Korku dağları bekler. #Atasözü

KAREN - Bölüm 99 - İlk Hedef


 

Verdiği yarım saatlik süre dolduğunda Karen enerji dolu bir şekilde ayağa kalkıp seslendi. “Hazırlanın!”

Askeri eğitimlerde yetkin babasının tavrını bilinçsizce kopyalayıp verdiği emir, babasınınkine benzer bir etki doğurmamıştı. Yan Bi dışında kalın kaşlı ve sert bakışlı bir başka genç haricinde diğerleri uyuşuk ve ne yapacağından emin olmayan bakışlar atmakla yetinmişti.

Karen kaşlarını çatıp ciddiyetle söylendi. “Ruh yaratıklarıyla baş başa kaldığınızda da öylece bakarsanız başınıza gelecekleri umursamayacağım. Ya beraber hareket ederiz ya da yalnız takılırsınız. Kararınızı verin!”

Soğuk ve keskin bir tonda ağzından dökülen sözlerine, çok daha soğuk bir aura eşlik etti. Yanıltıcı ama net bir şekilde hissediliyordu. Sanki hayalvari bir karabulut kümesi yavaşça güneş ışınlarını sömürüp ortama kasvetli bir sise boğuyormuş gibiydi. Buzullardan gelen rüzgârı andıran garip bir his herkesin tüylerini diken diken etti.

O an açıkça tehdit edildiklerinden emin olsalar da bu öylesine söylenmiş sözlerden ibaret değildi. Hepsi Karen’in sözlerini yerine getireceğinden emindi. Hatta o, daha fazlasını yapabilecek bir soğukluk taşıyan gözlere sahipti.

Ondaki bu ani değişim tedirgin olmalarına neden oldu ve düşünmeden ayaklanıp dik bir duruş sergilemek zorunda hissettiler.

Yan Bi hala gururlu simasını sergiliyordu ancak fevri bir adam değildi. Gururu Karen’in tehdidi karşısında sessiz kalmak için fazla yüksekti. Nitekim akıllı bir adamdı ve takımın lideri olarak atanmış bu kişiyle arasında doğacak sürtüşmenin görevin başarısız sonuçlanmasına sebebiyet vermesi oldukça olasıydı. Deneyim şansını tepmenin yanı sıra gücünden emin olmadığı biriyle dalaşmak onun zekâsına sahip birinin yapmayacağı bir acemilikti.

Kaldı ki böylesine bir aura yayması bu adamın sahip olduğu gücün boyutu hakkında bir fikir veriyordu.

Bu sırada yedi kişi farklı duygularla birlikte sessizce dikilmişti. Acemi çizgisini ortaya çıkaran beş kişi, Yan Bi ve diğer gencin hazırlığını fark ederek çabucak silah, tılsım veya zırhlarını döküp giyinmeye başlamıştı.

Kısa bir süre sonra cismen hazır görünen ama duygusal anlamda hala komik bakışları dikkat çeken gruba bakış atan Karen sakince konuştu.

“İlk iş olarak, yerinizden kıpırdamayın. Size mücadele edebileceğiniz bir Ruh Yaratığı getireceğim. Etrafını kuşatıp saldıracaksınız.”

Sözlerinin devamındaki boşluktan yararlanan ve Karen’de iyi bir intiba bırakan kalın kaşlı genç elini kaldırıp konuştu. “Hep birlikte tek bir yaratıkla mı karşılaşacağız?” Açıkça bu durumdan memnun olmamıştı.

Haksızda değildi. Düşüncesine göre Karen onlardan muhtemelen çok daha güçlüydü ancak bir yaratığı öldürmekle canlı yakalamak arasındaki fark muazzamdı. Neticede kendisinden ziyadesiyle güçsüz bir yaratık avlayabilirdi.

En fazla 3.Seviye’ye yeni ulaşmış bir yaratık? Bu bile bir ihtimaldi ve 7 kişilik grup sadece silahlarını savurarak o yaratığı yere mıhlamayı kolayca başarabilirdi. O zaman ne tüm güçlerini kullanabilir ne de kendilerini sınayabilirlerdi.

Karen ise maskesinden belli olmayan bir gülümsemeyle cevapladı. “Beceremeyeceğinizi mi söylemeye çalışıyorsun?”

Bu ani yorum hepsini şaşırtmış ve çok geçmeden öfkelenmelerine yol açmıştı.

Hepsi Karen’e ağzının payını vermek istercesine ağzını açtığında Yan Bi önce davrandı.

Gözlerindeki öfke maddeleşecek kadar ortadaydı ve aurası hafifçe hissediliyordu. Dudakları ise alaylı bir gülümsemeyle kıvrıldı.

“Stratejin zaman kaybından başka bir şey değil! Ama seni anlıyoruz, Yıldız Ruhu’nda eğitim bu kadar yumuşak demek…”

Söylediklerinin doğru olduğunu gerçekten düşünmüyordu. Sonuçta Harp Dağı ve Canavar Dağı gibi enteresan derecede vahşi eğitim ortamlarının ününü çoktan duymuştu. Yine de Karen’in söylediklerine karşılık vermek zorunda hissediyordu. Diğer öğrenci kardeşlerini umursamasa da Karen’in alayı onu da dâhil ediyordu.

Diğer taraftan Karen hiç umursamadan rahatça devam etti.

“Kendinize güveniyorsunuz? Bu iyi bir şey, sanırım… Daha fazla konuşmanın bir anlamı yok. Şu açıklığa geçin, nehir kenarında savaşırken düşmenizi istemiyorum. Ve son olarak bekleyin.”

Karen sözlerini bitirip cevap beklemeden ormanın ileride sıklaştığı kısma doğru ilerledi. Yürüyüşü rahat ve pervasızdı. Yüzündeyse hala alaylı bir gülümseme taşıyordu.

Grup liderliği konusunda bir güven yaratıp aynı zamanda başarılı bir yardım sunmak istiyordu. Öte yandan bu ekip biraz… Toplama kampı gibi değil miydi? Bazıları savaştan korkuyor bazılarıysa kendine gereğinden fazla güveniyordu? Karen aniden düşündü.

-Acaba, Usta Eryun da bizimle ilk karşılaştığında böyle mi düşünüyordu?- Genç adam aslında o zaman ne denli toy bir özgüvenle dikildiğini şimdi fark etmişti. Karen’in de içinde bulunduğu o çocuk yaşlardaki ateşli grup sürekli dövüşmek ve güçlenmiş için öne atılırken Usta Eryun ise onlara sadece alayla sırıtmıştı ve şunları söylemişti.

“Güneşin ne kadar yakıcı olacağından habersiz papatyalardan farkınız yok! Elden ne gelir ki? Güneşe yaklaşmadan ne söylemeye çalıştığımı anlamayacaksınız…”

Mesela o gün Jun, inatla Usta Eryun’un dövüş sanatlarını görmek istemiş ve Usta’dan ilk dayağını yemişti.

Karen çocukluk anılarını hatırlayınca tarifsiz bir gülümseme dudaklarında belirdi. O ortamı ve hatta Jun’u bile özlediğini fark etmesi şok ediciydi. Fazlasıyla patavatsız ve inatçı karakterine rağmen en iyi arkadaşı da ondan başkası değildi. Sahip olduğu her keyifli hatıranın içinde Jun hiçbir zaman eksik olmayan karakterdi.

-Henüz iki ay bile olmadı ama görevden sonra kısa süreliğine eve dönmemde bir sakınca yok.-

Bunları düşündüğü sırada kamp alanından bayağı uzaklaştığını fark etti. Dikkatle çevreyi kolaçan ederken algısı en hassas durumundaydı. Yine de hala bir hareket yoktu.

Hisleriyle bir sonuca varamayınca, uzun bir ağaç bulup yukarı tırmandı. Dalların, görüş açısını etkilemeyeceği bir yüksekliğe tırmandıktan sonra ormana göz gezdirdi.

Kısa bir bekleyişin ardından,

“Hımm?”

Göz ucuyla ileride bir gölgenin hareketini fark etti. Mesafe yüzünden emin olamadığı için başka bir ağacın dalına doğru zıpladı. Bu şekilde sessizce, gölgeyi gördüğü noktaya yaklaştığında hedefi kaçırmış olabileceğini düşündü. Burada hiçbir şey yoktu. Gerçi bulutlara yakın bir yükseklikte uçan başka bir yaratık görebilmişti.

Ancak öyle bir yaratığı yakalamayı geç saldırmayı bile başaramazdı. Bu yüzden gözü genellikle zemine dönüktü. Dönüp başka bir noktaya devam edeceği sırada aniden durdu.

Hafif ve duyulması zor bir homurtu işittiğinden emindi.

Gözleri altın renge bürünürken çok daha keskin bir görüyle tekrar etrafa bakındı.

“Orada!”

Büyükçe bir çınar ağacının, gövdesi ve toprağın buluştuğu kısımdaki oyuğu görebiliyordu. Dikkatini çeken şey o oyukta büyük bir Ruh Yaratığının dinleniyor oluşuyordu.

“Kılıç Dişli Kaplan!?”

Siyah çizgili ve turuncu tüylü kürküyle devasa bir yaratıktı! Adı gibi ağzından çıkıntı yapan uzun, sivri köpek dişlerine sahipti ve ölümcül bir tehdit içeren keskin bakışlarıyla birlikte, onunla savaşırken kesinlikle yaralanacağız ve hatta ölebileceğiniz tahmini istemsizce bilincinizi sarıyordu. 2 metre yüksekliğinde ve 5 metrelik uzunluğuyla gerçekten devasa bir yırtıcı…

Ve onu korkutucu yapan asıl şey bu değildi.

“Boyuna bakılırsa gelişimini neredeyse tamamlamış olmalı.” Diye mırıldandı Karen. Kılıç Dişli Kaplan’ın yetişkinliğinde en azından 4.Seviyeye ulaştığı biliniyordu. Ayrıca çok daha büyük bir tehlike unsuru daha vardı.

Erkek olanlar her zaman bir sürünün lideri olurdu ve bu sürü genellikle 10 dişiden oluşuyordu. Sürünün içindeki en güçlü ve vahşi yaratık daima erkek olandı ancak avlanma dişilerin işiydi.

“Bu yaratığa bulaşmak akıllıca olmaz…” Karen tereddüt bile etmeden vazgeçti. Ondan değil sürünün toplam kuvvetinden korkuyordu. Kaldı ki kendini koruyabilse bile ekibi kesinlikle ağır kayıp yaşardı.

Karen sadece bakarak o kaplanın erkek olduğunu anlamıştı. Cüssesi dişiler için fazla iriydi ve sürüsü ortalıkta yoktu. Yani muhtemelen avlanıyorlardı ve takımını fazla yalnız bırakmamalıydı.

Bu sırada Kılıç Dişli Kaplan tekrar homurdandı. Sesi çok tuhaftı… Öfke ve acı dolu gibiydi! Karen ilgiyle tekrar yaratığa baktı. Sonra aniden hafifçe esen rüzgâr burnuna tanıdık bir koku taşıdı.

Kan kokusu!

Aklına gelen tahminle birlikte kaplana yakın başka bir ağaca zıpladı. Sessizce yaklaşıp yakından göz gezdirmek istiyordu.

Yeterince yakına gelince tahmininin doğru olduğunu keşfetti.

“Hafif yaraları var!” Omuzlarındaki ve suratındaki kürkte çok derin olmayan kesik ve delik benzeri yaralar vardı.

Karen’in zihni, ona bu yaraların aynı türe ait diş ve pençe izleri olduğu fikrini aşılıyordu.

“Sürü lideri kavgası çıkmış olabilir mi?”

Tahmini buydu. Erkek Kılıç Dişli Kaplan’lar sadece dişilerden oluşan bir sürüyü yönetmesini sağlatan tuhaf bir güdüye sahiplerdi. Gururlu ve şımarık krallar gibiydiler. Nitekim erkek başına düşen dişi sayısının yetersiz olduğu tahmin edilebilirdi.

Ve güçsüz erkekler, arzuladıkları sürüye sahip olamıyor veya sürülerini başka bir erkeğe kaptırarak yalnız omegalara dönüşüyorlardı.

Yaralarına bakılırsa çok yakın bir zamanda sürüsünü başkasına kaptıran bir omegayı izlediğinden emin olmuştu. En güzel haberse bu yaratığın henüz tamamen yetişkin olmamasıydı. Karen yeterince yaklaştığı için artık bu kaplanın 3.Seviye olduğunu hissedebilmişti.

Son kez etrafı kolaçan ettikten sonra soğukça gülümseyip kendini aşağı bıraktı. Yirmi metrelik yükseklikten düşmek onun için bir tehlike arz etmiyordu.

Kaplanın biraz ilerisine düşmeden hemen önce ruh gücü altın renkli bir deniz feneri gibi parlayarak haşin bir aura yayılmasına neden oldu.

Aynı anda Kılıç Dişli Kaplan yaralarına uzanmış diliyle kaskatı kesildi. Tehlikede olduğunu anlatan içgüdüleri harekete geçmişti ve o anda büyük bir çarpışma sesi duydu.

-Baam!-

Karen zeminle buluşup ayak bastığı yeri çökertti. Toprak sallanarak tozu dumana katmıştı.

Sakince doğrulup keskin bakışlarını avına dikti. Aralarında sadece birkaç metre vardı. Kılıç Dişli Kaplan, kendisine yakın bir güce sahip bu insanın nasıl fark edilmeden bu kadar yakına geldiğini düşünürken afallamış görünüyordu.

İkili birbirlerine bakarken duyguları ne olursa olsun çabucak değişim göstererek vahşi bir hale büründü. İkisi de öylece bakmak dışında ilk adımı atmadan önce bekledi.

“Hııırrrr!”

Kısa süre sonra kaplan devasa bedenini ortaya çıkararak tehditkâr bir pozisyon aldı. Kükreyişi kısık sesli olsa da hedefini paramparça etmek istediğini anlatan basit kelimeleri andırıyordu.

“Beni hırlayarak korkutmaya mı çalışıyorsun? Sürünü kaybetmeden öncede bunu yaptığını söyleme lütfen?” Karen gür bir sesle alay etti.

3.Seviye bir yaratık henüz konuşma yetisine sahip olmasa da insan dilini anlayabilirdi. Kılıç Dişli Kaplan ise bu sözlerin ardından patlayıcı bir öfkeye kapılmıştı. Gözleri öldürme arzusuyla parladı ve korkunç dişlerin sıralandığı ağzından yüksek oktavlı bir kükreme duyuldu.

İkinci bir hareket yoktu. Aurası şiddetle etrafa saçıldı ve tüm gücüyle Karen’i parçalamak için ileriye atıldı. Bu insan onu daha fazla aşağılayamazdı ve elinden gelen tek şey onu küçücük parçalara ayırıp yemekti. Belki bu, kaybından doğan öfkeyi biraz olsun azaltabilirdi.

Karen üzerine doğru yıkılan çığ gibi koşan kaplanın hızına şaşırmıştı. Güçle patlayan aurası da onun 3.Seviyenin zirvesine ulaştığına dair net bir bilgi vermişti.

Göründüğü kadar tehlikeli bir rakip miydi? Eh, 3.Kıdem Zirve Aşama savaşçıları öğlen yemeği yapabilecek kadar güçlüydü. Yine de Karen, tüm gücünü serbest bıraktığında heyecanlı bir gülümse takınmıştı.

Peşi sıra bedeni, yıldırım doğuran korkunç bir fırtınaya dönüşmüş gibi elektrik akımlarıyla sarmalandı. Koas saçmak isteyen şimşek arkları acımasızlık dolu bir hisle vücudu üzerinde geziniyordu.

Karen bir anda önüne varan kaplanın tedirginlikle duraksaması karşısında güldü ve karşı saldırıya geçti.

Kaplan aniden beliren bu yıldırımların ne kadar tehlikeli olduklarını fark etmiş ve zorla durmuştu ancak başka bir şey yapmaya zaman bulamadan insanın, uçan bir koz gibi üstüne atılışını korkmuş bakışlarla izledi.

Düşünmek için zaman yoktu. Gözü kara bir delilikle, çelikleri kâğıt gibi kesebilecek pençesini insana savurdu.

-Bam!-

Pençe patlayıcı bir güçle karşılaşarak geri itildi. Sadece birkaç santim geriye savrulmuştu fakat patisinin iç kısmının yanık izleriyle dolmasına yetmişti. Onu karşılayan yıldırımlar aynı anda şakıyan tiz sesli kuşlar gibi ses çıkartarak patlamıştı.

Bu Karen’in Yıldırım Ateşiydi. Genç adam elinin tersiyle pençeyi tokatlamasına rağmen hala tekniği bu şekilde kullanabilirdi ancak buna rağmen patiyi yakıp itmekle kalmıştı sadece.

“Şaşırtıcı ve heyecanlı! Hahaha! Devam!”

Çekinmek yerine heyecanla, onu ısırmak için ilerleyen çeneye doğru bir yumruk savurdu. 3.Seviyenin zirvesine ulaşmış Kılıç Dişli Kaplan onun için gerçekten de değerli bir kanlı-canlı rakipti.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 661

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16649 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22399 Bölüm Sayısı


creator
manga tr