Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

KAREN - Bölüm 117


 

Gümüş yapraklı ve zehirli sıvılarla kaplı tuhaf bodur ağaçların ekseriyette olduğu, hoş görünümlü ormanın zemini kan lekeleriyle ve savaş izleriyle kaplanmıştı.

O sırada bir grup savaşçı, silahlarına sarılmış halde önlerindeki Ruh Yaratığıyla karşı karşıya geldi. Bu yaratık ayıya benzer ancak çok daha gösterişli bir vücuda sahipti. İki ayağının üzerine doğrulduğunda boyu dört metreyi aşmıştı ve tehditkâr kükremeleriyle tüm ormanı domine eden bir kral gibiydi.

Alaca tüyleri, ensesinden yukarı doğru uzayan kısa geyik boynuzları ve hançer uzunluğundaki pençeleriyle özgün ve vahşi bir görünümü vardı. Çevreye üstün bir baskı hissi yayan ve masmavi ateşleri andıran ruh gücüyle 4. Seviyeler arasında bile öne çıkan Ruh Yaratıklarından biriydi.

Yaratığın adı Alaca Şah’dı ve Şah lakabı kendi bölgesine kimsenin girmesine müsaade etmeyen bir hükümdarın tavrına sahip oluşundan kaynaklanıyordu.

Her ruh yaratığı vahşi kabul edilse bile bu yaratık özellikle vahşi olanlardan birisiydi.

Savaşçılardan oluşan takım bu tuhaf ağaçların yapraklarındaki değerli sıvıyı toplamak için, gözleri gece iyi görmeyen Alaca Şah’ın bölgesine zifiri karanlıkta gelmeye karar vermişti.

Aralarında iki 4.Kıdem savaşçı olsa bile herkes bu yaratıkla savaşmadan işi bitirmek için çaba sarf ederdi. Zaten ruh yaratıkları eş seviyede, insanlara baskın çıkıyordu ve bununla birlikte bu yaratığın kürkü muazzam bir savunmaya sahipti. Ayrıca uzun süre mücadele edebilecek enerjiye ve şaşırtıcı şekilde güçlü bacaklara sahiplerdi.

Çok hızlı koşabilen ve inanılmaz sıçrayışlar yapabilen yaratıklardan birisi olarak, 4.Kıdem iki savaşçıya sahip bu takım için fazlasıyla tehlikeli bir rakipti.

Nihayetinde tüm hazırlıkları küçük bir hata yüzünden boşa giden takım Alaca Şah’ın dikkatini çekti ve bir savaş peyda oldu.

Savaşçıların lideri mavi ruh gücüyle ışıldayan bir fener gibi öne çıktı ve öfkeyle kükredi. “Sana bir sorun çıkarmadık ama adamlarımdan birini öldürmeye cüret ettin! Geri dönüş yok, seni katledip bütün ormanını yağmalayacağız!”

Alaca Şah hali hazırda öfke doluydu ve bu insanın onu tehdit etmesiyle iyice zıvanadan çıktı.

Korkunç bir öfkeyle savaş narası benzeri bir kükreme kopardı.

Savaşçılar hayatlarını tehlikeye atan büyük bir mücadeleye tutuşacakları için gerginleşti ancak diğer taraftan bu hissi sevdiklerini belli eden acımasız gülümseler takındılar.

“Etrafını sarın! Çelik ağlarla hareketlerini kısıtlayın ve öldürün onu!” Liderin fısıltı benzeri emriyle tüm takım anında harekete geçti. Hareketleri istikrarlı ve korkusuzdu.

Aynı anda büyük bir çember oluşturup düzene girdiler ve ellerinde beliren ince örgülü büyük ağlar dört bir yandan fırlatıldı.

Alaca Şah ise insanlara denk olmasa da hala düşünebilen bir yaratıktı. Alaylı bir homurdanmayla karşılık verdi ve zıplamak üzere olduğu belli edercesine arka ayakları üzerine çömeldi.

İnsan lider hafifçe gülümseyip, onunla aynı seviyede görünen diğer takım üyesine baktı.

4.Kıdem seviyesindeki iki adam, daha sağlam görünüşlü birer ağ çıkardı ve Alaca Şah’ın zıplamasını beklemeye başladı.

Planları basitti. Alaca Şah çok iyi bir sıçrayıcı olsa da havada hareket edebilecek kanatlara sahip değildi. Bir kez sıçradığında ise düşeceği yeri hesap edip onu kesinlikle yakalayabilirlerdi. Gerçi ağa bulandığında bile ona yaklaşmak hala fazlasıyla tehlikeli olacaktı.

Bununla birlikte Alaca Şah zemini titreten korkunç bir güçle sıçradı. Bedeni bulanık görülebilecek bir hızla gökyüzüne yükseldi ve ivmesini kaybedip havada duraksadığında en azından yirmi metreyi aştığı görüldü.

Orada hafifçe duraksadığında vahşi bir kükreme daha bıraktı. Gerçekten de bölgenin hükümdarı gibi görünen bir Şah gibiydi!

Baskın görünüşü ve vahşi duruşuyla, durdurulamaz devasa bir top güllesi gibi inişe geçti. Bu da aslında bir saldırı şekliydi.

Ancak aniden, tüm olaylar zinciri şaşkınlık verici bir keskinlikle değişti.

Büyük bir güçle düşen ayının tüm heybetini silip atan dehşet verici bir öldürme isteğiyle dolu, başka bir ses duyuldu.

“Siktir git önümden!”

Bu ses korkunç ve anlaşılmaz bir güçle doluydu! Ruh gücü veya başka bir enerji hissi yoktu fakat her şeyi baskılayan fiziksel bir güç, inanılmaz şekilde herkes için hissedilebilirdi.

Aynı anda havayı yırtıp geçen muazzam bir okun sesi, savaşçıların hemen üzerinden geldi. Bulanık devasa bir ok veya mızrağın ağaçların üstünden akıl almaz bir hızla geçip gittiğini gördüler.

İnsanların şaşkınlık dolu bakışları o şeyi izlemeye dalmışken,

-Pat! Pat! Pat!-

Savaşçılar gökyüzünden tuhaf, kırmızı parçaların yeryüzüne yağdığını fark etti.

Birkaç metre çapındaki alan anlaşılmaz maddelerin iniş durağı olmuştu.

Dikkatli bakan savaşçıların şaşkınlığı aynı anda kalplerini titreten bir şoka dönüştü.

Savaşçılardan birisi korku dolu sesiyle kekeledi.

“B-Bu o ayının p-pa-parçaları!!”

Savaşçıların lideri neler olduğunu anlayarak korkuyla titredi. O geçen şeyin aslında korkunç bir uzman olduğunun farkına varması uzun sürmemişti.

Biraz önce ciddi bir savaşa gireceklerini düşündüğü güçlü Alaca Şah’ın, sadece inanılmaz bir uzmanın rotasında durduğu için parçalanıvermesi kalbini korkuyla doldurmuştu.

-Eğer o üstat zeminde ilerliyor olsaydı biz…- Aklına gelen düşünce yüzünden adamın gözleri titredi ve alnı soğuk ter tabakasıyla kaplandı.

Hiç zaman kaybetmeden, ağaçların üzerinde kaybolup giden o siluete doğru eğildi. Gür ve korku dolu bir sesle konuştu.

“Yolunuzda savaşma cüreti gösterdiğimiz için affedin üstat. Y-yardımınız için ben ve takımım müteşekkiriz.”

Cesur liderlerinin tavrını gören takım üyeleri bir şeyi fark etmiş gibi göründü ve aynı korku ve aslında birazda heyecanla onu taklit ettiler.

O uzmanın geçip gitmesi hepsi için büyük rahatlama doğurmuş ve peşi sıra çok daha büyük bir mutlulukla etrafa bakınmaya başlamışlardı.

Çünkü bu değerli gümüş yaprak sıvılarıyla dolu arazi artık sahipsizdi ve o üstadın gidişiyle hepsi artık onlara aitti.

Gerçekte kalpten gelen korku ve saygıyla uğurladıkları bu bilinmez uzmanın aslında 3.Kıdem seviyesindeki bir genç olduğu söylense bile inanmayacakları malumdu.

***

O sırada kasvetli bir his yayan genç bir adam, ağaçların hemen üzerinde akıl almaz bir süratle ilerlerken uçuyormuş gibi görünüyordu. Nitekim uzun mesafeler arasında bazı ağaç zirvelerinin parçalanıp dağılışına bakınca gerçekte müthiş bir güçle sıçrayarak ilerlediği anlaşılıyordu.

Genç adam, yüzü hiç görülmemiş bir delilikle kaplı Karen’den başkası değildi. Sisli gözleri çok uzak bir noktaya sabitlenmiş haldeydi ve zihninde neredeyse hiçbir düşünce yoktu.

Sadece sürekli tekrarlanan ve çıldırmışlığa yakın kelimeler devamlılığını sürdürüyordu.

Hızlı! Daha hızlı!

Lütfen! Tanrım! Bir şey olmasına izin verme!

Onun zihninde parça parça yankılanan şeyler bu kelimelerden ibaretti. Başka hiçbir düşüncesi yoktu. Kalbi göğüs kafesini parçalayacak kadar güçlü atıyordu ve zihni kara puslarla örtülmüştü.

Aslında görünüşü zihninden daha ürkütücüydü.

Her geçtiği yerde arkasında belli belirsiz bir kan izi bırakıyordu. Bedeninde aniden beliren çatlaklardan kanlar saçılıyor ve sahip olduğu güç bilinçsizce onu iyileştirmek için arka planda çalışıyordu.

Bir yara kapandığında çoktan iki tanesi açılmış oluyordu. Cübbesinin kıpkırmızı bir renge dönüşmesi fazla sürmemişti.

Ne vücuduna olan şeyin farkındaydı ne de keskin başka bir bağırışın…

“Karen! Sana dur dedim! Kendini öldüreceksin velet, sakin ol!”

İblis Duhan çatılmış kaşları ve hiddetli duruşuyla Ruh Sarayı’nda dikiliyordu. Onun zihni bile uğultularla doluydu.

Genelde sürekli dış dünyayı kontrol etmediğinden Marn Şehri’nin saldırı altında olduğunu duymamıştı. Ancak bir an sonra Karen’in zihninin kaosa sürüklenmesini ve [Gök Şeytanı Semavi Bedeni] kullanışını görünce afallamıştı.

Ne olduğunu anlaması biraz sürmüş ve sonrasında Karen’in endişesini paylaşmak zorunda kalmıştı.

Yine de hala objektifti. Karen’in kendine itiraf edemediği şeyin ve hatta daha fazlasını hemen fark etmişti.

Dürüst olmak gerekirse her şey ortadaydı. Bir iblis sürüsünün sıradan bir şehre saldırışını anlatmak gerekirse olacak şey barizdi.

Soykırım!

İblis Duhan bunu düşününce kaşlarını derince çattı. Bu sorundan, o insanların kurtulma ihtimali olamazdı. Belki birkaçı kaçabilirdi ancak bunun şansı bile oldukça düşüktü. Çünkü iblisleri ondan daha iyi tanıyan kimse olamazdı.

Bununla birlikte hala başka bir sorun söz konusuydu ki bu en beteriydi.

-Araf Geçidi’ni açan kişi bir iblis değildi! Ama… Bir insan veya yaratık neden Araf Geçidi’ni açıp büyük bir iblis sürüsünün geçmesine izin verir ki?-

Duhan’ı düşüncelere sevk eden şey buydu. Neler olduğunu anlayamıyor ama can sıkıcı bir komplonun varlığından şüpheleniyordu.

Bu durum yeterince keyfini kaçırmıştı. Bununla birlikte uzun zamandır kalbinde yeşermemiş derin bir endişeyle ileriye baktı.

Karen’in çaresizce ilerleyişi onu endişelendiriyordu.

Böylesi amaçsız ve sonuçsuz bir tutum iblisler arasında sık karşılaştığı bir tutumdu. Bu pervasız tavır onlar için bir içgüdüydü. Fakat insanlar farklıydı. Kazançları ve gururları yüzünden ileri çıkar lakin hayatları tehlikeye girdiğinde temkinli davranır veya geri çekilirlerdi.

Çok, çok nadiren hiçbir şeyi umursamaksızın harekete geçmeye istekli olurlardı.

İblis Duhan, Karen’in bedenine binen yükün bilincindeydi. Genç adamın kuru bir ağaç gibi parçalanışını izlemek ona kendi geçmişini izliyormuş gibi hissettirdi.

Onu durdurmak zorundaydı çünkü böyle giderse kısa süre sonra geri dönüşü olmayan bir hale geleceğini öngörebiliyordu.

Ama, ne diyecekti ki?

Karen sadece bu haberi alınca bile kendini kaybetmişti. Ailesinin muhtemelen çoktan… Bunu söylerse işler daha kötü hale gelmez miydi? Ayrıca muhtemelen, önlerinde ne haltlar karıştırdığı belli olmayan zirve seviye bir uzman vardı.

O el atmaya kalkarsa hiç kimsenin en ufak bir şansı kalmazdı. Hatta Karen oraya ulaştığında bu kıyametten nasibini bile alabilirdi.

Nihayetinde Duhan, Karen’i durdurmak için ne yapacağını düşünürken genç adam aniden öğürdü. Ağzından ürkütücü miktarda kızıl kan fışkırmıştı ve Karen’in zihni iyice puslanarak onun bilincini kesintiye uğradı.

[Gök Şeytanı Semavi Beden] Muazzam bir fiziksel güç getiriyordu fakat onu kullanmak Karen’in güçlü temeli için bile uzun sürdüremeyeceği bir işkenceydi. Genç adam bunu arzulamamasına rağmen, bedeni son sınıra yaklaştığının farkına vararak zorla tekniğin bertaraf edilmesini sağlamıştı.

Bunun etkisiyle bilinci de sekteye uğradı ve dengesi alt üst oldu. Vücudunun taklalar atarak yere çakılması çok hızlı meydana geldi.

Düşüşü muazzam hızını koruyordu ve çarptığı ağaçlar onu yavaşlatmaya kadir değildi. Kalın ve görkemli ağaçlar adeta çalı çırpı gibi parçalanıyor ve yıkılıyordu.

Onlarca ağaç darmaduman olurken onun vücudu son hızıyla yere saplandı.

-Güüümm!-

Toprak, patlamışçasına etrafa dağılırken devasa bir çukur açılmasına neden oldu. Genç adamın düşüşü o kadar kuvvetliydi ki bu temas bile durmasına yetmedi.

Yeri kazıyan bir köstebek gibi arkasında bir nehir yatağı bırakarak on metre kadar sürüklendikten sonra ancak durabilmişti.

Çakılı kaldığı yerde ağzından ve bedeninden tekrar kan fışkırarak yattığı yeri kızıla boyadı. Sadece ona bakmak bile huzurlu bir ölümü tadamamış bir cesede baktığınızı hissettiriyordu.

Aynı anda hemen yanında altın renkli ruh gücüyle parlayan bir iblis bedeni ortaya çıkmıştı.

İblis Duhan hemen genç adamın bedenine yaklaştı ve sert ifadesinin yerini endişe alırken bunu saklama gereği duymadı.

“Ah, çocuk…”

Tereddüt etmeden ellerini, kemik kırıklarının rahatça görüldüğü derin yaralara sahip ve güçsüzce inip kalkan göğsün üzerine yerleştirdi.

Ardından gözlerini kapadı ve anlaşılmaz kelimeler birbiri ardına ağzından dökülmeye başladı.

Bir şeyi tetiklemiş gibi hava uğuldama sesleriyle dolmuştu ve tuhaf ışık noktaları belirmeye başladı.

Bu ışık noktaları sanki buraya toplanmış gibi değil de başından beri oradaymış gibi duruyorlardı. Sadece üzerlerinden tuhaf bir perde çekilmiş gibi geniş bir alanda aniden ortaya çıktılar.

Peşi sıra uğultu sesleri gürleme benzeri bir heybet kazandı ve zeminle birlikte havanın kendisi bile sallanıyormuş gibi göründü.

İblis Duhan kaşlarını ördü. Sözlerini öfkeyle söyleyerek kükredi. Sanki söyledikleri doğaya karşıymış gibi, dünya buna izin vermiyormuş gibi, gürleme sesleri de onunla birlikte kükredi!

Ancak nihayetinde kararlı olan iblisti. Bedeninden yayılan altın renkli ruh gücü yeterli olmasa da sonu gelmez bir şekilde aktı. Ruh gücünün etrafa saçılışı rastgele değildi. Duhan’ı merkez alan küçük bir alana doluşup, alanı altın renkli bir sisle örtülmüş gibi gösterdi.

Peşi sıra bu alan içerisinde gürleme sesleri yavaşça kesildi.

Takriben iblisin surat ifadesi de rahatladı ve işine kaldığı yerden devam etti. Bundan sonra ağzından çıkan sözler değişmişti ve etkisi de benzer oldu.

Işık noktaları sonunda harekete geçmeye başlamışlardı. Kancaya takılmış güçsüz balıklar gibi oldukları yerden çekildiler ve yavaşça Karen’in, hayatını sürdürmekte bile zorlanan bedeni üzerine alçaldılar.

Işık noktalarının ilki genç adamın bedenine yapıştı ve şaşırtıcı bir cızırtı bırakarak onun eti ve kanı arasında eriyip gitti. Diğerleri de aynı yörüngede hareket ediyordu ve aynı kadere boyun eğmişlerdi.

İblis’in kontrolünde gibi görünen altın sisle kaplı alandaki son ışık noktası Karen’in vücudunda kaybolduktan sonra şaşırtıcı bir gelişme bunu takip etti.

Genç adamın tarumar olmuş bedeni akıl almaz bir süratle yenilenmeye başlamıştı. Göz açıp kapayana kadar, parçalanmış bir cübbeyle yolun kenarında uyuya kalmış genç bir adamın görünüşüne sahip oldu.

Kızıl ihtiyar, Karen’in sağlığına kavuştuğunu görünce bir iç çekiş bıraktı. Bir süre düşünceli bakışlarla orada dikildikten sonra aniden kaşları çatıldı.

Bakışlarını gökyüzüne doğrulttuğunda yüzünde öfkeli bir gülümseme belirmişti.

Dikkatli bakılırsa kapkaranlık gökyüzünün derinliklerinde bir siluetin gezindiği görülebilirdi. İblis Duhan ise tamamen ona dikkatini vermiş gibiydi.

“Yemeğini yanlış yerde arıyorsun...”

Mırıldandıktan sonra gözleri ürkütücü bir değişim geçirdi. Ruh gücü ansızın dalgalanarak kabardı ve kızıl elleri yavaşça ileri yöneldi. Aynı zamanda bedenindeki kaslar şişerek korkunç bir savaş makinesi gibi görünmesine neden oldu.

Önünde korkunç bir aura tutamının ortaya çıkmasıyla birlikte bölgede nefes almak bile imkânsızlaşmıştı.

Büyük bir arazi içerisindeki tüm yaratıklar sessizleşti ve böcekler dahi ses çıkaramaz hale geldi.

Bu ufacık bir kırmızı noktadan ibaretti ancak taşıdığı güç, yeryüzü ve gökyüzü dâhilinde rakipsizdi! Adeta tüm yaşayan varlıklar bunu fark etmiş gibiydi.

Nihayetinde bu gücü açığa çıkarmak için muazzam bir çaba harcadığı belli olan Duhan umursamaz bir sırıtış takındı.

Gökyüzündeki karartının her şeyini kullanarak kaçtığını izlerken merhamet göstermeyi bir an olsun düşünmemişti.

“Buraya cesur geldin ve korkak gibi kaçıyorsun? Hoho, en azından bir işe yaramalısın!”

Soğuk sesiyle mırıldanmasıyla…

Kan kırmızı bir ışık göğe doğru çaktı!

Akıl almaz bir hız ve inanılmaz bir sessizlikle yapılan saldırı, henüz hedef farkına bile varmamışken son durağa ulaşmıştı...

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 954

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 901

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 749

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 709

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 585

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 522

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 493

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 480

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 436

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 425

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 195

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 193

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 156

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 153

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 136

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 129

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 82

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 69

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 55

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 53

Site İstatistikleri

  • 8397 Üye Sayısı
  • 201 Seri Sayısı
  • 13002 Bölüm Sayısı


creator
manga tr