Korku dağları bekler. #Atasözü

KAREN - Bölüm 113 - Yardım Çağrısı


 

 

Karen ve takımının buluşma noktasına ulaşması kısa sürmüştü. Geldiklerinde ise diğer takımların çoktan buluşmuş olduklarını ve hâlihazırda onları beklediklerini gördüler.

Kalabalık Kuzey Yıldızı öğrencileri, bir araya gelmeleriyle birlikte hararetli bir konuşmaya dalmışlardı. 2.Kıdem ve altındaki öğrenciler dolayısıyla meraklıydı.

Çıktıkları bu eğitim yolculuğunun bir sorun yüzünden sekteye uğradığını tahmin etmiş olmalarına rağmen hiçbiri asıl sorun hakkında malumat sahibi değildi. İletişim kristali vasıtasıyla aldıkları tek bilgi, toplanıp geri dönmeleri gerektiğiyle ilgili bir emirdi.

Okullarında sözü dinlenen ve kıdemli kardeşleri olarak saygı duydukları Yan Bi’nin etrafında toplanarak ilk elden problemi işitmeleri ve şok olmaları uzun sürmedi.

Diğer yanda Karen’in kendi görev arkadaşları da onlardan farklı değildi. Henüz öğrendikleri bu ‘suikast’ olayı fazlasıyla hayret vericiydi.

“Sağ salim kurtulmuş olmanız… Mucize gibi!” Liye endişe dolu bakışlarını Karen’den ayırmadan mırıldandı. Ses tonundan şaşkınlığını üzerinden henüz atamadığı belli oluyordu.

Yang Bo ise hafifçe kafasını sallayıp ne anlama geldiği belli olmayan bir hareket dışında sessiz kaldı. Ancak bu cesur duruşlu adamın kaşları keskin bir tedirginlikle çatılmış haldeydi ve bakışları istemsizce yakın çevreyi kolaçan ediyordu.

Bir şey söylemese de Karen’in yaşadıkları kendi başına gelseydi bırakın savaşmayı kaçabileceğini bile iddia edemeyeceğini biliyordu. Bu durum aslında önündeki siyah saçlı genç adama karşı bilinçsizce saygı duymasına neden olmuştu.

Bu ikilinin aksine Enka ferah bir gülümseme takınan tek kişiydi. Genç adam adeta bir bilgin edasıyla sakinliğini korumuş ve gülümsemeye devam etmişti.

“Savaşçı kız kardeşimin bu konuda yanlışı var. Hayatta kalmaları nasıl bir mucize olabilir ki? Böyle bir belaya karşı tek başına göğüs gerebilen ve zaferle ayrılan kardeşim Karen… İşte bu gerçek güçle başarılabilecek şeydir. Mucize ile alakası yok.”

Enka övgüyle dolu konuşmalarını ciddiyetle dile getirirken oradaki kimse bunun abartılmadığına emindi.

Nitekim bu pohpohlanma karşısında bile, Karen’in geldiğinden beri suratına çökmüş soğukluk ve düşünceli bakışlar dağılmadı.

Öyle ki genç adam başına gelen olayları anlatırken adeta başkasının başına gelen bir talihsizlikmiş gibi anlatmış ve sessiz kalmıştı. Her ne kadar onun tavrı dışarıdan, savaş yüzünden bu halde olduğu gibi yorumlansa da gerçekte Karen’i ciddiyete sevk eden konu Araf Geçidi meselesiydi.

Bununla birlikte anlattığı hikâye gerçeğin hafifçe törpülenmiş haliydi ve fazla detaylı değildi. Kendi aşırı gücünü tarif etmeden ve ‘hedef’ olduğu gerçeğine değinmeden hikâyeyi basite indirgemişti.

Diğer konuları ise saklayamayacağı malumdu. Sorunun büyüklüğü neticesinde Kuzey Yıldızındaki uzmanlar büyük ihtimalle bölgeyi ve savaş alanını araştıracaklardı. Dolayısıyla böyle uzmanların gözlerinden çok az şey kaçabilirdi.

Genel algıyı yıkıp geçen şok edici gücü ve gelişen olaylar silsilesi biraz inanılması güç ve şüphe verici kabul edilebilirdi lakin Karen okulunda bir Sınırsız olarak ünlenmişti. Böylesi bir başarıya hiç kayıp vermeden ulaşması hala bir nebze inanılabilirdi.

Zaten genç adam bu konu üzerinde fazla durmadı. Aslında düşünceleri karmaşa içinde ve huzursuzdu.

-Kızıl ihtiyar iblislerin gelişiyle ilgili emin değil, haklı çıkma ihtimali yüksek olsa bile. Bunu Patrik Yulan’a bildirmeli miyim? Çıhh, bu şüphe çekmez mi? Muhtemelen üstün uzmanlar Geçit’ten haberdar olmuştur. Araştırmak için geldiklerinde iblislerin gelip gelmediklerini öğrenebilir ve bu sorunu hızlıca çözebilirler herhalde...-

Karen’in aklı bu düşüncelerle çalkalanırken bir karara varması uzun sürdü. Sonunda fazla endişeli ve sorumlu hissettiğini kabul etmek zorunda kaldı. Farkındaydı ki okula geri dönüşü biraz uzun sürecekti. Bu sürede eğer Geçit meselesi gün yüzüne çıkmamış olursa o zaman ne yapacağına karar vermesi daha kolay olurdu.

Bununla birlikte herkes çabucak toparlanarak geri dönmek için harekete geçti. Gecenin sinsi karanlığı acımasız şeyleri gizlermişçesine dünyayı kaplamaya başlamış olsa da hiç kimse duraksamaya veya dinlenmeye niyetli değildi.

Karen haricinde hemen herkes dikkatli ve gergin bakışlarla etraflarını gözlüyor ve sıkı bir düzenle ilerliyordu. Genç savaşçıların gözleri karanlık gölgelere öyle sabitlenmişti ki sanki o derinliklerden devasa bir yaratık çıksa bile şaşırmadan saldırıya veya savunmaya geçebilecek gibiydiler.

Ancak görünüşlerindeki cesaretle zihinlerindeki kaos hiç eşleşmiyordu. Kalpleri 3.Kıdem grubunun yaşadığı deneyimin dehşetiyle doluydu.

Güçlü bir formasyon tarafından kapana kısılmak ve devamlı olarak gelen acımasız Ruh Yaratıklarıyla bir kafes dövüşüne zorlanmak, bu… Düşündüklerinde tüyleri anında dikildi. Bu tecrübe hepsi için aynı sonuca neden olacaktı. Şüphesiz ve katıksız bir ölüm!

Nasıl hayatta kalma ihtimalleri olabilirdi? Uzuvları parçalanarak veya dönüşü olmayan yaralar aldıktan sonra kaçabileceklerine bile ihtimal vermekte zorlanıyorlardı.

Bunu hatırladıktan sonra birçoğu kaçamak bakışlarını grubun en önünde yürüyen genç adama çevirmeden edemedi. O uzun siyah saçlara sahip silik bir aura yayan ve adeta kendi bahçesinde yürüyüşe çıkmış gibi rahat yürüyen sıradan görünüşlü birisiydi.

Yine de her biri aynı şeyi aklına getirdi. Sıradan bir ölümlü gibi görünen ve vurdumduymaz bir rahatlıkla yürüyen bu genç adam hiçbir zaman ulaşamayacakları bir güçle dolu eşsiz uzmanlardan birisiydi!

Bu suikast girişimine tek başına karşı koymuş ve o kafesin içine öldürmek için koşan Ruh Yaratıklarını çiftlik hayvanlarıymış gibi tek başına biçmiş bir adamdı!

Takriben yaptıkları daha inanılmaz değil miydi? Tek bir saldırıyla 4.Kıdem seviyesindeki büyü formasyonunu yıkıp suikast takımını katletmek ne demekti?

O maskenin altında nasıl bir heybet ve görkem saklıydı? Doğal olarak bu genç adamların her birinin içi kısa sürede bir ateşle kavrulmaya başlamıştı. Her biri gururlu savaşçılardı ve atalarının yolunda yürümeye hevesli gençlerdi.

Arzuladıkları şeyin şan ve şöhret olduğu barizdi. Dik bir duruşla görkemli adımlar atmak her birinin yegâne isteğiydi. Maskeli kıdemli kardeşlerinin gösterdiği bu azamet onları ateşlemek için fazlasıyla yeterli gelmişti.

Hala korku dolu olsalar da aslında bir nebze yeni bir savaşın patlak vermesini istedikleri bir çelişki içine düştüler. Bu sayede içlerindeki bastırılmış ateş tüm sıcaklığıyla toprağı kavurabilir ve kılıçları düşman kanıyla sulanabilirdi. Bu sayede isimlerini, ailelerinin ve toplumun içinde dile getirirken alınları artık göklere paralel olmaz mıydı?

***

Altın işlemeleriyle dikkat çekici ve zengin bir görünüm sergileyen devasa taş sütunlar, parlak ışıklarla aydınlanmış devasa salonun her iki yanında yükseliyor ve odaya heybetli bir görünüm kazandırıyordu. Yüz metre uzunluğundaki bu geniş alan içinde kan kırmızı bir halı boylu boyunca serilmiş haldeydi.

Halının bittiği yerde siyah parlak granitlerden inşa edilmiş merdivenler başlıyor ve sonunda altından yapılma devasa bir taht bulunuyordu. Burası Daergon Krallık kalesinin görkemli Kral Salonu’ydu.

Aynı zamanda Kral Salonu’ndaki taht da boş değildi. Geniş kırmızı kaftanıyla oturan cesur duruşlu ve uzun boylu adamın en dikkat çekici kısmı şüphesiz başındaki ahşaptan yapılma tacıydı.

Her ne kadar taç ahşap gibi sıradan bir nesneden yapılmış gibi görünse de etrafa yaydığı baskın aura, kralın zihin okuyabilecek gibi görünen yırtıcı bakışlarının baskısından çok daha ürkütücüydü. Karşısındayken kralın şahsından ziyade tacın aurası insanı uysal ve sakin bir havaya gark ediyordu.

Bunlar bir yana Daergon Kralı Hodan’ın salonda yalnız başına oturması tuhaf bir görüntüye neden oluyordu. Doğrusu Kral Salonu bazı konuların tartışıldığı ve ziyaretçilerin kabul edildiği zamanlar haricinde genelde boş olurdu. Ayrıca Kral biriyle görüşecek olsa bile o kişiden daha sonra salona teşrif etmesi bilindik bir gelenekti.

Tek başına orada öylece oturması tuhaf görünüyor olsa da düşünceli siması ne bulunduğu yerin ne de zamanın bilincindeymiş gibiydi.

Düşünceleri belirsiz olmakla birlikte aniden kendine gelmiş gibi göründü ve yavaşça mırıldandı.

“Yaşlı Mo sarayda mı?”

Ani sorusuyla birlikte merdivenin bitimindeki zemin hizasında heykel gibi dikilen gösterişli zırhlara bürünmüş iki şövalye aniden geriye dönüp diz çöktüler.

İçlerinden biri saygıyla bildirdi. “Majestelerine arz ederim. Astınız, Kıdemli Zhan Mo’nun burada olup olmadığını bilmiyor. Hemen gidip öğrenmek için izninizi istiyorum.”

Zhan Mo, kralın arkadaş olarak gördüğü enteresan birisiydi ancak kralın koruması gibi görünmesi dışında krallıkta herhangi unvan veya rütbeye sahip olmadığından herkes ona Kıdemli Zhan Mo diye hitap ederdi. Zira buna kralın öz kızları ve oğulları da dâhildi. Basit bir şekilde hitap etmelerine rağmen o yaşlı adamın kralın yakın dostu olduğunu bildiklerinin saygıda kusur etmezlerdi.

“Gerek yok.” Kral öylesine söylendikten sonra odasına çekilmek üzere ayağa kalkmıştı ki aniden salonun büyük ana kapısı gıcırtı sesiyle aralandı.

Kapının dışında nöbet tutan muhafızın resmi olarak bilgilendirmesi peşi sıra odada yankılandı.

“Majesteleri, İstihbarat Komutanı Mu Tai huzurlarınıza kabulünü ister!”

-Hımm? Mu Tai’nin şahsen gelmesini gerektirecek ne oldu?- Kral içten içe şaşırmış olsa da yüzündeki sükûnet değişmemişti. Tahtına oturduktan sonra gür sesiyle emretti.

“Mu Tai içeri gel!”

En ufak gecikme olmadan orta yaşlı bir erkek içeriye girdi. Bir erkek için ne uzun ne de kısa boyluydu ve siyah saçları kısa ve özenle kesilmişlerdi. Duruşu bir mızrak gibiyken adımları güçle doluydu. Onun çevreye yaydığı aura bile üstünlükle dolu olmasına rağmen yakışıklı yüzündeki endişe izleri her şeyi ile tezat bir görüntü çiziyordu.

Siyah kumaştan yapılma askeri kaftanının düğmelerini bile iliklemeye fırsat bulamadan buraya koştuğu her halinden belliydi.

Adam uzun aralıklı adımlarla kırmızı halıyı aşınlarken adeta koştururcasına hızlıydı ve bir nefeste kralın huzurunda bulunabileceği en yakın yere ulaşıp diz çöktü.

“Astınız Mu Tai, majestelerine saygılarını sunar.” Adamın sert sesindeki endişe problemin büyüklüğüyle ilgili Kral’a net bir fikir vermeye yetmişti.

“Resmiyete gerek yok Mu Tai. Görevini aksatıp bizzat gelmeni gerektirecek kötü haber neymiş duyalım.”

İstihbarat Komutanı’nın krallıktaki görevi oldukça karmaşık olmakla birlikte gününün çok uzun bir bölümünü harcamasına neden olan bir işti. Krallık içinde ve dışında her türlü bilginin peşindeydiler ve gün içinde tüm casus ve görevli askerlerinden gelen bilgiler, basit veya önemli olsa dahi onun gözlerinden ve kulaklarından geçmek zorundaydı.

Ve gelen tüm bilgiler kralın birkaç günde bir kontrol etmesi için kayıt altına alınmalıydı. Diğer taraftan önemli durumlar söz konusu olduğunda İstihbarat Komutanı astlarını kralı veya danışmanlarını bildirmek için anında gönderirdi. Ne olursa olsun kendisi bunun için zaman ayıramayacak kadar meşguldü veya o anda diğer problemleri çözmek için yerinde kalmaya devam etmeliydi.

Sadece buna bakarak bile Kral’ın ‘kötü haber’ çıkarımının nedeni anlaşılabilirdi.

Mu Tai kralın sözlerini duyduktan sonra ayağa kalktı ve birçok şey anlatan bir iç çekişle birlikte konuştu.

“Hakimiyet alanınızda bulunan güneydoğudaki yerleşkelerden bir tanesi biraz önce Taarruz Önlem Kristallerini yaktı.”

Haber kulaklarına ulaşınca kralın kaşları hafifçe çatıldı. Taarruz Önlem Kristali, krallığına bağlı tüm şehirler ve kasabalarda bulunan bir yardım çağrısı kristaliydi. Tek bir kullanım amaçları vardı, büyük çaplı düşman saldırısı altında olduklarını bildirmek için kullanılıyorlardı!

Yabani arazide yaşayan bunca Ruh Yaratığı varken buna benzer önlemler her krallıkta kullanılıyordu. Çünkü Ruh Yaratıkları sadece tek başına gezinen varlıklar değildi. Bazı cinsler kendi sürülerini oluşturuyordu ve en basit nedenle bile –yiyecek kıtlığı gibi- insan şehirlerine saldırmaktan çekinmezlerdi.

Ancak buna benzer her durumda Taarruz Önlem Kristali kullanılamazdı. Sadece düşman safları onlara kıyameti getirecek kadar güçlüyse…

Diğer taraftan bu her zaman olmasa da birkaç yılda bir yaşanan bir problemdi. Kral’ın ve Mu Tai’nin canını sıkan asıl mesele kristalin sadece bir yardım cihazı olmasıydı. Kralın yardım için askerlerini göndermesi zaten yapacağı şey olsa da karşı tarafın Ruh Yaratığı olmama ihtimali ve bu karşı gücün ne seviyede bir tehdit içerdiğini de bilmiyorlardı.

“Ellerinde uzun mesafeli bir iletişim kristali var mı?” Kral sorusunun anlamsız olduğunun farkında gibiydi. Sonuçta şehirlerarası iletişim kristalleri nadir ve aşırı pahalı şeylerdi. Küçük bir şehrin sahip olamayacağı kadar pahalı. Tabi Aken tipi savaşçı bağlantısı varsa başka konuydu. Bu şekilde irtibat kurmakta mümkündü ancak böyle bir şey olsa Mu Tai çoktan bu yollara başvurmuş olurdu.

“Maalesef majesteleri, bilgi alabileceğimiz bir yol yok. Aralarında Aken tipi savaşçı varsa bile bizimle bağlantıya sahip değiller. Diğer taraftan naçizane olarak hızlı takımlardan birinin çoktan yola koyulmasını emrettim. İletişim kristalleri var ve durumu kontrol edip bize bildirecekler. Yine de yolu iki günden önce kat edemezler…. Bağışlayın majesteleri, astınız henüz daha hızlı bir yol bulamadı.”

Kral bu konuda hızlı davranmanın öneminin pekâlâ farkındaydı. Eğer bu sorunu önemsemezse hâkimiyetindeki diğer şehirler sadakatlerini çabucak kaybederdi ve yardımı dokunabilecek tek kişi olan Yaşlı Mo şu sıra kendi işleri için krallık dışına çıkmıştı.

“Saldırıya uğrayan şehirle ilgili bilgiler?” Kralın düşünceli sesi duyuldu.

“Bu şehir Marn Şehri olarak biliniyor.” Mu Tai sıradan bir şekilde bildirdi.

“Marn Şehri mi?” Kral doğal olarak hükmettiği şehirleri biliyordu ancak her nedense bu şehirle ilgili daha önce bir şeyler duymuş gibi hissetti. Bu gelip geçici hissi umursamadan astının açıklamalarını dinlemeye devam etti.

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 954

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 901

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 749

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 709

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 585

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 522

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 493

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 480

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 436

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 425

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 195

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 193

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 156

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 153

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 136

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 129

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 82

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 69

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 55

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 53

Site İstatistikleri

  • 8397 Üye Sayısı
  • 201 Seri Sayısı
  • 13002 Bölüm Sayısı


creator
manga tr