Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

KAREN - Bölüm 108 - Gök Şeytanı


 

Kadın rahatça konuşuyor olsa da bu sorudan sonra sessiz kaldı. Gösterdiği tek tepki alaylı bir sırıtıştı. Karen aurası güçle patlarken bir adım yaklaştı.

“Cevap ver. Belki iki bacağının üstünde ayrılmana izin veririm.” Karen kısık gözlerini ona dikerek sakince mırıldandı.

Ancak kadın korkmuş görünmüyordu. Keyifli bir kahkaha attıktan sonra söylendi.

“Beni tehdit ediyorsun? Hahaha, canına susamışsın!” Aniden kadının bedenini merkez alan masmavi bir ruh gücü patladı. Heybetli bir güçle yükselirken bedeni dimdik durdu ve endamını sergiledi. Bir düşünceyle tüm kir vücudunu terk etmiş ve geriye yürek hoplatacak bir güzellik bırakmıştı.

Nitekim öylesine baskın bir ruh gücü vardı ki hiçbir erkek onun güzelliğiyle ilgili flört etmeyi aklına getiremezdi. Bakışları ise gücünden daha korkutucu bir Ölüm Arzusu kızıllığına dönüştü. Mor gözbebeklerinin hafif bir kırmızı tonuna bürünüşü Karen’i şaşırttı. Bu görüntü ustasında sık sık gördüğü bir manzaraydı.

Karen bu olayın Ölüm Arzusu kuvvetinden kaynaklandığını biliyordu. Ustasıyla kıyaslanamayacak olsa da bu hafif değişim bile en azından yüzlerce insanı canice katletmeyi gerektirirdi. Bu sayede irade gücüne benzer fiziksellikten uzak bir kuvvet ruh gücünü daha dirayetli ve ürkütücü hale bürüyordu!

Karen kadının sol kolunu oynatarak tamamen iyileştiğini incelemesine bakarken hala sakindi. Onun 4.Kıdem gücü veya Ölüm Arzusu hiç umurunda değilmiş gibiydi. Öylece bekliyordu.

Mor Kan, iyileştiği gibi tutumunu değiştirmişse de Karen’in tavrı karşısında kaşlarını çattı. Bu çocuğun aptallığında mı yoksa özgüveninden mi bu kadar rahat göründüğünü tartıyor gibiydi.

“Gördüğün gibi bazı aksaklıklar yaşanmış olmasına rağmen görev henüz başarısız olmuş değil.” Mor Kan neredeyse cilveli bir sesle şakıdı. Ardından ansızın önünde beliren kan kırmızısı ince bir kılıcı kavradı. Kılıcın keskin ucu var olan her maddeyi kesebilecek bir ışıltıyla kaplıydı. Bir büyülü hazine olduğu aurasından anlaşılıyordu.

“Savaşçı adım Mor Kan! Çocuk, arsız kibrini Kanlı Nilüfer kılıcımla keseceğim ve sen, sadece kötü talihini suçlayabilirsin!”

Karen kadının söylediklerini ve tavrındaki değişimi izlerken kafasını iki yana sallamakla yetindi.

“Son kez soracağım. Sizi kim kiraladı ve hedef kim?”

Mor Kan, başta Karen’in sakinliğine karşı bir endişe duymuşsa da artık bunun ne olduğunu anlamıştı. Bu çocuk tamamen bir şapşaldı! Gözünün önündekini bile göremeyen bir cahilden başka bir şey değildi!

Bu çocuk hakkında sahip oldukları bilginin biraz eksik kaldığının farkındaydı. Yine de, Dahi mi? Sınırsız mı? Bu şeyler umurunda bile değildi. Sonuçta 3.Kıdem ve 4.Kıdem arasında bir uçurum vardı! Bu velet, bu kıdemler arasındaki farkın diğerleri gibi olduğunu düşünüyorsa kuyunun dibindeki kurbağadan bir farkı yoktu!

Ona sinirlenmiyor sadece acıyordu. Böyle bir aptal yüzünden düştüğü duruma öfkeli olduğu söylenebilirdi. Henüz savaşmamıştı fakat büyüye gereken kaynak konusunda ruh gücünün yarısını harcaması gerekmişti. Hızlıca iyileşmek için biraz daha gücünden feragat etmişti.

Nihayetinde kalan ruh gücü en güçlü saldırılarını kullanmak için yeterli değildi. Mor Kan bu konuyu önemsemedi. Sahip olduğu güç düşünüldüğünde 3.Kıdem Rakipsizler bile onun karşısında üç nefes süresinde düşerdi.

Sınırsız? Gerçek güçle ezildiğinde onun dehasının hiçbir önemi yoktu! Böylece hak ettiği gibi onu ince et parçalarına çevirerek aralarındaki farkı gösterecekti.

Sert ve acımasız bir sırıtışla birlikte kılıcını çekti. Elemental bir Gölge Perisi ile anlaşmalı olduğu için kılıcının keskinliğinin yanı sıra saldırıları tuhaf bir yörüngede hareket ederek gözlerden saklanabiliyordu. Bu sayede düşman kılıcın geldiğini bile göremiyordu. En erken fark eden akranları bile daha önce kılıcının keskinliğinden kaçamamıştı.

Düşmanına karşı en ufak bir tehdit duymadan kılıcını geriye çekip inanılmaz bir hızla savurdu. Gerçekten kılıcın sapı dışında görünen bir şey yoktu. Kılıcın bir metrelik gövdesi adeta yok olup gitmişti. Yine de bakanların boğazları kesiliyormuş gibi hissetmelerine neden olan eşsiz bir keskinlik hissi oradaydı.

Onun bu üstün ve anlaşılmaz saldırı karşısında dikilen Karen ise hala umursamaz görünüyordu. Kılıcın gövdesi gerçekten de gözlerinden saklanmıştı lakin algısı için aynı şeyi söylemek mümkün değildi…

Yıldırım Adımı’nda ulaştığı akıl almaz yetkinlik sayesinde bulanık bir görüntü oluşturup kenarı çekildi.

Aynı anda kıpkırmızı kılıç ucu biraz önce bulunduğu yerde ortaya çıkmış ve boylu boyunca bir kesik atmıştı. Bununla birlikte kılıcın geçtiği istikamette mavi ruh gücü patlayarak fırladı. Muazzam bir hız ve keskinlikle uçarak metrelerce ileri taşındı.

Önüne çıkan her şeyi kağıt gibi kesip atan bu tuhaf ışık huzmesi gözden kaybolana kadar gücünü kaybetmemişti!

Karen’in soğuk bakışları bu saldırı karşısında ilgiyle parladı. İlgisi kadına değil açıkça kılıcın kendisineydi! Onun keskinliği karşısında cezbedilmemek mümkün değildi.

Mor Kan hedefini kaçırdığını anlayınca şok oldu. Böyle ani bir saldırıyı 4.Kıdem uzmanlar bile karşılamakta zorlanırdı. Ölmemelerini kabul edebilirdi ama yara almadan atlatmalarını kesinlikle çok zordu.

Düşüncesi buyken 3.Kıdem seviyesindeki bir çocuğun kılıcından kaçınabilmesini ve hatta beğeniyle bakmasına nasıl şaşırmazdı. O anda istemsizce gerilmeden edemedi.

“Geber git!” Mor Kan kükredi ve ikinci kez saldırarak kılıcıyla yatay bir süpürme hareketi yaptı. Kılıç hala inanılmaz hızlıydı ve gözden kaybolarak ilerlemişti.

“Pat!” “Pat!” “Pat!”

Ön taraftaki sağlam kalan tüm ağaçlar gövdelerinin ortasında kesilerek gürültüyle yuvarlandılar.

Ancak Mor Kan aptala dönmüş gibi bakakalmıştı. Çünkü Karen biraz önce durduğu yere çoktan geri dönmüştü. Bedeninde en ufak bir yara izi bile yoktu!

“Nasıl?” Şaşkınlıkla mırıldandı. Bu herifin gücü 3.Kıdem’i aşmasına rağmen bu kadarını kabullenebiliyordu. Ancak onun hızı gücünden bile daha saçma bir seviyedeydi!

Kılıcı onu biraz kesebilse durum değişebilirdi. Kılıcının kan emici ve içindeki ruh gücünü arıtabilen bir özelliği vardı. Bu sayede yaraladığı düşmanlar karşısında gittikçe daha güçlü ve ruh gücüyle yapılan savunmaları görmezden gelebilir hale ulaşıyordu.

Mor Kan bir çıkmaza girdiğini hissetti. Tek yapması gereken onu yaralamaktı ancak bırak yaralamayı çocuğun hızına bile yetişemiyordu!

Öfkeyle bağırdı. “Bunu atlat bakalım!”

“Gölge Kılıç Fırtınası!”

Aniden kılıçla birlikte sol kolu bile gölgeler arasında saklanıp kaybolmuştu. Buna rağmen hala görünen bedeni ardışık bir saldırı başlattığını ele veriyordu. Sonuç olarak görünmez bir saldırı tuhafını harekete geçmişti.

Karen hala algısına güveniyor olsa da kılıcın aralıksız saldırıları büyük bir ağ gibi her yerdeydi! Kaşlarını çatarak Yıldırım Zırhı’nı harekete geçirdi ve bedenini kaplamasına izin verdi. Peşi sıra hislerini güvendi ve çoktan gelişmiş halde ki refleksleriyle darbelerden kaçınmaya başladı.

Görünmez saldırılardan kaçmaya çalışması onun kendi kendine dans figürleri sergilemiş gibi görünmesine neden oluyordu. Ancak Karen’in her kaçınma hareketinin ardından keskin kılıç huzmeleri ortaya çekip geri planla ne var ne yok kesip biçiyordu. Daha çok tehlikeli bir gösteri gibiydi.

Genç adam kılıç darbelerinden korkmuyordu. Ancak bir büyülü hazineyi hafife alamazdı! Özellikle konu keskinlik niteliği üzerinde durulmuş bir kılıçsa dikkat etmesi zaruriydi. Karen elbette kılıcın başka bir büyüye sahip olduğunu aklına bile getirmemişti.

Uzun saniyeler birbiri ardında geçerken genç adam en ufak bir saldırı fırsatı bile yakalayamamış tüm dikkatini saldırılardan kaçınmaya vermişti.

Kısa süre sonra Mor Kan’ın yavaşladığını ve daha fazla devam edemeyeceğini fark etti. Her kesiğin ardında patlayan gücün boyutu harcanan ruh gücü için iyi bir fikir veriyordu. Bunu sonsuz kadar sürdürmek Karen’den başkası için mümkün değildi!

Mor Kan’ın öfkesi saldırıları yavaşlarken yerini gerginliğe bıraktı. Ruh gücü tükenmenin eşiğindeydi ve yapabileceği en hızlı ölümcül saldırı bile düşmanın yaralamaya yetmemişti! İçten içe korkmaya başladı.

Her kılıç savuruşuna tüm azmini ve gücünü katıyor ama bu… Hiçbir işe yaramıyordu! Ancak henüz Karen’in başından beri kullandığı bu akılalmaz gücün tükenmek bilmediğini anlamıştı.

Yorgunluğunun yanında beliren korku giderek yükseliyordu! Karşı tarafa başından beri saldırı fırsatı vermemişti çünkü savunması düşüktü. Karen’in saldırılarına dayanamayacağının farkındaydı. Saldırarak yenemiyorsa elinde kaçmaktan başka bir seçenek kalmamıştı!

Dişlerini sıkıp kullanabileceği tılsım ve büyülü hazineleri düşünmeye başladığı sırada Karen’in geri çekilmesine şaşırdı.

“Sıra bende. Müsaadenle üzerinde denemek istediğim bir şey var…” Karen soğukça söylendi.

Mor Kan onu duydu ve düşünmeye fırsat bulamadan irkildi. O anda Karen’in bedeninden heybetli gri-siyah bir sis yayılmaya başlamıştı. Bu şey ruh gücü gibi görünmüyordu ancak açıkça hissettirdiği güç dehşet vericiydi!

Karen fısıltı benzeri bir sesle mırıldandı.

“Dünyayı Sarsan, Gök Şeytanı!”

Gri-siyah sis bir anda devasa bir alana yayılıp göğe yükseldi. Takriben bir bütün gibi dönmeye başladılar. Hayali bir hortum gibi ancak etkisizce dönüyordu. Dikkatli bakıldığında hortumun içindeki sisin bir şekilde aldığı görülebilirdi.

-GÜÜÜMM!-

Peşi sıra gökte heybetli bir gümbürtü duyuldu. Müthiş bir rüzgar peyda olarak kulak tırmalayan uğultuyla birlikte esip gürledi. Hortumun dağılışı adeta onu hayali olmaktan çıkarıp gerçeğe çevirmiş gibiydi. Gökteki bulutlar bile kovalanmışlardı. Son olarak gri-siyah siyah sisin oluşturduğu siluet gözler önüne serildi.

Onun varlığı altında toprak çöküyor, gökler geri çekiliyordu!

“Bu…” Mor Kan irice açılan şok dolu gözleriyle geri adımladı. Baktığı şey onu dehşete düşürmüştü!

Bu varlık hayatı boyunca görmediği korkunç bir yaratığın tasviri gibiydi. İnsanımsı bir figürü ancak dağları gölgede bırakacak bir bedeni vardı. Karen’in arkasında beliren siluet bin metreden uzun akıl almaz bir dev idi!

Bedeni, göklere uzanan muazzam bir kayadan yontulmuş gibi gri-siyah renkte ve taş benzeri çıkıntılılarla doluydu. Zira zar zor görülen yüzü bile aynı şekildeydi ve sıradan taş golemleri andırıyordu.

Ancak simsiyah göz bebekleri inanılmaz bir hiddet ve soğuklukla doluydu. Ve onu boyu dışında ürkütücü kılan asıl şey boynuzlarıydı. Muflona benzeyen koçboynuzları alnından geriye doğru kavislenip çenesinin her iki yanına sivri uçlarını uzatmışlardı.

Varlığı net değildi ve görünüşü açıkça saydamdı. Lakin Mor Kan’ı korkuya boğan şey bu varlığın boyutlarıydı. Yeryüzünde bu boylara ulaşabilecek hiçbir yaşam formu yoktu!

Hayali ve ürkütücüydü. O sis benzeri bedenden yayılan dehşet verici auranın bile gerçek olmadığı barizdi. Her şeye rağmen Tegrain ormanında onu gören tüm Ruh Yaratıkları korku dolu çığlıklar atıp kaçmaya başlamıştı.

Mor Kan onlardan çok daha akıllıydı ama bu şeyin gerçekten saldırıp saldıramayacağı konusunda tereddütlüydü.

Saldıramıyorsa ve gerçekten hayaliyse o halde sorun yoktu. Fakat diğer türlüsü söz konusu olursa ışınlanabilse bile kaçamayacağının farkındaydı. Yani aceleci davranmanın anlamı yoktu… Dikkatle kendi boyut yüzüğündeki tılsım ve hazinelere ruh gücünü gönderip bağlantı kurdu.

Onun tanımlayamadığı bu şey Gök Şeytanı’ydı! Ve bu nesli tükenmiş ırk uzun zaman önce Araf’ı baştan sona domine etmişti! Zamanının en korkunç varlıkları şüphesiz Gök Şeytanlarıydı! Karen onlar hakkındaki tüm bilgiyi ustasından edinmiş olmasına rağmen kendi arkasında beliren o cansız hayali figüre hayranlıkla bakıyordu.

Kullandığı [Dünya Sarsan] tekniği akıl almaz bir seviyedeydi. Karen onu ilk incelediğinde sadece bir vücut güçlendirme tekniği olduğuna inanmıştı. Buna rağmen yetişimi yükseltebilen ve Gök Şeytanı’nın gücünü ödünç verebilen aşırı mükemmel yan etkilere sahipti.

Nitekim ustasını uzun süre dinledikten sonra şok edici bir gerçeğin farkına varmıştı. [Dünyayı Sarsan­] tekniği gerçekte bir vücut güçlendirme tekniği bile değildi!

En iyi çıkarımla ona bir Aktarım tekniği denilebilirdi.

Aslında vücut güçlendirme, hazırlıktan başka bir şey değildi!

Yetişimi yükseltip bedeni demirden daha sağlam hale getirince bu tekniğin asıl özelliği ortaya çıkıyordu…

O özellikte Gök Şeytanı’nın gücünü kullanabilmekti! Muhteşem bir varlığın fiziksel gücünü aktarmak için pek tabi uygun bir zemin gerekiyordu. Şayet Karen gizli koz olarak gördüğü bu tekniği vücudunu güçlendirmeden kullanmaya kalksaydı, bedeni anında paramparça olurdu!

Bununla birlikte yüce Gök Şeytanı figürü, ansızın parlayan ışık noktalarına dönüştü. Bu ışık noktaları göğü aydınlatıp aynı anda atılan binlerce ok misali uğultuyla Karen’e inmeye başladı.

İstisnasız her biri onun bedenine düşüp kayboluyordu. O an genç adamın bedeni gece göğündeki yıldızların hedefi olmuş gibiydi. Çok kısa süre sonra tamamı çoktan Karen’e ulaşmış ve derisi altında gözden kaybolmuştu. Peşi sıra şaşırtıcı bir şey gerçekleşti.

Karen’in ruh gücü ve yıldırım arkları tamamen ortadan kaybolmuş sıradan bir ölümlü gibi kalakalmıştı.

“Yüksel! Gök Şeytanı Semavi Beden!” Karen bu cümleyi antik iblis dilinde mırıldandı.

-GÜÜM!-

Dünya beşik gibi sallandı!

Mor Kan, korku ve şok dolu ruhunun sarsıldığını hissederek dengede duramadı ve yere çöktü. Sanki gökler zincirlerinden kurtulmuş ve yere çöküyordu.

Zemin patlama sesleriyle birlikte batıyordu…

Ve her şeyin ortasında, derisinde simsiyah hareketli dövmeler beliren Karen vardı. Onun orada bulunması bile toprağa muazzam bir eziyete neden oluyordu adeta.

Karen tüm ruh gücünü ve yıldırımlarını kaybetmişti. Bu teknik beklentilerinin ötesinde ruh gücünü kullanmaya müsaade etmiyordu. İki süper gücün bir arada bulunması göklere karşıymış gibiydi.

Nitekim gücünü kaybetmek bir yana şu an dehşet verici bir kuvvet bedeninde toplanmıştı. Genç adamın nefesi hızlanmış ve iç organları yıkılmanın eşiğine gelmişti. Bedeni bu durumu uzun süre devam ettiremeyecekti.

Derin bir nefes aldı. Kafasını kaldırıp, Mor Kan’ın ona doğru attığı şaşkın bakışlarla karşılaştı.

“Konuşacak mısın?”

Karen sorusunu hatırlattı. Hala bu işin arkasında kimler olduğunu merak ediyordu.

Fakat Mor Kan onu duymamış gibiydi. Bedeni kontrolsüzce gerilmiş ve kaçmayı kafasına koymuştu. Aynı anda boyut yüzüğünden karo şeklinde geniş bir kalkan serisi çıktı. Gümüş renkli dört parça kalkan birbirleriyle birleşip geniş bir alanı koruyabiliyordu.

Ayrıca uç farklı büyü tılsımı daha belirdi. Ortaya çıktıkları gibi kalkanları onu sarmalamış ve büyü tılsımları aktif olmuştu. Tılsımlardan yayılan mavi ruh gücü onun bedenini ve bacaklarını kapladı.

Mor Kan, Karen’den herhangi bir aura yayılmadığının farkındaydı ama gelişen olaylar onu korkutmuş, kaçma isteği doğurmuştu. Daha fazla oyalanmadan, ona hız kazandıracak üç büyü tılsımıyla birlikte arkasını döndü.

Daha ilk adımı atmasıyla birlikte arkasından buz gibi bir ses yankılandı.

“Kaçmak… Yanlış seçim…”

Bu sözlerle birlikte ruhunun derinliklerinde beliren müthiş bir tehlike hissi zihnini sardı. Öyle bir histi ki adeta kalbi gücünü kaybetmiş gibi duraksamıştı.

İstemsizce arkasına baktı.

Sırtını koruyan kalkanın arkasına ulaşmış Karen’i gördü.

Onun gözleri tamamen ruhsuz bir ışıkla kaplıydı. Sakin ve şiddet dolu… Görevini yapmak üzere olan bir cellat gibi!

Zamanın yavaşladığı anda Karen’in elini geri çekmesini ve yumruğunu sıkmasını seyretti. O el sıkıldığından havada boğuk bir patlama sesi duyulmuştu.

Mor Kan düşünmeye bile cüret edemiyordu hemen kaçıp kurtulmaktan başka bir derdi yoktu.

Nitekim o yumruğun gelişi yıldırım gibiydi. Başından sonuna kadar yerinden kıpırdama şansı bile olmamıştı.

Karen yumruğunun ilk kalkana ulaşmasını izlemiş olsa da hiçbir engel hissetmemişti. Dört kalkan nasıl bir güçle karşılaştıklarını anlatmak ister gibi anında toza döndü. Parçalanmamış direkt toza dönmüşlerdi. Kaba kuvvetin mantığı aştığı anlardan birisiydi.

-GÜÜMMMM!-

Büyük bir patlama sesiyle birlikte Mor Kan’ın üst vücudu anında şeklini kaybederek etrafa kan sıçramasına neden oldu. Alt bedeni eksik haliyle yere düşerken yumruktan açığa çıkan basınç yere paralel olarak yola devam etti.

Görünmez ve engellenemez bir meteor gibi önüne gelen her şeyin yarılıp parçalanmasına neden olması sadece bir nefes sürmüştü.

Mor Kan, elit bir suikastçı olarak tek yumrukta hiçliğe karışıp gitmişti.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1122

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 677

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 123

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 117

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17410 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23463 Bölüm Sayısı


creator
manga tr