Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

KAREN - Bölüm 119


 

Komutan Fang’ın biraz önceki güç gösterini gören insanlar zaten bunu korkutucu bulmuştu ancak bu yaratığın karşısında o, sözü edilecek bir güç timsali değildi!

İçlerinden bilgili birisi dehşetle çığlık attı.

“Ş-Şafak Tüylü Kuzgun! B-Bu 5.Seviye bir Şafak Kuzgunu!”

Hala birçok insan yaratığın adı veya cinsi konusunda yabancıydı ancak 5.Seviye kelimesi kalplerini dehşetle dolduran bir bilgiydi. Gerçi bunu öğrenmeden önce bile kaçmaya istekliydiler ancak ruh gücü baskısı şaka değildi.

İki kıdem arasındaki baskı alt seviyedeki rakibin savaş gücünü direkt düşürebilirdi. Bundan çok daha büyük bir fark ise sizi olduğunuz yerden kıpırdayamayacak hale getirirdi.

Bu insanlar ise, göğüsleri ağırlıkla çökmüş halde tüm güçlerini nefes alabilmek için harcıyordu.

Komutan Fang bile baskıyı iliklerine kadar hissetti. Bu yaratığın rakibi olamayacağının farkındaydı ve en kötüsü her zaman uçabilen yaratıklardı. Kaşlarının gerginlikle örülmesine engel olamadı.

“Savaş düzeni alın!” Korkuyla geri çekilen askerlerine bağırdı.

Tam bu sırada ortamda soğuk yellerin esmesine neden olan bir ses işitildi.

“Sınıra dayandığının farkındayım Zegi. Yeterince yardımcı oldun, Ruh Sarayına dönebilirsin.”

Bu ses yüksek olmasa bile herkesin onu açıkça fark etmesine neden olan şey, korkunç kuzgunun özür diler gibi bir çığlıkla cevap vermesiydi.

Peşi sıra, kuzgunun ortadan yok oluşu ve aslında sırtında taşıdığı bir adamın ortaya çıkmasıyla izleyenler aptala dönmüş gibi hissetti.

-B-Bu yaratık o uzmana mı ait?-

-5.Seviye heybetli bir Ruh Yaratığını binek olarak mı kullanıyor yani?-

-Hay sikeyim, bacaklarımın titremesi geçmiyor!-

Herkesin şaşkınlık dolu düşünceleri ve tuhaf bakışları altında gökyüzünde yalnız kalan siyah cübbeli genç bir adam yere inerek etrafa bakındı.

Geçici bir kaosa neden olan bu genç adam, sert bir ifadeyle etrafa bakınırken kimse ses çıkaramadı. O inanılmaz şekilde sıradan genç bir adam gibi görünüyordu. Eğer biraz önce o yaratığın üzerinden inmeseydi kimse onun bir savaşçı yetişimine sahip olduğunu tahmin bile edemezdi. Ruh gücü dikkatli bakışlarına rağmen hissedilmiyordu.

Şiddetli bakışların odağı Karen ise kimseyi umursamadı. Dikkatini onlara vermek için ne zamanı vardı ne de ruh hali.

Yol boyunca endişesi azalmak yerine artmıştı. Öyle ki (Ustasının zavallı yaratığa uyguladığı baskı yüzünden) Şafak Tüylü Kuzgun’la bir Ruh Sözleşmesi imzalamış olmasına, birden fazla Ruh Yaratığı kullanabileceğini keşfetmesine ve uzun bir yolu inanılmaz büyük bir hızla aşabilmesine rağmen ruh hali gittikçe kararıyordu!

Çünkü aklında sadece ve sadece ebeveynlerinin endişesi vardı…

Etrafa göz gezdirirken sonra nereye geldiğini keşfedebildi. Zegi’nin hızı yüzünden tam olarak nerede olduğunu kestirmesi mümkün değildi ve o şafak sırasında kazandığı gücü tamamen harcadıktan sonra kendi başına yola devam edeceğinden sonunda bulunduğu yeri kontrol edebilirdi.

“Burası, ticaret yolu!” Karen biraz rahatladı. Kalan mesafe çok azdı ve tüm hızıyla bir veya iki saatte Marn Şehri’ne ulaşabileceğini hesapladı.

Diğer taraftan zihni, öncesine nazaran daha berraktı. Önündeki karakolun ve çevreye yayılmış nöbetçilerin varlığı dikkatini çekti.

Karen tek bakışta askerler arasındaki en güçlü gelişimciyi gözüne kestirdi. Adımı öne uzanırken yıldırım arkları bacaklarını çevreledi ve bir anda bedeni siyah zırhlı adamın önünde peyda oldu.

Komutan Fang hala şaşkınca olayı gözlemlerken önünde beliren genç adam yüzünden irkilerek geri çekildi. Bu kadar yakınken bu gencin 3.Kıdem seviyesinde olduğunu anlamışsa da tamamen rahatsızdı. Bir savaşçı olarak oldukça tecrübeliydi ve içgüdüleri ona tuhaf şeyler fısıldamıştı. Sanki bu gencin rakibi olamayacak kadar güçsüzmüş gibi hissediyordu.

“Marn Şehri ne durumda? Sizler bu yolu neden kapatıyorsunuz?” Karen dikkatle sordu.

Komutan Fang, görünüşte rahatsız olsa da acımasız tavrını bu gencin karşısında göstermeye isteksizdi. Askerlerine ve etraftakilere rezil olmamak için duruşunu dikleştirdi ve elini kılıcının kabzasına rahatça yerleştirdikten sonra söylendi.

“Şehir geceden beri istila altında… Kral’ın emriyle kimse oraya gitmek için izinli değil.” Fang sert sesiyle açıkladı ve daha fazla konuşmayacakmış gibi dudaklarını mühürledi. Bakışları genç adamı uyarır gibi kısılmıştı.

Karen elbette bu adamın tavrından hoşnut değildi. Ruh gücünün görünmez baskısı bedeninden dışarı yükselirken kaşlarını çattı.

“Zamanım kısıtlı, sana şehrin ne durumda olduğunu sordum! Siviller kurtarıldı mı? Zayiat… Zayiat var mı?”

Komutan Fang omuzlarına çöken baskıyla şaşırsa bile öfkesi daha ağır basıyordu. Bu velet kim oluyordu da ona hesap soruyordu?

Kılıcının kabzasını sıkıca kavradıktan sonra tehditkâr bir ifade takındı.

“Nerenin genç efendisi olduğun umurumda değil, sen bana hesap soramazsın velet! Aldığım tek emir geçiş yollarını kapatmaktır! Şimdi uslu ol ve evine geri dön…”

Cümlesi tamamlandığı anda, Fang’ın surat ifadesi bembeyaz kesildi.

Önündeki genç adamın büyük bir tarikatın kibirli sözde genç efendilerinden birisi olduğunu tahmin ederek sert davranmış olsa da onun bu kadar sabırsız ve pervasız olacağını düşünememişti.

Genç adamın bedeni bir yıldırım bulutuymuş gibi parladı ve üstüne tepki veremediği bir baskının çökmesine neden oldu. Ruh gücünü salmaya fırsat bile bulamadan yıldırımlarla kaplı bulanık bir kol harekete geçip boğazını yakalamıştı.

Komutan Fang’ın boğazı çelik gibi bir elle sıkılırken gözleri korkuyla irileşti.

“Lanet olsun! D-durdurun onu!” Şaşkınca durumu izleyen muhafızlar sonunda kendilerine gelip ileri çıktı. Birçoğu genç adamın etrafını sarıp ruh güçlerini açığa çıkarmış olsa bile bacaklarının ve silahlarını tuttukları ellerin titrediği görülebilirdi.

Ruh gücünü kullanamadığını fark eden Fang, bu derece baskılandığı için korkuyla dolmuştu. Yavru bir köpek gibi Karen’in eli altında kalakalmıştı.

Aynı anda buz gibi soğuk bir ses kulaklarında çınladı.

“Kralın ne emir verdiğini umursamıyorum. Şayet adam akıllı bir cevap vermezsen kralına rapor verecek kadar yaşamayacaksın!”

Gözleri öldürme isteğiyle doluydu ve söylediğini yapacakmış gibi görünüyordu. Muhafızın konuşabilmesi için elini biraz gevşetti.

Bir öksürükten sonra adam bildiği her şeyi öfkeyle söyledi. Kendi ölümünden değil adamlarının bu genç karşısında hayatta kalamayacağından çekinmişti. Diğer taraftan şimdilik kendini tutması iyi olacaktı. Kral’a yaşananları anlattıktan sonra bu genç adamı avlamak için emir alması yeterliydi!

İntikam istiyor olsa bile çoktan çekip gitmiş genç adamın arkasından bakarken hafif bir tedirginlik hissi taşıyordu.

Çünkü o gencin gitmeden önce söyledikleri keyfini kaçırmıştı.

“Kralına, onun için geleceğimi söyle!”

---

Karen çok daha büyük bir korku ve endişe içerisinde tüm hızıyla koşuyordu. Kalbi nefretle doluydu çünkü aldığı haberler endişe vericiydi.

Muhafızdan öğrendiği kadarıyla kralın verdiği emir, Marn Şehri’ne yardım edilmesi değil sadece çevresinin ablukaya alınmasıydı!

Bu demek oluyor ki, eğer başka bir güç yardım etmediyse tüm gece boyu Marn Şehri kendi gücüyle direnmeye çalışmış olmalıydı. Ve bu… Sonucu düşünmek bile istemiyordu.

Bir şey olduysa… Karen ne krallığa ne de krala karşı merhamet duymayacağına yemin etti.

Sonunda, kalbi delice atarken ve etrafını çevreleyen ruh gücü vahşi bir haldeyken uzun çimenlerle kaplı yüksek bir tepenin üzerinde duraksadı.

Gözleri dikkatle karşıya dikildi ve bir an sadece bakakaldı.

Tepenin zirvesinden Marn Şehri’nin surları rahatça görülebiliyordu.

Kalbi devamlı olarak çalkalandı. Yüksek surların sapasağlam görünmesi biraz umutlanmasına neden olmuştu ancak kısa süre sonra ufka doğru uzanan surun bir köşesinin yıkılmış olduğunu gördü.

Dikkatli bakışları başka bir noktanın daha komple çöktüğüne şahit oldu. Ancak görüntü tuhaftı. Surun duvarları dışarı doğru yıkılmış gibiydi?

Diğer yandan surların ardında, değişik uzaklıklarda yükselen ve sönmek üzere görünen yangınların duman izleri seçilebiliyordu.

Düşündüğü kadar kötü bir manzara değildi… Ama anlaşılmaz bir hissin kalbine çökmesi uzun sürmemişti.

İblis Duhan’ın kızıl bedeni yanında belirdiğinde hala tepkisizce ileri bakmayı sürdürdü.

“Fazla… Sessiz?” Endişeyle mırıldandı.

Rüzgârın fısıldadığı uğultu dışında koca bölgede en ufak bir ses yoktu. İşte bu Karen’in korkmasına neden oldu.

Lakin İblis Duhan’ın tasdik etmesiyle bu korku biraz duruldu.

“Birkaç tanesini saymazsak içeride hiç yaşam izi hissetmiyorum.”

Karen onun sesindeki yasın farkına bile varmadan merakla kafasını çevirdi.

“Usta bu… İnsanlar nereye kaçmış olabilir ki? Zirve uzmanlar gelip onlara rehberlik etmiş olabilir mi?”

Aklına gelen ilk şey buydu. Kıtaya göre çok sayılmasa bile 100bin insandan oluşan bir grubun kaçması çok zor olurdu ve bunu sağlayabilecek kişiler pek tabi zirve uzmanlar olmalıydı.

“Onları kim kurtarmış olabilir?”

İblis Duhan genç adama bakamadı. Kafası gökyüzüne dönerken sesi duyması zor bir fısıltıyla çıktı.

“Evlat onlar… Kurtarılmış değil... Herkes… Şehrin içinde…”

Ancak Karen şapşal bir çocuk gibi baktı.

“Ne diyorsun, Usta? Şehirde hayat yok dememiş miydin?”

Ama aniden ustasının ne kadar güçsüz ve yas içinde durduğunu gördü. Yaşlı iblisin omuzları çökmüş ve gözleri adaletsizliğine dem vuruyormuşçasına gökyüzüne dönmüştü.

Karen, sözler kafasında dönerken kalbini kılıçlar doğruyormuş gibi hissetti.

-Şehirde… Yaşayan… Yok?-

Gözlerinde bir öfke izi çaktı ve bağırdı. “Hayır! Bu… Saçmalık!”

Yıldırımlar vahşice ortaya çıktı ve duraksamadan bir ışık noktası gibi şehre atıldı.

İblis Duhan yüzündeki duygudan tamamen arınarak onu takip etti. Dikkatli bakılırsa sağ elinin güç kullanmaya hazır şekilde sıkıldığı görülebilirdi.

İkilinin şehir surlarının kapısına ulaşması çok sürmemişti. Karen yavaşlama gereği bile duymadan yandaki insan boyutlarındaki çelik kapıyı tekmeledi. Kapı içeri doğru eğilip büyük bir gürültüyle yerinden sökülüp uçtu.

Hiddetle içeri girdikten sonra sadece birkaç adım atabildi. Peşi sıra bedeni kaskatı kesilmişti.

Şehir dışarıdan görüldüğünün tam zıttı korkunç bir manzaraya sahipti.

İstisnasız her şey yok edilmişti. Sağlam kalan bir bina görmek çok zordu ve birçok yerde devasa çukurlar oluşmuştu.

Ve en dikkat çekici kısım, tüm havayı dolduran kan kokusuydu!

Neredeyse kızıl bir sis çökmüş gibi ağır ve kasvetliydi. Bununla birlikte her yerde ürkütücü kalıntılar vardı.

Bedenlerinden vahşice koparılmış uzuvlar ve kafalar her köşe başındaydı. Hatta her yerde ürkütücü iblis bedenleri çoktan can vermiş halde uzanıyordu.

Şehirde gerçekten de hayat yoktu! Var olan her şey, insanlar, hayvanlar ve hatta iblisler… Her şey ölüydü!

Korkunç ve acımasız bir savaşın hüküm sürdüğü cephe kalıntısına bakmak gibiydi. Karen, kötü hissetmeden düşmanlarını öldürebilecek kadar sağlam bir zihne sahipken bu gördükleri karşısında midesi tamamen alt üst olmuştu.

Yas veya keder hissetmeden önce korkuyla doldu. Burası bir savaş alanı için bile dehşet vericiydi.

Onu en çok etkileyen şeyse ölenlerin onun insanları olmasıydı. Hemşerileri, komşuları ve tanıdıkları çoktan ölmüş müydü yani?

“Böyle olmamalıydı!?”

Genç adam bir illüzyona yakalanmış gibi inançsızdı. Nasıl kabullenebilirdi ki? Bir gecede şehrinin komple yok edilmesi nasıl mümkün olabilirdi?

Nispeten engelsiz ve sağlam kalan bir caddeye doğru döndü ve koştu. Sadece ileri bakıyordu. Bakışları sabit bir noktaya bakıyor olsa bile istediğinden değil etrafa bakmaya cesaret edememesindendi.

Cesetler ve vücut parçaları her yerdeydi! Tanıdığı birini görme korkusuyla gözlerini yoldan ayıramadı. Buna rağmen önünde bile birçok et parçası vardı. Bunun dışında değişik ve benzersiz görünüşlere sahip, ne insana ne de ruh yaratıklarına benzeyen iblis cesetlerindeki tuhaf noktayı görememişti.

Onların cesetleri aslında insanlardan çok daha fazlaydı. Ancak büyük çoğunluğu en ufak bir yaraya sahip değildi ve adeta uyurken ölmüş gibi görünüyorlardı.

Bu durumu pek tabi İblis Duhan fark etmiş olsa bile şuan tüm önceliği Karen’di. Onun çaresizce koşmasını izlemek zorundaydı. O an geldiğinde gerekeni yapmak için çoktan hazırlanmıştı.

Öyle ki,

Karen’in ailesi ile yaşadığı eve ulaştığında donup kalışını görünce sağ elini yavaşça sırtına doğru yaklaştırmaya başlamıştı.

Ancak Karen’in çaresizlikle dolu sesini duyunca duraksadı.

“Ruh izlerini hissetmiyorum. Evden ayrılmışlar, burada değiller! Onlar iyi olmalı, usta!”

Genç adamın tavrı açıkça deli gibiydi. Hiperaktif hareketleri ve fıldır fıldır dönen gözleriyle bir köşeden sağ salim çıkmalarını beklediği anlaşılıyordu.

İblis Duhan derin bir nefes çekti. Sinirleri yıpranmıştı ve bu görüntüyü izlemek istemediği her halinden belliydi. Karen’in çaresiz tavırları düşünüldüğünde iyice endişelenmeye başladı ve daha fazla devam etmesine de izin veremezdi. Madem geri dönüş imkânı yoktu o halde artık gözlerini açmasına yardım etmeliydi.

Yavaşça uzanıp Karen’i tuttu. Onun şaşkın bakışları altında tüm gücüyle sıçrayarak havaya yükseldi. Şehrin merkezine doğru Karen’i sürüklerken söylediği tek şey “Ruh İzleri şehir merkezinde, gidince göreceksin.”

Duygusuz bir sesle söylendikten sonra sonunda merkeze ulaştı ve Karen’i bıraktı.

Buradaki manzara çok daha kötüydü. Büyük çatışma izlerine sahipti ve zeminin her noktası kıpkırmızıydı. Görülebilen insan parçalarından çok daha fazla iblis cesedi zeminde uzanıyordu.

Alandaki her şeyin paramparça olmasına neden olan bir savaş izi görünse bile iblislerin bedenleri tamamen sağlamdı.

Onlar, ölü görünmekten ziyade insanları katlettikten sonra savaş alanında kestirmeye karar vermiş gibiydiler. Yine de en ufak bir yaşam aurasına sahip değillerdi. Burası saçma noktalara sahip bir savaş alanıydı.

Ancak Karen bunları görmüyordu.

“Usta!?”

“Kendin bak…” İblis Duhan tekrar duygusuzca mırıldandı. “Göreceksin.”

Karen ustasının tavrını önemsemedi. Neler olduğunu anlamıyordu, anlamak istemiyordu. Sanki yapması gereken buymuş gibi babasını ve annesini bulmak için bir umutla ruh gücünün algısına güvendi.

Ruh gücüne aşina olduğunuz insanları, onlar istemese bile algınız içine girdiklerinde az çok keşfedebilirdiniz. Bununla birlikte herkesin ruh gücü benzersiz bir öze sahip olduğundan arkalarında ruh gücünden kalan artıkları bile hissetmek mümkündü.

Ruh gücü kullanıldıktan sonra etrafa dağılsa bile hemen yok olmazlardı. Aksine yavaşça doğa tarafından asimile edilen sınırsız enerji noktaları gibiydi.

Karen bir iz bulabilmek için ruh gücünü tüm alana yaydı. Dikkatini verince çevredeki doğal ruh özlerini hissedebiliyordu.

Nitekim hepsi hayali bir varoluşa sahipti. Onları dikkatle gözlemleyebilecek bir seviyede değildi. Gerçi bu önemsizdi aradığı şeyi bulması için bu seviyelere ulaşmasına gerek yoktu.

Yavaş yavaş ve dikkatle genç adam tüm alanı hissetmek için çaba harcadı.

Aradığı şeyi bulması çok uzun sürmemişti. Birkaç ışık noktası gibi, algısı içinde belirmişlerdi. Bir kısmı annesine, bir kısmı ise babasına ait ruh özü noktalarıydı.

Genç adam anlamsızca gözlerini açıp kaynakların yerine baktı.

Sadece gelişigüzel bir bakıştı ancak zamanı durdurmaya yetmişti.

Soğuk bir his kalbini dondurdu ve zihni tamamen boşaldı.

Tüm bedeni titremeye başlamıştı.

“Hayır… Bu…” Boğuk fısıltılarla mırıldanmaya çalıştı ama boğazı güçlü ellerle sıkılmıştı sanki.

Nefes alabilmek için uğraşmasına rağmen yapamıyordu…

Hayatında hiç bu kadar çaresiz ve güçsüz hissetmemişti. İki bacağı artık onu taşıyamayacak kadar güçsüzdü. Hareket kabiliyetini kaybetmiş gibi dizlerinin üzerine çöktüğünde gözleri bulanık şeyler gösterdi.

“Hayır… Kabul, etmiyorum!” Güçsüzce mırıldandı ama en ufak bir iradeye sahip değildi sözleri.

Gözyaşları yüzünü yıkadı ve kulakları kan basıncının yavaşlayan uğultusuyla doldu.

Adeta yavaşça ölüyor gibiydi. Çaresizce oturuşu ve mantıksız kelimeleri dakikalarca sürdü.

Onun kendine gelmekten bile aciz halini izleyen İblis Duhan söyleyecek söze sahip değildi.

Birkaç asırdır nefret dolu kalbi uzun zamandan sonra ilk kez böylesine acı doluydu.

Gözleri Karen’in biraz önce baktığı iki noktaya birer bakış attı.

Bu ruh izleri aslında çoktan ölmüş birkaç iblisin bedenindeydi.

Sadece bakarak bile Afron ve Nein’in huzurlu bir ölümü yaşamadıklarını görebiliyordu.

Onların yaşamı acımasız iblisler tarafından sona erdirilmiş ve geriye bir beden bile bırakamamışlardı.

Bir evlat için bundan daha kötü bir manzara olabilir miydi?

İblis Duhan bu iki ebeveynin ruhları için saygıyla eğildi ve kararlı bir tutumla söylendi.

“Eksikliğinizi örtmem mümkün değil, sadece ona göz kulak olacağıma söz verebilirim!”

Takriben yavaşça yürüdü ve Karen’in gözyaşları içinde mırıldanın figürüne uzandı. Hafifçe genç adamın kafasını okşadıktan sonra “Uyu evlat, başka türlü bu an geçmeyecek.”

Karen’in bedeni biraz duraksadı ve sonunda bilincini kaybederek yere düştü. İblis Duhan ise bir gölgeye dönüşürcesine Karen’in bedeniyle birleşip kontrolü almıştı.

Tavrı bir anda değişerek bakışları ölümcül bir ışıkla dolmuştu ve endişesi yerini öfkeyle yanan korlara bıraktı.

Etrafa dikkatlice baktıktan sonra birkaç iblisin bedenini kontrol edip, ruh gücüyle onları araştırdı. Kısa bir süre sonra gözlerinden yayılan Ölüm Arzusu, bakan birini öldürecek kadar yoğun hale gelmişti.

“Karanlıkta gizlenmeniz sizi kurtarmayacak!”

Öfkeyle söylendikten sonra şehri terk etti.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 954

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 901

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 749

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 709

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 585

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 522

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 493

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 480

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 436

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 425

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 195

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 193

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 156

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 153

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 136

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 129

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 82

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 69

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 55

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 53

Site İstatistikleri

  • 8397 Üye Sayısı
  • 201 Seri Sayısı
  • 13002 Bölüm Sayısı


creator
manga tr