'e teslim edebilirdi.

"Daha önce okuduklarımdan fazla bir şey bulamadım." Karen gülümseyerek hayal kırıklığıyla, deri omuzdan askılı çantasından birkaç kitabı ve iki parşömeni tezgâha diziyordu. "Bu arada Leaf amca, geçen bahsettiğin kitap geldi mi?"

Karen, son kitapları aldığında Leaf ona yakında üstün şifa bilgilerinin olduğu antik bir kitabın kısa süreliğine geleceğinden bahsetmişti. Karen bu kitabı istiyordu. Belki içinde "Ruh Sarayına" iyi gelecek kürler olabilirdi. Leaf, Karen'in kitabı neden arzuladığını biliyordu. Boşa çaba sarf etmesinden üzüntü duyuyor olsa da torunu kadar sevdiği bu çocuğun isteğini asla kırmazdı.

Leaf, uzun bembeyaz sakallarını okşarken gülümsedi. "Aslında şimdiye gelmiş olmalıydı ama teslimatçı geç kaldı. Muhtemelen bir kaç saate gelir. Yarın uğramaya ne dersin?"

Karen ellerini sallayıp yanında sıkkınca bekleyen Jun'u gösterdi. "Jun'a ormana kadar eşlik edeceğim. Biraz işimiz var. Dönerken uğrasam sorun olur mu?" Kütüphane saat sekize kadar açıktı fakat Karen, Leaf'ın çoğu zaman burada kaldığını iyi biliyordu. Hem kütüphaneyi kapatsa da on'dan önce eve gitmezdi.

"Olur, olur merak etme zaten ortalığı toplamam gerekiyor. Haylaz Ruin bugün erken kaçtı." Her ihtiyarın yaptığı gibi Leaf'te arada bir torunundan dert yanıyordu. Leaf'in 12 yaşlarındaki kız torunu Ruin kitap okumayı seviyordu. Onun sevmediği şey rafları dizip, ortalığı toplamaktı.

"Anlayabiliyorum."

Karen ve Jun, müdürle vedalaşıp yola koyuldu. Jun, evinin arka sokağına yeni taşınmış ailenin genç kızından bahsetmeye başlamıştı. Ona âşık olduğunu ve kimse fark etmeden onu kapması gerektiği hakkında bir sürü şey anlatmaya devam etti. Jun hemen her ay başka birine âşık olduğu için Karen bıkkınlıkla, defalarca duyduğu kelimeleri dinlemeye bir süre devam etti.

"Dostum, gülümsediğinde dudaklarının bir kıvrılışı var ki! Uff-" Jun, anlattıklarını hayal edip iyice mest oluyordu.

"Yeter artık, Jun. Gerçekten bu kaçıncı oldu? Önüne gelen her kıza âşık olmak zorunda mısın?" Jun, kaşlarını çatarak baktı. Karen gelen cümleyi harfi harfine biliyordu.

"Ne kaçıncı oldu be? Bu farklı! Diğerlerinin güzelliklerinden hoşlanmıştım sadece. Bu sefer aşık oldum di-yo-rum.!" Karen bu cümleyi ve türevlerini onlarca kez duymuştu. Daha fazla devam etmeye takati yoktu.

"Anladık, tamam."

Yarım saat yürüdükten sonra ormana girmişlerdi. Jun hala ne istediğini söylememişti. Dalgın dalgın etrafına bakarken alakasız konular açmaya devam ediyordu. Bir süre daha iç kısımlara ilerlediler. Karen bi'ara ne aradıklarını soracak olduysa da Jun daha ilerlemeleri gerektiğini söyledi. Karen, Jun'un yanına arkadaş istediğini ve yardıma ihtiyacı olmadığının farkındaydı. Uzunca bir süre daha ilerlediler. Tekin sayılmayan bir bölgeye ulaştıkları için Karen yardım edip hızlıca geri dönmeleri gerektiğini düşünüyordu. Aksi halde hava kararacaktı. Şehir uzun duvarlarla korunuyor olmasına rağmen orman dağa doğru uzanıyordu ve iç kesimler genelde tehlikeli ruh yaratıklarına ev sahipliği yapıyordu. Hoş ormanda karşılaşacakları tehlikelerden ziyade babasından azar yemek istemiyordu.

Jun geçen gün ettiği bir kavganın detaylarını paylaşırken Karen onu susturdu.

"Boşver şimdi bunları. Kaybolmak üzereyiz ve hava kararacak. Ne aradığını söyle beraber bakalım"

Jun yardım teklifinden memnun kalmıştı. Biraz düşünür gibi oldu. "Kızılgün Güneşi!" Diye seslendi.

Karen kaşlarını çattı."Kızılgün Güneşi mi?" Karen ne olduğunu biliyordu. Kızılgün Güneşi bir şifalı bitkiydi. İsmi gibi, kızıla çalan sarımtırak renkli yuvarlak bir çiçeği olan diz boyuna gelen bir bitkiydi. Genellikle kas yaralanmalarında kullanılan oldukça etkili olan bu bitkiden, Jun'un neden bahsettiğini anlamamıştı.

"Oo? Bilmiyor musun? Bu özel bir bitki. Çok işe-"

"Ne olduğunu çok iyi biliyorum Jun! Bana bunu aradığını söyleme sakın?" Karen, ormana neden gittiklerini sormadığı için kendine sövmek üzereydi.

Jun, Karen'in tavrına anlam verememiş bir şekilde safça gülümsüyordu. Kaşları soru sorarcasına kalkmıştı. "Aslında aramaya geldiğimiz şey bu. Ne oldu ki?" Jun çok iyi biliyordu ki ne zaman salakça bir şey yapsa Karen ona sesini yükseltirdi. Bu sefer ne yaptığını anlamadığı için sesi titrek çıkmıştı.

Karen derin bir nefes verdi. Şuan yapılan ahmaklığın pay sahibiydi. Ağzına gelen küfürleri yuttu. Sakinleşmek için bir kaç kez nefes alıp verdi. Jun bu sürede Karen'in neye kızdığını anlamak için kafa patlatıyordu.

Karen sonunda konuşmaya başladı. Sesi hem yüksek hem soğuktu. "Jun, Kızılgün Güneşi kışın çiçek açar! Bilmem farkında mısın ama şuan mevsim yaz! Ayrıca yüksek rakımda yetişir. Tane tane anlatmak gerekirse, hem mevsim hem de arazi yanlış!!"

Jun açıkça ne diyeceğini bilemedi. Aslında çiçeğin kaslara iyi geldiğini öğrenince kaslarını geliştirmek için kullanabileceğini düşünmüştü. Zaten yaşıtlarına göre iriyarı bir çocuktu fakat çalışmak yorucuydu. Aklına bu fikir gelmişti ve nerede veya ne zaman yetiştiklerini hiç düşünmemişti. Bildiği kadarıyla tüm çiçekler ve ağaçlar ormanda olurdu. İlk başta ormana gelmek gayet mantıklı gelmişti.

Jun sanki önemsizmiş gibi sırıtmaya başladı. Elleriyle kafasındaki saçları karıştırdı. "Kusura bakma Karen, hiç aklıma gelmedi. En azından gezmiş olduk haksız mıyım?" Kıkırdadı.

"Çok komik, gerçekten."

"Tamam ya. Hemen kızma. Ne dersin geri dönerken seni sırtımda taşıyayım mı?"

"Saçmalama. Yürü gidelim."

Jun, Karen'in kızgınlığı geçene kadar bir süre konuşmadan arkadan takip etti. Karen bir savaşçı olamayacak olsa da Jun ona saygı duyardı. Diğerlerinin aksine Karen hem akıllı hem de mütevazı sayılırdı. Genelde akademideki akıllı çocuklar Jun'a ahmak muamelesi yapardı. Jun onları dövmeye kalkana kadar sataşmayı ihmal etmezlerdi. Kavga okulda yasak olsa da fiziksel eğitim derslerinde Jun hepsini eğitim adı altında pataklardı. Aslında öfkeyle kudurduğu bir sırada bu aklı ona Karen vermişti. Jun bu fikirden muazzam keyif almıştı. O günden beri arkadaşlardı. Ve üzerinden birçok yıl geçmişti. Jun bazı sınavları Karen'in yardımıyla geçmişti. Ona inanılmaz minnettardı.

Hatta Jun'un babası yanında Karen varken istediğini yapmasına izin verirdi. Karen ona her zaman yardımcı olur başının belaya girmesini engellerdi. Jun ile ikisi iyi bir ekipti. Grubun beyni Karen'di kas gücü ise Jun'un sorumluluğuydu. Jun hep böyle düşünmüştü. Yaşıtları arasında onu devirebilecek kimse yoktu. Aslında Karen'de güçlüydü. Kitap okumadığı zamanlarda ki, bu zamanlar oldukça azdı genelde spor yapar kaslarına ehemmiyet verirdi. Bir gün “Ruh Sarayı” genişlerse vücut olarak geri kalmak istemiyordu. Ayrıca hemen her şeyi çok hızlı kavrıyordu hatta bazen savaş sanatları derslerinde birbirileriyle eşleşiyorlardı. Jun, Karen'i alaşağı edene kadar oldukça zorlanıyordu. Doğrusu en çok Karen'de zorlanırdı. Bu yüzden ona oldukça hayrandı. Eğer bir savaşçı olsaydı Karen kimsenin ulaşamayacağı bir hızla ilerleyebilirdi. Jun onun durumuna üzülüyordu, sonuçta en çok sevdiği arkadaşı oydu. Savaş meydanında birileriyle omuz omuza savaşacaksa bunun Karen olmasını isterdi. Yine de böyle bir umut vardı. Çünkü Karen inanılmaz çalışkandı. Belki hemen olmazdı fakat bir gün Karen'in sorununu çözeceğinden emindi.

Jun sessizlikten iyice sıkılmıştı. "Hey, hala kızgın mısın?" Karen ona uzun süre kızgın kalmazdı.

Karen durdu. Dikkatini çeken bir şey varmış gibi durdukları patikanın kuzeyine döndü.

                                                           ----

Jun barışmak üzere tam konuştuğu sırada uğursuz keskin bir rüzgâr kuzeyden hızla gelip Karen'in vücudunu yaladı. Bu sıcakta serin bir rüzgâr iyi hissettirmeliydi ama Karen'in tüyleri diken diken olmuştu. Ne hissettiğinden emin değildi fakat iyi bir şey olmadığından emindi.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 919

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 684

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 662

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16668 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr