Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

KAREN - Bölüm 87 - Siyah Gök Sarayı


 

Asil Ay bölgesine, savaş henüz sonuçlanmış olmasına rağmen çocuksu bir bayram havası hâkimdi. Şimşek Köşkü sadece bir saat kadar önce geri çekilmişti. Asil Ay’ın üyeleri ise savaş sırasında yaralananları toplayarak tedavi etmiş ve bir araya gelmişlerdi.

Kalabalık genç nesil, yaralarını bile görmezden gelip kahkahalar eşliğinde sohbet ediyordu. Bu mücadelelere alıştıkları için ağır olmadığı sürece yaralanmayı kafaya takmıyorlardı.

Bu sırada haberi alan ve savaş sırasında dışarıda bulunan tüm takım üyeleri de çoktan dönmüştü. Otuzdan fazla savaşçı yüksek bir gürültüye neden olsalar da asıl konuşanlar sadece iki kişiden ibaretti.

Bu ikili yardımcı lider Hun’un ekibindeki gençlerdi ve dolayısıyla Karen’in, Şimşek Köşkü’nün nasıl tek başına bertaraf ettiğini anlatırken heyecanla açılan ağızlarından tükürükler saçmakla meşguldüler.

Kalanların tamamı normalde alaya aldıkları bu iki güçlü ‘şapşal’ın ağzından çıkanları şaşkınlıkla dinliyordu. Dinledikleri hikâye masallara konu olacak kadar absürttü lakin hiç biri şüphe duyuyormuş gibi görünmüyordu.

Tek elle sekiz kişiyi mi etkisiz hale getirdi? Şimşek Köşkü’nün Gök Gürültüsü lakaplı lideri Frain’in korkudan titremesine ve savaşmadan yenilgiyi kabul etmesini mi sağladı? Birbirlerine bakarken bu hikâyeden etkilendiklerini ve hiç şüphe duymadıklarını görebiliyorlardı.

3.Kıdem Rakipsiz, Wang Yao’yu yenebilen bir uzman bu hikayeden çok daha absürt değil miydi? Ancak doğruydu! Bunu başarabilen birisinin karşısında, Frain’e sadece topuklarını kıçına değdirerek kaçmak düşmez miydi?

Ayrıca neyin doğru olduğunun da bir önemi yoktu zaten. Sonuçta aldıkları zaferde şüpheye yer yoktu ve yarından itibaren ruhsal öz konusunda çok daha zengin bir bölgeye yerleşeceklerdi. İşte bu her birinin heyecanlanmasına ve keyiflenmesine neden olmaya yeterdi.

Dışarıda bu şamata yaşanırken Asil Ay’ın ahşaptan yapılma konaklarından birinde başka bir grup sohbet etmekteydi.

Gösterişsiz ve basit bir masanın etrafında Mior, Hun ve Ting’er’in yanı sıra yeni takım üyeleri olan Karen, Ranmin, Adein ve Aleria oturuyordu.

Geldikleri gibi, bir savaştan henüz çıktıklarını ve Karen’in yaptıklarını öğrenen Ranmin, Adein ve Aleria şok olmuştu. Ranmin hala inanmakta güçlük çektiğini gösteren bakışlarla Karen’e bakıyordu.

-Hiç savaştan çıkmış gibi görünmüyor ki? Sanki kısa bir yürüyüşten dönmüş gibi… Yoksa yine mi güçlendi! Lanet olası, biraz yavaş gitsen ölür müsün!!?- Ranmin rakip olarak gördüğü Karen’in aradaki farkı sürekli açtığını hissederken dişlerini sıkmakla yetindi. Rekabetçi ruhu ağır yara almış gibiydi…

Mior ise ondan çok daha ruhsuz görünüyordu. “Savaşçı dostum, sen… Frain’in teklifi konusunda ne düşünüyorsun?”

Mior’un canını sıkan konu buydu. İşgüzar herif ayrılmadan önce utanmazca Karen’in kendi takımına katılmasını istemişti… Sağlayacağını iddia ettiği iltimaslar ise aşırı yüksekti. Öyle ki aynısı Mior’a yapılsa kendi takımını dağıtıp onlara katılmaya istekli olup olmayacağı konusunda kararsızlık yaşardı.

Bunlardan en önemlisi ise, takımın aylık kazandığı Başarı Puanlarının yarısını vermeyi teklif etmiş olmasıydı! Bu gerçekten aşırıydı… Kalan herkes bir yarıyı paylaşacakken geri kalan puanların tamamı Karen’e ait olacaktı. Lider olmak bile bu kadar kazançlı değildi.

Karen’i kaybedebileceğini düşününce geleceğe dair tüm umutları silinmiş gibi hissetti. Bunun dışında Şimşek Köşkü’nün bölgesinde Karen olmadan iki günden fazla dayanamayacağından emindi.

Bunları düşündükçe ruhu bunalıyordu. Ancak Karen, kalbinin tekrar yaşam gücüyle atmasını sağladı.

“Endişelenmene gerek yok, kardeşim Mior. Asil Ay takımına katılacağımı bir kez söyledim zaten. Ayrıca başarı puanlarına da şimdilik ihtiyacım yok. İhtiyacım olursa kendim ele geçirebilirim.”

Karen başarı puanlarını ele geçirebileceğini söylediğinde Mior, Hun ve Ting’er aynı anda yutkundu. Onların düşüncesine göre Karen çoktan diğer takımları ezme planları yapıyormuş gibi görünüyordu. Ancak genç adam bunları söylerken, Mior’un ona gereğinden fazla miktarda maaş ödemesine gerek olmadığını ima etmek istemişti.

Karen diğerlerinin onu yanlış anladığını fark etmeksizin aklında bilinçsizce çok daha kibirli cümleler kurmaktaydı.

-Düşündüğüm gibi, 2.Kıdem seviyesindeki rakipler bana savaş deneyimi kazandırmayacak. Anlaşılan şu dış görevleri denemem lazım. En azından görevler sayesinde Harp Dağı’ndaki kadar kısıtlanacağımı sanmıyorum. Öyle olsa bile en azından dış dünya tecrübesi kazanabilirim!-

“Hoho? 2.Kıdem savaşçılar senin için yetersiz öyle mi? Gerçekten de büyüdün ha? Küçük iblis…”

Ustasının alaycı sesi zihninde yankılandı. Genç adam içine doğan hayırsız bir hisle birlikte karşı çıktı.

“Söylediklerimi çarpıtma!! Kimseyi yerdiğim falan yok.”

“Hahaha! Merak etme velet, söylediklerinde bir yanlışlık yok! Buradaki bebekler bütünüyle yetersiz… Lakin, ustan sana ne zaman en doğrusunu öğretmedi? Gerçekte deneyimli ve güçlü bir 2.Kıdem savaşçı sana karşılık verebilecektir, dolayısıyla kimsenin karşına çıkamamasındaki ana etken sahip olduğun teknikler ve tükenmeyen ruh gücün!

Yüce ustan, gece olduğunda sana bu konuda bir ders verecek. Ruh gücünü ve tekniklerini kullanman yasak! İlk eğitimindeki gibi…

Etten vücudunun gücü katlandığı için iblis klonlarıma eş olduğun söylenebilir. Bu yüzden sana öğreteceğim, 100 kişilik iblis ordusunun kuşatmasını!! Wahahaha! Sende eğlence için sabırsızlanıyor musun?”

“100 mü! Kafayı yedin artık değil mi!? Sadist, psikopat ihtiyar! Eğitim falan verdiğin yok senin! Tek istediğin canımı yakmak! Umarım ruhun lanet bataklığına kapılır!”

Bilinç denizi, karşılaştığı en büyük zalim olan ustasına küfürler yağdırırken Ranmin’in seslenmesiyle kendine geldi.

“K-Karen? İyi misin?”

Karen öfkeyle aurasını saldığını fark edince hemen kendini toparlayıp kasvetli bir gülümseme takındı. Aleria ve Mior kısmen sakinliklerini korusalar da diğerleri için aynı şey söylenemezdi. Birkaç saniyelik baskı hepsini ter içinde bırakmaya yetmişti.

Onun ruh gücü diğerleriyle aynı kulvarda olabilirdi lakin saflığı ve derinlerinde gizli olan antik tuhaf bir hissiyat yüzünden sanki bir üst alemden geliyormuş gibi bir baskı oluşturuyordu.

Karen hızlıca özür diledi. “Kusura bakmayın. Önemli bir şey değildi. Benimle bir işiniz yoksa müsaadenizle geri döneceğim.”

Mior, burada gelişim yapabileceğini hatta onun yararına olacağını söylemek istediyse de üstelemedi. Karen’in onda yarattığı algı böyle ufak tefek faydaların onun gözünde değersiz olduğuydu.

“Savaşçı dostum, dilediğini yapmakta özgürsün. Yarın çocuklarla küçük bir kutlama yapmayı düşünüyorum. Hem siz yeni üyelerin diğerleriyle kaynaşması için iyi olacaktır. Vaktin olursa uğramalısın.” Mior ona emir vermeyi aklının ucundan bile geçirmeden açıkladı. Aksine o bir şey isterse elinden geleni yapacağı kadar minnet doluydu.

Sadece bir zafer sayesinde oluşan bir minnet değildi tabi ki. Bilinmeliydi ki, burada kazandıkları ve kazanacakları başarı puanları sayesinde aldıkları tüm hazine ve malzemeler onların şahsi malı oluyordu.

Mior’un kazancı az değildi. Bilhassa kendi yetişimi için harcadıklarının yanı sıra kalanları kendi ailesine yardımcı olup gelişmesini sağlayabilecek ürünleri almak için kullanıyordu.

Yani her zafer ve kazanç ailesini destekleyip güçlendirmesine önayak olan şeylerdi. Bu sadece onun için değil diğer orta veya alt düzey ailelerden gelen gençler içinde geçerliydi. Bu neden sayesinde Karen’e minnet duymaması mümkün değildi.

Karen ise akşam başına gelecekleri düşünürken sadece zayıfça gülümseyip kafa sallamakla yetindi. Boşluğa düşmüş gibi ruhsuzca kendi evine doğru yola koyuldu.

 

***

 

Sayılamayacak kadar çok insan, iblis ve canavarın bilmekten aciz olduğu ve belki de ömürlerinin sonuna değin öğrenemeyecekleri, akıl almaz uzmanların bulunduğu düzlemlerden birinde uzanan muazzam büyüklükteki boş bir kıta…

Sessizliğin hüküm sürdüğü sonsuz toprak parçası üzerinde, doğunun bir ucundan veya batının diğer ucundan rahatça görülebilen akıl almaz bir dağ yükseliyordu. Bulutları delip uzaya tırmanıyormuş gibi görünen bu görkemli dağın en dikkat çeken kısmıysa kendisi değil, üzerine inşa edilen simsiyah saraydı!  

Öylesine büyüktü ki o devasa dağı, eteğinden orta kısımlarına kadar kaplıyordu. İçinde milyarlarca insan konaklayabilirmiş gibi görünüyordu.

Aksine, sayısız ihtişamlı kulenin yükseldiği bu siyah saray, kıtadan bile daha sessizdi. Karanlık ve kasvetli koridorları, devasa salonları, odaları veya avluları hiçbir yaşam formu barındırmıyordu.

Ancak aniden, bu uçsuz bucaksız salonlardan birinde kurulu demirden tahtın üzerinde bir silüet belirerek maddeleşti.

Otuz metre civarındaki boyu ile bir dev olduğu gözden çıkarılırsa insana benziyordu. Siyah saçlara sahip orta yaşlı bir adamdı. Sıradan yüzündeki tek fark ise alnında bulunan yeşil renkli taç benzeri dövmeydi.

Kafasını çevreleyen bir haleyi andıran bu taç cildine işlenmiş vaziyetteydi. Tam ortasında bulunan tek bir yaprak deseni ve yeşil rengi haricinde Karen’in alnında beliren armaya çok benziyordu.

Onu her türlü varlıktan ayıran asıl şeyse bunlardan hiç biri değildi. Etrafa hiçbir ölümlünün yaklaşamayacağı bir aura saçıyordu! İstemsizce yayılan bu saf güç karşısında bir Yeryüzü Efendisi bile yeni doğmuş çocuk gibi kalakalırdı.

Adamın umursamaz ve bıkkın bakışları boşluğa bakıyormuş gibiydi. Bir süre sessiz kaldıktan sonra homurdanır gibi fısıldadı.

“Zagen!”

Kısa bir süre sonra tahtın hemen ilerisinde bir başka figür belirdi. Devin boyutları karşısında ufacık görünen bir karınca gibiydi. Ayrıca silueti belirginleşmiyordu. Ruhsal bir gölgeyi andıran görüntüsü saydamdı.

Bedeni kısmi olarak kararsız şekilde bir görünür oluyor bir an sonra hafifçe silikleşiyordu. Bir üflemeyle yok olacak gibiydi.

Hafifçe seçilebilen altın bir maske takan bu figür anında diz çöküp saygıyla başını eğdi.

“Yüce hükümdarı selamlıyorum.” Sesi de görüntüsü gibi belli belirsiz duyuldu.

Yüce hükümdar denilen adam elini savurup söylendi.

“Parvana’nın ruh mirasını alan çocuğu bulabildiniz mi?”

“Affınıza sığınarak, hala aramaların sürdüğünü bilmenizi isterim. İnsan dünyası baştan sona araştırıldı ve askerlerimiz kalıcı olarak farklı noktalara yerleştirildi. Kesin bir sonuca ulaşamamakla beraber, 134 şüpheli mevcut.”

Yüce Hükümdar’ın ifadesi değişmedi.

“Onlar bulamadığı sürece, ne zaman ele geçireceğinizin bir önemi yok! Aksi yaşanırsa… Hımh!” Sert bir nefes vermesiyle akıl almaz bir aura dört bir yana yayıldı.

Muazzam bir güçle çarpan dalga misali devasa sarayı sarsan bu güç, ruh gücüne bile benzemeyen şekilsizliğe ve görünmezliğe sahipti.

Diğer gölgevari figür bu güç karşısında silinip tekrar gölge şekline geri kavuştu.

Sesi korkusunu yansıtıyordu. “Emrettiğiniz gibi olacak, hükümdar!”

“İyi. Araştırmaların ne durumda?”

Altın maskeli figür çabucak açıklamaya koyuldu. “Kısmi bir başarı yakalamayı başardım efendim. Birkaç küçük yerleşim yerinde deney yapmak için izninizi istiyorum.”

“Hımm, bu yerleşim yerleri hangi birliğe ait? Bize mi yoksa şu antik paçavralara mı?”

“Merak etmeyin efendim. Gelişimcilerin yaşadığı şehirlerin işinize yaradığının farkındayım. Dolayısıyla elimizdekilerin zarar görmesine müsaade edilemez! Kullanacağım yerler kimsenin emrinde olmayan küçük ve sıradan bölgeler olacak. Onların korumasındaki şehirlerde çalışmaksa açığa çıkmamıza neden olabilir.”

Yüce Hükümdar biraz düşündükten sonra konuştu. “Mantığa uygun. Kimsenin yaptıklarını öğrenmesine izin verme! Arkanda kanıt bırakmamalısın. Yakalansan bile bizimle ilişkili olduğun açığa çıkmamalı.

Şuan ki savaş lehimize, Şeytanlar veya Yaratıklar biz insanlardan uzak kalmayı seçtiği için durum pek karışık değil. Lakin onları kızdırır ve taraf olmalarına neden olacak bir şey yaparsan neler olacağının farkında mısın?”

Bakışlarına düşen ciddiyet, altın maskeli adamın gölge benzeri figürünün bile titremesine neden oldu.

“Sorun olmayacak efendim. Dışarıda bağımsız bir gelişimci olarak tanınıyorum. Yaptıklarım açığa çıksa bile bela sadece bana mahsus edilecektir.”

Yüce hükümdar başını onaylarcasına salladıktan sonra emrini verdi. “Hizmetin ödüllendirilmeli. Siyah Gök’ün merkezine git ve bir tane Ölümsüz Ruh Hapı al. Araştırmalarında başarılı olabilir ve gelişimci şehirlerini bize ait yapabilirsen, doğal olarak çok daha iyi ödüller alacaksın.”

Altın maskeli adamın belirsiz silueti hemen secde ederek keyifle söylendi. “Cömertliğiniz için teşekkür ederim, Yüce Hükümdar!”

“Çekilebilirsin.”

Altın maskeli, Zagen isimli adam heyecanıyla birlikte ikiletmeden kayboldu.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 661

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16647 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22392 Bölüm Sayısı


creator
manga tr