Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

KAREN - Bölüm 96 - 3.Kıdem


 

Ruh Sarayı’nın altın renkli, somut ancak hayali düzlemi sonsuz bir kargaşayla sarsılmaktaydı. Ruh Okyanusu dışındaki kalan katı zemin başka bir kızıl deniz tarafından ele geçirilmiş gibi görünüyordu.

Yakından bakılırsa, bu kızıl denizin aslında aşırı kalabalık bir iblis ordusundan oluştuğu açığa çıkacaktı. Her ölümlü şehrinde dehşet uyandıracak bu ordu tek ve basit bir düşmana karşı fütursuzca saldırırken kalpleri hoplatacak kadar acımasız görünüyorlardı.

Ancak, vahşi ifadeleri çok geçmeden değişiyordu. Basit bir zekâya sahip bu iblis klonlarının simaları genel olarak sadece saldırırken vahşiydi.

Rakiple yüzleşince, korku, inanamazlık veya ne olduğunu anlamayan boş suratlarla geri savuruluyor ya da parçalanıyorlardı.

Merkezde, koyu altın renkli ruh gücüyle güneş gibi parlayan genç adam, vahşilik konusunda çoktan onların toplamından daha dehşet verici bir seviyeye yükselmiş gibiydi.

Bedeni sarsılmaz bir dağ gibi dikiliyordu. Omuzları ve göğsü bezgin bir yorgunlukla inip kalkmasına rağmen ruh gücüyle altın rengine dönmüş göz bebeklerinden heyecan ve istek dolu bir savaş arzusu yayılıyordu.

Öylesine hiddetli ve görkemli bir savaştı ki başka bir köşede manzarayı seyrededurmuş İblis Duhan bile etrafa yoğun bir aura saçıyordu. Açıkça kendi klonlarına saldırmak üzeymiş gibi heyecan doluydu. Gözlerine, eski günleri anımsayan ve cephedeki mücadeleleri özleyen tuhaf güdülere sahip bir savaşçının ruhu yansıyordu.

Ona bu hisleri yaşatan öğrencisine gür bir sesle bağırdı. “Toz Bulutu’na geç!”

Merkezde savaşına devam eden Karen, yıldırımlarla sarılı bir şekilde patlayıcı darbelerini salmakla meşguldü. 3.Kıdem’e ulaşmak onun için hiçbir yenilik getirmemişti. Karşısındaki iblis denizindeki her birey 3.Kıdem seviyesinin zirvesindeydi ve savunmaları eskisinden çok daha korkunç bir düzeye sahipti.

Nihayetinde kendi eşleri için ürkütücü olsalar da Karen karşısında biçilmeyi bekleyen bir buğday tarlasından farksız görünüyorlardı.

Ta ki şu ana kadar!

İblis Duhan’ın sesini duyan Karen kaşlarını derince çattı.

Toz Bulutu… Hem de bu seviye düşmanlara karşı… Genç adam zihninde geleceği görebilir gibiydi. Tam anlamıyla işkence olacaktı.

Toz Bulutu, besbelli bir teknik ismiydi fakat bu teknik, savaş veya yetişim teknikleri gibi doğaüstü değildi. Savaş sanatı skalasına ait bu gibi tekniklerin tamamı bedene ezberletilen basit refleks hareketlerinden oluşuyordu.

Toz Bulutu da işte bu tekniklerden biriydi. Kısacası, Karen’in bir süredir çalıştığı odak tekniğinin ilk seviyesinin adıydı.

Bu seviyede kişi, üzerine gelen tüm saldırıları eksiksiz bir konsantrasyonla birlikte görebilir ve her birine karşılık verebilecek veya kaçınabilecek kadar gelişme gösterir.

Karen’in bu seviyeye henüz ulaştığını söylemek mümkündü. Şayet hala üzerinde durması gereken eksiklerini giderebilirse tam anlamıyla uzmanlaşabilirdi. Bu eksiklikler tabi ki sadece kollarını kullanabilmesinden kaynaklanıyordu.

Bedenine duruma göre şekil verebilse de o anın keşmekeşi sırasında fazla hareket etmek mümkün görünmüyordu ve henüz ayaklarını kullanabilecek kadar dikkatini dağıtması bile söz konusu değildi.

Derin bir nefes alıp duruşunu dikleştirdi. Saldırı yağmuru sırasında anlık bir boşluk yakalamak için bekledi. Kısa bir süre sonra istediği boşluğu yakalayınca harekete geçmekte gecikmedi.

Aynı anda etrafını saran yıldırımlar yok olurken gözleri gelen her darbeyi izlemeye başladı. Bu sırada dişlerini sıkıyor ve kendi kendine fısıldıyordu.

“Sakinleş.”

“İzle!”

“Düşünme!”

Gözleri fıldır fıldır dönüyordu ve gelen her türlü saldırıyı kaydetmeye çalışıyor gibi görünüyorlardı.

Çok kısa bir an süren o boşlukta düşünceleri ve hazırlıkları çoktan tamamlanmış gibiydi.

Aniden bakışları, sakin bir soğuklukla parladı. Durağan ancak… Ölümcül bir parlaklık!

Basit bir değişiklik olsa da saldıran tüm iblis klonları kalplerinden gelen bir kriz hissiyatına boğulmuştu.

Karen, bilinçsizce tekrar fısıldadı.

“Saldır!!”

Vücudu komut bekleyen bir orduydu! O ise general!

Ordu, her yönden gelen darbe silsilesine karşı ansızın harekete geçti.

-Pat!-Pat!-Pat!-Pat!-

Peşi sıra şaşırtıcı bir manzara ortaya çıktı. Bütün iblis klonları adeta görünmez bir engele çarpan su gibi geriye saçıldı!

İstisnasız tüm saldırılar engellendi. Karen’in sadece iki koluyla yaptığı karşı saldırı sırasında uzuvları ardıl görüntüler bırakarak hareket etmişti ve bir saniye de olsa o anda adeta onlarca kola sahip bir yaratığı andırdığını söylemek mümkündü.

Olay akışı şüphesiz Karen’i bile şaşırtmıştı. Sonuçta Toz Bulutu sadece kaçınma ve engelleme tarzı bir hareketti. Fakat bu karşılık sırasında kullandığı güç yüzünden rakipleri dengesini korumakta çaresiz kalmıştı.

İkinci tufanın yaklaştığını gören genç adam dikkatini dağıtmaya cüret edemedi ve hızlıca pozisyonunu sağlama alarak, izlemesi hoş bir hareket silsilesinin devamını getirdi.

Ruh Sarayı’ndaki en rahat birey olan İblis Duhan ise kendi kendini konuşuyordu.

“Hımm, fena olmadığın söylenebilir. Gerçi tükenmez bir kaynakla yapabileceğin bu kadarsa pekte övülmeye değer bir yanı yok…”

Karen ile aynı yetişim seviyesinde olduğu zamanları hatırlamadan edememişti. Yaşadığı başarısızlıklar aklına gelince tuhaf bir şekilde kıskanç hissettiği söylenebilirdi.

“Hah! Çünkü o zamanlar bir ustam yoktu! Başarabiliyorsa şüphesiz benim sayemde! Hahaha!” Böyle düşünmesine rağmen yine de zihninden klonlarına bir emir geçti.

-Dövün şu lanet piçi!!-

***

Gün doğumuyla birlikte Karen, derin uykusundan zorlukla uyandı. Gözlerinde isteksizlik ve hafif bir yorgunluk seçilebiliyordu. Genç adam sahip olduğu enerjiye rağmen son birkaç saatte sadece uyumak isteyecek kadar eğitim yapmıştı. Bu yorucu eğitimin nasıl gerçekleştiğini anlatmaya gerek yoktu. Öyle ki fiziksel bedeni bile acı çekiyordu!

Yataktan kalkarken yanındaki hafifçe horuldayan Ejder yavrusu da uyanmıştı. Bilinçsizce etrafa göz gezdiren suratı Karen’in sırıtmasına neden oldu.

Duş almak için giderken seslendi. “Hey, buraya gel. Senin gibi özel bir yaratık temiz görünmeli.”

Ejder yavrusunun tepkisiz kaldığını gören Karen onu zorla yataktan ayırıp kendisiyle birlikte duş almaya götürdü.

Sadece birkaç dakika sonra,

“Dur! Arghh! Seni lanet yaratık dur diyorum!”

Banyodan cevap niteliğinde bir ciyaklama duyuldu.

“Ah! Isırma! Seni… Utanmaz!”

Ejder yavrusu müthiş bir hızla banyodan fırlayıp çıkmıştı bile. Gözlerindeki dehşete düşmüş ifadenin aksine sivri ve ufak dişlerinde kan izleri vardı.

“Seni korkak sıçan!!

Ejderha soyu taşıyan ama sudan korkan bir yaratık!

Komik olamayacak kadar saçma!! Duydun mu beni!?”

Karen tavana işlenmiş özel bir formasyon sayesinde üretilen suyun altında ıslanırken, çaresiz bakışları hızla iyileşen parmaklarındaydı. Onlarca iğneyle delinmiş gibi görünüyorlardı. Öfkesi bir yana genç adam için bu durum şok ediciydi.

Derisinin kusurlu hazinelerle kıyaslanabilecek hatta daha üst düzey bir savunmaya sahip olduğu düşünülürse bu yavru ejderin dişleri ne kadar keskindi?

Artık Ejder cinsinin akıl almaz bir soy gücü taşıdığını daha net anlamıştı lakin yine de böyle bir yaratığın sudan korkması kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir durumdu onun için.

Kızıl ihtiyar yetmezmiş gibi birde bu yaratık başına bela olmuştu. İsteksizce mırıldandı, “Her istediğiniz zaman bana zorbalık yapabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Zamanı gelince intikam alacağım! İkinizden de!”

Daha fazla umursamadan banyoyu terk edip kıyafetlerini giydi. Toprak ejderi, kıyafetinin altından omzuna yerleşmiş olsa da ikili birbirlerine bakmıyordu. Biri öfkeliyken diğeri hala su krizine kafayı takmış haldeydi.

Tuhaf bir sessizlikle birlikte dışarı çıktılar. Geniş ve sakin avlu da kimse yoktu.

Çardaklardan birine geçip oturduktan sonra Karen boyut yüzüğünden keyfini yerine getirebilecek birkaç yiyecek ve meyve çıkarmıştı. Yüzünü kısmen saklayan maskeyi çıkarıp kenarı bıraktı. Yemeğe geçeceği sırada omzunda tüneyen yavru ejderin yumuşak ciyaklamasını işitti.

Dönüp baktı. Bir süre sonra usanmış bir nefes verip söylendi. “Ciddi misin? İnsan yemeği mi yemek istiyorsun?”

Boyut yüzüğüne depolanmış yiyecekler hala ilk gün ki gibi tazeydi ve küçük çöreklerden hoş bir koku yayılıyordu. Yavru ejder uzun nefeslerle kokuyu içine çekerken ne demek istediği anlaşılıyordu.

“Hımh! Yiyebilirsin, ama önce aşağı in. Ellerimle beslememi gerektirecek bir bebek değilsin.”

Cümlesi bitti gibi yavru ejder bir anda gözlerinin önünden kaybolmuştu. Çoktan masadaki çöreklerden birini ısırmış olduğunu fark etti.

“Yavaş ol! Hey, paylaşacağız! Her gördüğünü ısırmayı kes!”

Genç adam sonunda yemeklerini ayırmak zorunda kaldı. İkili kendi yemekleriyle ilgilendikleri sırada avludaki odalardan birinin kapısı açıldı.

Enka her zamanki huzurlu gülümsemesiyle yanına geldiğinde aniden duraksadı. Öylesine yavru ejdere göz gezdirmesinin yanı sıra dikkati Karen’in üzerindeydi. Kısa süre sonra şaşkınca söylendi.

“3.Kıdem’e mi ulaştın?” Absürt bir durumla karşılaşmışçasına kaşları seğirdi.

Hemen sonra, “Haha, kaba davranışım için kusura bakma kardeşim Karen. Bu güzel bir gelişme, tebrik ederim.”

Karen ise Enka’nın inanılmaz hisleri karşısında şaşkınlık gösterdi. Gerçekte ruh gücünü ve aurasını bastırmakta oldukça yetenekliydi. Sıradan bir uzman ona bakarken en iyi ihtimalle bir savaşçı olduğunu fark edebilecekse de seviyesini görmekte çok zorlanırdı. Ki bu kendi seviyesinin üstündeki kişiler için geçerliydi.

Daha düşük seviye uzmanlar onu sıradan fanilerle karıştırabilirlerdi. Düşüncesine göre Enka gerçekten de ününü hak eden bir adamdı.

Karen sakince gülümsedikten sonra cevapladı. “Benim için bile şaşırtıcı derecede beklenmedikti. Nezaketin için teşekkürler kıdemli kardeşim. Gel, kahvaltıda bana katıl.”

“Kıdemli kardeşin olmaya layık değilim bana ismimle hitap et lütfen. Madem davet ettin, açgözlü davranacağım. Haha!”

İkili keyifli bir edayla yemeklerinin tadını çıkarırken Enka onun hakkında oldukça meraklı görünüyordu. Sık sık basit ama ilgili sorular sordu.

“Sıradan bir aileden gelmiş olmana rağmen böyle bir gelişim yeteneğine sahip olmak… Gerçekten hakkında söylenen tüm övgülere layıksın.” Enka samimiyetle dile getirdi.

Karen utanarak geçiştirdi. “Benim yeteneklerimin özel bir tarafı yok. Tüm bunlar ustam sayesinde. Bu yüzden seninle kıyaslanamam.”

Gerçekte Enka’da sıradan bir vatandaştan fazlası değildi. Bilinene göre gezgin bir ailenin ferdi olarak başka bir yerde doğmuştu ve yolculukları babasının ölümüyle birlikte Daergon krallık şehrinde son bulmuştu. Enka o zamandan beri bu şehirde gelişim yapmaya başlamış ve tek başına çoktan bu düzeye ulaşabilmişti.

Karen konu yeteneğe gelince Enka ile kıyaslanamayacağının farkındaydı.

Enka ise farklı düşünüyordu. “Bu da bir bakış açısı, ‘kim çevresinden etkilenmiyor ki’ değil mi? Bana göre; Bu etkenler dışında kaderimizi belirleyen her şey tarafımızdan atılmış adımların neticesidir! Bütün musibet veya mucizelerin kaynağı kaderimizse, onu yaratanlarda sonuç olarak bizler değil miyiz?”

Karen ilgiyle Enka’yı dinlerken kafasıyla onayladı. “Bu kadar derin düşündüğünden habersizdim. Hehe, sanırım haklısın.”

Ruh Meyvelerinden yapılma bir kokteyl bulunduran şişeyle iki boş bardağı doldurduktan sonra birini Enka’ya uzattı.

“O halde, umalım da attığımız adımların sonucu mucizelere çıksın!”

Enka yüksek bir kahkaha attıktan sonra onayladı. “Öyle umalım!”

İkilinin gürültüsü diğerlerini de harekete geçirmiş gibiydi. Liye’nin peşi sıra Yang Bo’da sorgulayıcı ifadeleriyle dışarı çıkmışlardı.

Enka onları da davet ederek görevden önce sıcakkanlı bir ortam hazırladı. Grup karışık konularla dolu keyifli bir sohbeti tüketti. Yang Bo bile arada bir gülen yüzünü göstermişti.

***

Onların sohbeti süregelirken uzakta, ormanın derinliklerinde dört kişilik bir başka grup seyir halindeydi.

Kimliklerini açık etmeyen siyah cübbeler kuşanmış bu kişilerin kol yenlerinde aynı simge işlenmişti. Yeşil bir yılanın sardığı gümüş renkli bir hançer motifi. Dışarıda bilinen ismiyle Zehirli Hançer Haydutları…

Dörtlü sisten oluşan hayaletler misali yol alırken aniden içlerinden bir erkeğin sesi duyuldu.

“Çıhh! Bu işi beğenmedim.”

Başka bir erkek sesi araya girdi. “Biz görev seçmeyiz. İşine bak, Bambu!”

Bambu denen adam alaycı bir tonla cevapladı. “Hımm? Bana emir veriyorsun… Sorabilir miyim, ne zamandan beri lider sensin?”

Dörtlü arasından başka bir ses daha yükseldi. Bu seferki melodik bir tınıya sahip canlı bir kadın sesiydi.

“Panda, Bambu. Didişmeyi bırakın. Ayrıca-” İnce figürünü cübbesine rağmen belli eden kadın, başını Bambu’ya doğru yavaşça çevirdikten sonra devam etti. “Ücreti ödenen her işi yaparız. Yorumların gereksiz.”

Bambu çabucak uysallaştı. “Haha. Lider, bu ayı kılıklı sözlerimi çarpıtıyor biliyorsun. Demek istediğim bu görevde canımı sıkan bir şey var! Neden hiçbir araştırma yapmadan Patron görevi kabul etti? Eğer kayıp verirsek bu konuda hesap vermesi gereken kişi sensin. Patron bu durumdan kesinlikle hoşlanmaz…”

“Eh? Sence grubumuzun gücü yeterli değil mi?” Sesi eskisinden daha melodik olsa da ortama belirsiz bir kasvet çökmüştü. Diğer üçlü omuzlarına ağır bir yük binmiş gibi hissetti.

Bambu, Lider’in sıcakkanlı görüntüsünün ardında ne kadar acımasız olduğunu bildiğinden çabucak yanıtladı. “Tabi ki yeterli! Hepimiz çoktan 3.Kıdem seviyesinde uzmanlarız. Bu bile yeterliyken, Liderin gücüyle birlikte nasıl zararlı çıkabiliriz? Bu sadece benim kuruntum hehe, hedef hakkında bilgisiz olunca canım sıkılıyor!”

Panda ve diğer sessiz kalan kişi, alayla homurdanmalarına rağmen konuşmadılar.

“Dediğin gibi, Bambu… Şayet gücümüz fazlasıyla yeterliyse, daha fazla tedirgin olmaman için göreve karışmamana izin vereceğim.”

Bambu bu alayın anlamını nasıl anlamazdı? Görevde yararı dokunmayan hiçbir üye ödülden pay almıyordu. Hatta patronun, işten kaçtığı için onu cezalandırması bile mümkündü. Alelacele araya girdi. “Lider şaka yapıyor olmalı. Nasıl bundan mahrum kalabilirim. Elimden geleni yapacağım! Hehehe!”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1242

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1067

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 886

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 814

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 695

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 650

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 628

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 549

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 520

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 357

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 185

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15164 Üye Sayısı
  • 475 Seri Sayısı
  • 20069 Bölüm Sayısı


creator
manga tr