"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

KAREN - Bölüm 92 - Göreve Çıkmak


 

Üç gün, Karen için yoğun bir eğitimle birlikte birazda sessiz geçti. Arkadaşlarının kendi işleri vardı ve Karen’in de son günlerde Harp Dağı’nda savaşmasına hiç gerek olmamıştı. Ek olarak kaldığı müstakil ev bir süredir bomboştu.

TaiShan ve Mei son günlerde Harp Dağı’nda eğitimdeydiler. Ustasının onlar için uygun bulduğu bölge 3.Seviyedeydi bu yüzden henüz orayı ele geçirmesi mümkün görünmüyordu. Ancak Harp Dağı’nın her karışı hala özel bir bölgeydi. Asil Ay’ın şuan bulunduğu alan 2.Kıdem takımlarının bulabileceği en iyi noktaydı. Sonuçta zirve takımların lideri olarak görülebilecek bir statü kazanmışlardı.

Ve şimdiki bölgeleri TaiShan için mükemmel sayılmayacaksa da oldukça yararlı ruh özlerine sahipti. Mei içinse Karen, ustasının yönlendirmesiyle azıcık zorbalık yapmıştı. Ateş Bulutu takımına ait bölge, genç kız için işe yarar bir yerdi ve Karen’in bir de orayı ele geçirmek gibi bir imkânı yoktu.

Doğal olarak Ateş Bulut takımının liderine ricada bulunmuştu. Her nedense o doğuştan öfkeli yakışıklı lider çabucak Karen’in isteğini yerine getirmiş ve Mei ile ilgileneceğine dair söz vermişti.

Karen’in sözde ‘yasak’ olmasına rağmen iki hizmetçisini dağa sokabilmesindeki esas sebepse şüphesiz eski dostu Hairen’di.

Bu durum genç adama ustasının sözlerinden birini hatırlattı. -Güçlü olmak, önündeki her kapının açılacağı anlamına gelmez. Ancak bir kapı açılmıyorsa, mubah olan kapıyı yıkıp geçmektir!-

Tabi ki kesinlikle olaylar ustasının bahsettiği kadar vahşice çözülmüş değildi. Hairen ve Ateş Bulutu takım lideri isteyerek ona kapıları açmıştı. Genç adam katiyen bir zorba sayılmamalıydı!

Bu konular bir yana Karen’in yüzünü gülümseten asıl olay son on günlük kesintisiz gelişimle birlikte 2.Kıdem’in zirvesine ulaşmayı başarmasıydı! Gerçekten de cennetler altındaki istisnasız herkesi şapşala çevirecek bir hızla gelişiyordu!

Her şey bir yana son günlerdeki yetişim hızının en büyük etkeni [Dünya Sarsan] tekniğiydi. Genç adam hala yetişim tekniği olarak [Kan Yıldırımı]’nı kullanmasına rağmen, [Dünya Sarsan] tekniğinin özelliği onu ikinci bir yetişim tekniği olarak göstermeye yetiyordu.

Tekniğin etten vücudu güçlendirmek için izlediği yol, Ruh Sarayındaki ruh özünün direk vücut tarafından emilmesini engelleyerek öncelikle bu ruh özlerini yoğunlaştırmasında yatıyordu.

Genç adam öncelikle ruh gücünü, tekniğin yardımıyla yoğunlaştırıp karo şekilli hazneye dolduruyordu ve [Kan Yıldırımı] yetişim tekniği de kaynak olarak bu haznedeki yoğunlaştırılmış ruh gücünü kullanıyordu. Doğal olarak çok daha güçlü ve saf enerji kaynağı onun yetişim hızını yükseltmekle birlikte, derisi ve kemiklerine de aynı ruh gücünü ileterek muhteşem bir kuvvet kazanmasına neden oluyordu.

Gerçekte [Dünya Sarsan] tekniği dolaylı olarak vücudu güçlendiriyordu ve bunu yapabilmek için yetişimi akıl almaz bir şekilde destekliyordu. Karen, hazineler arasında hazine gözüyle bakılabilecek bir teknik sahibi olduğunu itiraf etmeliydi.

Üstüne üstlük bu süreçte, ustasının dayak temalı odak ve tepki eğitiminde dikkate değer bir ilerleme kaydetmeyi de başarmıştı! Fakat bu konu aklına gelince Karen’in keyfi ansızın kaçıp gitti. Genç adam önündeki kahvaltı tabağına iştahı kesilmiş bir şekilde bakarken öfkeyle mırıldandı.

“Peki, nasıl oluyor da hala sonu gelmez biçimde dayak yemeye devam ediyorum!!”

Aslında eksik bile söylemişti. Ne kadar gelişirse gelişsin neticede hep aynı acıklı sonla karşılaşmıştı… Bu konuda kafa patlatmasına rağmen nedeni henüz keşfedebilmiş değildi.

Tabi ki İblis Duhan’ın, klonlarını aynı kıdem seviyesinde yaratırken fiziksel güçlerini ve hızlarını çok daha üst bir seviyeye çıkarabileceğini düşünmemişti. Hiç kazanamamasının esas nedeni tam olarak buydu.

Düşmanı onunla birlikte güçleniyordu! Fakat İblis Duhan bunu öyle incelikle ayarlıyordu ki genç adam bu konuda şüphelenecek bir açıklık bile yakalayamamıştı. Ona göre sorunun kaynağı düşmanın sayısı gibi görünüyordu.

***

Güneş gökyüzündeki en zirve noktasına ulaştığında yeryüzü, günün en parlak ve sıcak zamanlarını geçiriyordu. Sıradan vatandaşlar için bunaltıcı görülebilecekse de basit savaşçılar için bile, olduğunda beş kat daha sıcak bir hava hala katlanılabilirdi.

Hava durumu çok nadiren onların işlerini aksatmaya muktedirdi ve bugünde bir istisna değildi.

Yıldız Ruhu’nun batı kapısında iki erkek öğrenci karşılaşarak birbirlerini selamladı.

İkiliden biri neredeyse iki metrelik boya sahipti ve vücudunu orantısız gösterecek kadar ince bir adamdı. Yirmili yaşlarında görünmesine rağmen ciddi bakışları ve çatık kaşlarıyla daha olgun bir duruş sergiliyordu. Bej renkli kaftanı 2.Kıdem seviyesinde olduğunu açıkça gösteriyordu.

Dışarıdan öfkeli bir karaktere sahipmiş gibi görünse de, karşısındaki gri kaftanlı ve ondan daha genç görünen öğrenciyi saygıyla selamlayıp eğildi. Alçalan bedeni hala diğerinden daha uzundu…

“Yang Bo, kıdemli kardeş Enka’yı selamlar.”

Enka isimli genç, Yang Bo’ya oranla zıt kutup gibiydi. Haşin bir kamp ateşini andıran Yang Bo, yine ateş sarısı saçlarıyla sert birine benziyordu. Lakin Enka denilen gencin nazik bir siması, yarı aralık göz kapakları ve doğuştan gelen kibar gülümsemesiyle yumuşak başlı bir karakter gibi görünüyordu.

İpek yumuşaklığındaki soluk sarı renkli saçları nizami bir düzenle taranmış ve atkuyruğu şeklinde bağlanmıştı. Her iki eli ön tarafta usulca buluşmuş iç içe duruyordu. Adeta ayak üstü meditasyon yapıyormuşçasına sakinlikle dolu bir aura yayıyordu.

Yakınında olanlar istemsizce, sükunetle akan nehrin kaygısızlığına ve gelip geçici şeffaf bulutların rayihasına kapılmış hissetmeden edemezdi. Gösterişli olmayan ancak oldukça dikkat çekici varlığı takdir edilesiydi.

Genç adam Yang Bo’ya benzer şekilde saygılı davranıp eğildi. Görüntüsü gibi ağır ve yumuşak bir sesle cevap verdi.

“Kardeşim Yang Bo ile görevi paylaşmamıza sevindim. Güvenilir karakterin buradayken zorluk bir seviye düşmüş oldu, haha!”

Yang Bo nadir gülümsemelerden birini takınıp cevapladı. “Kıdemli kardeşime kibar sözleri için teşekkür ederim. Aynı şeyi kıdemli kardeşim için düşünüyordum.”

Enka sakince araya girdi. “Beni övmen gerekmez. Yetersiz olduğum konuları iyi biliyorum. Benim yeteneklerim böyle bir görev için oldukça değersiz ve bu yüzden kendimi bilemek için başvurdum zaten.”

Yang Bo, Enka’nın gereğinden fazla mütevazı davranması karşısında şaşırsa da karşı çıkmadı. Onun yetenekleri patlayıcı bir güçten veya muazzam bir savunmadan mahrum olabilirdi. Fakat her iki yönde de güçlü bir uzman hala Enka’ya karşı zafer kazanabileceğini iddia edemezdi.

Yang Bo hafifçe gülümseyip konuyu değiştirdi. “Sadece biz yetecekken dört kişilik bir ekibe gerçekten gerek var mı?” Sözleri biraz kibirli görünse de bunu destekleyecek kadar gücü olduğunu düşünüyordu.

Diğer taraftan Enka bu sırada dikkati dağılmış göründü ve uzaktaki belli belirsiz yaklaşan bir siluete baktı.

“Üçüncü kişi geliyor.”

Yang Bo o figürün yaklaşmasını izlerken hafifçe kafa salladı. Öğrenci nişanından aldığı tepkiye bakılırsa gelen kişi görevi paylaşan başka bir öğrenciydi.

Bir süre sonra figürün görüntüsü netleşti. Hoş bir güzelliğe sahip genç kız, salınmış saçları hızı yüzünden savrulurken izlemesi keyifli bir manzara yaratmıştı. Yaklaştıkça aurası da belirginleşti ve onun aurası ferah bir serinlik taşıyordu. Yazın ortasında açan nadide kış çiçekleri gibiydi.

Nasıl görünürse görünsün etkilenmeyen Yang Bo, beklenmedik şekilde sertçe kaşlarını çatarak mırıldandı. “Hımh! 1.Kıdem’in Zirve aşaması mı? Bu yetişimle ayak bağı olacağını düşünmüyor mu?” Sesi memnuniyetsizlikle doluydu.

Enka isimli genç samimi bir bakış attı. “Hahaha, kardeşim Yang Bo. Güvenilir karakterini çok az kişi fark etmiştir ve bunun en büyük sebebi şüphesiz sert dilin.”

Yang Bo umursamaz göründü. “Hah! Hiçbir zaman bildiğimden fazlasını konuşmadım.”

Kısa süre sonra genç kız ikilinin yanına ulaştı ve yüzündeki hafif şaşkınlıkla birlikte selamladı.

“Liye Huan, kıdemli kardeşlerini selamlıyor.” Bakışlarındaki şaşkın ifade Enka’ya yönelikti.

Yang Bo kısaca kafasıyla onaylarken Enka sıcakkanlılığını korudu. “Huan ailesinin genç asili söylentilerden daha güzel bir kadınmış.” Sesinde sadece nezaket ve samimiyet vardı.

“Genç kız kardeşiniz olarak övgünüz için teşekkür ederim. Kıdemli kardeşim Enka’nın adını uzun süre önce duymuştum. Tanışmak bugüne kısmetmiş.”

Enka aynı tavırla cevap vermek üzereyken üç gencin bakışları aynı anda doğuya döndü. Bu sefer dördüncü kişinin geldiğini hissetmişlerdi. Bu esnada Yang Bo belli belirsiz yine söylendi. “Geç kalmak hoş bir adet değil…” Gerçekten de takıntılı bir adamın görüntüsünü çiziyordu.

Aynı anda Enka ve Yang Bo’nun ifadeleri hafifçe değişti. Liye hala kayıtsız bir gülümsemeyle figürün gelişini izlerken, diğer ikili gittikçe artan bir şaşkınlık içindeydiler.

Çünkü onun hızı basitçe aşırıydı. Aralarındaki birkaç yüz metrelik mesafe bir nefes sonra çoktan kapanmıştı. Peşi sıra üç gencin yanında dördündü bir figür peyda oldu.

O kadar ani belirmişti ki Yang Bo bilinçsizce çarpışmaktan korkarak kenara kaydı.

Yeni gelen siyah saçlı genç etrafa yayılan heybetli aurasını çekip hafifçe gülümsedikten sonra kendini tanıttı. “Adım Karen Senka.” Bakışları öylesine Yang Bo’nun üzerine düştü ve imalı bir şekilde devam etti. “Umarım çok bekletmemişimdir.”

Yang Bo ve Enka ikilisi Karen’i tanımış ve şaşırmış göründüler. Hemen sonra Yang Bo ona doğru söylenen sözler karşısında umursamaz davrandı. “Bizde biraz önce geldik.”

Enka bu iki sivri dilli gencin tavrına güldükten sonra araya girdi. “Ben Enka, kardeşim Karen. Senin gibi bir dehayı tanıdığıma sevindim. Anlaşılan bu görev oldukça keyifli geçecek.”

Karen aynı şekilde hareketlerinde samimiydi. “Kıdemli kardeşim Enka’nın yanında dehamla övünemem.”

Enka, Karen’in kendisini tanıdığına şaşırmıştı. Yine de sakince gülümsemekle yetindi.

Karen pek ortalıkta gezmemiş olsa da Asil Ay takımındaki üyelerle arası samimiydi. Sohbetleri sırasında okulda adı duyulmuş birçok öğrenci konusunda bilgi sahibi olmuştu.

İşte Enka da bu ünlü karakterlerden birisiydi. Fazlasıyla iyi niyetli, sakin ve duygusal bağları güçlü tutan bir adam olarak tanınıyordu. Karakterine benzer ve tuhaf bir gücü yetiştirmesi onu göz önünde tutan etkenlerden sadece biriydi.

Diğer taraftan o da Karen gibi sıradan bir ailenin ferdi olmakla birlikte herkesin saygı duyduğu ve iyi geçindiği insanlar arasında belki de ilk sırada olduğu söylenebilirdi.

Karen bunları düşündüğü sırada dört gencin grubuna yaklaşan ufacık bir silüet daha ortaya çıktı. Henüz kimse varlığını fark etmiş değilken figürden, kuyruğuna basılmış kedi edasıyla tiz bir ciyaklama yükseldi.

Enteresan şekilde bu kulak tırmalayan ses heyecanlı ve keyifli bir tona sahipti.

Herkes o yöne baktığında afallamış göründüler ancak sadece Karen bıkkın bakışlara ve çatık kaşlara sahipti.

“Bu lanet kemirgen… Üçtür nasıl izimi buluyor yahu!?”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1122

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 677

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 123

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 117

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17410 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23463 Bölüm Sayısı


creator
manga tr