Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

KAREN - Bölüm 114 - Marn Şehri


 

 

“Yerleşke güneybatı sınırına konuşlanmış ve 100 bin kişi civarında vatandaşımızın yaşadığını biliyoruz. Askeri birliklerinin sayısı hatırladığım kadarıyla birkaç binden fazla değil. Askerlerinin yetişim seviyesi ise ortalama kıdemsiz savaşçı seviyesinde. Şehir Lordu’nun asgari 5.Kıdem olması gerektiği göz önüne alınırsa zirve güç seviyesi de bu düzeyde olmalı.” Mu Tai bildiği ve hatırladığı tüm detayları çabucak sıraladı.

5.Kıdem savaşçı seviyesi göze yüksek görünse de unutulmamalıydı ki bir şehir istilasına neden olabilecek Ruh Yaratığı akımı genelde binlerce canavardan oluşurdu.

Başlangıçta aslında sadece çok daha az Ruh Yaratığı istekle harekete geçerdi ancak yol boyunca bu işten yararlanmak ve kendilerine ziyafet çekmek isteyen tüm başıboş yaratıklar veya diğer sürüler birleşir ve inanılmaz sayılara ulaşırdı.

Karşı karşıya gelince kanlı bıçaklı olan bazı cinsler bile bu durumda silahlarını kınına sokmayı tercih ederdi. Sonuçta ruh seviyesi yüksek insanlar, gelişimleri için en mükemmel diyetti! Bundan faydalanmak için Ruh Yaratıkları bir nevi müttefike dönüşmekte gecikmezdi.

Bununla birlikte 5.Kıdem uzmanlar düşük güçteki yüzlerce figürü çabucak katledebilecek güçteydiler fakat bu oldukça ruh gücü harcayan bir bedele sahip olurdu. Diğer taraftan elinden geleni yapsa bile binlerce yaratığa karşı elinden bir şey gelmezdi. Ki bu durum sürünün içinde yüksek seviyeli yaratıklar olmadığında geçerliydi.

Bu arada Kral aldığı bilgileri dikkatle düşündükten sonra sert ve sakin bir sesle emretti.

“İkinci Ağır Süvari Taburu ve Fırtına Muhafız Bölüğüne emirlerimi iletin. Hazırlansınlar ve gün doğmadan yola çıksınlar! Yol boyunca olabilecek en hızlı şekilde hareket etmelerini söyleyin!”

“Emredersiniz majesteleri!” Mu Tai geri dönmeye fırsat bulamadan Kral Hodan ekledi.

“Takımının alacağı istihbarat hala önemli. Diğer taburlarında destek için her an yola çıkmak üzere hazır olmalarını istiyorum.”

Mu Tai saygıyla onaylayıp eğildi ve tam geri döndüğü sırada, kapı nöbetçisinin gür sesi tekrar duruldu.

“Majesteleri, General Mu Fei huzurlarınıza kabulünü ister!”

Kral ve Mu Tai kaşlarını derince çatmaktan kendilerini alıkoyamadı. Mu Fei aslında Mu Tai’nin küçük kardeşiydi ve aynı zamanda onun yardımcısıydı. Yerinde olmadığı zamanlar kardeşi işleri idare ederdi ancak o bile yerini terk edip buraya geldiyse…

“Mu Fei ne oldu?” Aynı düşüncelere sahip Kral’ın başı ağrımaya başlamıştı ve sakin ifadesini sürdürmekte zorlandığı ortadaydı.

Anında içeriye Mu Tai’ye çok benzer başka bir adam girdi. İkisi arasındaki dikkate değer tek fark Mu Fei’nin daha uzun boylu olmasıydı.

Diğer taraftan yardımcı komutanın suratı şaşkınlıkla doluydu ve elinde tuttuğu mor ışıklar saçan kristalle koşar adım salona girdi.

Mu Tai’nin yanına ulaşınca diz çöküp elindeki kristali krala sunar gibi uzattıktan sonra şaşkın bir sesle devam etti.

“Majesteleri, Göksel Mora İmparatorluğu’ndan haber geldi.”

Kral ve Mu Tai şaşırmış göründüler. Krallıklar ve büyük klanlar ne kadar özgür olursa olsun ve güç için birbirleriyle mücadele etseler dahi aslında hepsi Göksel Mora İmparatorluğuna yani kıtanın asıl hâkimine bağlı astlardan başka bir şey değillerdi.

Bu yüzden mor iletişim kristali tüm krallıklarda hazır bulunmakla birlikte İmparatorluğun emirleri için kullanılırdı.

Tabi ki İstihbarat komutanları bu kristalden sadece sorumluydu ve gelen emri veya bilgiyi okumaya izinli değillerdi. Yardımcı komutanda mor kristalin ışıldadığını gördüğü gibi bu önemli konuyu geciktirmeye cesaret edememiş ve hemen krala gelmişti.

Kral bile gecikmeden uzanıp dikkatle kristali aldı ve içindeki bilginin zihnine akması için ruh gücünü harekete geçirdi.

Kral’ın zihninde aynı anda buyurganlıkla dolu sert bir ses ilan etmeye başlamıştı.

“Yönetici Hodan, Göksel İmparatorluğumuz sorumlu olduğun topraklar içerisinde bir Araf Geçidi açıldığını tespit etti. Olayın kontrol altına alınması ve gerekenlerin yapılması için Saray Üstatlarından Yeryüzü Efendisi Orion yola koyuldu. Cereyan eden olayın ehemmiyeti yüzünden haritada işaretlenen bölgedeki tüm aktivitelerinizi iptal etmeniz ve bölgeyi boşaltmanız emredildi!”

Kral Hodan duyduğu her cümlede şaşkına döndü ve suratı keskin bir kasvet dalgasıyla karardı. Araf Geçidi’nin açılması başlı başına hayret verici bir meseleydi ve kıtanın bu, güç düzeyi düşük bölgesinde aslında oldukça tehlikeli bir duruma gebeydi. Diğer taraftan Yeryüzü Efendisi Orion’un bu görevden sorumlu olması sayesinde biraz rahatlamıştı.

Orion gerçekte kralın bir üst neslinden gelen bir uzmandı ve onun çocukluğu döneminde ünlenmiş zirve varlıklardan birisiydi. İyi kısmı ise aslında Orion denen adamın Yıldız Ruhu mezunlarında birisi olarak zaten Daergon Krallığında yetişmiş birisi olmasıydı.

Onun gelişiyle büyük bir sıkıntı çıkmayacağını ve krallığının güvende olacağını tahmin ederek rahatlama dolu bir nefes verdi.

Ancak surat ifadesinin bir sonraki değişimi de hızlı yaşandı. Mor kristalin içinden gelen bilgiler devam ediyordu. Hodan’ın zihninde hayalvari bir harita imgesi canlanmış ve belli bir nokta parlak ışık noktasıyla işaretlenmiş haldeydi.

Kral’ın o yerin neresi olduğunu anlaması bir nefes sürmüştü sadece.

“Marn Şehri!”

Mu Tai ve Mu Fei genelde sakinliğini koruyan majestelerinin aynı anda defalarca değişen surat ifadesini endişeyle izliyordu. Onun düşüncelerini bölmemek adına çıt çıkarmaya bile cesaret edemediler.

Sadece nefes alışverişlerinin duyulduğu gerginlikle dolu salon bir süre sonra kralın boğuk sesiyle kesintiye uğradı.

“Marn şehri meselesini unutun… Bu olay bizim seviyemizi aşıyor.”

Mu Tai, kralın mırıldanmasını duyunca aptalca bakakaldı. Şaşırması gayet doğaldı çünkü kral biraz önce açıkça şehirlerinden birinin yıkımını görmezden gelmeyi seçmişti. Bu… Hangi niyetle olursa olsun bir kral için vatandaşlarını terk etmek altından kalkılması çok zor bir tabuydu!

Nitekim sadece şaşkına dönmüştü ve kralın emirlerini sorgulayacak veya hesap sorabilecek birisi değildi. Bununla birlikte o sözlerin arkasındaki manayı kavramakta zorlanmadı. Bölgedeki en büyük yönetici olan kralın bile seviyesini aşan bir olay? Bu sadece işi gereği merakla dolmasına neden oldu.

***

Arkasında dönen spekülasyonların merkezindeki Marn şehri ise…

Şehir o an, kısa tarihi boyunca hiç karşılaşmadığı bir kıyametin pençesinde kıvranmaktaydı!

Gökyüzüne yükselen kara duman öbekleri şehrin her yerindeydi. Birkaç noktayı esir alan yangınlar engelsizce ilerleyen tsunami dalgaları gibi dört bir yana yayılıyor ve çoktan moloz yığınına dönmüş binaları, parçalanmış insan bedenlerini iz bırakmadan yutuyordu!

Buna rağmen duruma göz gezdirince, koca alev denizlerinin şu an şehirdeki en güvenli alanlar olduğu bile söylenebilirdi. Çünkü geri kalan her yer bir savaş alanıydı…

Envaiçeşit görünüşteki korkunç iblislerle, insanlar arasındaki savaş!

Gerçekte duruma bir savaş denemezdi. İnsanlar için bir kıyımdan başka bir şey değildi yaşanan! Binlerce iblis adeta vahşi birer savaş makinası gibi gittikleri her yerde bir insanın paramparça olmasına neden oluyordu.

Hem sıradan halk hem de düzene girmeye bile fırsat bulamayan bölük pörsük gruplar halindeki insan savaşçıları, biçilmeyi bekleyen otlar gibi karşılık veremeden en fazla tek bir kılıç savuruşunun ardından, akrabalarının bile tanıyamayacağı kadar parçalanıveriyorlardı.

İblislerin geçip gittiği yerler ıssızlığa gömülüyor ve gölgelerde saklananlar bile vahşetten kaçamıyordu. Keder dolu çığlıklar, kalplerinin en derin yerinden yükselen nefret kükremeleri dışında insanların elinden gelen hiçbir şey yoktu.

Şehrin batı yakasında başlayan bu vahşet aslında birkaç saattir yaşanıyordu ve iblis dalgası sonu gelmez bir şekilde yakıp yıkarak merkez bölgelere ulaşmıştı. Diğer bölgeler ise savaş alanına koşan askerler dışında bomboştu!

Habersiz ve anlaşılmaz şekilde başlayan bu kıyamet korkunç bir hızda ilerlemiş olsa da şehrin en uzak kısımları hala haber alıp hazırlanabilecek zamana sahipti.

Hazırlanmaktan kasıt, savaşçı yetişimine sahip olmayan sivil halkın kaçması ve en ufak yetişime sahip her vatandaş ve askerin ana cepheye yardıma koşmasıydı. Pek tabi aralarındaki çok az kişi bu derece sadık ve cesurdu. Diğer taraftan savaş zamanı emirler kesindi!

Bu emirleri dinlemeyip kaçmaları mümkün değildi. O sırada şehrin savunması için hazırlanan ünlü formasyon aslında aktifti ancak tek yararı savaştan kaçmak isteyen kişileri engellemekti. Siviller ise sorunsuzca ayrılabiliyorlardı.

Gerçi iblisler belli bir stratejiyle hareket etmiyordu. Çoğunluğu etrafa dağılmış ve insanların geri çekildiği bölgeye ulaşarak orayı da kan gölüne çevirmekte gecikmemişti. Şehrin dış çemberi bir süre sonra ablukaya alınmıştı ve bu çember merkeze doğru gittikçe daralıyordu.

Diğer yandan şu ünlü koruma formasyonu herkesin gücenmesine neden olacak kadar işe yaramazdı. Eğer işe yarar olsaydı bunca iblis nasıl içeri girebilirdi ki? Pek tabi çoğu kimse iblislerin aslında şehir surunun içinden geldiğini bilmiyordu.

Kuş bakışı göz gezdirme imkânı olsaydı daire şeklinde hatlara sahip olan Marn şehrinin iki zıt bölgeye sahip olduğu görülebilirdi. Dairenin merkezi, oraya doğru çekilmek zorunda kalan az sayıdaki insan dışında terkedilmiş izbe bir görünüme sahipken merkezin dış çevresi helak edilmiş bir cehennem şehrinden farksızdı.

Şehrin o kesimindeki sağlam kalan bina sayısı çöldeki ağaçlar kadar nadirdi. Her tarafa sıçramış alev kümeleri yıkılan yapıların molozlarını bile kömürleştirmişti. Oradaki kasvet nefes almayı dahi engelleyebilirdi. Çünkü her yerde kızıl kan birikintileri, parçalanmış cesetler ve etrafa saçılmış uzuvları görmek sıradandı…

Süre gelen bu eşsiz musibet bitmek üzereydi. Görünüşe göre insanlığın son dayanağı şehrin merkezine toplanmış küçük bir topluluktan ibaretti.

Şehir konağının bir kilometre kadar çevresine insan eliyle barikatlar kurulmuştu. Gelişigüzel sıralanmış bina molozları ve kaya parçaları gibi görünseler de sağlamca istiflenmişlerdi. Şehir surunun minyatür hali denebilecek uzunlukta bu barikatın tüm alana bu kadar kısa sürede kurulması insan gücünü aşan bir iradeye bel bağlandığını anlatmaya yetiyordu.

İnsanlar için cesaret ve inanç, ellerinden geleni yapmalarına sağlayan yakıt olabilirdi. Ancak konu ölüm korkusu olduğunda başarabileceklerinin de üzerinde bir irade ortaya koyabilmeleri şaşırtıcı bir gerçekti.

Barikatın arkasındaki alan çok kısa süreliğine güvenli bir haldeydi. Dışarıda, her yöne dağılmış farklı görünüşlere sahip iblis sürüsü ayrım gözetmeksizin yıkımlarına devam ediyordu.

İçeride ise geri çekildikleri sırada sayıları hüzünlendirecek kadar azalmış bir grup şehir askeri, üç gruba ayrılmış halde savaşa hazırlık yapıyordu.

Her grup ortalama iki yüz adam ve kadından oluşuyordu ve çoğu hali hazırda yaralanmış veya yorgunluktan titrer durumdaydı. Tek bir tanesi bile henüz savaşa dâhil olmamış gibi görünmüyordu.

Bazıları arada bir arkaya dönüp düşünceli ve umut dolu gözlerle bakınıyordu. Bakış açılarının uzandığı yer şehir konağının geniş avlusuydu. Orada yüzden biraz fazla sayıda başka bir insan topluluğu göze çarpıyordu.

Çoğu ölmekten kurtulan ama şehri terk etme fırsatı bulamayan sivillerdi. Beklenenin aksine çok az sayıda yaşlı ve çocuk vardı… Böylesi bir savaş hiç gücü olmayanlar için kurtulma şansının olmadığı düzeydeydi. Çok azı bir kesim ise savaşa devam edemeyecek kadar ölümcül yaralanmış ama hala hayata tutunmakta kararlı askerlerdi.

Altı yüz civarı asker ve yüz kadar sivil, 100 bin nüfuslu Marn şehrinden geriye kalan şeydi işte. Yıkımın boyutu akıl almaz dereceye çıkmıştı. Ve burada kapana kısılan son grupsa başlarına gelecek şeyin farkına varmamış olabilir miydi?

Yine de kalan askerlerin yüzünde korku veya umut yoktu. Boş ifadelerinin yanı sıra kasvetli bir durağanlıkla doluydular. En korkağı bile artık çoktan ölümü kabullenmiş gibi görünüyordu.

“Umarım Tabur komutanları hayattadır.” Birliklerin önünde bir araya gelmiş altı kişilik grup arasından hafifçe yaşlı bir adam endişeyle söylendi.

Bu adamlar aslında tüm askeri birlikten geriye kalan son rütbelilerdi.

O sırada içlerinde tanıdık bir sima, gruba arkası dönük halde barikatın ardındaki gökyüzüne bakıyordu. Yüzü tamamen is ve kan lekesiyle dolu olsa da hala dimdik duran ve savaşacak enerjiye fazlasıyla sahipmiş gibi görünen çok az kişiden biriydi.

Bu orta yaşlı adam Afron Senka’dan başkası değildi!

Hala hayatta kalmayı başaran azınlıktan biri olsa da bunun karşılığında içler acısı hali gözler önündeydi. Sol kolu savaşa kurban edilmişti. Vücudu yara bere içindeydi ve omzunun sol kısmı kalın bir mızrak benzeri silahla tamamen delinmişti…

Yine de şaşılacak şekilde sağlam ve dik durdu. Doğrusu umut verici görünmesine rağmen onun yüzünde de en ufak bir umut izi yoktu. Sertçe örülmüş kaşları dışında en ufak bir duygu emaresi yoktu suratında.

Kısa bir suskunluğun ardından konuştu.

“Patlama sesleri… Artık duyulmuyor.”

Sesi yas duyar gibiydi ve diğer yaşlı ama güçlü görünüşlü komutanlar şaşırarak dinlemeye koyuldu. Bir an sonra hepsinin yüzünde benzer bir ifade serilmişti. Hüzün, acıma ve yas.

Onlar 1 kıdem seviyesindeki bölük komutanları arasında tek hayatta kalanlardı. Arkadaki askerler ise neredeyse tamamen kıdemsiz savaşçılardan ibaretti.

Böyle bir güçle iblislerden kaçınıp büyük bir barikat düzeni kurmaları sadece iradeyle başarılabilecek bir şey değildi elbette.

Onlara saldıran iblisler ise aşırı güçlü bir sürüydü. Sayıları binlerceydi ve çoğu 1. Kıdem civarı güce sahipti. Birkaç yüzü 2.Kıdem, onlarcası 3.Kıdem ve iki tane dehşet verici 4.Kıdem iblisten oluşan muazzam bir ordu vardı karşılarında! Şükürler olsun ki 4.Kıdem iblisler ağır aksak etrafta gezmek ve arada sırada saldırmak dışında pek bir şey yapmamıştı. Bu yaratıklar diğerleri gibi tüm güçleriyle saldırsaydı hiç şansları olmazdı.

Savaşın duraklama şansı aslında 3.Kıdem seviyesindeki Tabur Komutanları tarafından sağlanmıştı. Kaçmayan veya hayatta olan Tabur Komutanı sayısı sadece 14’tü. Ve hepsi de zaman kazanmak için karşı saldırıya geçmişti. Daha doğrusu anlaşıldığı üzere intihar saldırısıydı niyetleri.

Sadece yarım saat. Kazandıkları süre bu kadardı. Sonunda savaş sesleri kesilmiş ve hepsi kahraman ruhlarla göçüp gitmişti…

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 954

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 901

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 749

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 709

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 585

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 522

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 493

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 480

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 436

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 425

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 195

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 193

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 156

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 153

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 136

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 129

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 82

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 69

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 55

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 53

Site İstatistikleri

  • 8397 Üye Sayısı
  • 201 Seri Sayısı
  • 13002 Bölüm Sayısı


creator
manga tr