"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

KAREN - Bölüm 94 - Patrik Bao Zhi


 

 

Karen, Enka’nın bu olağandışı insancıl tavırları karşısında şaşırmadan edememişti.  –Hiçbir hırsı yokmuş gibi? Herkesi eşiti olarak görüp kibarlığına gölge bile düşürmüyor… Fazla şüpheli değil mi?-

Genç adam, Enka’nın samimiyetine saygı duymadan geçemezdi ancak ustasından ve hatta bizzat babasından aldığı dünya görüşüne göre böyle karakterlerin inanılmaz derecede nadir olması gerektiğini düşünüyordu. Gerçek fikriyse kimse bu kadar alçakgönüllü olamazdı…

Onun şüpheci karakteri harekete geçtiğinde siyah renkli pagoda benzeri binanın merdivenlerine doğru yürümeye devam ediyorlardı.

Düşünceleri gittikçe sorgulayan bir tavır sergilediğinde ustasının bunalmış ses tonu araya girdi.

“Düşünmeyi bırak, sağlam bir düşünce temeline dayanmayan şüphelerin hepsi bataklıkta yüzmeye çalışan bir balıktan farksızdır. Şüphe iyidir lakin anahtar nokta bilgi ve tecrübedir. Bunlara sahip değilsen şüphe seni sadece boğar.”

Karen şaşırdı. Dikkate değer seviyede eğitim aldığı nadir anlardan biriymiş gibi hissetti ve hemen sordu.

“Şüphe sadece boğar mı? Eğer yeterince bilgi ve tecrübeye sahipsem neden şüphe duymam gereksin ki? Şüphe zaten bir his değil mi?”

“Eeeh! Bu kadar soracaksan o kafayı neden taşıyorsun seni pis velet! Sana söyleyeceğim tek şey;  şu çocuğun tiksinti uyandıracak kadar çok olan sıcakkanlılığı gerçek!”

Karen beklentisi karşılanmış gibi gözlerini devirmekle yetindi. Kızıl ihtiyarın bunu nereden bildiğini sormak istiyordu fakat sonucu tahmin ederek susmaya karar vermesi uzun sürmedi.

Beklenmedik şekilde, İblis Duhan nedeni kısaca açıklamıştı.

“Sözleşmeli olduğu rahip kılıklı iğrenç yaratık yüzünden…”

Genç adam bu yorum karşısında istemsizce duraksadı. Şüpheci karakterinin yanı sıra ağır basan yanlarından birisi de gözlemciliğiydi. Kızıl ihtiyarın tavırlarına bakarak iki şeyden emin oldu.

İlki, Enka’nın bilerek veya isteyerek böyle bir tavrı sergilemeye mecbur görünmesiydi. Yani sinsi birisi olduğu söylenemezdi. İkinci konuysa, Karen oldukça merak ettiği söz konusu bu yaratığın, ustasının nezdinde şaşılacak derecede tiksinti uyandırmasıydı…

Aslında üçüncü bir şey daha vardı. –Bu kaçık ihtiyar… Sadece bakarak diğerlerinin sözleşmeli olduğu yaratıkları anlayabiliyor mu?- Karen bu konuyu gözden kaçıramazdı çünkü böyle bir yetenek inanılmazdı! Genç adam doğal olarak böyle bir yeteneğin, rakipleri karşısında büyük bir avantaj kazandırabileceği sonucuna ulaşabilmişti.

Tek sorun ustasının yardımda bulunmak için fazla üşengeç olmasıydı. Anlaşılan, eğer bu şey yetişimle alakasız bir yetenekse Karen bunu öğrenmek için çaba göstermeliydi!

İblis Duhan konuyu değiştirip Karen’in dikkatini oldukça değiştiren sorusunu sordu.

“Onunla sözleşme yapacak mısın?”

“Hah? Kiminle? Ne sözleşmesi?”

İblis Duhan dudaklarına varan hakareti bastırıp sakince cevapladı. “Toprak Ejderi… Tyken tipi bir savaşçı için ejder türü bir yaratıkla sözleşme fırsatı bulmak inanılmaz zordur. Şahsım gibi yüce bir iblisin öğrencisi olarak senin için uygun bir yaratık.”

Karen bir süre boş boş baktıktan sonra şaşkınca söylendi. “Yavru ejderi kastediyorsun! Bunun imkânı yok. Annesi beni öldürür!”

İblis Duhan bir aptalı izliyormuş gibi isteksizce kafasını salladıktan sonra yavaşça açıkladı.

“Anlamıyorsun. Ejder türlerinin ne kadar değerli ve nadir olduğunu biliyor musun? Tek bir tanesi için birkaç tarikat ve klan sonunu düşünmeden ölümüne mücadeleye tutuşabilir. Ve bu durum çoktan gücünü uyandırmış yetişkinler için geçerlidir.

Henüz uyanmamış bir yavru ejder çok, aklının şuan basmayacağı kadar çok değerlidir!”

 Karen ustasının açıklamaları karşısında şaşkınlıkla omzundaki küçük yaratığa göz gezdirdi. Hiçte özel bir tarafı varmış gibi görünmüyordu. “Neden bu kadar değerli?”

“Ruh Yaratıklarının neredeyse hepsi sahip oldukları yetenekleri doğuştan kazanır. Birkaç istisnadan birisi de ejder türüdür. Aslında bu pek doğru sayılmaz, fiziksel güçleri o kadar yüksektir ki, bunu doğal bir yetenek gibi kabul edebiliriz.

Onları özel kılan asıl mesele, özel yeteneklerini sonradan uyandırabilecek bir doğaya sahip olmaları.”

İblis Duhan, Karen’in kafa karışıklığını gösteren surat ifadesini seyrederken açıklamasına devam etti.

“Tüm Ruh Yaratıkları, Yaratık Kristallerini özümseyerek gücünü arttırabilir. Ancak bu onlar için sadece bir seçenektir. Zamanla gelişerek seviyelerini hala arttırabilirler fakat ejder türünün seviye yükselmek için tek şansı Yaratık Kristalleri’dir. Bu yüzden %99’u 10.Kıdeme hatta 9.Kıdem’e bile ulaşamaz. Bu tek seçenekli gelişim onlar için lanet gibidir.

Öte yandan gökler hala adil. Aşırı güçleri dışında, kendi yeteneklerini seçme hakkına sahipler. Bunun yolu ise henüz yavruyken tüketecekleri Yaratık Kristallerinin özelliklerinde yatar.

Örneğin, devamlı ateş gücü taşıyan yaratıkları öldürüp onların kristallerini özümserse yeteneği bu çerçevede evrimleşecektir!”

Karen sakince merdiven basamaklarını adımlarken ustasını dinliyordu. Onun açıklamasını duyunca istemsizce irkilip donakaldı.

“Bu… Bu… Olağanüstü!”

Diğer üç takım üyesi onun duraksadığını görünce meraklı bakışlarını çevirdikleri sırada Karen kendini toplayarak yola devam etti. Lakin içten içe hala şaşkındı. Bakışları, şapşal tavırlara sahip yavru ejderin üzerine tekrar düştü. Bu seferki ifadesinin, sonunda bir hazine bulmuş korsanlardan farksız olduğu söylenmeliydi.

Ona istediği herhangi bir yeteneği kazandırabileceği düşüncesi hayranlık uyandırıcıydı.  Aklı farklı kombinasyonların hayalini kurmaya başlamıştı. Düşünceleri yüzünden açık kalmış ağzı her an salya dökecekmiş gibi görünüyordu.

Aniden, ifadesi huzursuz göründü ve tüm keyfi kaçıp gitti. Hazine sandığının boş olduğunu fark eden korsan gibi…

“A-ama… İşe yaramaz, ebeveynleri buna müsaade etmez. Zorla yapsam bile… O şeyin peşime düşmesini kesinlikle istemem!” Karen isteksizce itiraf etti.

“Saçmalık! Sen beni dinlemiyor musun? Böyle özel ve ender bulunan yavru ejderin etrafta canı istediği gibi gezmesine kim izin verir? Belli ki senin yanında olduğundan haberdarlar.”

Genç adam düşünmeden açıkladı. “Bu şey fazla hareketli, sınav zamanı da annesinin yanından kaçıp gitmişti. Yani izin beklediğini hiç sanmıyorum.”

“Gerçekten… Bazen inanılmayacak kadar salaklaşıyorsun. Velet, o gün Toprak Ejderi mühürlenmişti ve engel olamadı. Bugün ise böyle bir engeli yokken ufacık yavruyu gözünden kaçırabileceğine gerçekten inanıyor musun? Hahaha, senin göklere karşı gelen yeteneğini görmüş ve bağınızı onaylamış olmasa bu mümkün olmazdı.”

Karen öyle istediğinden mi yoksa gerçekten de mantıklı olduğundan mı ustasına inandığını kestiremedi fakat bu açıklama keyfini yerine getirmişti. Sonuç olarak bunu doğrulamanın bir yolu vardı. Sormak! Geri döndüğünde doğal olarak Toprak Ejderi’ne sorabilirdi. Bunun nasıl bir sakıncası olabilirdi ki?

Ancak konu buraya kadar geldiğinde başka bir şeyin farkına vardı.

“Bu kadar değerli bir şeyi herkese göstere göstere yanımda dolaştırmam sakıncalı değil mi?”

Enka’nın bu yavru ejdere karşı şaşkınlık duymasındaki asıl nedenin ne olduğunu bile daha yeni fark etmişti. Lakin o adam karakteri yüzünden açgözlülük duymamışsa da başkaları kesinlikle bu fırsattan yararlanabilirdi.

Saçma bir rahatlıkla ustası söylendi. “Ne diyebilirim ki, şahsen birbirimize yabancı olsaydık onu senden alırken hiç düşünmeden seni gebertirdim. Neyse ne, Ejder türü heybetli bir ırk olarak düşünülebilir lakin ne kadar aptalca davrandıklarını buna bakarak görebilirsin.”

İblis Duhan, Karen’in başını bu derece belaya sokabilecek bir konu karşısında rastgele uyarıp Ejder Türüne laf çarpmaya başlamıştı ve hala kibrine kapılmış halde onları yermeye devam eden açıklamalarını sürdürüyordu.

Karen ise…

Sırtından soğuk terler boşalırken şimşek hızıyla uzanıp omzundaki ejder yavrusunu yakaladı.

Küçük yaratık Karen’in tepkisi yüzünde ürktü ve kalp parçalayan bir mağdurlukla genç adama baktı.

Karen, onun tavrını hiç umursamadan pançonun içine tıkıştırmaya çalışırken mırıldandı. Sesi hiç olmadığı kadar otoriter ve aceleciydi.

“Sakın! Sakın dışarı çıkayım deme!”

Yavru ejder ne olduğunu anlamamış olmasına rağmen sanki böyle şeylere alışıkmış gibi isteksizlik doluydu. Pançonun içine atılmış olsa da çabucak yukarı tırmanıp boğaz kısmındaki açıklıktan kafasını çıkardı.

Karen ciddiyetle uyardı. “Benimle gezinmek istiyorsan sözlerimi dinlemelisin! Dışarı çıkmak yok!”

Yavru ejder hareketlerinin kısıtlandığını anlamışçasına hayal kırıklığına uğramış göründü. Bitkin tavrıyla kafasını yatırmasına rağmen dışarıyı görebilecek bir pozisyona kıvrılmaktan geri durmadı.

Karen o kadar görünmesini umursamıyordu. Sonuçta sadece kafası dışarıdaydı ve ne tür bir yaratık olduğu dışarıdan anlaşılamazdı. Zaten çevreye herhangi bir ruh gücü tutamı yaymıyordu. Bu sorunu aklının köşesine yazan genç adam dikkatli olmaya karar vermişti.

Nihayetinde grup çoktan siyah pagodanın ahşap kapısına ulaşmıştı ve fazla beklemeleri gerekmeden oymalı, çift kanatlı kapı sessizce aralandı.

Kapının ardında beyaz cübbeli bir erkek ve kız güler yüzlü simalarıyla grubu karşıladı. İkisi de Kuzey Yıldızı’nın öğrencileriydi ve tavırları deneyimli görünüyordu. Nitekim yetişimleri sadece 2.Kıdem civarındaydı.

“Kıdemli kardeşlerim hoş geldiniz. Umarım yolculuğunuz sorunsuz geçmiştir.”

Genç kız saygıyla eğilerek selamladı. Diğer esmer genç adam ise mesafeli ve ilgisizdi. Öylesine bir gülümsemeyle bakışlarını Karen ve grubunun üzerinde gezdirirken, bakışları sadece Enka üzerine düştüğünde ciddi görünmüştü. Adeta sadece Enka’nın 3.Kıdem yetişimi onun ilgisine layık gibiydi.

Yang Bo ve Liye bu bakışları gözden kaçıracak kadar aptal değillerdi elbette yine de fazla umursamadılar. Yang Bo kendisiyle eşit seviyedeki genç adama umursamazca bakıp kafasını dik tuttu.

Liye ise kendinden daha güçlü kişilerin sınırı geçmediği sürece tavırlarına takılmıyordu. Sonuçta savaşçı dünyasındaki kural belliydi. Ne kadar güçlüysen o kadar rahat ve özgür davranabilirdin.

Karen’e gelirsek, bu konunun tamamen yabancısı gibiydi çünkü Kuzey Yıldızı öğrencilerine gelişigüzel baktıktan sonra dikkatini pagodanın iç dizaynına çevirmişti.

İç mekân, zeminden duvarlara ve hatta üst katlara çıkan spiral merdivene varana kadar kaliteli ahşaptan yapılmıştı. Havaya ferah ve huzur veren bir ağaç kabuğu kokusu hâkimdi.

Her ahşap parçası başlı başına sanat eseri gibi görünen oymalarla süslenmişti ve boştaki koridorlarda duvar kenarlarına yerleştirilen vitrin benzeri sehpalara bazı hazine ve süsler sıralanmıştı. Parlak sarı kristallerle aydınlatılan mekân çok eski bir müzeyi andırıyordu.

Zemin katta bekleme salonları dışında herhangi bir oda yoktu ve bu yüzden gençlerden oluşan grup, iki rehberle birlikte spiral merdivene doğru devam etti. Karen merdivenin tutacak kısmının bile oyma olmasına şaşırmıştı.

Tutacak kısmının başlangıcı Ejderha kafası şeklinde oyulmuştu ve gövdesi tutacağın devamı olarak işlenmişti. Sonu olmayan upuzun bir canavar gibiydi.

Dördü arasında etrafa ilgiyle bakmayan kimse yoktu. Kuzey Yıldızı’nın öğrencileri ise onların bakışları karşısında gururlanmıştı. Doğal olarak, Kuzey Yıldızı’ndaki tüm öğrenciler ana dalın yani Yıldız Ruhu’nun öğrencilere karşı bir aşağılık kompleksi büyütüyordu.

En gururluları bile ne kadar çaba harcarlarsa harcasınlar ana öğrencilerin statüsüne ulaşamayacaklarına dair güvensizlik içindeydi. Durum böyleyken ana öğrencilerin, etkilenmiş ifadeleri onlar için şüphesiz gurur kaynağıydı.

İki tarafın birbirinden farklı düşünceleri, almış başını giderken en son kata ulaşmışlardı. Karen, tahminen dokuz kat çıktıklarını hesap etmişse de gerçekte zemin kat haricinde oda ve salonlara sahip tek yerin dokuzuncu kat olduğunu anlamıştı. Ara kısımlar sadece dışarıya bakabileceğiniz daire şeklindeki ara katlara sahiplerdi.

Dokuzuncu kat ise oldukça geniş bir salona sahipti. Hala aynı düzenle yerleştirilen süs eşyalarının hepsi farklı olarak antik ve gizemli görünüyordu. Karen her birini ilgiyle süzdü. Bunlar, genellikle çoktan soyu tükenmiş vahşi canavarların ve siması seçilemeyen heybetli duruşlara sahip savaşçıların oymalarıydı.

O kadar eskiydiler ki, hatları çoktan erimiş ve şekilleri bozulmuştu. Renkleri solmuş ve siyaha yakın bir hal almışlardı. Yine de sahip oldukları antik auralar onlara sürekli huşu içinde bakmak istemenize neden oluyordu.

İki genç yavaşlamadan koridorlardan birine yönelirken Karen ve grubu onları takip ediyordu. Koridorun sonunda herhangi bir kapı yoktu ve devamındaki geniş odayla koridor arasındaki tek engel, envaiçeşit kahverengi tonlarını barındıran boncukların asılı olduğu püsküllü kapı perdesiydi.

Kuzey Yıldızı öğrencileri kapı perdesinin önüne gelince saygıyla eğilip seslendiler.

“Patrik, Yıldız Ruhu görev takımı geldi.”

Kısmen görünen ve pagodanın geri kalanıyla aynı şekilde dizayn edildiği belli olan geniş odadan yaşlı ve gür bir ses duyuldu.

“İçeri gelin çocuklar.”

Altı gencin tümü içeriye girdiklerinde köşedeki kanepelerden birine oturmuş nazik görünümlü ve yeşil renkli bol bir cübbe kuşanmış ihtiyar bir adamla karşılaştılar.

İhtiyarın oldukça uzun olan saç ve sakalı bembeyazdı ve cildi hafifçe çökmüştü. Yaşlı vücudundan herhangi bir aura yayılmıyordu. Buna rağmen koyu kahverengi gözleri kimin üstüne düşse o kişi büyük bir baskı altında hissediyordu. O gözler, vücutlarındaki et ve kemik engelini aşıp tüm zihinleri görebilecek bir heybet taşıyordu!

Bu adam Kuzey Yıldızı Savaşçı Okulu’nun patriği Bao Zhi’ydi!

Karen bu adam hakkındaki bilgileri daha önceden öğrenmişti.

Bao Zhi, bu okul kurulduğu gün Patrik Yulan Zhiwei tarafından atanmış kişiydi ve tam yüz yıldır görevini sürdürüyordu. Daha öncesinde bile güçlü bir uzmandı ve Daergon Krallığında saygı duyulan bir adamdı. Şimdi ise…

Kimse onun ne kadar güçlendiğini bilmiyordu. Zira neredeyse münzevi bir gelişimci olduğu söylenmeliydi. Yıldız Ruhu’na uğrayıp Patrik Yulan’ı ziyaret etmesi dışında hiç dışarı çıkmıyordu. Tüm hayatını bu odada geçirdiğini söylemek mümkündü.

“Küçüğünüz Enka Sidarta, Patriğe saygılarını sunar.” Enka saygıyla eğilip selamladıktan sonra, diğer üçlü de aynı şekilde eğildi.

“Patriğe saygılarımızı sunarız.”

Karen ve diğerleri selam verdiği sırada Kuzey Yıldızı öğrencisi olan genç adam, Enka’nın adını duyduğunda şaşırmış göründü ve kibirli surat ifadesi ansızın silinip gitmişti. Onun adını daha önce işitmiş gibiydi.

Gülümsemesiyle sevimli bir ihtiyar gibi görünen Patrik Bao Zhi gür sesiyle araya girdi.

“Hoho, resmiyete gerek yok çocuklar gelin karşıma oturun.”

Karen ve diğerleri için bu istek değil emirdi. Sessizce patriğin karşısındaki kanepeye geçip dik bir şekilde oturdular. Kuzey Yıldızı öğrencileri ise bir köşeye çekilip dikilmeye devam etti.

“An, genç misafirlerime çay ikram et.”

Patriğin sesi duyulduktan hemen sonra nereden geldiği belli olmayan bir ses derhal yanıtlamıştı. “Emredersiniz, Patrik.”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1322

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1123

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 940

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 746

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 677

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 451

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 148

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 122

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 118

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 118

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 91

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17436 Üye Sayısı
  • 465 Seri Sayısı
  • 23487 Bölüm Sayısı


creator
manga tr