“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

KAREN - Bölüm 89 - Lei Sheng


 

Lei Sheng, Harp Dağı’nın 3.seviyesindeki elit gruplardan kabul edilen İlkel Kaplan takımının lideriydi. Takımının tanınmasındaki en büyük etken ise şüphesiz kendi gücüyle doğru orantılıydı. Mızrak ustalığının yanı sıra, Lei Sheng’in ünü mavi kaftanlı dâhilerden birisi olmasında yatıyordu. Kaftanı, tek kılıç motifiyle süslenmişti.

İki kılıç kişinin bir Rakipsiz olduğunu ilan ederken, tek kılıç ise daha mütevazı bir statüye sahipti. Daha çok akranları arasında ön plana çıkan bir dahi olduğunun ispatıydı.

Henüz dikkati dağıtılmadı sırada Lei, kendi konutunun zemininde oturmuş ve gözleri kapalı halde eğitim yapmakla meşguldü.

Sarı uzun saçları, keskin hatlara sahip yüzüyle birlikte seçkin varlığını ortaya çıkarıyordu. Otururken bile başı dik alnı karşıya bakar vaziyetteydi. Dışarıdan hızla bulunduğu yere yaklaşan aurayı hissetmesiyle birlikte biçimli kaşları çatılarak göz kapakları aralandı.

Bir çift parlak kahverengi rengindeki göz bebeği ortaya çıktı. Otoriter ve hırsla kaplı bakışları kapıya yöneldiği sırada Gao’nun aceleci sesi yankılandı.

2.Kıdem olmasının yanı sıra Harp Dağı’ndaki hiçbir takıma ait olmayan Gao, onun dışarıdaki astlarından herhangi biriydi sadece. Dikkate değer olmayan yetenekleriyle gelişim umudu taşımayan ve daha güçlü ve geleceğin potansiyel uzmanlarına yapışan alelade insanların arasındaydı.

Tabi ki Lei, ona hizmet etme şartıyla bu parazitleri kullanmayı yararlı bulmuyor değildi. Sonuçta ayak işlerini birileri yapmalıydı öyle değil mi?

Bu konunun dışında Lei kabiliyetli bir uzman olsa da uzun zamandır çözemediği bir sıkıntıya sahipti. Dışarıdan dahi olarak anılmaktan ve akranlarının hayranlığını çekmekten son derece memnundu. Lakin son zamanlarda bundan bile zevk alamaz olmuştu.

3.Kıdem onun için uzun zamandır kıramadığı bir zincire dönüşmüştü. Sınıra toslamıştı ve ne kadar uğraşırsa uğraşsın 4.Kıdem’e ayak basamıyordu.

3.Kıdem’den 4.Kıdem’e, 6.Kıdem’den 7.Kıdem’e ve son olarak 9.Kıdem’den Yeryüzü Efendiliğine ulaşmak herkesin bildiği üzere diğer darboğazlardan çok daha büyük bir engeldi. Bu üç büyük darboğaz uzmanlar arasında 3 Büyük Cehennem Kapısı olarak addedilmişti. Öyle ki eğer gerekli yeteneğe sahip değilseniz ölene değin bu cehennem kapılarına bakabilir fakat açamayabilirdiniz.

Lei ise son üç yıldır bu cehennem kapısının ne kadar zorlu olabileceğine ilk elden şahit olmuştu. Bu sene 23 yaşına basmıştı! Yetişimi hala kabul edilebilir olsa da bir ‘dâhinin’ bu yaşta hala 3.kıdem de olması kesinlikle normal değildi…

Hem de onun gibi yetişimin getirdiği şan ve şöhret konusunda hırslı olan birisi için…

İlk başlarda bu sınırı aşabileceğine dair güveni göklere uzanacak kadar çoktu. Ancak zaman tüm hırsını yırtıp sökmüş ve umutlarını yerle yeksan etmişti. Kabul etmese de yeteneksiz olarak gördüğü çöplerin arasına dâhil olması çok uzun sürmeyecekti.

Ve şan simgesi olan mavi kaftanı da gelişim göstermediği için geri iade edilecekti. Lei gibi bir adam böylesine aciz kalmayı kabul edebilir miydi? Dört büyük gücün hemen altında gelen Cheng ailesinde bile gurur duyulan gençlerden birisiydi. Ailesinden bu sayede birçok kaynak ve ruh kristali alabiliyordu.

Hırslı bir adamın gözünde, tüm bu şöhret ve ilginin tükeneceği korkusunun ne kadar yüksek olacağı hususu hafife alınmamalıydı. Tam da bununla ilgili Lei sonunda genç uzmanlar için tabu olan bir yola başvurmayı kafaya koyacak kadar ileri gitmişti.

Siyah Yağmur! Özel ve pahalı bir şifalı hap! Hatta bazı kesimlerde yasadışı olduğu için bulunması oldukça zordu. Etkisine gelirsek, 4.Kıdem’e ulaşmak için cehennem kapısını zorla yıkmayı sağlayabiliyordu.

Pek tabi, böyle ürünler tam anlamıyla bir tabuydu çünkü yan etkilerini herkesin midesi kaldırmazdı. Ve Siyah Yağmur’un yan etkilerinden en büyüğü ruh damarlarına geri dönüşü olmayan zararlar vermesiydi. Bunun anlamı seviye atlayabilseniz bile geri kalan gelişimin duracak kadar yavaşlamasına neden olacağıydı.

Yani etkisi ve yan etkisi inanılmaz şekilde zıttı. Yine de bu yollara başvuran kişi sayısı da az değildi. Ancak bu tabuları arzulayan kişiler genelde yaşı geçkin ve savaşçılık yolunda ilerleme şansını komple yitirmiş kişiler oluyordu. Gençler içinse tam anlamıyla intihar etmekle aynı şey olarak görülmeleri bu yüzdendi.

Önünüzde hala fırsatlar ve uzun bir ömür varken kim böyle bir şeyi deneyecek kadar aptal olabilirdi ki? Yine de Lei’nin hırsı gözlerine perde çekmişti bir kere…

Kararını vermiş olsa da başkasının bunu öğrenmesine izin verecek kadar kafayı yememişti tabi ki. Bu yüzden Siyah Yağmur’u gizlice temin etmesi için Gao’yu görevlendirmişti.

Gao’nun bu konuyu etrafa yaymasından endişelenmiyordu. Öyle bir çöpün sözlerine kim inanırdı ki? Bu yüzden güvenle oluşturduğu planı Gao’ya emanet edebilmişti. Nihayetinde beklenmedik şekilde gerçekleşen olaylar yüzünden başarısız olacağını düşünmesi mümkün değildi.

Gao’ya Siyah Yağmur’u sağlayacak olan çete, tehlikeli kişilere bulaşmıştı. Gao ise bu konuya yardımcı olarak fiyatı düşürebileceğini düşünmüş ve peşlerine takılmıştı.

Lei sonradan olanları duyduğunda ne kadar şaşırmıştı? Dehşet verici bir katil yüzünden Gao, ileride hayatını kurtarmak için tüm başarı puanlarıyla aldığı özel tılsımı kullanmak zorunda kalmış ve canını zor kurtarmıştı.

Bu olaylara yapacak bir şey yoktu. Bu yüzden Lei başka birini aynı şekilde görevlendiremeyeceğinden yeni bir plan yapmaktan vazgeçerek daha sonra tekrar Gao’yu krallığa yollamayı düşünüyordu. Bu düşünceden sonra biraz zaman geçmesi için konuyu rafa kaldırmıştı.

Ancak Gao nedensizce kapısına dayanmış ve beklenmedik şekilde Siyah Yağmur konusunu açmıştı. Genç adam istediği şeyin bulunduğunu düşünerek keyifle ayaklandı ve hızlıca kapıyı açtı.

Gao’nun korku dolu yüzüne bakmadan kükredi.

“Sessiz ol ve içeri geç hemen!”

Sonunda ikilinin bakışları buluştuğunda Lei’nin gülümsemesi hafifçe soldu. Gao cesur bir adam olmasa da onu ilk kez böyle korkmuş gördüğüne emindi.

“Bu halin ne böyle?”

Gao henüz güvenli bir yere ulaşabilmiş av gibi derin nefesler alıp verdikten sonra çaresizce Lei’ye baktı.

“Başım dertte kıdemli kardeşim. Bana yardım etmelisin!”

Lei’nin kaşları sertçe örüldü. Kandırıldığını düşünmeye başlamıştı.

“Çöp herif, başını nasıl bir belaya soktuğun umurumda mı sanıyorsun? Beni kullanmaya mı çalışıyorsun? Defol çabuk! Kendi başının çaresine kendin bak...”

Ancak Gao kovulmayı umursamadı, hatta yalaka görünüşünü rafa kaldırarak sertçe Lei’ye baktı.

“Kıdemli kardeşim Lei, başımdaki bela senin yüzünden! Beni şimdi nasıl kovabilirsin!”

Lei Sheng aptalca Gao’ya bakakaldı. Onun saygısız düsturuna sinirlenmişse de konuyu merak ederek sordu.

“Hımh! Uzatma, neler olduğunu anlat.”

Gao rahatlayarak hızlıca atlatmaya koyuldu.

“Senin için Siyah Yağmur’u almaya gittiğimde başıma gelenleri hatırlıyorsun değil mi? Ölüm arzusu yetiştirmiş olan psikopat katil. O-o adamı birkaç saat önce gördüm!”

Lei duygusuzca sordu. “Ne var bunda?”

“Ne demek ne var? Kıdemli kardeşim, o adam Yıldız Ruhu’nun öğrencisi olmuş!!”

Lei bu haber karşısında endişelenmeksizin genişçe gülümsedi. İşine çomak sokan herif yüzünden sinirlenmişti ve onu tanımadığı için intikam alma fırsatı da olmamıştı. Bu iyi bir haber değil miydi?

Sonuçta o yabancı genç her ne kadar can alarak ölüm arzusu yetiştirmeyi başarmışsa da sadece 1.Kıdem seviyesinde değersiz birisiydi. Ölüm arzusu gücü katlayabilen gizemli bir güç olabilirdi lakin bırakın 1.Kıdem’i 2.Kıdem seviyesinde olsa bile Lei onu paramparça edebilecek kadar güçlüydü!

Lei genişçe gülümsedi. “Seni korkak köpek, bundan güzel ne olabilir. Kurallar gereği sana dokunamaz. Kaldı ki bunu bende ona yapamam fakat konu zarar vermekse bunun bin bir türlü yolu var. Hahaha, uğraşmak için keyifli bir meşgale bulduğum söylenebilir--”

Lakin sözlerini bitirmesine fırsat tanımayan Gao neredeyse kükreyerek karşı çıktı.

“Kıdemli kardeşim anlamıyorsun!! O psikopat, aslında şu Yıldırım Tanrısıyla aynı kişi!”

Son sözleri Lei’nini kulaklarına ansızın düşen bir ‘yıldırım’ etkisi yarattı. Genç adam suratında aptalca bir ifadeyle Gao’ya bakıyordu.

Zihni parçaları toplamakta yavaş kaldı. Bir süre sonra şoka uğramış göründü ve aniden Gao’yu yakalayıp sarstı.

“Emin misin? Bu mümkün değil, bir kere yetişimleri bile aynı değil!”

Gao kafasıyla onayladı. “Gerçekten bir dâhiyse bu sürede yetişimini yükseltmiş olması imkânsız değil. Tahminim bu yönde fakat yanılıyor olamam. Okuldaki çoğu öğrenciyi tanıyorum ve o herifin bizim okuldan olmadığından da eminim. Ama biraz önce öğrencilere ait yerleşim bölgesinde tesadüfen onu gördüm. Üzerindeki mavi kaftanı da hesap edersek yanıldığımı sanmıyorum!”

“Yanılmıyormuş!! Bana o adamın başka bir çetenin lideri olduğunu söylememiş miydin? Bir çete liderinin bu okula girebileceğini mi sanıyorsun, gerizekâlı!”

Gao utanç ve panikle kafasını eğip mırıldandı. “Oradaki olaylar biraz beklenmedikti bu yüzden hatalı gözlemlemiş olabilirim. Anlaşılan o ki, ulaştığım çeteye bulaşmış gelişigüzel kimseler olmaları muhtemel.”

Lei onun söylediklerini duydukça öfkeden köpürdü. Sağ elinin avuç içini hiddetle Gao’nun göğsüne gömdü. Genç adam güçlü saldırıyı ansızın yemesiyle birlikte ayakları yerden kesilip odanın duvarlarından birine sertçe çakıldıktan sonra yere yığıldı.

Bilinci yerinde olsa da acıyla inleyip kan kusmak dışında bir şey yapamamıştı.

“Seni aptal!! Bu kadar basit bir işi becerememekle kalmadın bir de başıma ördüğün belaya bak!” Lei öfkesini zorlukla bastırıp sakinleşmeye çalıştı. Peşi sıra eli çenesinde düşünceli bir ifade takınıp volta atmaya başladı.

Gao ise acıyla kıvranıp öfkeli gözlerini Lei Sheng’e dikmek dışında sadece sessizlik içinde kalabilirdi. Şu Yıldırım Tanrısı onu fark etmemişti. Bu yüzden mesele büyümeden çözebilmek için Lei’nin yanına gelmişti.

Karşılaştığı sert tutumdan rahatsız olsa da ona yardımı dokunabilecek tek kişiye öfkelenip gücendirmeye cesaret edemiyordu.

Göğsünde yayılan acı karşısında dişlerini sıkıp zorlukla ayağa kalktı. Birkaç şifalı hap yuttuktan sonra bakışlarını yere çevirdi.

Kısa bir süre sonra ilk konuşan yine Gao olmuştu. Sesi çaresizlik içindeydi ve inanılmaz düşük bir tonda seslendi. “K-Kıdemli kardeşim ondan kurtulmalı mıyız?”

Lei düşüncelerinin bölünmesinden hoşlanmayarak homurdandı.

“Saçmalık! Söylentilerin yarısı yalan olsa bile o herif Wang Yao ile darbe alışverişi yapabilecek kadar güçlü… Onu nasıl öldürebiliriz. Hem de aynı okulun öğrencileriyken.

Ayrıca bu para ve zaman israfı olurdu. Gerçi durum o kadar da kötü olamaz. Benim veya Siyah Yağmur meselesi hakkında bilgisi yokken zahmete girmem neden gereksin ki?” Bu düşünce Lei’nin aniden rahatlamasına neden oldu. “Aynen… Ortada büyük bir problem yok.”

Lei’nin haklı olarak tek derdi, Siyah Yağmur’u kullanmak istemesinin bilinmemesiydi. Böyle bir olay öğrenilirse herkesin alay konusu olmaz mıydı? Ayrıca çok yüksek ihtimalle ailesinden bile soyutlanabilirdi.

Bunları akıl edince tek yapması gereken şeyin çok daha basit birinden kurtulmak olduğunu fark etti. –Şu herif, Gao’yu tespit ederse peşine düşüp olayların iç yüzünü öğrenecektir. Bu riske girmeye gerek var mı?-

Yeni bir plan kafasında aydınlanırken keyfi yavaşça yerine geldi. Diğer taraftan Gao ise bir yalakanın illa ki sahip olması gereken bir meziyete sahipti. Havayı okumak… Sarraflığınız yeterince iyiyse birkaç cümle ile üstünüzü memnun etmek çok kolay olurdu.

Genel olarak Gao böyle biri olmanın yanı sıra ayrıca basit bir sinsilik doğasına işlemişti. Kısa bir düşüncenin ardından Lei’nin surat ifadesindeki değişimleri ve kendisine attığı kaçamak bakışları görünce kalbi sıkılmış gibi hissetti.

Açıkça Lei’nin neler düşündüğünü anlamıştı!

-Beni öldürmek istiyor!!- Bu düşünce sırtının ve avuç içlerini terle ıslanmasına neden oldu.

Parlak veya değil. Aklına gelen ilk kurtuluş yolunu çabucak ortaya döktü. Bakışlarına çaresiz ve utanç dolu bir ağırlık kattıktan sonra fısıldadı.

“K-Kıdemli kardeşim bu aptal astın büyük bir günah işledi!!” Daha inandırıcı olmak için saygıyla eğildi. Hiç bir türlü merhameti hak etmiyormuşçasına kafası, yere mükemmel bir paralellikte eğilmişti.

Lei ise neler olduğunu idrak edemeyerek onun tavrı karşısında şaşırdı.

“Sen? Ne oluyor?”

“Söylemeye utanç duyuyorum fakat o herifle karşılaştığımda senin adını ağzımdan kaçırdım!”

Lei öfkelenmeye bile fırsat bulamadan başının döndüğünü hissetti.

“Ne? Bu…” Kendine gelerek aniden kükredi. Sıradaki avuç içi saldırısı çoktan yola çıkmıştı bile. “Değersiz piç!! Ne yaptım dedin!!”

Onun öfkesiyle odanın her kısmı altın renkli ruh gücüyle dolmaya başladı. Ufak alanda adeta küçük bir kasırga yükseliyordu. Gao bu sefer gerçek bir korkuyla birlikte secde edercesine kendini yere attı. Bu yalanı söylerken hiç pişmanlık duymuyordu. Aksi takdirde kendi hayatını kaybedeceğinden kesinlikle emindi!

“Ben, affına sığınıyorum kıdemli kardeşim! Sadece korkmuştum. Öleceğimi sandığım için senin adınla onu korkutmak istedim sadece! Ancak o senin önemli adını umursamadan beni öldürmeye kalkınca kaçmaktan başka çarem kalmadı.”

Onun açıklamaları aslında Lei’yi biraz şüpheye düşürmüşse de çoktan gözlerini kan bürümüştü.

“Bunu daha önce söylememiştin! Bana yalan mı söylüyorsun!? Buna cesaret edersen seni öldürürüm!”

Gao’nun ağzından çıkanlar artık çok daha inanılası bir çaresizlikle kaplıydı.

“Bunu sana başta söyleseydim yine beni öldürmeye kalkmaz mıydın? Kıdemli kardeşim bu küçüğün gerçekten hayatı için çekindiğinden gerçeği vaktinde söyleyemedi. Lütfen beni affet!”

Lei, en çok korktuğu şeyin başına gelmesine benzer bir öfkeyle dolup taştı. Vücudundan taşan güçle etrafta düzenle yerleştirilmiş mobilyaları yumruklayıp tekmelerken yaralı bir ayı gibi kükredi.

Gao’yu hedefinden çıkarmasının tek nedeni, şu an kullandığı güçle tek bir yumruk atarsa onu kesinlikle öldürebilecek olmasıydı.

Bu esnada dışarıda kendi işlerine bakan takım üyeleri liderin evinden gelen patlama sesleri yüzünden irkilerek dikkat kesilmişlerdi. Lei’nin öfkesini hissedebildiklerinden eve yaklaşmaya cüret dahi edemiyorlardı.

Bu öfke seansının tükenmesi oldukça uzun sürmüştü. Bir süre derin nefesler veren Lei aniden sakinleşip düşünmeye başladı. Fakat ne zaman bir fikir üretmeye kalksa; aklını, onun tabuların peşinde koştuğunun herkes tarafından duyulduğu bir geleceğin kâbusu sarıyordu. Bu kâbus vari düşünce yüzünden en sonunda suratı sararmıştı ve yüzü hiç olmadığı kadar gaddar bir ifade takınmış vaziyetteydi.

Ruh gücü ürkütücü bir baskıya dönüştüğü sırada sertçe Gao’ya baktı.

“Onu öldürüp bu meseleyi çözeceğim! Bir dahi olması, benim geleceğim karşısında hiç önemli değil!!” Bu sesli beyanıydı. İçten içe ise başka bir kararı daha vardı. -Seni işe yaramaz çöp, o lanet herifin peşinden seni de geberteceğim! Bendeniz Lei Sheng, cesetlerinize basıp yükseleceğim!!-

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17364 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23484 Bölüm Sayısı


creator
manga tr