Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

KAREN - Bölüm 83 - Şimşek Köşkü Gelir!


 

 

Harp Dağı, Asil Ay bölgesi…

Neredeyse bir kilometrekarelik geniş alanın merkezi böcek seslerinden bile mustaripken sınır kısımları bunun tam tersi bir karışıklıkla boğuluyordu.

Üç farklı bölgede çıkan çatışmalar adeta devasa orduların savaşına benzer yıkıma neden oluyor ve çevredeki ağaçlar köklerinden ayrılıp fırtınaya kapılmışçasına savrulmak zorunda bırakıyordu. Yerden havalanan toz bulutları kahverengi bir pusa dönüşmüş gibiydi.

Güney tarafı,

Diğer iki bölgeye göre çok daha ılımlı bir mücadele yaşandığını söylemek mümkün olsa da hala savaşın çapı geniş bir bölgeyi tarumar ediyordu.

İki karşı güç aynı görünen bej renkli öğrenci kıyafetleri giyinmişlerdi ancak grupların her biri düşmanları konusunda netti. Herhangi bir karışıklık yaşanması mümkün görünmüyordu. Öte yandan zaten onları farklı kılan takım rozetleri vardı.

Ağ benzeri bir yıldırım simgesinin işlendiği siyah oval rozetlere sahip 7 genç savaşçı ileriye akın ederken, gözlerindeki vahşilik dikkat çekiyordu. Biraz daha geride yatan ve yoldaşları oldukları belli olan iki genç adamaysa yardımcı olmayı düşünmüyor gibiydiler.

Kükremeler ve küfürler eşliğinde, gerilla taktiği kullanarak sürekli kaçan düşmanların peşinden sel gibi akmaktan başka bir düşünceleri yoktu.

Diğer taraftaysa daha sakin ancak çaresiz görünümlü dört gençten oluşan, temkinli tavırlarıyla zikzak çizerek belli bir daire etrafında dönen Ting’er’in grubu vardı.

Kısa boylu esmer tenli genç kadın terden sırılsıklam olmasına rağmen nefes alış verişleri düzenli, bakışları soğuktu. Aslında bir nebze keyfinin yerinde olduğu da söylenmeliydi.

-Hımh! Bir bizden iki onlardan… Gayet uygun!- düşüncesi buydu.

Bu sırada, ter yüzünden kıvırcık saçları kafasına yapışmış toy görünümlü bir çocuk yakına gelerek söylendi.

“Büyük Abla, bu koşturmacaya uzun süre dayanamayız!”

Ting’er soruyu duymamış gibi öfkeyle kükredi. “Bir daha bana Büyük Abla demeye cüret edersen, seni şu salakların önüne atarım!”

Genç çocuk çabucak ağzını kapatıp yutkundu. Ting’er’in boyuna atıfta bulunan yasaklı lakabını ağzından kaçırmak için çok saçma bir yerde olduğunun farkına varmış gibiydi.

“Hehe, özür dilerim Ting’er! Pekâlâ, ne yapacağımızı söyle hemen… Bunlar yorulmak nedir bilmiyor!”

Ting’er soğuk bakışlarını arkaya çevirip oldukça geriden koşturan ve gergedan sürüsünü andıran yedi kişiyi süzdü.

Akabinde ince ve duyulması zor bir ıslık çaldı. Peşi sıra yakınlarda oldukları belli olan bir erkek ve bir kız hızla yanlarına gelmişti. İkisinin de koşmaktan ne kadar yoruldukları belli oluyordu.

Ting’er koşusuna hiç ara vermeden üç grup üyesine emirlerini iletti.

Kısa sürede dörtlü tekrar dağılmıştı.

Arka tarafta kazandıkları ivmelerini yavaşlatmadan koşan yedi kişi de yorgun görünüyor lakin vazgeçmek nedir bilmiyorlardı. En önde ilerleyen neredeyse siyah tenli iri yarı genç, alaylı bir gülümsemeyle kükredi.

“Asil Ay’ın Büyük Ablasını hep merak etmiştim! Gerçekte kaçmaktan başka numarası olmayan bir sincap olduğunu kim bilebilirdi ki! Hahaha!”

Takım üyeleri alaylı kahkahalarıyla destek çıktıkları sırada boşluğun orta yerinden ürkütücü sarı bir ışık fırladı.

-Fiiuvvv!-

Müthiş hızlı bir ok görüş açısına girdiğinde koyu tenli genç irkilerek çekildi. Ne kadar çevik olduğunun bir önemi yokmuş gibiydi. Aşırı sayılabilecek ruh aurasıyla güçlendirilmiş ok, adeta bir mızrak gibi hava yarıp geçti.

Genç adam omzunu santimlerle sıyıran okun geçişini bir anlık görmüş olsa da o an kalbinin korkuyla kasılmasına yetmişti.

O kurtulabilmişse de hemen arkasından takip eden takım arkadaşı, koyu tenli gencin manzarayı kapatan vücudu yüzünden tehlikeyi çok geç fark etmişti. Mızrak gücüne sahip ok çoktan göğüs hizasında ortaya çıkmıştı!

“S-Siktir!”

Genç elindeki kalkanı biraz yukarı çekmek içi çok az olan süreyi zar zor değerlendirebilmişti. Kaçınma şansı olmadan ok kalkana gülle gibi çarptı.

-Bang!-

Darbeyi karşılan genç adam meteor misali geri fırlatıldı. Hali hazırda ileriye doğru tüm gücüyle koşan vücudu ters istikamette böylesine güçlü bir etkiye maruz kalında normalin birkaç katı daha sert darbe yemiş gibi görünüyordu. Henüz yere düşme fırsatı bulamadan ağzına gelen kan çenesinde aşağı sızmıştı bile. Yere çakıldıktan sonra felçli gibi kalakaldı.

Geriye kalan 6 kişi manzara karşısında dehşetle yutkundu. Böylesine güçlü bir okun o ufacık kızdan çıktığını daha önce görmeseler asla inanmazlardı. Başka bir becerisi olmadığını teyit etmelerine rağmen okçuluğu onları ürkütmeye yetmişti.

Sırf bu yüzden, daha doğrusu ilk karşılaşmaları sırasında yaşadıkları ok yağmuru nedeniyle grubun çoğu üyesi elinde basit kalkanlar taşımaya başlamıştı. Tamamen bilincini yitiren takım arkadaşlarına bakarken kalkan taşıdığına şükretmeli diye düşündüler. Aksi takdirde o ok, sıradan insan vücudunu kâğıt gibi delip geçmez miydi?

Koyu renkli geç korkusunu hızlıca bastırıp öfkeyle kükredi.

“Lanet kaltak! Bizi öldürmeye mi çalışıyorsun?!”

Öfkeden yüzündeki damarlar belirginleşmişti. Bu kaltak sincap öyle oynamak istiyorsa ona istediğini verecekti!

Takım arkadaşlarına doğru hışımla söylendi. “Tüm gücünüzle koşun! Onları 10 dakikada yakalayamazsanız hepinizi bizzat ben döverim!”

Onun öfkesini iliklerine kadar hisseden grup tüm güçleriyle ileriye atıldılar. Anında hızları iki katına çıkmış gibiydi. Biraz önce gergedan sürüsü oldukları söylenmişse şimdi boz ayılardan oluşan emsalsiz bir çeteyi andırıyorlardı!

Kısa bir kovalamanın ardından ne kadar aptal olurlarsa olsunlar görüş mesafelerinin gittikçe düştüğünü ve bunun doğal olmadığını anlayabilmişlerdi. Aralarından biri söylendi.

“Bir haltlar karıştırıyorlar…”

Yine de hız kesmeyi düşünmedikleri belliydi ve sadece birkaç kısa saniyenin ardından çevrelerini gri bir bulut sarmış gibi hissettiler.

Açıkça yoğun bir sisin orta yerine ayak basmış gibiydiler.

“Bir şey göremiyorum!”

“Aptal, sis yüzünden! Hiç birimiz göremiyoruz!”

“Büyük kardeş, onların auralarını da hissedemiyorum?”

Hepsi aynı sorundan mustarip olarak yavaşlayıp durmak zorunda kaldı. Ciddiyetle etraflarına bakarken kaşlarını çattılar. Sis adeta gri bir denize dönüşmüştü. Ne bir şey görebiliyor nede Ting’er’in grubunu hissedebiliyorlardı. Öyle ki yönlerini bile şaşırmış hissettiler.

Küçük grubun lideri görünümlü genç adam öfkeyle mırıldandı.

“Değersiz bir engel! Kaçıp kurtulmaya çalışıyorlar!”

Kendince durumu açıkladıktan sonra rakiplerinin duyması için bağırdı.

Sis sizi saklayamaz! Birazdan eli-” Fakat daha cümlesi bitmemişti ki artık alıştığı o lanet okun sesini duydu.

“Kalkanları kaldırın!”

Emrini verdiği gibi ilk ok geldi, peşi sıra ardı arkası kesilmeyen oklar yağmaya başladı. Sadece bu da değildi elbette dört bir yandan oklar, fırlatma bıçakları ve tuhaf iğneler çıkageliyor ve nefes alma şansları olmadan savunma yapmak zorunda bırakılıyorlardı.

Şanslarınaydı ki bu saldırılar hedef gözetmiyor gibiydi. Anlaşılan onlarda sadece Şimşek Köşkü’nün grubunun yerini yaklaşık olarak bilerek gelişigüzel saldırıyordu.

Koyu tenli genç adam öfkeyle savunma yapmaya devam ederken daha fazla bodoslama saldırmaması gerektiğini yeni anlamıştı. Ki bu sırada bir adamı daha yere kapaklanmıştı!

Aradaki güç farkına rağmen rakip bir kişi eksilmişken onlar çoktan dört kişiyi geride bırakmıştı! Bu gerçekten sinirlerini bozuyordu. Daha fazla umursamamazlık edemeyeceğini anlamıştı.

Mantıklı bir fikir oluşturmak için uzun zaman harcadı. “Saldırıların güzergâhlarını takip edin!”

Kısa süre sonra hazırlığını bitiren grubuna yeni emirlerini verdi. “Bütün güç ve hız tılsımlarınızı aktif edip saldırın! Hiç biri kaçmasın. Doğduklarına pişman edin onları!”

Grup üyelerinin her birinin elinde, tuhaf rünlerin kazınmış olduğu küçük kâğıt parçaları belirdi. Hiç vakit kaybetmeden tüm tılsımlar aktifleştirildi. Şimşek Köşkü üyelerinin etrafı değişik renkli auralarla sarılmıştı ve ruh güçleri patlamış gibi yükselmeye başladı.

Lider emrini beklenmedik bir fısıltıyla verdi. “Saldırın!”

Rakipleri çoktan bölüşen grup meteor misali farklı yönlere fırladılar. Koyu tenli genç adam ise tek başına belli bir yöne doğru durdurulamaz bir kaya gibi uçtu.

---

Ting’er boyu kadar bir kayanın üzerine pozisyon almış ve yalnız başınaydı. Tükenmek bilmeyen okları boyut yüzüğünden dışarı fırlıyor ve genç kız ise sorunsuz bir fabrika gibi elinde beliren bu oklara ruh gücünü katarak belli bir hedefe doğru ateşliyordu.

Ancak biraz önceki haline göre çok daha yorgun haldeydi. Derin nefesler alırken göğsü şiddetle yükselip alçalıyordu. Gözlerini katlarca keskin hale getiren bir ruh yaratığıyla anlaşmalı olduğu için okları hedefini çoğu zaman bulan oklar atabiliyordu. Lakin ruh gücü çoktan tükenmeye yüz tutmuş olmasının yanı sıra sis yüzünden o bile hedefi göremiyordu.

-Şükürler olsun ki bunlar bir grup salaktan başka bir şey değil.- Diye mırıldandı. Eğer belli bir yöne taarruza geçmiş olsalar karşılarına çıkan her takım arkadaşının yok edileceğinden emindi.

Bunları düşünürken aniden irkildi.

“Çarpışma sesleri durdu mu?” Gerçekten de okların ve bıçakların sürekli kalkanlarla buluşmasıyla çıkan metalik ses kesilmişti.

“Hepsini indirmiş olabilir miyiz?” Bu düşünce aklına geldiğinde hoş bir sürprizle karşılaşmış gibi hissetti. Bu kadar kolay olacağı hiç aklına gelmezdi!

Yine de körü körüne bu fikre kapılmayacaktı. Yakınlaşıp kontrol etmeye karar verdi. Vücudu yorgunluktan düşecek olsa da iradesi her zaman dikkat çekiciydi. Yavaşça diz çöktüğü pozisyonu bozdu ve ayağa kalktı. Bir şeyler görebilme umuduyla ruh yaratığının gözlerini kullandı.

Siyah irislerin çevrelediği göz bebeğinin hemen yanında bir tane daha belirdi. Ansızın sayı dört oldu. Artık dört çift göz bebeğine sahipti ve sıradan bir insan için imkânsız bir keskinlikle görebiliyordu.

Hoş bir sürprizle karşılaşmak istemesine rağmen gözlerinin değişmesiyle sadece beş metre ilerisinde bir karaltının ortaya çıkması bir oldu. Ortaya çıkan karaltının ruh aurası bile aynı anda hissedilebilir olmuştu. O kadar hızlı hareket ediyordu ki ansızın kayanın önüne ulaşmış ve biraz önceki koyu renkli iri yarı genç adam olduğu ortaya çıkmıştı.

Adamın gözlerinde eşsiz bir öfke ve tatmin hissi aynı anda belirdi.

Ting’er sakinliğine rağmen düşmanı dibine girdiğinde korkuyla irkilmeden edemedi. Otomatik bir tepkiyle yayı düşmanına çevirdiği sırada, rakip boş durmadı.

“Seni geberteceğim küçük kaltak!” İri genç patlayıcı aurasıyla birlikte önündeki kayayı yumrukladı.

-Bangg!-

Koca kaya sanki çürük bir odun parçasıymış gibi parçalanıp dağıldı.

Ting’er yorgunluktan veya şaşkınlıktan tepki vermekte geç kalmıştı. Dengesini kaybedip geriye doğru yuvarlandı!

Yere düşerken bile zihni basitçe olsa da düşünmeye devam ediyordu. Anında yayı ortadan kaybolup iki elinde de kısa bıçaklar belirdi. Sırt üstü düştüğü yerde acıyla suratını buruşturup hızla ayağa kalktı.

Lakin rakip çoktan karşısına dikilmişti. Adamın vücudunun bir kısmını kaplayan keskin pulları görünce Ting’er düşmanın tüm gücüyle saldırdığını anlayabilmişti.

Adamın devasa vücudu yüzünden genç kız büyük bir ağacın altında gölgeleniyormuş gibi görünüyordu. Ancak o rahatlıktan eser yoktu. Çünkü genç adamın yumruğu gökten düşen bir meteor gibi inişe geçmişti.

Ting’er kalbi soğudu. Böyle bir güç karşısında ölmeyecek olsa da kemiklerinin un ufak edileceğinin farkında olarak tüm gücüyle yuvarlandı.

Genç adamsa boşa giden yumruğunu aralayıp yuvarlanan kıza uzandı ve ayak bileğinden yakaladı.

Ting’er neredeyse ayak bileğinin kıracak bir kuvvetle yakalandığında anında tepki gösterdi. Küçük vücudunu oldukça zor görünen bir şekilde kıvırıp düşmanın koluna tekmeler yağdırmaya başladı.

Manzara küçük bir kedinin iri yarı bir insanla boğuşmasına benziyordu. Gerçekten de genç kızın tekmeleri sonuç alamıyordu. Bu yüzden elindeki bıçaklardan birini adamın bileğine doğru savurdu.

Bıçağın keskin yüzü, adamın bileğini saran pulların üzerinden kayıp gitti. İki demirin sürtüşmesine benzer bir ses çıkarmaktan ileri gidememişti.

Adam, elinin altında amansızca mücadele eden kıza alayla sırıtıp havaya kaldırdı. Ting’er bedeni, şimdiye kadar hiç ulaşamadığı bir yüksekliğe çıkana kadar yükseldi. Peşi sıra adamın onu tüm gücüyle yere çarpmak istediğini fark edince soğuk bakışları öfkeyle seğirdi.

Korkmaktan ziyade aşağılanmış gibi hissediyordu. Zor durumdan kurtulmayı umursamaksızın havada dönerek elindeki bıçakları adamın yüzüne doğru sapladı.

Genç adamın gülümsemesi, suratına doğru kayan bıçakları görünce silindi. Sol kolunu kaldırıp bıçakların engellemeye çalıştı. Ancak sadece biri engellenmişti. Diğeri yüzünün sol tarafını boydan boya çizdi. İnce bir yaraydı fakat adam acıyla çığlık atıp amaçsızca, Ting’er’i eşya parçasıymış gibi tüm gücüyle aksi yöne savurdu.

Amaçsız olsa da gücü neticesinde kız kendi oklarına benzer bir hızla yere çakıldı. Öyle ki birkaç saniyeliğine gözlerinin feri sönmüştü. Bilinci hızla geri geldiğinde acıyla inledi ancak hala doğrulup kalkmaya çalışıyordu.

İçindeki ses yapabileceğini yaptığını ve kaçmasını söylese de genç kız soğukça gülümseyip yerinden ayrılmadı. Çünkü hala yapabileceği şeyler vardı, tek başına rakibiyle yüzleşemeyeceğini anlamıştı. Lakin göğsündeki rozetten bir sinyal almıştı.

Takım arkadaşlarından birisi hızla bulunduğu yere doğru geliyordu. Bu yüzden kaçmaya gerek yoktu. İki kişi olurlarsa karşısındaki lanet herifi oyalayabilir hatta yenebilirlerdi. Sonuçta adamın artan gücünün ve hızının tılsımlardan kaynaklandığını görebiliyordu.

Tılsımlar her ne kadar ekstra güç sağlayabilseler de güçleri tükendiğinde öncesinden çok daha beter bir duruma sokan yan etkilere maruz bırakıyorlardı. Bu süre boyunca dayansa zafer için büyük şansları olurdu.

Ancak aniden düşüncesi geride iz bırakmadan kayboldu. Rakibi olan adama benzeyen iri yarı üç erkek ortaya çıkmıştı.

Yeni gelenlerin hepsinde aynı rozet bulunuyordu. Şimşek Köşkü!

Genç adamsa, yüzünü buruşturan acıyı öfkeye çevirdi. Yeni gelen takım üyelerinin de ufak tefek yaralanmalar yaşadıklarını görebiliyordu ancak hepsinin gücü yerindeydi. Bunlar rakiplerini alt etmeye başaran kişilerdi. Kalan iki kişiyse ya yenilmiş ya da mücadelelerine devam ediyordu.

“Etrafını sarın, kaçmasına izin vermeyin! Gerisini bana bırakın…”

Yeni gelen üçlü ikiletmeden kızın kaçış yönlerine doğru yayılıp birer duvar gibi dikildiler.

Ting’er zar zor ayağa kalktıktan sonra etrafına bakınma gereği bile duymadı. Zaten durumu hiç iyi değildi. Göz kapakları yorgunluktan yarı kapanmış haldeydi ve bedeninin her yeri sızlıyordu. Her an devrilebilirmiş gibi görünüyordu.

Yine de onun için teslim olmak bir seçenek değildi. Sıradan halktan gelen birisi olarak güçlenmeye büyük önem veriyordu. Çünkü elinde olan ve yapabileceği tek şey güçlenmekti. Arkasında ona bakacak birisi olmadığından her gününü savaş eğitimi yaparak geçiriyor ve kendi kendini destekleyebilmek için güçlenmeye çalışıyordu.

Onca çalışmanın getirdiği azim ve gurur yüzünden, asil aileler tarafından beslenen bu adamların karşısında boyun eğmeyi kabul etmiyordu. Ya savaşırdı ya da yenilirdi, başka bir sonuç söz konusu değildi!

Her yardıma aç durumda olduğundan birkaç şifalı hapı çıkartıp yuttu. Kendisinin de hız konusunda birkaç tılsımı vardı ve en azından bu durumdan kurtulabilmek uğruna onları hazır etmişti.

Şuan ki önceliği zafer değil zaman kazanmaktı. Yardıma gelen takım üyesi bir yana düşmanların tılsımlarının güç kaybetmesi tek şansıydı. O an geldiğinde kendi tılsımlarını kullanıp duruma tam tersine çevirebilirdi!

İradesi takdire şayandı lakin bedeninin durumu tek bir adım atmayı bile zor bulurken üç güçlü savaşçıyla savaşmak pekte mümkün görünmüyordu. Buna rağmen öne doğru zorlukla bir adım attı. Sonra bir adım daha, açıkça koyu tenli genç adama doğru ilerlediği belliydi.

Adamsa, onun haline bakıp öfkeli bir kahkaha savurdu.

“Hala savaşmak mı istiyorsun? Seni sinsi kaltak, bacaklarını kıracağım ki sürünmeni görebilelim!”

Aniden ağaçların örttüğü derinlerden kemik donduran soğuklukta bir aura yayılmaya başladı. Ting’er dâhil herkes, tüylerini diken diken eden auranın geldiği noktaya baktı.

Aynı yerden keskin bir ses hepsinin kulaklarına ulaşıp çınlamalarına neden oldu.

“Buna cesaret edebilir misin?”

 

 


84.Bölüm henüz hazır değil, yarın gelir.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17363 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23484 Bölüm Sayısı


creator
manga tr