Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

KAREN - Bölüm 82 - Asil Ay


 

Karen yukarı doğru hafif eğimli yokuşu tırmanırken aynı zamanda Hairen’den aldığı ruh kristallerini kontrol etti.

“Sadece 30 tane mi? Cimri!”

Sayıdan memnun olmasa da durduk yere gelen kazanç konusunda açgözlü davranmanın lüzumu yoktu. Genç adam keyifli ifadesiyle bakışlarını kaldırdı ve manzaraya doğru çevirdi.

Doğanın her halini barındırıyormuş gibi görünen heybetli dağ, içinde dönen mücadeleyi gizleyen uzun ve geniş ağaçlarla çevriliydi. Yine de biraz daha öteden başlamak üzere geniş aralıklar ayrılmış küçük yerleşim bölgeleri seçilebiliyordu.

Kaba kaya parçaları ve sağlam tomruklar kullanılarak yapılmış basit ve küçük evlerden oluşan ufacık köylere benziyorlardı. Bu küçük çaplı bina dizileri tabi ki çevresindeki bölgeyi sahiplenen takımlara aitti.

Karen etrafına dikkatle göz gezdirirken önündeki geniş patikadan ayrılmamaya özen gösterdi. Bunu yapmasının nedeni, devasa dağdaki tek güvenli noktaların bu patikalar olmasından kaynaklanmasıydı.

“Buradaki kuralları koyan kim? Ciddi ciddi, isteyen istediğine saldırabiliyor mu?”

Karen öğrendikleri karşısında şaşırmadan edememişti.

Gözler görülür bir düzen olmadan herhangi bir takım, günün herhangi bir saati size taarruza geçebilirdi! Bunlar iki ordu arasında geçen savaşlardan tamamen alakasızdı. Krallıklara göre temel alınırsa, buradaki tüm takımlar ve onlara ait topraklar tam anlamıyla krallık gibiydi ancak aradaki fark, bu bölgedeki diğer krallıkların hepsi ezeli düşmanlarınızdı!

Bölgenizde veya dışarıda olması fark etmeksizin her yabancıya saldırabiliyor veya ansızın gelen baskınlara maruz kalabiliyordunuz…

Bu ciddi bir tehlikeydi. Baskın sırasında üyeler dağınıksa yenilgi her daim takımların yakasına yapışabilirdi. Bu yüzden tüm takımlar geniş aileler gibi iç içe ve birlikte hareket etmeye özen gösteriyordu. Rahatlayabilecekleri tek zamansa iki takım arasında tam teşekküllü savaşlardan sonra mümkündü.

Takım üyelerinin çoğunun katılması şartıyla ortaya çıkan savaşlar, neticesinde beraberlik olsa bile iki gün süreyle güçlerini toplayabilmeleri için koruma kazanabiliyordu. Okul kuralları gereği yoğun savaşlar sonrasında, savaşan taraflar diğer takımlara karşı mücadelelerden muaf oluyordu.

Karışık görünmesine rağmen aslında oturmuş bir düzen söz konusuydu. Diğer yandan Karen alakasız birisi olsa, dağın herhangi bir yerinde gayet güvende olurdu lakin hali hazırda bir takımın rozetini taşıdığı için kimseye derdini anlatamadan saldırılara maruz kalabilirdi.

Bu yüzden savaş kısıtlaması bulunan ‘patika’ sınırları içinde kalması gerekiyordu. Patikalar sadece dağın zirvesine değil diğer takımların bölgelerine de uzanıyordu. Göründüğü üzere tüm patika yollar aslında gerçekten de takımları birbirinden ayıran güvenli sınırlardı.

Nihayetinde bu meseleler sadece ‘kural’dı! Doğal olarak kimse görmediği sürece patikada yalnız gezinen düşmanların suikasta uğraması duyulmadık şeyler değildi. Asıl olay yalnız gezmemekti!

Karen bu kuralları ve pratikte nasıl uygulandıkları konularını düşünmeyi bıraktı. Şimdilik bunlar pekte önemli sayılmazdı. Sonuçta mücadele edecekse bile rakipler sadece 2.Kıdem sahibiydi. Ne kadar büyük sorun olabilirdi ki? Genç adam sayının avantajı konusunda hemfikir olsa da karşı konulmaz derecede baskın bir güç için sayıların önemi olmadığının da bilincindeydi!

“Ah! Rakiplerimi aşağılamak bana göre değil… Hımm, elimden geleni yapacağım!”

Karen kendini azarlayıp kararlığını topladı ve Mior’un ona verdiği beyaz yeşimden yapılma rozeti kontrol etti. Basit ve sade rozetin üzerine oyulmuş dolunay simgesi dikkat çekiyordu. Bu simge takımın ismine olan göndermeydi, AsilAy!

Tek işlevi bağlı bulunduğu takımı göstermek değildi elbette. Arka yüzüne işlenmiş basit büyüler sayesinde kendi takım üyelerini yakınlardayken hissedebilmek gibi bir avantajı vardı. Tüm takımlar aslında buna benzer gereçlere sahipti. Kimi harici hazineler kullanıyor kimi de becerebildikleri kadarıyla sahip oldukları rozetleri işliyordu.

Fenx ailesi bilindiği üzere formasyonlar konusunda yetkindi ve takımın bütününe yardımcı olabilecek formasyonlara sahip olmaları doğal karşılanması gereken bir konuydu. Hatta bu ufacık rozete, nerede olursanız olun ‘yuva’ya geri götürebilecek yolu tarif eden başka bir büyü formasyonu daha eklemeyi becermişlerdi.

Sadece bu iki büyüden bile, bütünü koruma psikolojisinin Harp Dağı’nda ne kadar önemli olduğu anlaşılabiliyordu.

Genç adam, AsilAy takımının üyesi olduğunu belli eden rozeti yol boyunca takmayı düşünmüyordu. Boyut yüzüğüne yollamak istediği an, aniden rozet ısınmaya başladı.

Karen şaşkınlıkla duraksayıp rozete baktı. Gittikçe ısısı artan yeşim taşı tuhaf bir ruh aurası saçmaya başlamıştı.

“Bilmediğim bir başka özelliği daha mı var?”

Ne olduğunu anlamasa da, saçılan ruh aurasındaki aciliyet hissini açıkça hissedebilmişti. Birkaç tahmin aklında dönerken kaşlarını çattı ve rozeti kaftanın sol göğsüne taktı. Akabinde hızını arttırarak yola koyuldu.

***

Harp Dağı’nın belli bir bölgesinde kurulu basit yapıların hemen önünde, öfkeli bakışlarla dikilen Mior Fenx, ona doğru tüm hızıyla koşan cılız görünümlü esmer gence dikkat kesildi.

“Kim saldırıyor?”

Göğsünde AsilAy rozetini taşıyan esmer genç koşmaya devam ederken kükredi. “Şimşek Köşkü! Devriye ekibinden geriye bir tek ben kaldım! Patron ne yapacağız?”

Esmer genç henüz yaklaşmadan tüm gücüyle ‘saldırıya uğradık’ diye kükrediğinden AsilAy’ın evlerinde dinlenen herkes dışarı boşalmış haldeydi. Düşmanı öğrenince çoğunun kaşları batmıştı.

Mior hala sert ifadesini korusa da ‘Şimşek Köşkü’yle yüzleştiklerini duyunca istemsizce derin bir nefes verdi.

“Kaç kişiler?”

Merkeze ulaşan esmer genç soluklanmak için derin nefesler alıp verirken rahatlamış göründü ve aceleyle cevapladı.

“Emin değilim, en azından on kişi görebildim.”

Mior kaşlarını çattı. Şimşek Köşkü takımı güçlü üyelere sahip orta düzey bir takımdı. Ve Mior, en azından 30-40 üyeye sahip olduklarından emindi. Kendi güçlerine güvenen bu kibirli tiplerin genel stratejisine de hâkimdi.

Onlar direk ezip geçmekten haz eden bir takımdı. Doğal olarak sadece taciz için oluşturulması mümkün olan on kişilik bir takımla saldırıya geçmeleri mantıklı görünmüyordu.

Ancak Mior, mücadele için izlenecek birçok stratejiye de aşinaydı. -Büyük çaplı bir savaş sayılmaması için güçlü ama küçük bir grupla adam sayımı mı eksiltmeye çalışıyorlar?-

Bu bir ihtimaldi. Küçük çaplı savaşlar 2 günlük savaş muafiyeti sağlamazdı. Diğer yandan bu mücadeleler sayesinde rakibin adamlarını yaralayıp ardından büyük savaşa girmek iş görür bir stratejiydi.

Sıkıntılı tarafsa kimse kolay kolay size bu açığı vermezdi. Şuan bile Mior’un sadece iki adamı etkisiz hale getirilmiş vaziyetteydi. Sayının bütününü büyük oranda etkileyebileceği söylenemezdi.

Genç adam bir lider olarak ihtimalleri değerlendirirken dalga geçiliyormuş gibi hissedip sinirlenmişti.

“Sadece eğlenmek için mi yani? Lanet köpekler! Millet, savaşa hazırlanın! Asil Ay bölgesi kimsenin keyfince girip çıkabileceği bir yer değildir!” Mior yüksek sesiyle kükredi.

Hali hazırda dışarıya boşalmış tüm takımın sayısı, esmer gençle birlikte 18 kişiydi! 10 kişilik küçük bir takımı ezmek için fazlasıyla yeterliydi!

3 kişiden oluşan iki ayrı devriye takımı daha vardı ancak onlar zıt noktalardaydı ve görevlerine devam etmeleri önemliydi. Bu yüzden Mior onları çağırma gereksinimi duymadı. Öte yandan bu olayın büyük savaşlardan birisi olmadığı için rahatlamıştı. Çünkü bugün dışarıdaki işlerini halletmek için ayrılan kişi sayısı 9’du.

Büyük çaplı savaşlarda 9 kişinin eksikliği ciddi bir sonuca gebe kalabilirdi…

“Hahaha! Sadece on kişiler ve cesarete bak! Şimşek Köşkü fazla cüretkâr!” Güçlü kaslara ve cesur bir duruşa sahip gençlerden biri alayla söylendi.

Şimşek Köşkü tam güç konusunda Asil Ay’dan biraz daha güçlüydü lakin sadece on kişi hiçbir halta yaramazdı. Bu yüzden düşmanın adından çekinseler de durumu gören diğer üyeler heyecanlı ifadeler takındı.

Sonuçta herkes bir durumun farkındaydı. Bu on kişilik takımı sorunsuzca indirebilirlerse eşsiz bir fırsat ortaya çıkacaktı. Merkezlerine saldırmak ve zafer kazanmak çokta zor olmayacaktı!

Takım tam teşekkül harekete geçtiği sırada zıt yönden tüm hızıyla koşan başka bir genç görüş açılarına girdiğinde, Mior’un kalbine ani bir baskı çökmüştü.

Çünkü gelen gencin üstü başı hırpalanmış ve harap haldeydi. Mior, onun başka bir devriye takımında görevli olduğunu bildiğinden başına gelenleri sonunda anlamıştı.

Bu sırada genç adam tüm gücüyle kükreyip Asil Ay takımının keyfini geri gelmemek üzere kaçırdı.

“Patron! Saldırı var! O-onlar Şimşek Köşkü’nden!”

Mior o saniyeden itibaren neler döndüğünü çoktan anlamıştı. Bu saldırı sadece iki yönlü bile değildi. İki ayrı alandaki mücadeleyi son devriye takımının keşfetmemesi imkânsızdı. Yani en azından, üç taraftan saldırıya uğramışlardı ve ne yazık ki son devriye takımındaki üç kişide çoktan düşmüştü! 8 kişi öylece etkisiz halde getirilmişti.

Zaten güçlü olan Şimşek Köşkü’ne sadece 19 kişi mücadele vereceklerdi. En kötüsü bu bile değildi. Düşüncesini seslice dile getirdi.

“Kuşatıldık!” Keyifsizce söylendikten hemen sonra gökyüzünde her yerden görünebilecek yeşil bir yıldız ortaya çıktı.

Bu yıldız, okulun kendi formasyonundan kaynaklanan bir simgeydi. Yeşil renkli yıldız AsilAy’ın büyük çaplı savaşa girdiğinin göstergesiydi. Aynı yıldız tabi ki Şimşek Köşkü’nün kendi bölgesinde de ortaya çıkmıştı.

Bu önlem, savaş verdikleri sürece diğer takımların araya girmesini engellemek için vardı. Ve savaş bittikten sonra yıldızın rengi her iki tarafta da sarıya dönecekti. Sarı yıldız ise orada olduğu sürece tüm savaşlardan muaf olduklarını gösterecekti.

Manzarayı defalarca gören ve yaşayan grup havada beliren yeşil yıldıza ikinci kez bakmadı bile. Şuan her birinin dikkati Mior’daydı.

Mior yardımcı liderlerine dönüp emirlerini iletti. Bunlardan biri demin alayla sırıtan ancak artık sert ve kasvetli surat ifadesine sahip kaslı gençti. “Hun, yakın mücadeleye girebilecek 8 kişilik bir takım ayarla ve doğuya git!”

Hun isimli genç adam ikiletmeden sadece güçlü adam ve kızlardan oluşan bir takım topladı. Ardından cebinden çıkardığı kırmızı saç bandını kafasına bağladı. Sanç bandının tam ortasında AsilAy rozeti takılıydı.

“Benimle gelin!” Dışarıdan bakıldığında ürkütücü bir manzara çizen, kaslı ve güçlü görünümlü sekiz genç koşarak yola çıktı.

Mior, Hun’a söylememiş olsa da ikisi de bu takımın zafer kazanması gereken takım olduğunun bilincindeydi. Yani onlar işi bitince diğer takımlara yardıma giderse ancak bir şansları olabilirdi.

“Ting’er, uzun mesafe saldırılarında ehil bir takım kur. En güçlülerinden dört kişi al. Güneye git!”

Sırtında simsiyah bir yay asılı olan kısa boylu bir kız öne çıktı. Oldukça esmer tenli ve soğuk bakışlara sahip genç kadın kafasıyla onaylayıp adamlarını seçti. Hızlıca yola koyulduğu sırada Mior ona doğru dönüp seslendi.

“Kazanamasan bile… Sayılarını etkisiz kalacak kadar düşür!”

Ting’er dönüp arkasına baktığında, haşin bir ateşle yanan siyah gözleri ortaya çıktı. Soğukça gülümseyip konuşmadan yoluna devam etti.

Mior iki yardımcısını da, birer nöbetçinin kurtulabildiği bölgelere göndermişti. Üçüncü devriye takımının olduğu yöne baktı. Orada neler döndüğünü bilmese de hiçbirinin kurtulamadığı ihtimali düşünüldüğünde, Şimşek Köşkü’nün en güçlü takımı oradan geliyor olmalıydı!

Aslında dörde bölünmüş olmaları ihtimalide vardı lakin Mior bu konuya pek ihtimal vermiyordu. Sonuçta onların bile o kadar savaşçısı olamazdı. Ayrıca adamları ne kadar bölersen o kadar zayıf düşme ihtimalin vardı. Bu durum Mior’un işine gelirdi.

Yine de Mior tüm kumarı şansa yatıracak bir adam değildi. Böyle bir kafa yapısıyla lider olması söz konusu bile olamazdı.

Geriye kalan beş genç savaşçının surat ifadeleri gerginlikle doluydu. Takım içinde en güçlü üyeler olmadıklar ortadaydı. Ve muhtemelen en güçlü düşman grubuyla yüzleşeceklerini tahmin edebilmişlerdi.

Mior onlara göz gezdirdiği sırada lider vasıflarından başka bir tanesini ortaya çıkardı.

Geniş ve rahat bir kahkaha atıp söylendi. “Ne diye geriliyorsunuz? En kötü sonuç yenilmemiz olur ve bu gerçekten büyük bir sorun mu?”

Beş savaşçı afallayarak Mior’a döndü. Yenilmek nasıl büyük bir sorun olmazdı ki? Belki bölgelerini kaybetmeyeceklerdi ancak başarı puanlarının yarısını vermek zorunda kalacakları aşikârdı. Başarı puanlarının değeri tartışılmazdı. Mior’un neden bahsettiğini anlamıyormuş gibi göründüler.

Düşündükleri gibi, takımlar sadece bölge ele geçirmek için mücadele etmiyordu. Kazanan takım iki ödülden birini seçmek zorundaydı. Ya bölgeyi ele geçirip kendi bölgelerini rakiplerine bırakacaklardı ya da rakiplerin bölgesine elleşmeyip, sahip oldukları başarı puanlarının yarısını talep edeceklerdi.

Yani güçlü takımlar genelde bir alt seviyedeki takımlara bu yolla eziyet ederek daha fazla başarı puanı kazanabiliyordu. Lakin sorun şuydu, bu da bir kumardı. Kazanan kararını değiştiremezdi. Eğer başarı puanlarını seçerseniz ve rakipte dişe değer başarı puanı yoksa avucunuzu yalamak zorunda kalırdınız!

Diğer savaşçılardan biri düşünceli şekilde tahmin etti. “Patron, yani pek fazla başarı puanımız olmadığını söylüyorsun?”

Takımın kazandığı tüm başarı puanları genelde liderde toplanırdı ve liderde üyelerin harcamalarını için bir nevi maaş olarak dağıtırdı. Tabi bu dağıtım, üyelerin katkısına göre değişiyordu. Bu yüzden diğer savaşçılar takımın şuan ne kadar başarı puanına sahip olduğunu bilemezdi.

Mior onların ifadesine gülüp kafasını iki yana salladı. “Aslında son zamanlarda güzel birikim yapmıştık. Hehehe! Neyse ne, demek istediğim şu; siz çocuklar için, bu dünyanın sonu mu?

Her mücadele bizi bireysel olarak güçlendirmenin anahtarıdır. Bu şekilde zaten güçleniyoruz, başarı puanlarıysa sadece destekten başka bir şey değil!

Savaşabildiğimiz sürece gelişeceğiz. Geliştiğimiz süreceyse, onları kazanmak çok daha kolay olacak! Siz söyleyin, yenilsek bile kaybımız ne kadar büyük olabilir ki?”

Mior onların parlayan gözlerine bakarak tatmin olmuş hissetti. Gerçekten de kazanma umudu yoktu lakin düşüncesini böylece dile getirirse nasıl lider olmaya vasıflı olabilirdi.

Bir anda sesini yükseltip gürledi. “Hem neden kaybedecekmişiz? Zorlu bir düşmanımız var fakat destek çağırabiliriz! Sadece oyalasak bile bu bir şansa dönüşebilir!”

Sözleriyle birlikte göğsündeki rozete uzanıp içindeki büyülerden birini aktifleştirdi. Bu sadece kendi rozetinde olan bir büyüydü.

Aktifleşen büyü Asil Ay takımlarına ait tüm rozetlerde tepkimeye neden oldu. Tabi ki takım üyeleri bu tepkimeden kaynaklanan tuhaf aciliyet hissiyatını tanıyorlardı.

Tam olarak böyle durumlar için, bölgeden ayrılan takım arkadaşlarını geri çağırmak için kullanılan bir büyü formasyonuydu. Ciddi düzeyde diğer takımların sahip olmadığı özel bir büyü olduğu söylenmeliydi!

Diğer beşli, Mior’un açıklamaları ve büyünün harekete geçmesiyle üzerlerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissettiler.

Hepsinin tavrı çabucak değişti. Beş genç savaşçı heyecanlı ve kararlı ifadeleriyle birlikte liderlerinin peşinden harekete geçti.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14843 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr