“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

KAREN - Bölüm 81 - [Dünyayı Sarsan]


 

 

“Uuuoh!!”

Genç adam panik dolu bir kükreme savurup kaçınmaya çalıştıysa da tamamen nafile bir çabaydı. Zihni uyuşukluk etkisinden tümüyle kurtulmuş ve büyülü sözlerin devamını getirmeyi bırakmıştı. Buna rağmen ürkütücü sayıdaki ruh özleri ‘çok geç’ dermişçesine hedeflerine doğru yüksek hızlarıyla ilerlemeye devam ettiler.

Peşi sıra ilk ruh özü Karen’in koluyla temas etti. Korku dolu bakışlarıyla koluna göz gezdirdiğinde herhangi bir etkinin yaşanmadığını görünce şaşkınlıkla bakakaldı.

Pek bir şey düşünme fırsatı olmamışken, geri kalanların tamamı onu yakalayarak tenine yapışmaya devam ettiler. Sadece birkaç saniye içinde genç adam ateş böceğine dönüşmüş gibi parlak bir ışık katmanıyla sarılmıştı.

Lakin tuhaf şekilde bir etkileri yoktu. Tek fark üzerini toz kaplamış gibi hissetmesiydi.

“N-Neler oluyor?”

Işıktan gözlerini açamıyordu. Teni o kadar parlaktı ki olan biteni görmek için göz kapaklarını aralamaya ihtiyaç duymuyordu. Riske girmemek için kaskatı halde yerde oturmaya devam etti.

Bu sırada her şeyi başından sonuna kadar seyreden ve ara sıra kafasıyla onaylama jestleri yapan İblis Duhan son durumu görünce gözlerini devirdi.

“Ah, seni lanet çocuk! Büyüye devam etmezsen özümseme işlemine nasıl başlayacaksın!?” Diye uyardı.

“Oh!”

Karen ustasının sözlerini duyunca rahatladı. -Böyle şeyler yaşayacağımı söylememek senin hatan!!- Sitemli sözlerini kendine saklayarak hatırladığı kadarıyla tekniğin büyüsüne kaldığı yerden devam etti.

Yavaşça eski sakinliğini kazanmasına rağmen dikkati üzerindeki ruh özü parçacıklarındaydı. Olacakları merak etse de her nasılsa yine üzerine bir ağırlık çökmüştü. Uyuşukluk hissi bastırırken bilincini açık tutmaya özen gösterdi.

-Tırırırım-

Titreşim sesleri yükseldi ve ahenk tekrar kuruldu. Hemen sonra teninin üzerini kaplayan ruh özleri nazikçe kıpırdanmaya başladılar. Bu hareketleri hayata gözlerini açan bir yavru gibi görünmelerine yol açıyordu.

Tüm ışık noktaları aniden değişmeye ve sıvı benzeri bir hal almaya başladı. Hala onların etkilerini ciddi anlamda hissedemeyen Karen büyüye devam etti.

Birden teninde karıncalanma baş gösterdi. Önce sırtında, sonra kollarında ve göğsünde hemen sonraysa tüm derisi böcekler geziniyormuşçasına kaşınmaya başladı.

Bu durumun sürekliliği yüzünden genç adamın uyuşukluğu kısmen dağılmıştı. Ancak o zaman, göremediği bu yoğun ışık huzmelerinin ne yaptığını anlayabilmişti.

Akışkan hale dönen ruh özleri, hiçbir gözeneği atlamadan derisine nüfuz ediyordu! Beklenmedik şekilde acısız ve hızlı bir işlemdi. Karen yine anlam veremediği durum karşısında derin nefesler alıp verdi.

Bir süre sonra dişe değer bir etki ortaya çıkmıştı. Hafif bir sıcaklık teninde yükseliyordu. Bu sıcaklık ateşe yaklaşmak gibiydi. Önce derisini ardından yavaşça etini ısıtmaya başladı. İşin kötü tarafı durmak bilmiyordu.

Sadece birkaç nefes sonra genç adamın tüm vücudu haşlanmaya başlamıştı!

Karen’in üzerinde tutan ateşsiz dumanı görünce kızıl ihtiyar sakince uyardı. “Durayım deme! Ara verirsen acı kalıcı olacak!”

Uyarıyı duyan genç adam kaşlarını çatmış olsa da direnmeye devam etti. Sıcaklık duraksamadan artmaya devam ediyordu. Süreç ilerledikçe bedenin çehresinde toplanan ruh özleri artık tamamen derisine nüfuz etmişti. Ruh özlerinin parlak ışıklarından mı yoksa sıcaklıktan mı bilinmez, Karen’in teni en az İblis Duhan kadar kırmızıya dönmüştü.

Derisinin üst katmanı kendiliğinde soyulmaya varana kadar sıcaklık onu haşlamaya devam etti. Genç adam tüm gücüyle dişlerini sıkarken dirayetini sonuna kadar kullanıyordu.

Acı yüzünden ağzından çıkan büyülü sözler çatlak ve boğuk bir tona geçmişti lakin yine de devam edebiliyordu.

Sıcaklık hissiyatı zirve noktasına ulaştığında artık kor ateşe maruz kalmaktan pek bir farkı kalmamıştı. Karen’in derisi katman katman soyuldu, üzerindeki kaftan kendi özelliğinden sebep sağlam kalırken saçları ve kaşları dahi varlığını koruyamamıştı.

Genç adam inleme ve boğuk kükreme sesleri arasında kesik kesik nefeslenmeye çalıştı ancak her şey faydasız gibi görünüyordu. Çoktan katlanabileceği sınırları aştığı için büyülü sözleri elinden geldiğince hızlı söylemeye çalışıyordu.

Neticesinde büyünün kendisi hızlandı ve sıcaklık sonunda hafifçe düşmeye başladı. Sıradan bir ateş sıcaklığına düştüğünde genç adam sanki buzlu suyla yıkanmış gibi rahatlamıştı.

Derisinin altına nüfuz eden ruh özleri parlaklıklarını yitirmeden hemen önce son kez daha kuvvetli bir şekilde ışık yaydılar.

Lakin bu seferki ışık çevreye hoş bir koku yayılmasına neden oldu. Karen vücudunun, inanılmaz etkilere sahip bir şifalı merhem sürülmüş gibi rahatladığını hissedebiliyordu. Etinin beklenmedik bir enerjiyle doluşuna ve soyulan derinin üzerinden atılışına şaşkınla şahitlik etti.

Geride kalan cildin rengi aynı olmasına rağmen canlılıkla aydınlanmıştı ve pürüzsüz bir mermer gibi görünüyordu. Bu sırada saçı ve kaşları da tekrar uzamaya başladı. Siyahın ışıltılı bir tonundaydılar.

Genç adam bedeninin yenilenmiş halini fazla umursamadı. Onun ilgisini cezbeden şey bu beyaz mermeri andıran derinin üzerinde beliren dövmelerdi. Gördüğü ve görmediği her yerinde ‘gezinen’ simsiyah dövmeler ortaya çıkmıştı.

-B-Büyü cildime mi işlendi?- Düşüncesi buydu. Söylediği büyülü sözlerin yazılış şekillerine ilk kez şahit olsa da sanki hep biliyormuş gibi ne olduklarını anlayabilmişti.

Bu harf ve sözcük demetleri tuhaf ve basit görünüyordu. Onları şaşırtıcı kılan şey adeta deniz yüzeyi gibi dalgalanıp gezinmeleriydi.

Genç adam son sözleri de fısıldamasıyla birlikte harfler duraksadı. Ardından sakince daha derinlere yerleşir gibi gözden kaybolup silindiler. Karen kolundan silinen harfleri sakince okşarken tepkisiz kalıp yok oldular. Tabi ki kaybolmuş değillerdi, sadece söylendiği gibi daha derine inip uykuya daldılar.

---

Karen daha işlemin bitmediğini bildiği için belli bir noktaya bakmaya başladı. Henüz yeni bir işkenceden çıkmış olsa da bu, merakını engelleyecek bir konu değildi. Hali hazırda zaten tüm işkence bertaraf edilmiş ve genç adam hiç olmadığı kadar sağlıklı ve rahat hissetmeye başlamıştı.

Sonunda beklenen son işlem vuku buldu. Ruh Sarayının orta yerinde turuncu renkli basit birkaç çizgi belirdi. Bu çizgiler kendi kendine harekete geçip birleşti ve birkaç metreküp hacminde görünen karo şeklinde bir küp oluşturdular.

Boş kenarlar anında turuncu bir katmanla kapandı ve içi boş bir hazneye döndü. Haznenin etrafında Karen’in bedeninde beliren büyülü sözlerin aynıları belirmeye başladı.

Genç adam yavaşça uzanıp havada süzülen bu büyük hazneye dokundu. Parmaklarına sert ve soğuk bir hissiyat ulaşmıştı.

Sonunda rahatlama dolu derin bir nefes verip gülümsedi.

“Temeli kurmayı başardım!”

Dediği gibi bu sadece temeldi. Güç kazanmak için yapması gereken asıl işlem bu hazneyi yoğunlaştırılmış ruh gücüyle doldurmaktı!

“Hımm, hımm. Beklediğimden kolay oldu.”

Kızıl ihtiyarın bilmiş sözlerini duyunca genç adam öfkeyle kavruldu.

“BEKLEDİĞİNDEN KOLAY MI?? Diri diri yanmamdan mı bahsediyorsun??”

“Hahaha! Abartmayı kes, senin yaşadığın şeye sadece güneşlenmek denir! Wahhahaha!”

Genç adam kışkırtılmaya müsait olsa da dişlerini sıktı ve araya birkaç küfür serpiştirerek homurdanmakla yetindi.

Kızıl ihtiyar küpe bakarken açıklamaya devam etti. “Bundan sonrası çocuk oyuncağı, ruh gücünü sıvılaştıracak derecede yoğunlaştır ve hazneyi doldur. [Dünyayı Sarsan] tekniğinin asıl etkisi;

Bedensel Temel(İlk Damar) ve Ruhani Temel Damarını(İkinci Damar) yoğunlaştırılmış ruh özüyle beslemeye olanak sağlamasında yatar.”

Karen’in öfkeli ruh hali dağılarak yerini keyifli bir heyecana bıraktı. Normal yetişim şartlarınca beden gücü konusunda önem taşıyan ilk iki ruh damarı aynı diğerleri gibi Ruh Sarayında bulunan ruh özüyle doldurulur.

Ancak bu vücut güçlendirme tekniğinin iki büyük etkisinden biri, önce ruh özünü yoğunlaştırıp ayrı bir haznede saklanmasına, sonrasında ise bu iki ruh damarının hazırlanan yoğun ruh özüyle yetiştirilmesini sağlıyordu.

Doğal olarak ruh damarına ne verirseniz damar vücuda onu taşıyacaktı. Gönderilen ruh özü oldukça saf ve yoğun kıvamda olduğundan, beden gücü normalin birkaç misli gelişim gösterme imkânına sahip olacaktı.

İkinci etken ise bedene işlenen büyülerde gizliydi. Karen onların gücünü ustasından dinlediği kadarıyla biliyordu ve sadece bu kadarı onu koz olarak kullanmak için yeterliydi.

Genç adam düşününce aslında üç güçlü koza sahip olduğunu keşfetti.

İlki bu tekniğin büyü damgalarıydı! İkincisi ciddi anlamda hiç kullanmadığı ‘iblis dönüşümü’ ile kazanacağı güçtü! Sonuncusu ve zapt etmek konusunda hala kendine güvenemediği, Mor Yıldırımlar’dı!

Bu konuyu düşününce genç adamın aklına yıldırımların asıl hali geldi. -Yıldırımlar doğal olan kızıl renklerini aldıkların ne kadar güçlenecekler acaba?-

Her ne kadar bu konuda da heyecanlı olsa da çok fazla umursamıyordu. Henüz Mor Yıldırımlara söz geçiremiyorken neden nasıl kullanacağını bile çözemediği hallerini düşünmeye vakit ayıracaktı?

Bu yüzden dikkatini toplayıp ustasının yönergeleri doğrultusunda ruh gücünü yoğunlaştırmaya ve hazneye aktarmaya başladı.

***

Eğitimi bittiğinde güneş çoktan en zirve noktasına ulaşmıştı. Karen evinden ayrıldıktan sonra görece boş sokaklarda yürüyerek kuzeye doğru ilerledi.

Gözlerinin keskinliği sayesinde neredeyse ufka uzanan mesafedeki heybetli dağı ayrıntılarıyla görebiliyordu. Tepeye benzer bu oval dağın yüksekliği göz alıcıydı. Bulutlara kadar uzanıyor olmasına rağmen zirve karlı değildi. Aksine tüm dağ genel olarak canlı bir yeşilliğe ev sahipliği yapıyordu.

Bazı kesimlerde simetrisini bozacak derecede uzun ağaçlar yer alırken geniş çimenlik bölgelerde seçilebiliyordu. Doğal ve devasa granitlerden oluşan kısmi kayalık kısımlarsa dağın aksesuarı gibiydi.

İşte bahse konu bu dağ Vahşi Kaplan Harp Dağı olarak biliniyordu. Sakin ve hoş görüntüsünün ardında kıyasıya bir mücadele saklıydı!

Genç adam bir süre daha keyifle yavaş temposunda yürümeye devam etti. Bu sırada pek tabi çevredeki birçok öğrenciye rast gelmişti.

Beklenmedik şekilde çoğu ona selam vermek için inisiyatif alıyordu. Öte yandan genç adam sakince gülümseyip selamlarına karşılık vermekle yetindi. Öğrenciler arasında bile bu derece tanındığından haberdar olduğu söylenemezdi.

Yol boyunca belki sadece birkaç kişi onu tanımıyor gibiydi ve onlarda mavi kaftanın göğsüne işlenmiş kılıç motiflerini şaşkınlıkla açılmış ağızlarıyla seyrediyordu.

Karen ilginin fazlasıyla yüksek olduğunu fark edince huzursuz hissetmekten kendini alamadı. Enteresan şekilde tüm gözler üzerinizdeyken adımlarınız bile sekteye uğrayabiliyordu. Genç adam bu rahatsızlık hissi nedeniyle kaçan keyfiyle daha fazla dağı seyretmekle ilgilenmedi.

Yavaşça hızlanan bir yel değirmeni gibi adımlarını hızlandırdı ve arkasında bulanık görüntüler bırakın bir sürate ulaşana kadar yavaşlamadı.

Şaşırtıcı hızına rağmen dağın eteğine ulaşması bir saatten uzun sürmüştü. Sonunda birkaç at arabasının sığabileceği genişlikte bir patikaya ulaştığında durdu.

Hemen ilerisindeki patika artık dağa doğru yükselmeye başlıyordu. Lakin öylece yürüyüp gitmek söz konusu değildi. Formasyonlarla güçlendirildiği belli olan sivri uçlu silindir şeklindeki ahşap tomruklarla örülmüş uzun çitler, yolu hatta tüm dağı çevrelemiş ve izinsiz girişi yasaklamış gibiydi.

Yüz metrelik aralıklarla dikilen birkaç metre yüksekliğinde gözetleme kuleleri bile vardı. Karen manzara karşısında ıssız ve köhne bir köye gelmiş gibi hissediyordu.

Ve bu sağlam görünüşlü çitlere, beyaz öğrenci kaftanlarıyla devriye gezen kalabalık bir muhafız birliği eşlik ediyordu. Tamamı 1.Kıdem seviyesindeki öğrencilerden oluşan bu birlik, çitlerin güvenliği sebebiyle bölgede söz sahibi görünse de gerçekte yetişim seviyeleri yüzünden dağın asıl kısmına çıkma izinleri bile yoktu.

Buna rağmen dağa giriş yapmak isteyen 4.Kıdem bir uzman bile olsa hali hazırdaki takımların üyelerinden biri değilse, içeriye almama hatta zor kullanma yetkilerine sahiplerdi. Gerçi kendilerinden çok daha güçlü uzmanlara karşı ikinci seçeneği uygulamaları söz konusu bile olamazdı.

Karen onu ilgilendirmeyen bu konuları umursamayarak giriş kapılarından birine yaklaştı.

Ön tarafta çitlere yaslanmış ve gayet rahat tavırlarıyla sohbet eden dört erkek muhafız, birinin yaklaştığını sezince davranışlarını düzeltme gereği bile duymadan bakışlarını gelen kişiye çevirdiler.

Diğer üçüne göre daha ön planda görünen dik başlı genç bir adam alayla söylendi.

“Geçiş için 3 ruh kristali veya takım roze-” Sözleri, gözlerinden hızlıydı. Cümlesinin yarısında muhatap olduğu genci görmesiyle söyleyeceklerini yutmak zorunda kaldı.

Onun aniden susmasına şaşıran diğer üç arkadaşı da dönüp gelene baktılar. Peşi sıra hepsi donup kalmış gibiydi.

Grubun lideri görünümlü dik başlı genç afallayarak mırıldandı. –M-Mavi Kaftan! D-Dö-Dört Kılıç!!-

Gördükleriyle zihnindeki bilgiler uyuşmuyordu. Okuldaki tüm dehaları tabi ki tanıyordu ancak ilk kez ‘dört kılıç’ motifi görmüştü. Üç kılıç sahibi olanlar aklına geldiğinde karşısındaki genç adamın muazzam bir savaşçı olması gerektiğini çabucak kavrayabilmişti. Buna rağmen kim olduğuna dair en ufak bir fikri bile yoktu. Kaldı ki, göz göre göre rüşvet istemişti!

Bahsedildiği gibi takım rozeti olmayan hiçbir öğrenci içeriye giremezdi. Bu okulun kanunlarından birisiydi. 3 ruh kristali meselesi ise buradaki muhafızların kendi çıkarlarına yönelikti.

Genç adam kendini hızlıca toparlayıp tutumunu tam tersi istikamette değiştirerek saygılı bir şekilde eğildi.

“K-Kıdemli kardeş, biraz önceki sözlerime kulak asma lütfen. Benim adım Hairen. Korucu takımının lideriyim.”

Karşısındaki genç adam dikkatle onu süzdüğü sırada Hairen üzerinde boğucu bir baskı hissederek birkaç adım geriledi.

“Oh? Hairen demek. Geçiş için 3 ruh kristali ödemek zorundayım öyle mi?” Siyah saçlı genç adam sordu. Ses tonu gerçekten de meraklıydı.

Ancak Hairen dünyadan bihaber bir çocuk değildi. Pek tabi sorunun altındaki imayi açıkça anladı ve bu onun daha da gerilmesine neden oldu.

Harp Dağı’nın sahip olduğu ruhsal aura bu genç yetişimciler için cennetti! Dağdaki takımlara henüz katılma imkânı olmayan ve darboğazlara takılıp kalan 1.Kıdem gençlerin sayısı binlerle telaffuz edilebilirdi. Atılım şansı uğruna Harp Dağı’na gitmek isteseler de okulun kuralları tarafından kısıtlanıyorlardı.

Böyle çıkmazlar, nerede olursa olsun komisyoncuların doğmasına neden olurdu. Bu Korucu takımı da, dağa illegal yollardan kısa süreliğine girip yetişim yapmak isteyen öğrencilere belli ücretler karşılığında göz yumuyordu.

Alan ve satan memnun olunca okulun bundan haberi olmaması doğaldı. Yakalanma korkusu taşımadıkları için Korucuların tavırları baştan savma ve savsak hale döneli çok oluyordu.

Hairen, böyle tehlikeli bir durumda kalınca aslında yaptığı suçun başına açabileceği belaları henüz hatırlayabilmişti. Tek bir öğrencinin şikâyeti bir şeyi değiştirmezdi ki daha önce buna benzer sorunlar yaşamamış değillerdi. Lakin Hairen’in karşısında mavi kaftanlı ve inanılmaz şekilde dört kılıç armasına sahip bir deha vardı!

Böyle kimselerin okul için değeri tartışılmazdı. Bırakın suç işlemeyi her şeyi dört dörtlük yapsa bile eğer karşısındaki genç adam isterse anında okuldan atılması işten bile değildi! Doğal olarak korkusu bu yüzdendi.

 Hairen’in, alnından terler boşalmasına rağmen yüzünde eşsiz bir gülümseme belirdi.

“Kıdemli kardeşimin adını duymamış olmam benim bu nankör kulaklarımın kabahatidir. Oysa kıdemli kardeşin sadece asil aurasına bakarak ejderhalar arasında bir kral olduğu çok bariz! Hahaha, küçük Hairen önünde durmakla hata ediyor. Lütfen kabalığımı bağışla kıdemli kardeşim.” Hairen neşesi daimiymiş gibi gülümsüyordu. Sözlerinin üstüne hemen arkasındakilere bakarka kükredi.

“Neden aval aval bakıyorsunuz!? Kıdemli kardeşinize saygınızı göstermemeniz yetmemiş gibi hala kapıyı açmadınız! Gözleriniz kör mü? Çabuk olun!”

Üç genç titreyerek liderlerine uydular. Neredeyse yere kadar eğilip koşarak kapıyı açmaya koyulmuşlardı.

Karen ise alaylı bir gülümseme takındıktan sonra sonuna kadar açılmış kapıya doğru yürümeye koyuldu. Gelişmelerin yönü doğrultusunda artık takım rozetini bile soran yoktu…

Tam Hairen’in yanına ulaştığında duraksayarak saygılı bakışlara sahip genç adama döndü. “Bu aralar ruh kristali sıkıntısı çektiğim için ödemeyi yapamıyorum. Kusuruma bakma kardeşim Hairen.”

Hairen, önce bu genç adamın onunla alay ettiğini sandı. Lakin sözlerini dile getirdikten sonra hala bakmayı sürdürüyor ve yoluna devam etmeyecekmiş gibi görünüyordu.

Neler döndüğünü geç anlayan Hairen’in gülümsemesi seğirdi. Yine de istifine bozmadan avcunu uzattığında aniden küçük koyu renkli bir kese ortaya çıktı. Keseden yayılan ruh aurası oldukça belirgindi.

“M-Madem Kıdemli kardeşimin ihtiyacı var, küçük Hairen’in yardım etmesine izin ver lütfen. Geri ödemeyi düşünmene gerek yok! Hehehe!”

Karen yapmacık bir utangaçlıkla uzanıp keseyi aldı ve utanmazca kontrol ettikten sonra kendi boyut yüzüğüne yolladı. “Kardeşim Hairen yüce gönüllü bir adam! Haha!” dedikten sonra keyifle Harp Dağı’nın kapısında geçip gitti.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 919

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 684

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 662

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16668 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr