Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

KAREN - Bölüm 116 - Hangi... Şehir?


 

 

Koca bir şehrin istilası söz konusu olunca olayın gizlenmesi mümkün değildi. Kurtulanlardan veya bir şekilde bu bilgiye ulaşan yüksek seviye uzmanlar arasından çevresini bilgilendirenler oldu. Bazı ağzı açık kimselerse her gördüğüne bildiklerini anlatınca Axon kıtasının güney kesimi kısa sürede konudan haberdar olarak çalkalandı.

Söylenti hem sıradan vatandaşlar hem de gelişimciler için yutkunmayı zorlaştıracak kadar ürkütücüydü. Beklenenin aksine aslında en çok gerilenler gelişimcilerdi. Savaşçı olmayan faniler doğal olarak böylesi bir yıkımın başka insanların başına gelmesini yeğliyor ve şanslı oldukları için seviniyordu.

Vahşi yaşam benzeri bu dünyada yaşamak için zor bir hayata sahip insanlar, elbette ki önceliği kendi yaşamına veriyordu.

Nitekim onlardan daha kibirli ve otoriter gelişimciler ise diken üstünde oturduklarının bilincindeydi çünkü bazı önemli noktaların farkına varmışlardı.

Umursadıkları şey böyle üst seviye bir yıkımın getirdikleri değildi. Korkutucu olsa da böylesi istilalar ortalama çeyrek asırda bir yaşanabilecek kadar sık karşılanan afetlerdi. Lakin asıl tehlike, afetle sarsılmak değil bu gibi zamanlarda beklenen yardımı bulamamaktı…

Marn Şehrinin komşuları ve çevre krallıklar bile biraz araştırma sonrasında fark ettiler ki Daergon Krallık Sarayı’nda hiçbir hareket veya tepki yoktu!

Daergon Krallığına bağlı alt şehirler doğal olarak gergin haldeydiler. Aynısı onların başına geldiğinde krallık yardım eli uzatmayacak mıydı yani?

Krallığın soğuk ve acımasız tepkisi bu şehirler için açıklanamaz bir güvensizlik yarattı. Dolayısıyla, kendi bölgelerinin liderleri hükmettikleri yerleri daha güvenli bir hale getirmek için harekete geçti. Şehir lordları ve dış tarikat efendileri birbirleriyle gizli iletişimlere geçerek gelecekte kendi başlarına üşüşebilecek belalar için müttefik olmaya çaba gösteriyordu.

Krallığın bu basit tepkisizliği, diğerlerini büyük adımlar atmaya istekli hale getirmişti ve bu konu hiç basit değildi. Bilinmeliydi ki bir krallıkta astlar belli bir güç seviyesini aşmamalıydı!

Potansiyel rakiplerin doğmasını engellemek zorunda olan krallar için bu, başa gelebilecek en kötü gelişmelerden biriydi.

Güvensizlik bir kez doğmuş ve insanlar cesur adımlar atmıştı. Bu müttefikler sıkı bağlara sahip olursa ileride büyük klanlar veya tarikatlar doğacaktı. Hali hazırda 3 büyük rakibe sahip olan ve ortada bir sorun olmamasına rağmen endişelenen Daergon Krallığı için gelecek, büyük çatışmalara sahip olacak gibi görünüyordu.

Gölgelerde bunlar yaşanırken, Marn şehrinin başına gelenler çoğu kişinin kulağına ulaşmıştı artık. Ancak görüldüğü üzere herkes kendi derdine düşmüş ve bırakın yardım etmeyi böyle bir şeyi düşünen bile yoktu.

***

Her şeyden kısa süreliğine habersiz olan öğrenci topluluğu o sırada Karen’in rehberliğinde süratle ilerlemiş ve Kuzey Yıldızı okuluna güvenle ulaşmıştı.

Ancak karşılanma şekilleri beklenenden biraz daha sertti. Eğitmenler ve okulun sorumlu uzmanları tarafından tüm öğrenciler alıkonularak sorgulanmaya başlamıştı. Karen ve görev arkadaşları durumu kaşlarını çatarak seyretse de söyleyebilecekleri bir şey yoktu.

Sonunda ise sıra onlara da geldi. Baskın ve otoriter bir ruh gücüyle çevrili, siyah cübbe kuşanmış orta yaşlı bir üstat bekledikleri avluya gelip soğuk bir sesle söylendi.

“Beni takip edin, Disiplin Kurulu’nun size soracakları var.”

Dört takım arkadaşının bakışları aynı anda soğudu ve Yang Bo karşısındaki uzmanın gücünü önemsemeksizin karşılık verdi.

“Bizi sorgulamak sizin yetki sahibi olduğunuz bir konu değil, üstat.”

Disiplin Kurulu’nun üyelerinden olduğu belli olan adamın kaşları anında çatıldı ve çirkin bir ifade takınırken ruh gücü daha hissedilebilir bir baskıyla yükseldi.

Sinirlenmiş olsa da Yang Bo’nun söylediklerini yalanlayamazdı. Kuzey Yıldızı okulu, Yıldız Ruhu’nun ast birliği kabul edildiğinden onların öğrencilerini sorgulamak için yetkili değillerdi.

“Kullandığın dil fazlasıyla saygısız! Kendini bilmezlik yapma çocuk, öğrencilerimizin hayatlarını ilgilendiren bir olay yaşandığında ardını aramak tabi ki bizim sorumluluğumuzdur. Ayrıca kimsenin sizi özellikle sorguladığı yok.

Zira aldığınız bu görevin tamamlandığına şahitlik edeceksek neler olduğuyla ilgili bir rapor vermeniz gerek. Şimdi… Beni takip edin!”

Adamın sözleri dört genci cevap veremez halde bıraktı. Açıkça illegal olarak sorgulanacaklardı ancak hızla buna bir kulp yaratan adamın kurnaz bir tilki olduğu belliydi.

Lakin Karen’de, ustasından aldığı eğitim sağ olsun kuralları takip eden bir adam değildi. Emin olduğu tek şey bu konuya karşı çıkamayacak olmasıydı. Yine de tehdit edildiğini hissetmişken sessiz kalması ona göre bir tavır kesinlikle değildi.

Genç adam sakince oturduğu yerden kalkarken ifadesiz bir surata sahipti.

Dörtlünün en güçlü üyesi ve lideri olarak kabul ettiği bu şaşırtıcı gencin sorguyu kabullendiğini fark eden üstadın kibirli gülümsemesi, aniden dondu.

Genç adamın bedeninden otoriter ve karşı konulmaz bir ruh gücü yükseliyordu ve otları süpüren rüzgar gibi üstadın ruh gücü baskısını def etti.

Peşi sıra genç adamın gözlerinde, dikkatli bakıldığında görülebilecek kırmızı noktalar belirdi ve dar koridor Ölüm Arzusu’nun kasvetli baskısıyla sarmalandı.

4.Kıdem’in zirve seviyesine ulaşmış kurnaz adam aptala dönmüş surat ifadesiyle 3.Kıdem bir genç tarafından baskılandığını ve geri itildiğini fark etti. Bedeni sanki dipsiz bir bataklığa batmış gibiydi. Her nedense direnmek konusunda isteksiz ve kabullenmekte zorlandığı bir korku hissetmişti.

Enka, Liye ve Yang Bo, Karen’in ani değişimi karşısında gerilmeye bile fırsat bulamadan donakaldı. 4.Kıdemi bile bastıran böylesi bir ruh gücünün onlara ne yaptığını söylemeye gerek yoktu.

“Tavsiyem, bu kadar tehditkâr konuşmaktan vazgeçmeniz yönünde… Sadece yolu gösterin, üstat.”

Karen’in soğuk sesi koridorda yankılanmaya devam ederken sessizlik kalıcı bir sis perdesi gibi çökmüştü.

Siyah cübbeli adam anlamsızca bakakaldı. Genç nesil tarafından uyarılmanın verdiği utanç kızarmasına neden olsa da karşılık vermeye cesareti kalmamıştı.

Ruh gücünü tam anlamıyla kullanmamıştı fakat yine de bu derece baskılanmak açıkçası içinde bir korku doğurdu. Kendi öğrencilerinin anlattığı şu fantastik hikâyeyi şimdiye kadar ciddiye almamasının ne kadar aptalca olduğunu yeni keşfetmiş gibiydi.

4.Seviye büyü formasyonunu yıkmak onun için bile imkânsızdı. En iyi ihtimalle tüm ruh gücünü tüketeceği bir saldırı yapması gerektiğini hesapladı.

Karen’in yavaşça yürümeye devam ettiğini görünce iyice öfkelendi ancak hala tepki vermekte isteksizdi. Soğukça homurdandı ve öne geçip yolu gösterdi.

Herkesin sessizce ilerlediği koridor onları geniş bir salona çıkardı. Yürüyüş yolu iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar dardı ve zemin parlak taşlarla döşenmişti. Yürürken yansımanızı rahatça görebiliyordunuz.

Salonun her iki yanı ise ileriye bakan sandalyelerle doluydu. Ön taraftaki boşlukta bulunan uzun siyah kürsü dikkate alınırsa buranın bir mahkeme salonu olduğu açıkça belliydi. Sadece bugün herhangi bir izleyicinin olmadığı sıradan bir sorgu odasına dönüşmüş gibiydi.

Orta yaşlı adamın önderliğinde dört genç savaşçı kürsünün önüne ulaşıp gururlu bir şekilde dikildiler. Bakışları kürsü de merakla oturan, altın işlemelere sahip beyaz cübbeler kuşanmış iki yaşlı adamın gözleriyle buluştu.

“Onları getirdim saygıdeğer kıdemliler.” Siyah cübbeli adam saygıyla eğildi ve söylendi.

“Teşekkürler muhafız, dönebilirsin.” Naif görünüşlü sıcak bir simaya sahip ihtiyar cevapladı.

Muhafızın ayrılmasıyla birlikte odadaki altı kişi sakince birbirini inceler gibi bir sessizlik yaşandı. Akabinde aynı ihtiyar devam etti.

“Genç dostum Karen. Patrik senin hakkında bazı şeyler fısıldadı. Maskeni çıkarabilirsin.”

Karen biraz şaşırmasına rağmen umursamadı ve sakince uzanıp yüzünün yarısını kapatan maskeyi yerinden çıkardı. Bu ihtiyar simaların ruh gücü oldukça iyi gizlenmiş olmasına rağmen Karen için onların gücü belirgindi.

5.Kıdem’e ulaşalı uzun zaman olmuş gibi görünüyordu. Nitekim ikisi de her nedense nazik tavırlara sahipti. Bu yüzden genç adam onlara zorluk çıkarmanın manasız olduğunu hissetti.

“Karen, kıdemlileri selamlıyor.”

“Oh? Demek şu ünlü Sınırsız savaşçı sensin. Biz yaşlı adamlar bugün gerçekten de sizden şüphelendiğimizi kabul etmeliyiz. Malum, bu hikâye biraz inanılmazdı.”

Diğer adam gülerek kafa salladı. “Patrik Bao’nun birini övdüğünü ilk kez işittim. Yaptıklarını duyunca, anlaşılan bu ihtiyar ölmeden önce daha birçok hayret verici olay işitecek.”

“Kıdemlilerin övgüleri için teşekkürler. Konuyla ilgili… Sormak istediğiniz bir şey varsa küçüğünüz size anlatabilir.” Karen koridordaki haliyle tamamen alakasız bir nezaket takındı. Kolayca anlaşılabilirdi ki genç adama nasıl davranırsanız öyle karşılık alırdınız.

“Haha! Gerek yok. Bilmemiz gerekeni biliyoruz. Görevinizi tamamladığınıza şahitlik ettik. Şu çete meselesine gelirsek, okulumuz onlarla ilgilenecektir.”

“Teşekkürler, üstatlar.” Enka hafifçe eğildi ve söylendi.

Bununla birlikte ihtiyar konuşmasına devam etti. Suratı açıkça düşünceli ve sıkıntılı bir ifade takınmıştı.

“Artık ayrılmak istediğinizin farkındayım ama bir süre misafirimiz olmanız gerekiyor çocuklar. Bu doğrudan, Yıldız Ruhu’nun Görev Salonu’ndan gelen bir emir.”

Dört genç adam bu gelişme karşısında şaşkınlıkla bakakaldı. Burada kalmaları için gelen bir emir mi? Tecrübeli Enka ve Yang Bo bile ilk kez böyle bir olayla karşılaşıyordu.

İhtiyar şaşkınlıklarını anlamış gibi kafa salladı ve konuştu.

“Sanırım bilmenizde sakınca yok. Krallık içerisinde bir Araf Geçidi açılmış ve öğrendiğimiz kadarıyla birçok İblis kıtamıza ayak basmış durumda. Emir, doğal olarak güvenliğiniz için.”

Bu noktada, herkesin ifadesi keskin bir değişim geçirdi.

Üç öğrenci afallamış bir surata sahipken, iki ihtiyarın yüzü kasvetliydi. Karen ise şaşırmıştı.

İnsanları biraz fazla küçümsediğini fark etti. Bu kadar hızlı bir şekilde durumun öğrenilmesi ve önlem alınması gerçekten şaşırtıcıydı.

Aynı zamanda keyfini kaçıran konu ise ustasının tahmininin gerçekleşmesiydi. Çok sayıda iblis güneyde ortaya çıkmıştı ki bu oldukça büyük bir olaydı!

Karen daha fazlasını öğrenmek istedi. Çünkü yolunda olmayan bazı şeyler vardı. Eğer kendiliğinden sabit bir geçit açılsaydı bu anlaşılabilirdi. Ancak ustası sayesinde, geçidi açanın bir uzman olduğunu biliyordu ve böyle bir durumda iblislerin o geçidi kullanabilmesi imkânsızdı! İblis bile olsa, Yeryüzü Efendisi gibi bir uzmanın bulunduğu geçide kim yaklaşabilirdi ki?

Karen dikkatle gelişigüzel görünen bir soru sordu. “Kıdemli, iblislerin seviyesi hakkında bilgi var mı? Veya onları engellemek üzere harekete geçen oldu mu?”

İki mahkeme heyeti üyesi bu sorular üzerine şaşırdı fakat çok geçmeden ifadeleri daha da batmış göründü.

Onların tavrı gençleri ve özellikle Karen’i kötü hissettirmeye yetmişti.

İhtiyar tekrar ağzını açtığında sesi artık nezaketten yoksun bir soğuklukla doluydu.

“Henüz engellenemediler ve… Bir sürü halinde çoktan şehirlerden birini istila etmeye başladıklarını biliyoruz. Her neyse, bu sizin endişelenmenizi gerektiren bir konu değil. Büyükleriniz hızlıca bir çaresine bakacaktır. Şimdi dönün ve dinlenin.”

Ancak bu sözler dört genç için yıldırım çakması gibiydi. İblis sürüsü bir şehri mi istila etmişti? Bu öylece bahsedilecek bir haber değil, fazlasıyla şok edici bir meseleydi!

İhtiyarların daha fazla konuşmayacağını gördüklerinde şaşkına dönmüş suratlarını koruyarak geri döndüler. Henüz birkaç adım atmışlardı ki aslında Karen’in hala aynı yerde dikildiğini fark ettiler. Baktıklarında ise ifadeleri tekrar değişti.

Çünkü o anda kararsız bir ruh gücü genç adamın bedeninden yükseliyordu. Üçü de ne olduğunu anlamayan bakışlarını Karen’e yöneltmişti.

Aslında bu onların yabancı olduğu bir durum değildi. Böyle ruh gücü salınımı genelde kullanıcının duygusal çalkantılı olduğu durumlarda sık sık yaşanırdı.

Sadece… Karen’den yayılan bu ruh gücü gittikçe yükseliyordu ve şimdiye kadar şahit olduklarının üzerinde bir baskıya neden oluyordu. Adeta büyük bir fırtına bulutu geniş salonu doldurmuş gibi…

İki ihtiyar bu durumu en hızlı fark eden kişilerdi. Fakat onları kasvete boğan şey havadaki kararsız ruh gücü değil Karen’in gözleriydi. Onlar kıpkırmızı renkte iki lav parçası gibi parlıyordu ve göz bebekleri ince uzun bir şekle bürünmüştü. O gözlerin onlara hissettirdiği tek şey dehşetti.

Görünüşünün ürkütücülüğüne tezat bir ses bütün salonu doldurdu.

Genç adamın ağzında dökülen kelimelerin içinde kalp parçalayan bir korku ve umut vardı!

“Hangi… Şehir?”

İhtiyarların birisi şokla dolu halde istemsizce konuştu. Sanki dudakları kendiliğinden hareket etmişti.

“M-Marn Şehri.”

Basitçe söylenen bu iki söz duyulduğunda iki şey oldu.

Liye, Enka ve Yang Bo aptala dönerek Karen’e baktı. Okullarında ve hatta krallıkta oldukça ünlü bu genç adamın aslında nereden geldiğini henüz hatırlamışlardı.

İkinci şeyse; kalbine doğan panikle sorduğu sorunun, aslında o çaresiz ihtimalle son bulmasını duyan çocuğun tepkisiydi.

Bir süre önceki kararsız ruh gücü aniden salonu büyük bir depremle sallayan bir ruh gücü fırtınasına dönüştü. 3.Kıdemle alakası olamayacak kadar baskıcı ve vahşi ruh gücü dalgaları altın bir güneş gibi doğuyordu. Peşi sıra güzel görünüşlü bu altın güneş Karen’in bedenini merkez alarak patlayıcı bir güçle çevreye yayıldı!

-Boomm!-

Salonun sütunları parçalandı ve tavanda devasa bir yarık açıldı. Bina hortuma yakalanmış köpek kulübesi gibi parçalanırken, ansızın oluşan şok dalgası öğrenciler ve hatta kıdemlileri bile bir kenara savurmuştu.

Takriben, merkezde hala dikilmeye devam eden genç adamın arkasında muazzam bir gölge ortaya çıktı.

Bin metrelik devasa bir şeytan figürü, Kuzey Yıldızı’nın zeminiyle göğünü birbirine bağladı.

Tüm okuldaki figürler muhteşem bir ruh gücü dalgasını hissederek şaşkına dönmüş haldeydi ve gözleri o yöne döndüğünde istisnasız hepsi korkuyla irkildi.

Öğrencilerden kıdemli uzmanlara kadar kimse farklı değildi. Sadece birkaç figür gökte aniden belirmiş ve rahatça havada süzülerek manzarayı izlemeye başlamıştı.

Bu figürler arasında Patrik Bao Zhi’de vardı ve diğerlerine benzer bir şokla bin metrelik şeytansı gölgeye bakakalmıştı.

Henüz kimse başka bir tepki verme fırsatı bulamadan devasa gölge simsiyah bir ışık katmanıyla patlayıp dağıldı.

Bu siyah katman kulak tırmalayan rüzgâr uğultularıyla birlikte ışık noktalarına dönüştü ve aynı noktaya doğru akan siyah renkli bir yıldız şelalesi gibi inişe geçti.

Şelalenin indiği yer, tuhaf bir şekilde ikiye yarılmış Disiplin Kurulu’nun binasıydı. Devasa yarıktan geçen siyah ışık noktaları, orta yerde anlamsızca dikilen genç adamın vücuduna engelsizce girip kayboldu.

Müthiş olay, hızla vuku bulmuş ve aynı hızla yok olmuştu. Nitekim peşi sıra güç seviyeleri düşük gelişimcilerin kulaklarını kanatacak bir ses patlaması duyuldu.

-BBOOOMM!-

Patlama sesi, yarı yarıya yıkılmış binadan yükselirken içerideki havanın bir burgaç gibi dönerek geriye patladığı görülebiliyordu.

Bu etkiyle birlikte binadan geriye kalan yıkıntı, toz parçalarına dönüşerek etrafa yayıldı.

Toz bulutu dağıldığında arkada kalan manzara hem öğrenciler için hem de okulun büyük uzmanları için şok ediciydi. Disiplin Kurulu binası diye bir yer artık yoktu! Geriye sadece küçük bir krater kalmıştı. Adeta hiçbir zaman bina orada değilmiş gibiydi.

Onlar ne olduğunu anlamasa da havadaki figürler yerini korumaya devam ediyordu ve hepsi birlikte aynı yöne doğru bakıyordu.

Çoktan okul sınırından ayrılmış bir siluetin yıldırımları kıskandıracak bir hızla gözden kayboluşunu izlediler.

Patrik Bao Zhi, herkesten sakladığı gelişimine rağmen çoktan Hükümdar seviyesine ulaşmış bir uzman olarak aslında krallığın zirvesine adım attığından neredeyse emindi. Münzevi hayatı seven bir adam olarak kendi okuluyla bile pek ilgilenmiyor ve tek başına bir hayat yaşıyordu.

Böyle gelişimciler dolayısıyla hayattan fazla beklentisi olmayan ve her şeyi sakinlikle karşılayabilen figürlerdi. Nihayetinde Patrik Bao Zhi’nın suratındaki ifade çok uzun bir süre sonra sakinleşmeyi ancak başardı.

O çocuğun hızı 5.Kıdem seviyesindeki uzmanlara dahi toz yutturabilecek kadar dehşet vericiydi!

Patrik bir süre izlemeye devam ettikten sonra hüzünlü bir sesle söylendi.

“Demek gerçekten de şehir onun eviydi. Ne diyebilirim ki,

Büyük kahramanlar daima eziyet dolu kaderlerle sınanmıştır.

Umuyorum ki bugün verdikleri emir, Göksel Mora İmparatorluğunun yıkılışına neden olmaz…”

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 736

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 532

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9301 Üye Sayısı
  • 247 Seri Sayısı
  • 14333 Bölüm Sayısı


creator
manga tr