"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

KAREN - Bölüm 1 - Sıradan Bir Çocuğun Arzusu


Beş kıtaya sahip Varya isimli dünya, 14 milyarlık insan popülasyonuna ve bu sayıdan çok daha fazla olan tehlikeli yaratıklara ev sahipliği yapıyordu.

Bu beş kıtadan biri olan, aynı zamanda yüksek popülasyona ve tarım ile büyülü kristal madeni konusunda elverişli topraklara sahip Axon Kıtası gezegenin en doğusundaydı.

Axon kıtasının güney doğusunda, diğer bölgelere oranla daha verimsiz topraklara sahip, orta ölçekli kabul edilen Daergon Krallığı'nın yüksek bir savaş gücüne sahip olduğu da söylenemezdi.

Kısmen yetersiz toprakları nedeniyle bu -küçük çaplı savaş- dönemlerinde bile aktif bir çatışmaya neden olabilecek düşmanı yoktu.

Daergon Krallığına Bağlı Marn Şehri… Yıl.9209 Yeni Çağ.1209

Şehrin kuzeyinde diğerlerine nazaran lüks sayılabilecek ve huzurlu atmosferiyle ön plana çıkan bir evin yüksek, ahşap çitlerle çevirili canlı yeşilliklerin hakim olduğu hoş bahçesinde;
Sade beyaz bir sandalyeye kurulmuş önündeki yuvarlak masada yığılı kitap demetlerini karıştıran yakışıklı genç bir adam dikkat çekiyordu.

Uzun boylu ve ince kaslı figürüyle genç adam, pürüzsüz beyaz teniyle uyumlu simsiyah ışıklar saçan gözlere sahipti. Ve gözlerinin rengini andıran dalgalı uzun saçlarının iki tutamı rüzgar eşliğinde sabırsızca suratının iki yanında salınıyordu.

İşte bu genç adam şehirdeki Savaşçı Akademisinin son sınıf öğrencisi Karen Senka idi.


Karen, zihninde savrulup duran düşüncelerine o denli odaklanmıştı ki üzerine kapaklandığı rehber kitabındaki cümleyi üçüncü kez okumasına rağmen yine anlamamıştı. Babasının dikkatini istemsizce çekecek kadar sitemle nefes aldıktan sonra elleriyle zaten defalarca karıştırdığı yumuşak bir his veren saçlarını bir kez daha alt üst etti. Ne zaman kafasını düzene sokmak istese aynı hareketi yapardı. Lakin hiç işe yaramamıştı ve muhtemelen yaramamaya da devam edecekti.

Karen'in babası Afron oğlunu gayet iyi tanırdı. Tavırlarına bakarak belli bir şeyin kafasını kurcaladığının gayet farkındaydı. Geniş bahçedeki masa, insanın gözünü korkutacak derecede kitap yığınları ile doluydu.

Bu kale vari kitap ve parşömen yığınıyla amansız bir mücadeleye girişmiş olan oğlu hiç normal görünmüyordu, hoş zaten nadiren normal görünürdü. Adeta dünyanın kaderi ona bağlıymışçasına azimle önündeki kitabın yapraklarını hızla çeviriyordu. Karen'i tanımayan birisi bu durumu görse onun gelişigüzel kitapları karıştırdığını ve gerçekten çalışmadığını düşünürdü.

Fakat Afron iyi biliyordu. Bu kitapları ve bunlar gibi yüzlerce hatta binlercesini zaten okumuş ve kendi zihnindeki kütüphaneye kaydetmişti bile. Ancak rüzgârın çevirebileceği bir hızla yaprakları çeviren parmakları sadece teyit amaçlıydı.

O kitapta gözden kaçırdığı bir şey var mıydı? Aklına her nedense alkol bağımlısı insanlar geldi. Afron, tıpatıp oğlu gibi derin bir nefes çekip bıraktı. Bu azmin nasıl ve ne zaman doğduğunu çok iyi hatırlıyordu.

Nasıl unutabilirdi ki! Biricik oğlu henüz yedi yaşındayken hayat, küçücük bedenine hayallerin nasıl yerle bir olabileceğini ilk elden öğretmişti.

Çocukken hemen herkesin imrenerek baktığı bir evlattı. Herkese sıcakkanlı yaklaşırdı. Kimseye saygıda kusur etmez ve asla hoşlanılmayacak bir harekette bulunmazdı. İyi eğitim almış aristokrat sınıfı bir asilzade gibi efendiliğinden ödün vermezdi. Hala bu tavırlarını bırakmış değildi lakin eskisine göre daha neşesizdi.

Açıkçası Afron eşiyle hemfikir olarak Tanrı'nın onları kutsadığını ve bu yüzden böyle mükemmel bir evlat verdiğini düşünüyordu. Küçük oğlu o güne kadar hiçbir şey ama hiç bir şey istememişti. Sadece sevdiği bir şey ona verilirse alçakgönüllü hareketleriyle onu kabul eder, karşılığında bir şeyler vermeye çalışırdı.

İşte bu yüzden Karen ilk kez bir şey istediğinde Annesi ve Babası şaşkınlıktan ilk önce cevap veremediler. Aslında sevindiler de sanki sevdiği şeyler sırmış gibi kimseye söylemeyen Karen, kabuğundan çıkıp ilk kez ebeveynlerine sırlarından birini veriyordu. Bu onları mutlu etmişti. Her ne kadar beklenmedik bir istekte olsa.

Evet, oğulları ona göre kahraman olan savaşçılara katılmak ve kahraman olmak istemişti. Ailesini koruyacağına yemin etmişti. Tabi ki bu çocukça bir istekti. Afron'da hevesini kırmamak için ona her şeyi anlatmadı. Oğlu ilk kez onunla bir şey paylaşıyordu. Ondan izin istiyordu. Onları, arkadaşlarını, komşu amca ve teyzelerini korumak istediğini anlatıyordu. Hep mutlu olmalarını sağlayacakmış...

Bu yüzden "daha erken ama zamanı gelince neden olmasın" dedi Afron. Oğlunu hiç bu kadar mutlu görmediğini düşünmüştü. Bu yüzden anlatmadı zaten 'daha sonra anlatırım' diye düşünmüştü. Yanlış yaptığını geç fark etmişti. Söyleyeceği şeyi biliyordu aslında.

"Herkes savaşçı olamaz Karen, sadece Tanrı'nın izin verdikleri savaşçı olabilir. Ve Tanrı izin vermiyorsa başına bir şey geleceği için seni koruduğu anlamına gelir." Aynen bunu düşünmüştü cevap olarak söyleyeceği şey buydu.

Lakin sonra söylerim diye düşündü, önce hevesi biraz durulsun istedi. Lakin Afron oğlunun imrenilecek derecede kararlılık ve bağlılık göstereceğini tahmin etmemişti. Bu yüzden arzusu hiç durulmadı. Karen karakterini hiç bozmadan devam etti.

Hatta gittikçe hayaline tutkuyla bağlandı. Tek isteği ve hayali buydu zaten. Sürekli savaşçı hikâyeleri dinleyebileceği yerlere giderdi. Annesi ona ne zaman savaşçıların masallarını anlatsa hikâye bitene kadar asla uyumazdı.

Bir süre sonra ona işin doğrusunu anlatmayı bırak, Afron bile oğlunun savaşçı olacağından emin hale gelmişti. O savaşçılar arasında bile saygı gören, dikkatli ve evhamlı adam, her nasılsa oğlunun hayalinin peşine düşüvermişti.

Ta ki bir sene sonra yani sekiz yaşında savaşçı okuluna geçiş yapana kadar. Kayıt sırasında denetmenler; "Karen'in ‘Ruh Sarayı’ yeterli değil, savaşçı olması mümkün değil Bay Senka." diyene kadar. İşin en acımasız kısmı bunu oğlu da duymuştu. Ve Afron o günü hiç unutmayacaktı.

Oğlu kadar şaşkınlığa uğramıştı ve hiç hazırlıklı değildi. Kendinden nefret etmişti. Bir baba olarak ancak bu kadar utanabilirdi. Öylesine sarsılmış ve ne diyeceğini bilemeyen haldeydi ki onu avutan küçücük evladı olmuştu.

Bu yüzden kendinden daha çok tiksinmişti. Üzerinden değil dokuz yıl, milyon yıl geçse de unutmayacaktı. Onu avutan Karen'in görünüşü ve söyledikleri gözünün önünde tekrar canlandı.

Gözlerinde her an kayıp gitmeye hazır yaşlarla, hem de babasının kalbini parçalamaya yetecek kadar umutsuzca bakıyordu. Karen hayal kırıklığının nasıl fiziksel bir yaradan daha acı verici olduğunu öğrendiği gün Afron'a durumu anlatıyor lakin bilinçsizce kendini inandırmaya çalışıyordu.

Bu yüzden babası ona "İmkânsız, vaz geçelim" demedi. Utancını gizledi, içinden oğlunun güvenebileceği bir adam olmaya yemin etti, sustu ve oğlunu dinledi. Söyledikleri kulaklarında çınladı.

"Bu sadece bir hastalık baba. Öyle olmalı, eminim yeteri kadar araştırırsam bir yolunu bulabilirim. Sağlık öğretmeni, her şeyin tedavisi olduğunu ama bazılarının daha keşfedilmediğini söylemişti hani! Ben, eminim baba sadece keşfedilmeyi bekliyor."

Bu cümleler yüzünden ağlamak üzere hissetmişti Afron kendini, fakat kimseye fark ettirmedi. Kaşlarını çattı. Diz hizasını bile geçemeyen oğlunun nasıl böylesine olgun göründüğünü görünce, sert ve keskin bir gülümseme takındı ve konuşmaya başladı.

O gün hiç pişman olmadığı ve olmayacağı tek şey bu söyledikleriydi zaten. "Aynen öyle, evlat! Bende eminim ki bunu keşfedecek kişi sensin. Bu okulda okuyacaksın, bu işi bana bırak. Sende mezun olana kadar keşfini yapsan iyi olur!" Dediğini yapmıştı da ve kendisiyle gurur duymuştu.

Denetmenleri ikna edememişti fakat bu kadar basitçe yılacak değildi. Müdürle konuştu, sert ihtiyar Afron’un ricasını kırmak istemedi yine de böyle bir durumda okula gelmesi Karen'in özgüvenini yıkabileceğini ve birçok etkeni daha anlatmış bir nevi Afron'a babalık dersi vermişti.

Söylediklerinin doğru olduğunu biliyordu lakin o müdüre de söylediği gibi sözünde durmayan bir baba olmaktansa kötü bir baba olmayı yeğlerdi. Uzun bir sohbetin ardından sonunda başarmıştı. Akşam eve gelip bu haberi verdiğinde iki şey olmuştu.

Birincisi, Karen ikinci kez hiç olmadığı kadar sevinmişti. İkincisi, eşi Nein neredeyse Afron'u dövecekti. Nein, Afron kadar duruma üzülmüşse de o da müdür gibi düşünüyordu ve Afron'un iki gün boyunca artıkları yemesine neden olacak kadar kızmıştı.

Daha uzun sürmesine sürerdi fakat Nein'in yumuşaması için Karen birçok jest yaparak annesine, babasının mükemmel biri olduğunu anlata anlata zorla durumu düzeltmişti. Zaten bir daha bu aile hiçbir zaman kavga etmedi. Sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam ettiler.

O günden bugüne kadar Karen hiç bir değişiklik göstermedi. Hep iyi bir evlat oldu ve aynı zamanda Afron'un moralini defalarca bozacak şekilde Ruh Sarayı hiç genişlemedi. Yine de bu sınav, Karen'in duygusal anlamda güçlü bir adam olmasını sağlamıştı.

Hiç bir zaman üzülmemişti, Afron buna inanmıyordu tabi ki. Kesinlikle o kafanın içinde yıpratıcı bir etkisi vardı fakat Karen bu durumu hiç hissettirmemesinin yanı sıra bu konularda espri bile yapardı. Geçenlerde "kitap okudukça Ruh Sarayı mevzusunu iyice unuttum umarım yok olmamıştır." demişti ardından samimi bir şekilde gülmüştü.

Afron ettiği yemini iyi hatırlıyordu. Oğluna destek olacaktı güvenini kaybetmeyecekti. Bu yüzden yüksek bir kahkaha attı. "Hiç sanmam, evlat. Senin azmin karşısında bunu yapmaya cesaret edemez." diye karşılık verdi. Oğlunun gülümsemesi bu sefer gerçekten samimiydi. "Bence senden daha çok çekiniyor olmalı." Bu sefer ikisi birlikte güldüler.

Afron merak ediyordu. Her şekilde sonunda ne olacağını merak etmeden duramıyordu. Ne olursa olsun Karen'in yanında olacaktı. Fakat bir kaç gün sonra son senesi başlayacaktı ve şimdiye kadar üstün bilgisi sayesinde sınıf atlamayı başarmış olmasına rağmen son sene sınavlarının hemen hepsi güçleri üzerinden olacaktı.

Bilginin yeterli olmayacağı bir sene olacaktı. Konu mezun olmak değildi, Afron bunu biliyordu. Her zaman aklına gelen düşünce tekrar belirdi. "Acaba gerçekten bir yolunu bulabilir mi?" o gün söylediklerini öylesine söylemişti fakat yıllar geçtikçe söylediği cümlenin gerçek olduğunu hissetti. Eğer Ruh Sarayının yetersiz olması bir hastalıksa, tedaviyi bulabilecek yegâne kişi Karen'di.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15642 Üye Sayısı
  • 514 Seri Sayısı
  • 21147 Bölüm Sayısı


creator
manga tr