Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

KAREN - Bölüm 109 - Gereksiz Yere Savaşmak


 

Karen bir süre sadece bakakaldı. Fazlasıyla güçlü bir teknik olduğunu biliyordu fakat bu kadar dehşet verici olacağını katiyen beklememişti. Biraz önce hissettiği şey basitçe açıklanması zor bir durumdu.

Yumruğunu savurduğunda havanın aniden yırtılmasına bağlı o tuhaf direnci net bir şekilde keşfetmişti. Ve bu direnç, toza dönen kalkanlardan ve Mor Kan’ın bedeninden daha sağlam gibi görünüyordu. Sadece buna bakarak beklentilerinin ötesindeki yeni kuvvetine hayranlık duymadan edememişti. En önemlisi ise mor yıldırımlar kadar güçlü olmasının yanı sıra bir o kadar daha güvenliydi!

“Vay ca-” Tam etkilenmiş bir şekilde fısıldamıştı ki, aniden bedeni iki büklüm oldu.

Acı! Tek kelimeyle anlatmak için fazla bir acı, göğsünün içinde patladı! Vücudunun sapasağlam görünü altında organlar adeta yoğurulan hamur gibi çalkanıyordu.

-Pu!-
Karen kar beyazına çalan suratıyla kan tükürdü. Karnındaki spazmla birlikte kalbindeki o ağrı en etkili olanlardı.

[Gök Şeytanı Semavi Beden]i ortaya çıkaran büyü imgeleri bedeninden hızlıca solup kayboldu. Genç adam içindeki yükü boşaltmış bir çuval edasıyla güçsüzce yere çömeldi.

Birkaç derin nefesin ardından acı bir gülümseme bıraktı.

“Haah! Bana verdiğin teknikler… Bir gün beni öldürecek!”

Beklenen cevap gecikmedi.

“Hımm? Şu çocukça mücadelen boyunca becerdiğin en iyi iş benim verdiğim tekniği kullanmaktı! Gurur duymalısın aptal velet!”

Ruh gücünü geri kazanmasıyla birlikte iç organlarının durumu hızlıca düzelirken Karen ayağa kalktı. Gözlerine tekrar can gelmişse de zirve durumunda olduğu söylenemezdi.

“Çocukça mı? Onlarca Ruh Yaratığıyla savaştım ve bu çocukça öyle mi? Suikast takımını saymıyorum bile… Boş ver, sana söyleyebileceğim tek bir şey var usta, o da ‘bunamış’ olduğun!”

Suçlayıcı bir tonu olsa da en ufak öfke sergilememesi komik görünüyordu. Sonuçta bazen söylediği bu ithamlar karşısında ustası sinirlenmiyordu. Ancak öfkeli bir tutum koyduğunda karşılığı her zaman acı vericiydi…

“Hımh! Ben bir bunaksam, sen olsan olsan bok olursun! Akılsız hayaletlerden farkı olmayan yararsız bir bok! Böyle aptalca bir savaşın neresi ilgi çekici veya zekiceydi ha? Sadece benim tekniğimi kullandığında uykum biraz dağılmıştı.”

Karen bu kelimeler karşısında kızmak yerine afallamıştı. Çünkü ustasının ses tonundaki enteresan bir tatminsizlik vardı. Bu şaşırtıcı tutum biraz kafasını karıştırdı. Ustası genelde zaten tatminsiz bir iblisti. Bununla beraber şimdiki durum biraz farklıydı sanki.

“Ben-” Ne söyleyeceğinden emin olamayarak seslendikten sonra sözü yarıda kaldı.

“Senin gibi özgüven dolu vahşi bir savaşçı, bulunduğu her savaş meydanını domine edebilir.” İblis Duhan’ın gür sesi çınladı.

“Bunda kötü olan ne?”

“Sorarım sana aptal velet! Zaferin her zaman baskın tarafa ait olacağını mı sanıyorsun? Öyle olsaydı ben bu halde olur muydum!?”

Duhan’ın gür sesi son cümlesinde hissedilebilir bir ciddiyet ve hayal kırıklığıyla doluydu.

Karen istemsizce duraksadı. Savaş sırasında kaynayan kanı soğumuş ve sakin duruşunu geri kazanmıştı. Nitekim ustasının sözlerindeki ciddiyet başını eğmesine neden oldu. İblis Duhan’ın karakteri kararsız bir volkan gibi görünebilirdi fakat Karen bu görünümün arkasındaki gerçek duyguların çoğuna aşinaydı.

Hevessizlik, hayal kırıklığı ve yorgunluk… Bunlar en belirgin olanlardı. Kızıl ihtiyar Karen’e karşı acımasızdı fakat kendine karşı çok, çok daha acımasızdı…

İblis Duhan daha sakin ama sert bir sesle devam etti.

“Cepheyi sakın ola küçümseme!

İki taraf yüz yüze geldiğinde en kötü ihtimalle anlaşmazlık doğar lakin kılıçlar kınlarından çıkarsa doğacak tek şey kifayetsiz bir ölümdür!

Ölüm, adil değildir evlat. Ölüm, beklentilerini umursamaz. Ve ölüm asla taraf kayırmaz!

Gelir ve gider, arkasında soğuk cesetten başka hiçbir şey bırakmaz! Senden söküp aldığı şeyi bu dünyada yerine koyabilecek hiçbir şey yoktur!

Yine de ölüm, basit ve sade bir sondur. Ondan daha kötü şeylerde var.

Savaşı Kaybetmek!

Sözüme güven, bir savaşı kaybetmek bazen sana keşke ölseydim bile dedirtebilir…

Buna rağmen sen… Nasıl bu kadar aptalca davranmaya cüret ediyorsun?” Artık sesi anlaşılmaz bir sakinlikle doluydu. Sanki her kelime bir pusun ardından geliyormuş gibiydi.

Karen her nedense utanmıştı. Sessizce dinlerken söyleyecek tek bir sözü bile yoktu.

“Eğer düşmanın, tüm kozlarını ve gücünü biliyor olsaydı hala hayatta kalabileceğini iddia edebilir miydin? Seni en başta uyarmıştım, ya herkesi korkutacaksın ya da göze batmayacaksın! Sahip olduğun güçle ancak çocukları korkutabilirsin!”

Karen dinledikçe ustasına onun iyiliği için konuştuğuna inanmıştı. Yine de içinde daha iyi nasıl savaşacağıyla ilgili bir fikir oluşmamıştı.

Şayet konu tüm gücünü açığa çıkarması ise, Kuzey Yıldızı öğrencileri bunun sadece bir kısmına şahit olmuşlardı. Düşman ise, Karen ormanın farklı bir köşesine imalı bir bakış attı.

Kesinlikle dördü arasından da bilgi sızdırabilecek kimse yoktu. Zehirli Hançer’in diğer güçleri gönderdikleri takımın yok edildiğini öğrendiklerinde belki de Karen’in göründüğünden çok daha güçlü olduğunu kanaat getireceklerdi ama kesin bir çıkarım yapmaları mümkün değildi öyle değil mi?

Peki, ortadaki sorun neydi? Karen ustasının geçmişten gelen bir hüzün nedeniyle böyle evhamlı davranıp davranmadığından emin olamadı. Bundan hemen sonra Duhan’ın sözleri Karen’in haksız olduğunu ortaya çıkarmış ve aptalca bakakalmasına neden olmuştu.

“Şimdiki gücünle Zihin Kapanı’nı kullansaydın bu savaş tavuk katletmek kadar kolay olmaz mıydı?”

Karen bu sözler üzerine bir süre boş boş baktı ve peşi sıra neredeyse çığlık attı. “İllüzyon Asası! S*ktir! Nasıl unuttum!?”

“Ahmak…”

Karen çılgınca söylenirken neredeyse kendini yumruklamak üzereydi. İblis Duhan’ın neden onu aptal yerine koyduğunu sonunda anlayabilmişti.

Gerçekten de söylediği gibi, Yıldız Ruhu’nun Hazine Salonu’ndan elde ettiği ikinci Büyülü Hazine olan Zihin Kapanı’nı çoktan unutmuştu. Normaldi çünkü basitçe açıklamak gerekirse onu kullanmasını gerektirecek bir durumda kalmadığı için aklına bile gelmez olmuştu.

Bin bir türlü düşünce aklından geçerken şuan onu kullanmanın tüm problemleri kolayca çözeceğini de anlamıştı. Sahip olduğu güç ve eşsiz ruh gücüyle Zihin Kapanı’nı harekete geçirmesi muhtemelen aşırı derecede üstün illüzyonlar yaratmasını mümkün kılacaktı.

Onun etki alanı çok yüksek değildi ama biraz düşününce,

“Formasyona atlayan Ruh Yaratıkları illüzyondan kesinlikle kurtulamazdı. Bu plan işe yaramayınca suikast takımı golemleri yollasa bile kolayca onlardan kurtulabilirdim. Suikast takımı yaklaşmak hatta kendileri saldırmak zorunda kalacaktı. O zaman onlarda illüzyona kapılmaktan kurtulamazdı!”

Karen konuştukça, güç kullanmadan rahatça düşmanlarından kurtulabileceğini fark etti. Gerçekten de yaptığı aptallığın literatürde bir karşılığı yoktu! Bir savaşçı olarak kendi silahlarını kullanmayı unutması tam anlamıyla hayal kırıklığıydı!

“Ben… Ah, yüce gökler…” Yüzü utançla kızardı ve hızlıca konuyu değiştirmek zorunda hissetti.

“Oh? Şu kılıç nereye gitti? Usta onu gördün mü? Mükemmel bir şeye benziyordu onu almam en iyisi olur.” Karen kırmızı yüzüne yakışmayan bir merakla etrafa bakınırken söylendi.

“Niye onu arıyorsun? Bir sonraki savaşında onunda aklından çıkacağına kalıbımı basarım.” İblis Duhan dalga geçti.

“Öhhö… Şu tarafa savrulmuş olmalı. Umarım hala sağlamdır.”

Duhan öğrencisinin bu azmi karşısında gözlerini devirip soğukça söylendi.

“Saçmalamayı keste şu işi adamakıllı bitir artık.”

----

Karen bu sözlerle duraksadı. Konunun değiştiğine memnun olsa da gözleri aniden kısılmış ve soğuk bir ışık yaymaya başlamıştı. Yönünü değiştirip belli bir alana baktı ve yürümeye başladı.

Etrafındaki hava, tavrıyla birlikte hızlıca değişiyordu. Ruh gücü baskın bir güçle ortaya çıktı ve bedenini saran yıldırım arkları tekrar yükseldi.

Otoriter varlığı yeniden hayat bulmuş ve biraz önceki hislerinden tamamen soyutlanmıştı. İblis Duhan bile onun bu keskin değişimi karşısında hafifçe şaşırmış gibi görünüyordu.

Karen birkaç adım attıktan sonra olduğu yerde dikildi. Biraz ilerisinde yemyeşil otların arasında kontrast oluşturan hareketsiz bir beden göze çarpıyordu. Kol yenine haydut takımının arması işlenmiş siyah cübbesi kimliğini açıkça gösteriyordu.

Orta boylu sıradan görünüşlü bu adam, tüm kanı uzun zaman önce çekilmiş gibi beyazlamış teniyle sonsuz uykusuna uzanmıştı. Kalbin hafif kasılmalarından doğan o ses ve ritim duyulmuyordu.

Herhangi bir ruh aurası bile yaymıyordu. Bırakın sıradan insanları, çoğu gelişimci onun bir ceset olduğundan şüphe duymazdı. Bu Karen’in üstün algısı için bile farklı değildi! Baktığı şey şüphesiz cansız bir bedendi…

“Böyle bir numaranın ‘hayat kurtarıcı’ bir koz haline gelmesi ne tuhaf?” Karen soğuk bir sesle mırıldandı.

Bakışları cesede kitlenmiş vaziyetteydi ve hiçbir açık bulamadığını kabul etmek zorundaydı. Yine de bunun bir numara olduğundan adı kadar emindi.

Çünkü bu adam numarasını fazla geç kullanmıştı…

Karen ilk harekete geçtiğinde ilk iş olarak tüm algısıyla ormanı taramıştı. O anda kolayca iki kişinin hayatta kaldığından emin olmuştu. İki kişinin muhtemelen kendini korumak veya iyileştirmek için ruh güçlerini kullandıklarını açıkça hissetmişti. Ve ikisi de ölüme yakın falan değildi! Bu kadarını anlayabilecek seviyedeydi.

Ancak Mor Kan’ın karşısına çıktığı anda o ikinci ruh aurası ansızın silinip gitmişti! Öyle ani bir şekilde yok olmuştu ki Karen’in dikkatini çekmemesi mümkün değildi.

Aynı şekilde silinmeden önce hissettiği ruh aurası tamda bu civardaydı. Yani bu şansız adam kendini ölü göstermek için muhteşem bir tekniği sahipti fakat yanlış zamanda kullanarak tüm şansını çöpe atmıştı.

Hepsi bir yana bu cesedin hali dikkatli gözler için hala sıra dışıydı. Mor Kan’ın 4.Kıdem yetişimine rağmen ağır yaralandığı bir patlama sonrasında bu adamın bedeni nasıl sapasağlam kalmıştı? Ve buna rağmen ölmüştü öyle mi?

Karen başından beri onun bulunduğu tarafa dikkat ediyordu. Savaş sırasında bir açığından yararlanmaya çalışacağı ihtimalini aklında tutmuş ve bu yüzden Mor Kan’a karşı tüm gücünü kullanmaktan çekinmemişti.

Bu sayede arkadan gelebilecek bir saldırıya göğüs gerebilirdi. Her şeye rağmen bu adam inanılmaz sabırlıydı! Takım arkadaşı katledilirken bile en ufak bir hareket emaresi göstermemişti.

Hatta sonrasında bu ölü adam, Karen’in -kullandığı tekniğin ıstırabını çektiği sırada- verdiği açıktan bile yararlanmaya kalkmamıştı. İşte gerçek bir hayatta kalmak azmi böyle bir şeydi.

Karen, adamın numara yaptığı konusunda bir an şüpheye düşmeden edememişti. Böylesine bir kararlılık sadece şaşırtıcıydı.

Ve konuştuğunda bile hala bir tepki yoktu. Adam ‘ölümünde’ fazla ısrarcıydı…

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15644 Üye Sayısı
  • 514 Seri Sayısı
  • 21150 Bölüm Sayısı


creator
manga tr