Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

KAREN - Bölüm 111 - Dönüm Noktası


 

 

“Emredin, genç efendi.”

Karen’in boş bakışları hala devam ederken, İblis Duhan onun yerine emretti.

“Şu suikast birliğine geri dön. Kimliğin açığa çıkmadan öldürebileceğin kadarını öldür! Geriye hiçbir iz bırakmamalısın. Ayrıca Genç Efendin için tekrar harekete geçerlerse bize bildir ve gerekeni yap.”

Karen bu emir karşısında şaşırdı. Diğer taraftan Bambu’nun cevabı onu daha da şaşkına çevirmişti.

“İçiniz rahat olsun lordum. Siz söylemeseniz bile, Genç Efendi’yi hedef alan öylesi pis bir örgütü kan gölüne çevirmek için elimden gelenin fazlasını yaparım!”

Daha Karen ne olduğunu anlamadan Bambu derince eğildi ve arkasını dönüp gitti. Yüzündeki kararlılık dillere destandı!

“Ne… Ne oldu şimdi?” Karen gelişen olaylara şahit olmuş ve anlamış olmasına rağmen bu kurgu basitçe mantık dışıydı. Böyle bir şeyi ne görmüş ne de işitmişti. Birisini bu kadar basitçe kontrol etmek, zihniyle oynamak nasıl mümkün olabilirdi?

İblis Duhan ise onun şaşkınlığını umursamadan kısaca özetledi.

“Sana basit bir numara olduğunu söyledim. Her zaman kullanabileceğim bir şey değil. Kaldı ki bunu yapmak onun gelişimini olumsuz etkileyecek ve belli bir yerden sonra tıkanmasına neden olacak.”

Kızıl ihtiyar, Karen’in henüz bunu düşünmese bile biraz sonra bu şekilde birçok ast toplayabileceğini ve hatta bir ordu oluşturabileceğini bile tahmin edeceğini öngördü. Sonuçta herkes ilk önce böyle bir düş içine girerdi ve İblis Duhan kısaca işe yarar bir etkisi olmadığını açıkladı.

“Bu tekniği zamanında öldürdüğüm bir Cehennem Büyücüsü’nden aldım. Sanırım ismi Arzu İşleyen gibi bir şeydi. Bir insan özel bir konuya aşırı derecede bağlı olmadan işe yaramıyor. Arzu İşleyen, kişinin bu aşırı arzusu yerine başka bir şeyi yerleştirmeni sağlar. Örneğin;

Şu velet, hayatta kalma konusunda fazlasıyla takıntılı. O arzunun yerine sana olan bağlılığı yerleştirdim. Dolayısıyla artık en büyük arzusu sana olan bağlılığı…”

Karen ustasını dinlerken şok içindeydi. Onun basit gördüğü bu teknik Karen için göklere yükselen bir etkiye sahipti.

“Tamamen sapıkça! Bana kimsenin bir başkasını böyle kontrol edemeyeceğini söylememiş miydin?”

“Sana söylemeye çalıştığım şey, kimse bir başkasının Ruh Sarayı’na etki edemez. İkisi aynı şey değil. Bu yüzden Miras’ın konusunda rahat olabilirsin. Ancak kalp ve bilinç farklı bir konu. Bunlar kolayca kontrol edilebilir.

Arzu İşleyen’in işe yarar bir teknik olmamasının nedeni de bununla alakalı. Yüksek yetişime sahip uzmanlar genelde birçok şeyi görüp geçirmiş kişilerdir. Kalpleri ve bilinçleri olabildiğine sağlamdır.”

Karen dikkatle dinlemiş olsa da yaltaklanan bir gülümseme takındı. “Yine de bunu bana öğretmelisin Usta!”

Fakat alabildiği tek karşılık, İblis Duhan’ın onu duymazlıktan gelmesiydi. Anında hevesi kırıldı ve homurdanarak geri döndü.

Meselenin çözülmüş olduğu söylenemese de günün sonunda büyük bir tehdit kalmamıştı. İlk iş olarak dönüp Mor Kan’dan geriye kalanları araştırdı.

Büyük bir hayal kırıklığıyla, kılıçla birlikte kadına ait boyut yüzüğünün de parçalandığı keşfetti.

Pekte şaşırtıcı değildi çünkü genelde belli alanda işlenen büyülü hazineler diğer konularda yetersiz kalıyordu.

Boyut yüzükleri de uzaysal alana sahip etkili hazineler olmalarına rağmen savunmaları çok sağlam değildi. Nitekim bu konu hazineyi üreten büyücünün yeteneğiyle doğru orantılıydı.

Karen’in kendi yüzüğü de kaliteli değildi. Bir yüzük olmasına rağmen Karen onu çoktan boynuna asmıştı. Savaştığı sırada yumruklarını kullandığı ve Yıldırım Ateşi’nin gücü düşünüldüğünde uzun süre dayanamazdı. Boynunda olmasına rağmen dış çehresi tamamen çizikler içindeydi ki buna bakarak dayanıklılığı konusunda net bir fikir edinebilirdi.

Aslında uzaysal hazineler, parçalandıklarında içindekilerin dışarı dökülmesine neden olan büyülerle desteklenmişlerdi. Ancak bu büyüler sahibin ruh gücüyle harekete geçiyordu.

Mor Kan gibi sahibiyle birlikte ‘parçalanan’ hazine, büyüyü aktive edecek ruh gücünü alamadığı için içindeki hazineler öylece yok oluyordu! Karen bu kadarını bilse de içlerindeki şeylere ne olduğunu bilmiyordu.

Her şey sona erdiğinde Karen geri dönmeye karar verdi. Bu şartlar altında göreve devam etmek vurdumduymazlıktan başka bir şey değildi.

Ayrıca ortada bir casus olma ihtimali düşünüldüğünde başı daha büyük bir belaya girebilirdi. Asıl canını sıkan şey ise onu öldürmeye çalışan kişiyi öğrenememişti. Gözlerinde beliren kasvetli bakışla bunları düşünürken,

“Merak etme bu konuda bir tahminim var.” İblis Duhan aşırı ölümcül bir ses tonuyla zihnine fısıldadı.

Karen şaşırdı. “Kim?”

“Dönene kadar bekle. Önce şu casusun kim olduğunu bulalım. Bu olayı senin eğitimine çevirmiş olmam dışında, işin içinde parmağı olan herkes ayrılmadan önce hayatından vazgeçmek zorunda…”

***

Tegrain ormanının derinliklerinde bunlar yaşandığı sırada bambaşka bir kıtanın derinliklerinde, göğe uzanan ve kadim ejderhalar gibi kıvrılan bir dağ silsilesi vardı.

Görkemli ve envaiçeşit yaratığı ev sahipliği yapan bu sıradağa yakındaki yerel halk tarafından verilen isim Kehanetin Hakimi’ydi.

Elbette bu öylesine verilen bir isim değildi. Sıradan savaşçılar ve faniler arasında yüzlerce yıldır süregelen bir efsane vardı. Bu efsaneye göre onlarca dağdan bir tanesinde Kehanet Manastırı’nın merkezi kuruluydu.

Kehanet Manastırı hakkında birçok inanılması güç söylenti yayılmıştı. Şimdi çocukların gece masalı olarak anılan bu söylentilerin ortak noktası şuydu;

Eflatun cübbeli kel keşişler, ne sıradan insanlardı ne de uzman savaşçılardı. Zira onlar çok farklı bir gelişim yoluna baş koymuş, dünyevi duygulardan arınmış münzevi varlıklardı. Sahip oldukları güç savaşmaya elverişli denilse de söylendiği gibi onlar bu gücü sadece ve sadece kehanetin peşinde koşmak için kullanırdı.

Bazen sıradan şeyler görür bazense tüm dünyayı etkisi altına alacak bir kıyametin tellalı olurlardı. Öyle anlatılırdı ki, büyük bir şey yaşanacak olduğunda ortaya çıkar ve bu nedeni ortadan kaldırmak için var güçleriyle savaşırlardı.

Nihayetinde tüm insanlar bunun bir efsane olduğunun farkındaydı ve şimdiye kadar kimse bırakın savaştıklarını onları görmemişti bile…

Ancak hala bazı maceraperestler Kehanet Sıradağı’nı gezer ve Kehanet Manastırı’nı bulmaya çalışırdı. Elbette her zaman elleri boş döner bazense hiç dönmezlerdi.

İnsanların efsane olarak baktığı Kehanet Manastırı gözlerden ırak olsa da gerçekten de oradaydı!

Dağın bilinmez bir yerinde kurulu ve inanılmaz derecede büyük bir alanı kapsıyordu. Böyle bir yerleşim yerinin şimdiye kadar nasıl bulunamadığı ise başka bir gizem konusuydu.

Manastır dense bile dikkatli bakınca köy evlerine benzer oldukça sade kulübelerden oluşan büyük bir kasabaydı. Küçük bir surun etrafını çevirdiği bu yerde binlerce insan günlük hayatını sürdürüyordu. Ancak kadın erkek veya çocuk ayırmadan hepsinin görünüşü benzerdi.

Hepsi eflatun renkli kumaş parçaları giyinmekle beraber saçları yoktu. Ayrıca bu kadar insana ev sahipliği yapan kasaba akıl almaz derecede sessiz bir yerdi.

Benzerlerinden sadece biraz daha büyük bir kulübede, iki ihtiyar sima karşılıklı oturmuş önlerindeki masada bulunan sıcak çayı yudumluyordu.

Kemikleri görünecek kadar zayıf figürlü ihtiyar, beyaz sakalını sıvazlarken düşünceli görünüyordu. Aniden boğuk ve kalın sesiyle söylendi.

“Zayn’ın sabaha karşı hayatını kaybettiğini duydum.”

Daha derli toplu bir görünüşe sahip diğer ihtiyar yavaşça mırıldandı.

“Gördüğü kehanet bulanık olsa bile büyüklerden bir tanesiydi. Yaşam gücünün yeterli gelmemesi yazık oldu. Önce Yüce Efendi, ardından Göğün sevdiği öğrencilerden Zayn… Biz gerçeğe ulaşana değin bu Cennet Kehaneti daha ne kadar can alacak?” Sesi duygusuzdu fakat gözleri hafifçe puslanmış haldeydi.

İnce ihtiyar ise hafifçe doğrulup cevap verdi. “Geleceğe bakmanın her zaman bir bedeli oldu. Böylesine büyük kehanetlerse elbette daha büyük bedel talep edecek. Buna çare yok.” Biraz duraksadıktan sonra hırıldama benzeri bir iç çekişle devam etti. “Ah… Hala yeterli bilgiye sahip değiliz.”

Diğer adam kafasını sallayarak onayladı. Kırışık elleriyle fincana uzanıp bir yudum içti ve fincan hala ellerinin arasındayken mırıldandı.

“Tek bildiğimiz… Bugün, kehanetin dönüm noktası…”

***

Aynı anda Axon kıtasının güneyinde, hafifçe yüksek bir tepede ansızın bir siluet belirdi. Bu uzun boylu bir insan figürüydü ve altın işlemeli kıpkırmızı bir cübbe kuşanmıştı. En dikkat çeken aksesuarıysa yüzünü tamamen örten Altın maskeydi.

Maskenin iki boşluğundan kızıl ışıklar yayılıyordu. Bu kızıl ışık aslında adamın gözbebeklerinde parlıyordu ve dehşet verici bir ölüm arzusuyla doluydular. Adam etrafına sakince bakındı.

Tepenin arkası surla çevriliydi ve surun üzerinde gezinen birçok savaşçı göze çarpıyordu. Ancak bu savaşçıların dikkati tamamen surun ilerisindeydi. Arada bir arka kısma bakan savaşçılar ise Altın maskeli bu adamı görmeyi başaramıyor gibiydi.

Altın maskeli adam bu savaşçıları umursamadan, ölüm meleklerini bile korkutacak yoğun bir hisle dolu bakışlarını bulunduğu tepenin altına doğru çevirdi.

Aşağıya doğru gelişigüzel büyümüş ağaçlardan oluşan bir orman devam ediyordu. Ormanın devamındaysa küçük ama canlı bir şehir vardı. Binlerce insan sokaklarda geziniyor ve meydanlarda gürültüyle sohbet ediyordu.

Adam kısa bir süre bakındıktan sonra ölüm saçan o gözlerini kapattı ve bir şeyler söylemeye başladı. Söyledikleri anlaşılmayan boğuk kelimelerden ibaretti ama ritmik tekrarlayışı yüzünden ilahi söylüyormuş gibi görünüyordu.

Tuhaf, kulak tırmalayıcı sesi boşlukla çınlarken aniden bir şeyler değişti. Boş havanın orta yerinde kasvetli bir rüzgâr peyda oldu ve yerdeki tozları havalandırdı.

Adamın sözleriyle birlikte rüzgâr şiddetleniyordu. Cübbesi kuvvetle dalgalanırken adam ellerini açtı ve dua eder bir şekle soktu. Akabinde aniden iki avuç içini birleştirdi.

-Boom!-

Bu basit hareket içinde muazzam bir güç taşıyormuş gibi boğuk bir patlama ve çınlama sesine neden oldu.

Etrafta esen rüzgar spontane hareketinden vazgeçmiş gibi göründü ve kuyruğunu yutmaya çalışan yılan misali bir çember şeklini aldı. Beş metre çapındaki bu rüzgâr döngüsü müthiş bir güçle hareket ediyordu. Şayet bulunduğu yerden ayrılacak olsaydı önündeki tepeyi ve ağaçları birer kâğıt gibi kesip atabilirdi.

Altın maskeli adam bu sırada ansızın gözlerini açarak bu daire şeklindeki rüzgâr fenomenine baktı. Peşi sıra bir düşüncesiyle ortaya çıkardığı farklı ışıklar saçan bir düzine kadar su damlası ve taşı bu rüzgârın ortasına gönderdi.

Bu maddeler, rüzgâr çemberinin içine engelsizce uçup yavaşça birleşmeye koyuldular. Onların bir araya gelişi birçok boğuk patlama sesine sebebiyet verse de kimse sesleri işitemiyor gibiydi.

Takriben birleşen bu maddeler siyah bir sise dönüşerek rüzgâr çemberini kaplamaya başladı.

Altın maskeli adam maddi bir görünüş kazanan siyah çembere dikkatle göz gezdirirken acımasız bir gülümseme yüzünde peyda oldu. İlahiyi söylemeye devam etti ve ellerini yavaşça hareket ettirdi.

Siyah çember, ellerine bağlı bir kukla gibi hareket ederek yükseldi ve dik bir duruş kazandı.

Her şeyin hazır olduğunu ima edercesine Altın maskeli adam yavaşça ilahisini sonlandırdı ve ortaya yeni bir kristal çıkmasını sağladı. Havada beliren bembeyaz ışıltılar saçan küçük bir kristaldi ve adam bu kristali yakalayıp siyam çembere yollamadan önce tereddüt bile etmemişti.

Kristal, çembere çarptığında tuhaf bir şey gerçekleşti.

Çember dönmeyi aniden kesti ve kristal ortadan kayboldu. Peşi sıra deprem benzeri bir titreme ortaya çıkarak tüm tepenin sarsılmasına neden oldu.

-Tırırırırım!!-

-Booom!-

Siyah çemberden bir patlama sesi yükseldi ve tam ortasında beliren karanlıktan müthiş bir çekim kuvveti her şeyi çekmeye başladı. Bununla birlikte o simsiyah karanlığın içinde koyu renkte bir ışık ortaya çıktı. Sanki çemberin içi delinmiş gibiydi.

Ve delik gittikçe büyüyordu. Sonunda beş metrelik çemberin sınırına gelene kadar birkaç nefes süresi ancak geçmişti. Yine de durmamıştı ve çemberle birlikte delikte genişlemeye devam ediyordu.

Bu tuhaf delik şok edici bir manzarayı açığa çıkardı. O deliğin ardı aslında bambaşka bir yere açılmış gibiydi.

Deliğin içinden görünen gökyüzü kırmızı-mor-siyah bulutlarla kaplıydı ve havada ağır bir kasvet hissedilebiliyordu. İçerinden esip dışarı uzanan hafif yel, hoş olmayan kokuyu da beraberinde getiriyordu.

Bunların dışında aslında en ürkütücü ve şaşırtıcı manzara deliğin arkasında binlerce varlığın dikiliyor oluşuydu. Karanlıkta kalmış olmalarına rağmen irili ufaklı birçok beden seçilebiliyordu. Dikkat çekici asıl şeyse bu bedenlerin kafalarında ürkütücü bir kızıllıkla parlayan gözlerdi.

Altın maskeli adam bu manzaraya bakarken kötücül bir kahkaha atıp yavaşça mırıldandı.

“Jag’an Njoo…”

Onun seslenişiyle birlikte ürkütücü görünen güruh harekete geçti. Bazıları aşırı hızlı bazılarıyla devasa ama hantal figürleriyle yavaşça ileri çıktı.

Bir nefes sonra ilk figür dışarı çıkmıştı bile. Bu varlık ne altın maskeli adama ne de başka bir yere baktı. Sanki amacı buymuş gibi duraksamadan şehre doğu koşuyordu. Arkasından gelenlerde sırayla dışarı çıkıyor ve ilerlemeye devam ediyorlardı.

Temiz günışığıyla aydınlanan bedenleri artık görülebiliyordu ve ne oldukları da açıkça anlaşılabilirdi.

Şok edici bu ayrıntının ortaya çıkardığı şey, istisnasız hepsinin bir iblis olduğuydu!

 

 


Bölümler gecikti biraz kusura bakmayın. Bu ara özel işlerim had safhada, gelecek haftada bir-iki gün aksatabilirim. Söveceksenizde çok şey yapmadan şey yapın işte :)




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17364 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23485 Bölüm Sayısı


creator
manga tr