Korku dağları bekler. #Atasözü

KAREN - Bölüm 105 - Ona Eşlik Edin


 

Karen, güçlerinden ötürü değil zamanını fazlasıyla çalabileceklerinden endişe duyarak ileriye fırladı. Aniden tanıdık bir kükreme kulaklarına ulaşınca durmak zorunda kaldı.

Bu yalnız kaplanın haykırışıydı ve açıkça ona yönelikti. Karen dönüp baktığında kaplanın dik bir duruşla yanına geldiğini gördü. Bakışlarında büyük bir gururla birlikte net bir isteğin izi vardı.

Ardından bakışlarını yeni alfaya çevirip vahşice kükredi. Tabi ki hızlıca karşılığını bulmuştu. Karen bu ikisinin yeni bir düelloya başlayacak gibi göründüklerini fark ederek derin bir nefes verdi.

Yalnız kaplanın isteğini anlayabiliyordu. O, Karen’in tüm sürüsünü katledebileceğini düşünerek endişelenmişti. Ve sürüsünü kurtarabilmek için kısa süre önce yenildiği rakibine tekrar meydan okumak istemişti. Eğer kazanırsa dişilerinin kontrolünü alarak sorun çıkarmayacağının garantisini vermeye çalışıyordu.

Karen onun bu gururuna ve eski sürüsünü koruma isteğine karşı bir süre sessiz kaldı. Ardından kafasıyla basit bir jest yaparak uyardı.

“Kaybedecek gibi görünürsen… Hepsine saldırmak için ikinci kez düşünmem!”

Kaplan ciddiyetle kafasını salladıktan sonra kızıl kürklü rakibine döndü. Birbirlerini biçmek için arzuyla dolu bu bakışlardan inanılmaz yoğun bir öldürme arzusu yayılmaya başladı.

Dişiler bile bu auradan etkilenerek geri çekildi ve iki erkeğin mücadelesi için beklemeye başladılar. Ruhsuz duruşlarına rağmen hepsinin gözlerinde yalnız kaplan için basit bir acıma duygusu vardı.

İki kısık hırıldamanın akabinde yırtıcı auralar ortaya çıktı ve ikili adeta devasa gergedanlar gibi atılarak birbirlerine tosladı. Fazlasıyla uzun ve ölümcül dişlerini ağızlarını açıp ortaya çıkardılar. Bir insanın kafasını et peltesine çevirebilecek bu keskin dişler birbirlerinin boyunlarına karşı acımasız duygularla uzanmaya çalışıyordu.

Kılıç keskinliğindeki pençelerin sürekli saldırmasıyla kan revan içinde kalmaları uzun sürmemişti. Bu vahşi kapışmada yalnız kaplan fazlasıyla dezavantajlı görünüyordu. Yorgunluğu her halinden belliydi ve güç yarışında yarım adım kadar gerideydi.

Karen bu yaratığın sahip olduğu gurur sayesinden ayakta kalabilmesine ve karşılık verebilmesine karışık duygularla şahitlik etti. Her nedense içinde, onun sonunu görmek istemediğine dair bir duygu da vardı.

Genç adam kaplana duyduğu saygıyla birlikte arkasını dönüp mavi yüzeye saldırmaya devam etti. O mücadelede şimdilik kendisini ilgilendiren bir şey olmadığının farkındaydı.

Öte yandan bu manzara karşısında afallamış halde kalan Mor Kan dişlerini sıkıp kırmak üzereydi.

“Bu lanet yerde ne oluyor böyle?? Önce şu piçin gücü, şimdi de kenarda oturup bekleyen Ruh Yaratıkları!?”

Öfkeyle bağırsa da bir çaresi yoktu. Tek yapabildiği büyü formasyonunun gücünü yenilemek için daha fazla ruh gücü harcamaktı. Hayalet çoktan tükenmişti ve lakabına oldukça uygun olarak beyazlıkla solan suratıyla, gücünü yenilemek için köşede meditasyon yapıyordu.

Mor Kan elindeki kozları yavaşça harekete geçirmek zorunda olduğunu hissetti. Bu kusursuz planlarını uygularken pratikte birkaç sorun çıkabilirdi. Bunlara sözü yoktu ama şimdi ne oluyordu da her aşamada bir sorun çıkıp duruyordu?

Kaşları açıklanamaz bir sinirle titredi. Hayran bırakacak güzelliği yerini acımasız bir öldürme arzusuna bırakalı çok oluyordu. Bir anda elinde beliren kristale ruh gücünü kattıktan sonra bağırdı.

“Bambu fazla yavaşsınız! Daha fazlasını gönderin ve… Sende şunları yolla!”

Kısa bir sessizlikten sonra kristalden Bambu’nun endişeli sesi yükseldi.

“Bu… Açığa çıkmış kadar olacağım! Neden sadece ben?”

Mor Kan’ın alnında damarlar şişti. Gözleri öfkeyle kısılmış olsa da sakin ve soğuk bir sesle devam etti.

“Ne emrediyorsam onu yap. Bu kadarı yeterli olursa sadece bir süre saklanman gerekecek! Hımh! Zaman kaybını ben tazmin ederim.”

Evhamlı karakteri düşünüldüğünde Bambu’yu ikna etmenin ne kadar zor olabileceğini biliyordu. Ekibin lideri olsa bile hepsi Patron’un emirleri altındayken üyelerden birini keyfince öldüremez veya tehdit edemezdi. Bu yüzden ikna etmek adına ödeme sözü vermekten çekinmedi.

Düşünme arasından sonra Bambu’nun isteksiz sesi tekrar duyuldu.

“Pekâlâ…”

***

Bundan sonra işler Karen’i terletecek kadar kızışmaya başladı. Birbiri ardında Ruh Yaratıkları bölgeye akın ediyordu. Genç adam birini öldürene kadar bir başkası çoktan damlamış oluyordu.

Ne var ki kalabalık bir düşman silsilesi onun en alışık olduğu savaş biçimiydi. Bulanık silueti altın parlamalar eşliğinde devamlı hareket ediyor ve önüne ulaştığı tüm Ruh Yaratıkları karşı konulamaz bir güçle saldırı altında kalıyordu.

Alışık olmadığı tek etken şüphesiz bu yaratıkların sahip olduğu farklı doğal yetenekleriydi. Nitekim bu eksinin yanında tüm Ruh Yaratıklarının aynı anda saldırmaması etkeni sayesinde büyük bir sorun yaşamıyordu.

Sonuçta Ruh Yaratıklarının özellikle ona bir düşmanlığı yoktu. Bazıları doğadaki en doğal düşmanlarıyla rast gelerek birbirlerine saldırabiliyorlardı. Bu karışıklık Karen üzerindeki baskıyı oldukça azaltan şeydi.

Ama bu, hala kısa süreli bir çözümdü. Anlaşılan oydu ki çoğunu öfkelendiren ve buraya çeken bir insan savaşçısı vardı ve bu yüzden çoğu Karen’i görünce direk ona taarruz ediyordu.

O da bu taarruza en sert şekilde karşılık vermekten çekinmiyordu…

Karen, Kunrai Alaca Geyiği denen büyükçe bir yaratığın boynuzları çekip savurduğu sırada sağ taraftan muazzam bir hızla gelen saldırıyı sırtına yemekten kurtulamamıştı. Acıya karşı dişlerini sıkıp görmezden geldi ve havada bir takla atıp yere kondu.

Saldırının mimarı kırbaç gibi bir kuyruğa sahip olan devasa Titanaboa Yılanı idi. Simsiyah pullarıyla göze batan bu yaratık soğuk bir acımasızlıkla parlayan gözlerini Karen’e dikmişti.

Genç adam yere adım atmasıyla birlikte, yılan aniden ileri atılıp devasa ağzıyla ısırmaya çalıştı. Karen ürkmesine rağmen eğitiminden gelen refleksle yana kaçınıp kurtuldu fakat yılan şimdiye kadar gördükleri arasında bu kadar seri saldırabilen tek yaratıktı.

Kafasıyla ıskalayınca sanki çoktan hazırlanmış gibi kuyruğu sivri bir mızrak misali Karen’e uzandı. Böylesine ürkütücü saldırı silsilesi yapabilen bir yaratık herkes için ölümcül bir tehlike kaynağıydı. Öyle ki Karen bile, eğer güçleri eşit kulvarda olsaydı bu lanet yaratığın yemi olmaktan kurtulamayacağını fark etti.

Yaratık sanki hayatı buna bağlıymış gibi inanılmaz bir süratle saldırıyordu. Karen otomatik bir refleks sayesinde hafifçe bedenini oynattığı anda kuyruk sağ tarafını sıyırmıştı.

Karen hızlı düşünerek boşa çıkan kuyruk ucunu yakaladı. Ani bir hareketle iki elini kuyruğa sarıp mengene gibi yapıştı. Titanaboa’nun başka bir saldırı yapmasına izin vermeden kuyruğu çekip dengesini bozdu.

Peşi sıra diğerleri gibi fırlatmadı. Onun pulları fazlasıyla sertti ve tek fırlatışın büyük bir zararı olmayacaktı. Atikliği nedeniyle Yıldırım Ateşini denk getirmekte oldukça zordu. Bu yüzden aklına gelen tek şey onu bir kırbaç gibi kullanma fikriydi.

“Haa!”

Yüksek bir bağırışla birlikte yılanı savurdu. Tüm gücüne karşı yılan, kesinlikle karşı koyamamıştı ve aynı doğrultuda havalandı. İlk hedef en yakın olan büyü formasyonuydu.

-Baam!- Yılanın kafası büyük bir gürültüyle mavi yüzeye çarptı. Ağzından dökülen keskin çığlığa bakılırsa bu canını gerçekten yakmış olmalıydı.

Lakin Karen bu kadarının yeterli olmadığına karar vererek biraz önce uçurduğu Kunrai’ye doğru ikinci savuruşunu yaptı. Ruh Yaratıkları birbirleriyle çarpışmaktan kaçınamamıştı.

Bu döngü Titanaboa ölene kadar iki farklı Ruh Yaratığı ve büyü formasyonu arasında dönüp durdu. Karen ancak yılanın kafası parçalandığında rahatlayıp kuyruğu bırakmıştı.

Nefes almaya devam etmesine rağmen toynakları üzerinde doğrulamayan Kunrai Alaca Geyiği dışında hayatta kalan başka bir düşman yoktu.

Tek istisna şu kızıl tüylü kaplandı…

Karen bir sonraki hareketle Kunrai’nin kalan nefesini alarak sonsuzluğa uğurlamış ve bakışlarını ilerideki savaşa çevirmişti. Yalnız kaplanın içler acısı halini görünce alnını kırıştırmak zorunda kaldı. Gerçi diğerinin de bedeni yara bere içerisindeydi ancak rakibine kıyasla durumu çok daha iyiydi.

Kaplanın bedeninde açılan yaralardan akan kan ufak nehirleri andırıyordu. Zira Karen onun gözlerindeki, bir kez daha kaybetmenin dayanılmaz acısını ve yine de pes etmeyen ateşi görmese ayakta öldüğünden emin olurdu. Bacakları bile titremeyi bırakacak kadar hissizleşmiş gibi görünüyordu. Kendi haline bırakılsa bile birkaç dakika içinde ölmesi muhtemeldi.

Bu konuda kendini kötü hissediyordu çünkü Kaplan’ın vahim durumu birazda ondan kaynaklanıyordu. Şimdiki mücadelesine bakarak, ilk düellodaki mücadelenin çok yakın sonuçlarla bittiği belli oluyordu. Nitekim bu sefer hiç şansı yoktu. Nihayetinde günün geri kalanında Karen ve diğerleri gücünün çoğunu kaybetmesine neden olmuşlardı.

Genç adam manzara karşısında derin bir nefes vermeden edemedi. Sonuç belliydi. Bununla beraber kızıl tüylü kaplanın son dokunuşu yapmak üzere olduğunu fark edince beklemek için bir neden bulamadı.

---

Kılıç Dişli Kaplan trajikomik olaylara gebe kalan günün bitmek üzere olduğunu biliyordu. Bedeni çoktan acı eşiğini geçerek hissizleşmişti ve düşmanın ona doğru karşılık veremeyeceği saldırısını yapışını izledi.

Hala savaşmak ve sürüsünü geri kazanıp rahat hayatına kaldığı yerden devam edebilmek istiyordu. Lakin gün, hiçbir şeyi geri alamayacağı ve ruhunun bedeninden ayrılacağı gündü…

Boğazına savrulan pençeyi isteksizlik içinde seyretmekten başka elinden gelen bir şey yoktu. Huzurlu muydu? Değildi ama bir anlamı da yoktu zaten. Ölümün iyisi de kötüsü de ‘son’du! Başka hiçbir anlamı yoktu!

Güneş ışıklarının üzerinde parladığı pençeyi izlerken,

Aniden ilahi bir şimşeğin düştüğünü gördü. Belki de hayal görüyordu. Gözleri net göremeyecek kadar yorgundu. Yine de göz kamaştırıcı parlaklık sayesinde o an kolayca görebildi.

Şu insan savaşçının, onu öldürmek üzere saldıran kızıl tüylü kaplanın ansızın kafasını koparışını…

Ne keyif verici manzaraydı ama! Takati olsa şöyle güçlü bir kahkaha atmaz mıydı? Yer de şok dolu gözlerle yuvarlanan o kafaya bakıp söylemek istiyordu. –Beni yenen ve cehenneme giden tekneye iten sen! Şansına söv ve küfret ki cehenneme benden hızlı vardın…-

Bununla birlikte aklının daha fazla bir şeyi takmadığını hissetti. Kalbinin güçlü atışları yavaşlayıp solarken düşünceleri de yok oluyordu. Buz gibi bir soğukluk bedenini sarıyor ama her nedense rahat hissettiriyordu.

O son anda Kılıç Dişli Kaplan şu aşırı güçlü ama baş belası insanın yüzünü gördü. Dudaklarındaki anlayışlı ve sakin gülümsemeye bakınca, Kaplana her nedense kendini iyi hissettirmişti. Kaplan ona bakarken son nefesini çekip, var gücüyle alaylı bir sırıtış takındı.

-Bana acıyor musun? Hehe, şu surata bakın! Nasıl olsa cehennemde görüşeceğiz ve bu sefer ben seni pataklayacağım.-

Karen, alay ve gurur dolu kaplanın gülümsemesine bakarken tuhaf hissetti. Yine de o son nefesini verirken gülümsemeye devam etti. Ruh Yaratığı bile olsa Karen onun azmine ve gururuna saygı duymuştu. Doğal olarak son nefesini verene kadar karşısında dikilip sessizlik içinde saygısını göstermek istemişti.

Kaplan güçsüz ve ruhsuzca yere yığıldıktan sonra derin ve tuhaf duygularla dolu bir nefes verip kendine geldi.

Arkasını döndüğünde vahşi auralarla saldırıya geçen dişi sürüsüne baktı. Yüzüne soğuk ve tamamen ilgisiz bir ifade yerleşmişti.

Soğuk bir sesle mırıldandı. “Madem ölmek istiyorsunuz… O halde gittiğiniz yerde ona eşlik edin.”  

 


Bizzat yazıyor olmama rağmen bir an Kaplan Powerup alacak sandım... Üzdün reis, huzur içinde yat!




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15644 Üye Sayısı
  • 514 Seri Sayısı
  • 21148 Bölüm Sayısı


creator
manga tr