Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

KAREN - Bölüm 88 - En Büyük Eğitim, Sonsuz Dayak!


 

“Odaklan! Bedeninle değil, gözlerinle takip et!”

“Aptalca dönüp durmayı kes artık… Boş yere enerji harcıyorsun. Vücudundaki en hızlı tepki gösteren şey, gözlerin ve hislerindir! Gözlerinle takip et ve tehlikeyi hisset!”

“Ahtapot musun sen!? Tüm uzuvlarına hâkim değilsin, kırıtmayı bırak…”

“Tehlikeyi sezmeli, gözlerinle takip etmelisin.”

İblis Duhan, ellerini göğsünde birleştirmiş halde mesafedeki karmaşayı izliyordu. Ordusunun verdiği amansız bir mücadeleyi izleyen mağrur bir general gibi soğuk ve keskin bakışları sabitken, ağzı bir an bile susmuyordu.

Ve iblisin komutlarından hiç haz etmediği belli olan Karen, Kırmızı Kaos’un sel gibi aktığı merkezden kükredi.

“KAPAT…ŞU…LANET…ÇENENİ…ARTIK!! AYNI ŞEYLERİ SÖYLEYİP DURUYORSUN!! Takip edebiliyorum, sorun karşılık veremiyor oluşum… Mantıklı bir şeyler söyle!?”

Tabi ki bahsi açılan Kırmızı Kaos aslında genç adamın, düşmanları için düşündüğü bir isimden ibaretti. Ustasının görünüşünü andıran, ruhsuz ve acımasız gözlere sahip onlarca ruh klonu, Ruh Sarayı’nı doldurmuş vaziyetteydi.

Devasa bir çember oluşturan ve küçük şehirleri tarumar etmeye yetkin bu ordunun tek bir amacı vardı. Karen’i ezip geçmek…

Akın eden çekirge sürüsü, sağanak yağan yağmur, kuvvetli rüzgârla uçuşan toz bulutu veya nehirden göç eden balıklar gibi sonsuz bir döngü... Bu iblis klonlarının taarruzu ancak böyle tarif edilebilirdi.

Her ne kadar baskın olsalar da kendileriyle aynı seviyede olan Karen karşısında tek başlarına etkin değillerdi. Lakin sorun tek başlarına etkili olmamaları değildi zaten.

Etrafını saran bu denizden devamlı olarak saldıran klonlar yüzünden genç adam aralıksız karşılık vermek zorundaydı. Ve her darbesiyle birlikte düşmanın üzerine patlayan ölümcül yıldırımlar, klonları muazzam bir güçle fırlatıyor veya bazen de parçalıyordu.

Ancak ne var ki, tahta parçaları kadar cansız ve de ruhsuz olan klonlar, düştükleri yerden doğruluyor ya da parçalandıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi iyileşip yandaşlarına katılmakta gecikmiyordu. İşte bu yüzden, bu ordu korkunçtu! Bunaltıcı ve zehirli bir sis bulutu gibiydi.

Karen ne yaparsa yapsın sonunda bu zehirli sis tarafından yutulacağından ve eşsiz bir dayak yiyeceğinden emindi…

Dişlerini öfkeyle sıkarak biraz sonra başına geleceklerin intikamını peşinen almak istiyormuş gibi saldırıyordu. Verdiği her karşılık o kadar sert ve ölümcüldü ki, sıradan 2.Kıdem seviyesindeki bir insan bu darbelerden sonra cehenneme kesin götürebilen ama geri getirmeyen bir harita almış sayılırdı.

Buna rağmen genç adamın kullandığı güç, karşısındaki düşman için sadece birkaç saniyelik engeldi. Kaç saattir sürdüğü belli olmayan mücadelenin tek etkisi, Karen’in kendi teri içinde boğulmasıymış gibi görünüyordu.

Şimdiye kadar yaptığı her saldırı bir can alabilecekse; şimdiye kadar yüzlerce 2.seviye uzmanı öldürmüş olmalıydı. Lakin düşman nasıl yenilenip kaldığı yerden devam ediyorsa, Karen’de tükenmeyen ruh gücünü kullanıyordu.

Altta kaldığı söylenemeyecekse de ellerini, ayaklarını hatta kafasını kullansa bile tüm düşmanlara karşılık veremiyordu. Kısacası, darbelerin çoğunu vücudunun geri kalanını kullanarak durduruyor ve feci bir acı çekiyordu. Doğrusu genç adam, etten vücudunun nasıl muazzam bir değişim geçirdiğini bu savaş sayesinde daha iyi anlamıştı.

Gerçi anladığı başka bir şey daha vardı, aynı yere düşen su damlaları sağlam bir kayayı bile delebiliyordu…

Durmak çare değildi. Tek bir nefeslik ara, aynı yere binlerce su damlası düşmüş gibi hissettiriyordu.

Onun vahim durumunun aksine İblis Duhan’ın yüzüne kimsenin bozamayacağı bir gülümseme yerleşmişti. Her an kahkaha atacakmış gibi görünen simasıyla komutlarına devam etti.

“Elinden gelen her şeyi yapan bir adam azimli olarak görülebilir. Bilakis unutmamalısın ki, bunu senin durumundaki gibi bir eğitim sırasında yapanlarsa aptalın önde gidenidir!!”

Bu itham karşısında öfke seyri gittikçe yükselen Karen, hıncını çevresini kuşatan düşmanlara kusmakla yetindi.

İblis Duhan sabırsızca ellerini salladı. “Bu yaptığın ‘her şeyimle geliyorum pislikler’ şeyi, kocaman bir saçmalık!! Gerçek bir savaşta değilsin, eğitimdesin aptal velet… Tecrübe kazanmak için dövüşme, kabiliyetini yükseltmek için dövüş.

Bedenin saldırıları karşılamak için yeterli kuvvete sahip. Ayaklarını ve özellikle lanet kafanı kullanmayı bırak. İlk önce ellerinle önlemeye çalış. Engelleyemediklerini boş ver! Biraz dişini sıkarsan reflekslerin gelişme gösterecektir.

Bu eğitim, odak ve tepki hızını yontmak için! Saldırı gücünü düşür, engellemeye ve kaçınmaya ağırlık ver. Azami gelişimini tamamlayıp bunu doğal bir şekilde becerilerine ekledikten sonra vücudunun geri kalanını kullanmaya başlayabilirsin.

Yavaş ama etkili! Bu şekilde inanılmaz aptal iblisleri bile eğittim ben!”

İblis Duhan kendinden emin sözlerini sonlandırdı. Bahsettiği iblislerin, sadece birkaç düşman karşısında bu eğitimi aldıklarını ise kendine sakladı.

Genç Karen ise… Kesinlikle durumdan hoşnut değildi. Sinirliydi ve ağzına geleni söylememek için kendini tutuyordu. Pekâlâ, öfkesinin altında hala mantıklı düşünen bir zihin olduğu söylenmeliydi.

Ustasının onu pataklamaktan haz duyuyor olması bir yana, verdiği eğitim zorlu ama dikkate değerdi. Gerçekte sürekli artan ve sertleşen bu eğitim günleri zihnini yoruyor olmasına rağmen bir şeyi çok iyi anlamıştı.

Karen, diğer savaşçılar gibi değildi. Muhtemelen bundan sonra da onlar gibi olmamaya devam edecekti.

Doğal olarak benzer eğitim metotlarının onun üzerinde yavan kalması kaçınılmazdı. Yetişimi o kadar hızlıydı ki kendi aklı bile sahip olduğu gücün yükselişini yeterince hızlı kavrayamıyordu.

Durum böyleyken onun eğitiminden sorumlu ustası eğitim için nasıl bir yol izleyebilirdi ki?

İblis Duhan, bu konuda pek fazla düşünmenin gereksiz olduğu sonucuna varalı çok olmuş gibi görünüyordu. Onun çözüm için çıkarımı doğrudan ve basitti.

Öğrenciyi eğitmek için onu daha üstün bir güçle döv! Gücü arttı mı? O zaman çok daha güçlü bir düşman çıkarıp dayak yemesini sağlamaya devam et!

Bir düşman artık yetersiz mi? O halde karşına yüz iblis dizeceğim!

En büyük eğitim yolu nedir? Tabi ki sonsuz bir dayak!

Karen ne zaman fark ettiğini bilmese de bu mantığı yavaşça idrak etmişti. Gerçi çoğu zaman sırf ustasının keyfi neticesinde dayak yediğinden emin olsa da kalan zamanlarda eğitim yüzünden dayak yiyor olmalıydı!

-Böyle söyleyince her şart altında dayak yediğim ortaya çıkmıyor mu? Hay böyle işin…- Karen içinden tekrar sövdü.

Daha fazla umursamak gururunu ezmekten başka bir işe yaramayacaktı. Bu yüzden ustasının dediklerini kabullenip işe koyuldu.

Mücadeleyi kıran kırana sürdüren bedeni, aniden hareketlerindeki ölçüsüzlüğü silkelenerek attı. Sakin ve rahat bir duruşa geçip ayaklarını yere sağlamca bastı.

Çevresini saran iblis klonlarından korkusu yoktu. Bu yüzden hızlı kararlar almasını engelleyen bir gerginlik taşımıyordu.

Elleri sağ ve sol tarafında gard alırken ruh gücünün tüm aktivitesini, algısını arttırmaya yönlendirdi.

Dört bir yandan üzerine doğru saldırıya geçen onlarca yumruk, pençe veya tekmeyi eksiksiz bir netlikle hissedebiliyordu. Tabi ki bu durum ona güven vermekten çok afallamasına neden oldu.

-1…2…6…12…27…41… Tam 41 saldırı aynı anda!! Lanet zorbalar, sadece iki kolum var!!!-

Şaşkınlıkla mırıldandığı an, ölüm öncesi duraksama gibiydi. Sonrasındaysa elinden gelen tüm dikkat ve özenle dört saldırıyı sadece elleriyle engellemeye başarabildi.

Milim farkla peşlerinden gelen bir tekme ve avuç saldırısını vücudunu eğerek savuşturdu.

Bir saniye içerisinde verebildiği tüm karşılık da bu kadardı zaten… Geri kalan 35 darbe tam anlamıyla hedeflerini buldu.

“Aahhh!”

Genç adam acı dolu bir haykırışla birlikte etkisiz bir kum çuvalı gibi fırlatıldı. O kadar basit ve güçsüz görünmüştü ki iblis klonları bile kısa bir süre duraksayarak şaşırdılar.

Onlara da hak verilmeliydi. Sonuçta uzun bir süredir korkunç ejderhalar gibi ortalığı kasıp kavuran ve rakiplerini uçuran Karen’in görüntüsü oldukça beklenmedik şekilde aciz kalmıştı…

Onun yürek parçalayan savruluşunu izleyen İblis Duhan bile şaşkınlığını gizleyemedi.

“Uçmayı beceremeyen şapşal bir kuş gibi görünmüyor mu? Oh? Düştüğü yer avcıların tam ortası… Yüce Araf aşkına, bu sefer daha görkemli uçuyor! Mmm, mmm… Sanırım güleceğim… Pfft. Wahahahaha!”

---

Harp Dağı’nın 3.Seviyesinde kayalık bir bölge…

Alandaki belli bir bölge sivri kayalıklardan ve düzensiz çıkıntılardan arındırılarak düz bir zemine çevrilmiş görünüyordu. İnsan eliyle düzeltilen bu küçük bölge birkaç ev inşa edilmesiyle tuhaf bir görünüme kavuşmuştu.

Çevresi yaşanmak için zorlu koşullara sahip gibi görünse de gerçekte kimsenin burada yaşamak gibi bir amacı yoktu. Doğal olarak Harp Dağı, söylendiği gibi bir harp bölgesiydi.

Bölgenin sahibi olan takım üyeleri için yapılan evlerin geneli boştu ve takım üyelerinin çoğu hali hazırda dışarıdaydı. Birkaç genç rahat tavırlarıyla sohbet ediyor, bir kısmıysa kendi aralarında savaş eğitimine benzer güreşlere tutuşmuş vaziyetteydi.

Benzer görünümlü evlerden farklı olan ve basitçe daha büyük görünen merkezdeki evin hemen yanında uzun bir direk bulunuyordu. Ucunda asılı kırmızı renkli kumaş onun bayrak direği olduğu anlamını taşıyordu.

Kırmızı bayrağın orta kısmına vahşi görünümlü ve kükreyen hali resmedilmiş bir kaplan figürü işliydi.

Karen eşsiz eğitimiyle boğuştu sırada, bayrağın hemen yanında bulunan ve büyükçe bir kayadan yontulmuş gibi görünen eve doğru tüm hızıyla koşan uzun boylu genç bir adam dikkat çekiyordu.

Çevredeki diğer genç uzmanların ilgili bakışlarını üzerine çekmesine rağmen hiç yavaşlamadan evin kapısına varan genç adamın gözlerinde korku izleri açıkça seçilebiliyordu. Sürekli arkasını kontrol etmesine bakılırsa birinin onu takip etmesinden ürküyormuş gibiydi.

Nefeslendikten sonra evin içine doğru saygılı ama aceleci bir sesle konuştu.

“Kıdemli kardeşim Lei Sheng, görüşmemiz lazım? Acil bir mesele var!”

Aynı anda evin içinden duygusuz ve sinirli bir erkek sesi yükseldi.

“Gao? Bu ne haddini bilmezlik! Sadece 2.Kıdem çöp yetişiminle buraya gelebileceğini kim söyledi? Bana saygısızlık yapmaya cüret mi ediyorsun?”

Uzun boylu gencin azarlanışını gören diğer gençler gülüp alay ederken onu daha fazla umursamayıp kendi sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler.

Gao ise ahşap kapıya doğru eğilerek saygıyla seslendi.

“Buna cüret edemem, kıdemli kardeşim. Lütfen söyleyeceklerime kulak ver.” Sesini zor duyulur bir fısıltıya düşürdükten sonra devam etti. “Siyah Yağmur meselesiyle ilgili…”

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1122

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 677

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 123

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 117

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17410 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23463 Bölüm Sayısı


creator
manga tr