"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

KAREN - Bölüm 90 - Şöhret Sahibi!


 

1 Hafta sonra…

Yıldız Ruhu Savaşçı Okulu her zamankinden farksız bir kalabalık ve canlılıkla aydınlanmaya devam ediyordu. Yine de devasa bir bölge üzerine kurulmuş olmasına rağmen nüfusun çoğu belli kısımlarda yoğunluk gösteriyordu. Merkezde bulunan meydan, bu yerler arasındaki en aktif ve kalabalık alanlardan birisiydi.

Birkaç binanın yanı sıra genellikle çimenlik olan dış çevresi zıt şekilde sessizdi. Öğrenci Meydanı denilen ve yüzlerce metrelik çağa sahip yuvarlak alan ise öğrencilerle dolup taşıyordu. Burası tamamen onların kullanımına sunulmuş bir çarşıdan farksızdı.

Kimi öğrenciler kendi tezgâhlarını açarak sahip olduklarını satarken diğerleri bu tezgâhlarda ihtiyaç duydukları ürünleri aramakla meşguldü.

Pek tabi sadece alış veriş için binlerce öğrencinin toplanması mümkün değildi. Asıl nedenlerden bir başkası da Görev Salonu binasının da meydanın hemen bitişiğinde bulunmasıydı.

Burada toplanan tüm öğrencilere, Yıldız Ruhu okulundaki en önemli şey nedir diye sorulsa, alınacak yegâne cevap Başarı Puanları olurdu. Öyle ki, onlar hazinelerden veya ruh kristallerinden çok daha değerliydi.

Çünkü bu okuldaki her şey puanların para birimi olarak kabul edildiği bir takas sistemiyle alınıp satılabiliyordu. Bazı istisnalar olsa bile öğrenciler kendi mallarını dahi genelde puanlarla takas etmeye çalışıyordu.

Her büyük kuruluş, genç nesline verdiği destek ve kaynakların büyük çoğunluğunu dâhilere ayırırdı. Bunu kim bilmiyor veya kabullenmiyordu? Fakat Yıldız Ruhu kesinlikle bir istisnaydı. Sıradan bir öğrenci olsanız bile eğer yeterli başarı puanına sahipseniz dilediğiniz hazineyi veya kaynağı satın alabilirdiniz.

Durum bu şekilde olunca kim çabalamaktan vazgeçerdi ki? Bu aslında Yıldız Ruhu’nu diğer oluşumlardan ayıran en önemli unsurlardan birisiydi. Öğrenciler eşsiz kaynakları kazanabileceklerinden şüphe etmiyor ve en tembelleri bile kazançları uğruna bir nebze çaba gösteriyordu.

Dolayısıyla gelişimlerinin artışındaki ivme dikkate değerdi ve bununla birlikte öğrenciler arasındaki rekabet ateşi her daim canlılığını sürdürmüştü.

İşler bu şekilde yürüdüğü için en çok rağbet gören konuda doğal olarak başarı puanı kazandıracak şeylerdi. Başlı başına en büyük öğrenci katılımlarından birisi Vahşi Kaplan Harp Dağı’ndaki mücadelelerdi. Savaşmasanız bile herhangi bir takıma üye olarak belli değişen bakiyelerde başarı puanı kazanılabilirdi.

Böyle olmasına rağmen yine de bu işe olumlu bakmayan öğrenci sayısı da az değildi. Zira öncelikle 2.Kıdem’e ulaşmak gerekiyordu ve hali hazırdaki takımların her isteyeni kabul edeceklerine dair bir garanti de yoktu. Ayrıca ortadaki haşin mücadelede kaybetmek demek %50 şansla takımın sahip olduğu havuzdaki başarı puanlarına da veda etmeyi gerektiriyordu.

Bu bir kumardan farksızdı. Nitekim başka yollar yok değildi. Örneğin okulun usta ve üstatlarına hizmet etmek veya öğrenci turnuvalarında başarı göstermekte puan kazanmak için seçenekler arasındaydı. Harp Dağı dâhil olmak üzere bu üç seçenekten de sonuç alamayan belli bir kesim olduğunu kabul etmek gerekiyordu.

Ve nihayetinde istisnasız her öğrencinin başarı puanı için yöneldiği dördüncü bir seçenek daha vardı. Bu da Görev Salonu’ndan başka bir yer değildi elbette.

Genel anlamda en çok başarı puanı dağıtan yer de burasıydı zaten. Dışarıdan bakılınca Yıldız Ruhu hiçbir kazanç gözetmeksizin her öğrenciye bir şeyler hediye ediyormuş gibi görünüyordu değil mi?

Yanlış. İlk üç seçenek için bu söylenebilecek olsa da onların hiç biri zorunlu değildi. Ve kazanç garantileri de yoktu. Kişi sadece Görev Salonu’nda uygun bir görevi seçebilir ve tamamlarsa kesinlikle puanları elde edebilme imkânına sahip olurdu.

Ayrıca Görev Salonu’nun aşırı aktif olmasının nedeni de tüm öğrencilerin ayda en az bir kez görev almak zorunda olmalarından kaynaklanıyordu.

Bu zorunluluğun nedeni aşikârdı. Okul aslında görev salonunda sadece ve sadece çıkarları için görev dağıtıyordu. Okul için ihtiyaç duyulan kaynak ve materyallerin elde edilmesinden tutun dışarıdaki küçük oluşumlardan gelen isteklerin yerine getirilmesine kadar birçok görev söz konusuydu. Dışarıdan gelen istekler yerine getirildiği sürece doğal olarak okul bu ‘işveren’lerden yüklü miktarda ücret talep ediyordu. Karşılığında ise öğrencilere sunduğu şey cüzi miktardaki başarı puanıydı.

Okul bu konuda kumarhanelere benzer şekilde kesinlikle daha fazla kazanca sahipti. Diğer yanda ise öğrenciler kazıklansalar bile bunu umursayacak değillerdi. Dışarıda asla elde edemeyecekleri hazineleri burada belli bir çabayla kazanabiliyorken ses çıkarmaya kim cüret edebilirdi ki?

---

Koca meydan, kulak tırmalayan gürültüsü ve satıcıların müşteri çekmek için kükremeleriyle karmaşa içinde gibi görünüyordu. Ancak aniden, bu gürültülü çemberin kuzey kısmı bıçakla kesilmişçesine sessizleşti.

Dikkat çekici bir sükûnete kavuşan alandaki birkaç düzine öğrenci arasında, ne olduğunu kavrayamayan birkaç kişi anlamsızca etraflarına bakınmaya başladı.

Çok aramaları gerekmeden herkesin ilgiyle belli bir yöne baktıklarını keşfederek dikkat kesildiler. Taş karoların döşendiği geniş yolda üç genç ilgi odağı olduklarını fark etmeksizin sohbetlerine dalmış halde yaklaşmaktaydı.

Soldaki; kısa boylu ve çocuksu görünüme sahip genç adam hararetle bir şeyler anlatırken ona eşlik eden genç bir erkek ve kız keyifli gülümsemeleriyle onu dinlemekle yetinmekteydi.

Diğer yandaki genç kadın, uzay boşluğunu andıran parlak siyahlıktaki uzun saçları ve kıvrımlı figürüyle naif bir duruşa sahipti. Mermer pürüzsüzlüğündeki beyaz teniyle birlikte iki kere bakmak isteyeceğinizin türden zarafeti göz alıcıydı.

Ancak ne genç oğlanın abartılı hareketlerle anlattığı hikâye ne de bu genç kadının ışıldayan güzelliği kimsenin umurunda değildi.

Farklı duygular ve anlamlar taşıyan bakışlar ortadaki genç adama sabitlenmişti. Uzun boylu ve göreceli olarak ince figürünün yanı sıra sakin bir gülümseme taşıyan gülümsemesi asil bir ailenin el üstünde tutulan eğitimli genç efendileriyle kıyaslanabilecek düzeydeydi. Sıradan sayılamayacak yakışıklı görüntüsü de hesaba katılırsa insanların inisiyatif alarak konuşmak isteyeceği türden birine benziyordu.

Nitekim bu sıcakkanlı hissiyatı sekteye uğratan simsiyah gözlerindeki derin karanlık, havadaki ışığı soğuran ürkütücü bir aura saçıyordu. Belki bu yüzden belki de başka bir nedenden ötürü bakışları ne boş ne de gelişigüzel görünüyordu.

Baktığı herkes istemsizce hayali bir baskıyı uğramış gibi hissetmekten kendini alamadı. Bilgin halinin aksine o gözlerdeki derin hissiyata maruz kalan insanlar adeta bir hükümdarın görkemli havası altında ezilmişti.

Ruhlarının özünden gelen anlamsız ve saçma bir boyun eğme isteği yükseliyordu. Sanki besin piramidinin en altında olan onlar zirvedeki yaratıkla göz göze gelmiş gibi hissetmeden edemiyorlardı. Sadece tek bir göz gezdirmeyle birlikte 3.Kıdem’in altındaki herkes istemsizce gerilmiş ve bakışlarını kaçırmak zorunda kalmıştı.

Onların tuhaf davranışı yüzünden bu üç genç sohbetlerini kesip sakince yanlarından geçip gitti. Orada bulunan gençler ise düşünmeye fırsat bile bulamadan bu üçlüye yol açmakla yetindiler.

Üçlü duraksamadan uzaklaştıktan kısa bir süre sonra boş boş dikilen insanlar boşalan baraj gibi ansızın gürültülü bir soru-cevap silsilesine tutuştu. Sesleri birbiriyle karışırken kakafoni yaratsa da cümleleri anlaşılırdı.

Başından sonuna, konuya yabancı gibi görünen kişiler meraklarını daha fazla sürdürmekte isteksizdi.

“O-o kimdi? Yanlış görmediysem dört kılıçlı bir mavi kaftan giyiyordu!” Genç bir adam merak dolu sesiyle mırıldandı.

“Ah! Savaşçı dostum nasıl hayatını bu kadar sağır geçirebiliyorsun? Gerçekten de kıdemli savaşçı kardeşimi tanımıyor musun?”

Bu gencin söylediklerini birkaç kişi kafasıyla onayladı.

“Kıdemli savaşçı kardeşin mi? Yoksa Chu Houtian mı? Gözlerine bakınca boğazlanıyormuş gibi hissettim. Savaşçı aurası dedikleri şey bu mu?” Meraklı genç hayranlıkla mırıldandı. Okuldaki tüm öğrenciler arasında Chu Houtian kadar ünlü kimse yoktu. Ve bu genç, Chu Houtian denen kıdemliyi daha önce görmediği için tahminde bulundu.

“Haha! Savaşçı dostum dünya yansa haberin olmayacak! Chu Houtian kim? 4.Kıdem Rakipsiz bir savaşçı! Bırak okulu, komşu krallıklarda bile tanınan ve genç nesiller arasında ejderhalardan biri olarak kabul edilen bir adamdan söz ediyorsun! Ona ‘Kıdemli Kardeşim’ diye hitap etmeye nasıl cüret edebilirim?”

Meraklı genç bir an afallamış göründü. Ona durumu açıklayan adamın biraz abarttığını söylemek istediyse de merakı ağır bastı. “O zaman bu adam kim yahu?”

Soruyu duyan adam adeta bir sır veriyormuşçasına fısıldadı. “Karen Senka!”

“Karen Senka? O kim…”

Onun normal bir sesle verdiği karşılık etraftaki birkaç kişinin ona uzaylıya bakar gibi bakmalarına neden oldu. Meraklı gencin yüzü, etraftakilerin bakışları üzerine yığılınca kızarmaya başlamıştı.

“Sen! Mağarada falan mı yaşıyorsun!?”

Utancı yüzünden öfkeyle şişen meraklı genç azarladı. “Ne var yani? Bilmek zorunda mıyım? İki haftadır görev için dışarıdaydım bazı şeylerden haberim olmaması doğal!”

“Bu..” Onunla alay eden genç, dostane bir şekilde omzunu tokatladıktan sonra devam etti. “Şimdi anlaşıldı. Haha! Kusura bakma, bu genç adam Karen Senka yeni çaylaklardan birisi. Çaylak diye sakın küçümsemeye kalkma çünkü o bir Sınırsız! Dehşet verici bir adam…”

Meraklı genç sonunda durumu anlayarak rahatladı. Anlaşılan ne olduysa yokluğunda cereyan etmişti. Yine de sadece ilgisi uyanmıştı ve kafası karışmış haldeydi

-Sınırsız mı? O da neyin nesi?-

Onun tavırlarını umursamayan diğer genç adamsa anlatmaya devam ederken gözleri her nedense kendi oğluyla böbürlenen bir baba gibi parlıyordu. “Okula katılalı on günü geçmemiştir fakat yaptıkları beni bile afallattı. Dinle beni, sınav sırasında şu Wang Yao denen asili yendi. Herif 3.Kıdem Rakipsiz’lerden birisi ama ne oldu bil bakalım! Karşılık bile veremedi!

Kıdemli kardeşim Karen, bir Youren fakat duyduğuma göre ruh varlığı Yıldırım’mış! Bende ilk kez duyduğumda şaşırmıştım. Ne canlı ne de cansız bir varlık, çok tuhaf değil mi? Ama o kadar güçlü ki onun savaşını görenlerin aklında Yıldırım Tanrısı figürü canlanmış. Herkes ona böyle sesleniyor…”

Genç adam nefes bile almadan anlatmaya devam ederken meraklı genç aniden konuştu.

“Bende ilk kez duydum ama bunda şaşırtıcı olan nedir? Hem iki kişinin savaşında bir kazanan olması doğal değil mi?”

“Ahh! Sen cidden! Kıdemli kardeşim Karen, Wang Yao ile dövüştüğünde sadece 2.Kıdem’in erken aşamasındaydı!”

Meraklı genç sakince kafa sallarken aniden duraksadı. Aptalca bir surat ifadesi takındıktan sonra nefesi kesilmiş ve şoka girmişti.

“Hahaha! Şimdi onun nasıl bir yaratık olduğunu anlayabildin mi? On savaşçı ancak bir Rakipsizle mücadele edebiliyorsa, on Rakipsiz hala bir Sınırsız’ın dengi değildir! Kıdemli kardeşim Karen eşsiz bir canavar! Ve en bomba olay ne biliyor musun?

Karen Senka benim gibi sıradan bir aileden gelen birisiymiş! Doğduğundan beri el bebek gül bebek büyütülen şu savaşçılar çöpten başka bir şey değil. Asıl hayat mücadelesi veren onurlu savaşçılar bizleriz! Kıdemli kardeşim buna iyi bir örnek! Hahaha!”

Gururla düşüncelerini anlatan bu genç savaşçının sesi birkaç asil aile mensubu gencin dikkatini çekti elbette. Onlar ekşiyen suratlarıyla öfkeli bakışlarını ona çevirdiler ancak ses çıkarmadan geçip gittiler.

Doğal olarak biliyorlardı ki konu Karen Senka’ydı. Eğer bu patavatsız adamı yalanlamak için konuşurlarsa bu Yıldırım Tanrısını da yalanlamış gibi görünmezler miydi? Kimseden korkusu olmayan bu asil gençler hala elit güçleri karşılarına almaya cüret edemezlerdi.

Sözlerini sakınmayan genç adamsa bu durumdan keyif alarak önündeki aptala bağlamış genç adama dönüp mırıldandı.

“Dahası var. Harp Dağı’ndaki Asil Ay takımına katıldı ve koca dağı baskıladı. Ciddi ciddi her iki günde bir, en zirvedeki 2.Kıdem takımlarına meydan okuyup herkesi ezdi. Gerçek anlamda namağlup! Tek başına takımları baskılayan bir adam! Ne heybet ama!

Geri kalan takımların tamamı onlarla müttefik olmak istediklerini söylemişler. Hehehe! Utanmaz herifler. Lanet olası hala 2.Kıdem’e ulaşamadım yoksa hemen Asil Ay’a katılmak için koşardım!”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17364 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23484 Bölüm Sayısı


creator
manga tr