Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

KAREN - Bölüm 79 - Takıma Katılmak


 

 

Fenx ailesinin genç efendisi Mior Fenx bu sene 19 yaşına basmış 2.Kıdemin zirve aşamasında bir Tyken’dı. Yıldız Ruhu Savaşçı okuluna iki yıl önce katılmıştı ve 2.Kıdem’e ulaştığı an Harp Dağı’ndaki mücadeleye dâhil olmuştu.

Huan ve Fenx aileleri oldukça yakın olan ilişkilerini okulda da sürdürüyordu. Bu sayede takımın çoğunu oluşturan üyeler bu ailelere aitti ve birbirlerine yardımcı olarak ilerlemeye özen göstermekteydi.

Yakın zamanda bu takımın lideri 3.Kıdem’e ulaşmış ancak okulun yaş standartlarını aştığı için Harp Dağı’nın bir üst seviyesine geçemeyip mezun olmak zorunda kalmıştı. Takım liderliğini ise Mior devralarak idare etmeye başlamıştı. Bir genç efendi olmaktan ziyade gerçekten etkili bir savaşçı olduğu için lider olmuştu.

Kuzenine büyük bağlılık duyan Vian’ın önce davranarak anlattığı kadarıyla Mior, Koyu Benekli Kara Kurbağası olarak bilinen zehirli bir Ruh Yaratığı ile anlaşmalıydı.

Kendi seviyesinde fiziksel güç olarak en güçsüz Ruh Yaratığı olduğu yaygın olarak biliniyordu. Karen, Mior’dan yayılan zayıf auranın nedeninin bu yüzden olduğunu anlamıştı. Öyle ki, Kara Kurbağası alt seviyeli rakipleriyle fiziksel güç konusunda yüzleşmeye bile cesaret edemeyen bir yaratıktı. İnanılmaz zayıftı!

Lakin ‘güç’ çok anlamlı ve yorumlamaya fazlasıyla açık bir kelimeydi. İşte bu yüzden, Koyu Benekli Kara Kurbağası da ciddi ciddi en korkutucu yaratıklar arasındaydı! O kadar zehirliydi ki, kendisinden üst seviyedeki vahşi yaratıklar bile onunla yakın mücadeleye tutuşmaya cüret edemiyordu.

Bedenen açıkça zayıf görünen Mior, yakın dövüş konusunda uzman olanların en baş belası düşmanlarından biriydi!

Karakter olarak arkadaş canlısıyken, savaştığı zamanlarda soğuk pervasızlığıyla ün yapmıştı.

Bu sırada, Karen’in sorusunu duyan Mior’un gözleri ilgiyle parladı. Suratına bakarak bile Karen onun neler düşündüğünü tahmin edebiliyordu.

“Ah? Aynen öyle, sadece orta seviyeli bir takım, dikkate değer olduğumuz söylenemez. Haha!” Acıklı görünmeye çalışsa da açıkça heyecanlı bir ifadesi vardı.

Karen, genç adamın tavırlarına güldü. Akabinde 8 kişinin dikkatini çeken bir açıklama yaptı. “Harp Dağı’na girmeyi düşünüyorum. Kıdemli kardeşimin bana, takım seçmemde yardımcı olacağını umuyorum!”

Mior’un gözleri irice açıldı. İstediği tam olarak buymuş gibi keyifle güldü. Kendini toplayınca biraz kararsız gibi göründü. “Kardeşim, seve seve seni takımıma dâhil etmek isterim. Kararını etkilemek istemem, doğrusu senin kabiliyetlerine sahip birisi ilk sıradaki takımlara bile rahatça kabul edilebilir.”

“Oh?” Karen, Mior’un ona dürüst davranmasına şaşırmıştı. Açıkça Karen’i kendi takımına katmak istediği belliydi ancak düşündüğünü söylemekten de çekinmemişti.

Diğer yandan Vian mantığını çabucak devreye soktu. Tabi ki kendi ailesinin tarafındaydı. “Büyük kardeşim, diğer takımlara katılmanın sana bir yararı yok! En güçlü olanlar zaten zirvede yer alıyor yani rakipleri yok denecek kadar az ve mücadele etmeyeceksen onlara katılmanın ne gibi bir yararı olabilir ki?”

Karen, Vian’ın açıklamasını taraflı olmasına rağmen onaylamak mecburiyetindeydi. Eğer savaşmak istiyorsa bunu en güçlü takımlara katılarak yapması zor olurdu. Söylediği şuydu, sıralamada daha alttaki takımlara katılıp zirve takımları rakip edinmeliydi.

Biraz kibirli görünecek olsa da Karen aklındakileri döktü. “Oradaki aktif savaşları gelişimim için kullanmak istediğim doğru ancak, sence zirvedeki 2.Kıdem Rakipsiz’ler bana karşı dayanabilir mi?”

Bu soruyu başkası sorsa şüphesiz buradaki herkes küstahlıkla itham ederdi lakin Karen’in ağzından çıkanlar oldukça doğru bir noktaya parmak basıyormuş gibi görünüyordu.

Vian sorunun muhatabı olarak derin bir nefes verdiği sırada Mior araya girdi. “Bir ya da iki tanesi tabi ki sana karşılık veremez, peki ya 50 tanesi?”

İşte bu doğru noktaydı! Harp Dağı’nda kimse yalnız değildi. Yine de Karen’in aklında hala şüpheler yok değildi. –Beni ellisiyle de yalnız mı savaştıracaksın! Gerçi, fena olmazdı…- Bu düşünce onun için bile küstahlık sınırlarına ulaşmış olduğundan diğerleriyle paylaşmadı.

Karen ellerini sallayıp, durumu tartışan herkesi susturdu. “Sadece öylesine sormuştum. Tanıdık biriyle birlik olmak benim için yeterli. O halde kardeşim Mior, bundan sonra sana emanetim.” Genç adam hafifçe gülümsedi.

Neşeli kahkahasını bastırmayan Mior, “Doğrusu biz sana emanet olacağız!” diyerek alay etti.

“Hey! Neden kimse bana sormuyor!” Ranmin araya girdi. Kaşları derince çatılmıştı. Sonuçta kendisi de 2.Kıdem’deydi ve bir takıma dâhil olabilirdi ancak çoktan unutulmuş gibiydi.

“Houn ailesinin genç efendisi tabi ki benim yanımda duracak, başka bir ihtimal olamaz!” Mior bunu konuşmaya gerek yokmuş gibi konuyu kapattı.

Bu sırada beklenmedik bir istek daha geldi. “Büyük kardeşim Mior, takımın için uygun olup olmadığımı sorabilir miyim?” Sorusunu dile getiren Adein’den başkası değildi. Kelimeleri nazik olsa da sesine bariz bir gurur hâkimdi.

Mior şaşırdı. “Oh?”

“2.Kıdemin zirvesine ulaşmak üzereyim ve Ruh Yaratığım bir Yeleli Sırtlan!” Adein, kaftanın sağ yenini sıvayarak turuncu renkli, büyü rünlerine benzeyen Tyken tipi sözleşme armasını ortaya çıkardı. Bir bileklik gibi kolunu sarmalayan bu tribal desenlerin bilek kısmına iki küçük karo deseni işlenmişti.

Bunlar kıdemleriydi ve yanlarında, dikkatli bakılmadığı sürece görülmesi zor silik bir karonun varlığı belli oluyordu. 3.Kıdem’e ulaştığında bu karoda diğer ikisi gibi parlak bir renkle ışıldayacaktı.

“Haha! Küçük kardeşim Adein seni aramızda görmekten memnuniyet duyarız!” Mior’un neşesi gözle görülür şekilde yükselmişti! Güçlü bir savaşçı kazandığına emindi çünkü Yeleli Sırtlan’ın gücünü çok iyi biliyordu. Yalnız avlanmayı seven, güç ve çeviklik konusunda yüksek kabiliyete sahip Yeleli Sırtlan’lar gerçekten korkutucu ve ender yaratıklardı.

“Abla, sen ne yapmayı planlıyorsun?” Adein’in sorusu, herkesin bakışlarını Aleria’ya çevirmesine neden olmuştu.

Nedeni basitti. Karen’den sonra grubun en güçlü üyesi şüphesiz ondan başkası değildi! Sadece bakarak bunu nasıl biliyorlardı?

İki nedeni vardı. İlk neden, genç kadının çevreye yaydığı auraydı. 2.Kıdem Zirve Aşama! Hatta sınırlarına dayanmış gibi hissettiriyordu.

İkinci nedense, kadın öğrencilere ait kaftanın kısa kollu olmasıydı. Yani Aleria’nın dikkat çekici sözleşme arması ortadaydı. Simsiyah renkli ürkütücü bir kafatasını andıran Araken arması! Vian ve diğerleri genç kadınla ilk kez karşılaştıklarında bu arma zorlukla yutkunmalarına neden olmuştu.

En nadir Toun savaşçılarında biri tam karşılarındaydı! Güçleri tartışılmazdı ve bilindiği üzere bir Toun savaşçısı aynı seviyedeki Youren’lere karşı baskın gelebilecekse bunun tek nedeni Araken olmasından kaynaklanabilirdi! Öylesi bir iblisin, efendisine kazandırdığı fiziksek güç şakaya gelir gibi değildi!

Diğer yandan bilinene göre en sıradan Araken seviye iblisler bile 4.Kıdem gücene sahipti. Yani Aleria’nın kendi seviyesini aşan bir iblisle sözleşmeli olduğu da ortaydı. Araken seviye iblisle anlaşma yapabilmiş olması, bahsedilen Zun klanının da sıradan olmadığını gösterir nitelikteydi. Herkesin bu konuda merakı vardı lakin kardeşlerin anlatmadığı bir şeyi sormakla kabalık yapmak istememişlerdi.

Durum böyleyken Mior’un büyük bir hevesle Aleria’ya gözlerini dikmesi anlaşılabilirdi. Sadece bu üç kişinin takımına katılmasıyla birlikte Harp Dağı’ndaki zirve takımlarla rahatlıkla mücadele edebilir hale geleceklerdi!

Aleria, Adein’in sorusuyla duraksadı. Düşünceli ifadesi bu konuyu daha önce düşünmediğini gösteriyordu. Bir anlığına dönüp Karen’e baktıktan sonra yüzünde naif bir gülümseme peyda oldu.

“Kulağa eğlenceli geliyor.” Dönüp Mior’a baktıktan sonra, “Kıdemli kardeş, umarım sakıncası yoktur?” Dedi.

“Hahaha! Sorman kabahat savaşçı kız kardeşim. Benim için bir şereftir!”

“Çıhh! Acilen 2.Kıdem’e ulaşmam lazım!” Vian kıskançlık dolu sesiyle mırıldandı.

“Katılıyorum!” Onka onayladı.

Liye ise belli bir noktaya baktıktan sonra kafasını eğdi. Yanakları kızarmış halde, “Sanırım benimde çabalama zamanım geldi!” diye fısıldadı.

Üçlünün halini gören Mior ve Ranmin, onları cesaretlendirmenin aksine alaylı kahkahalar savurmakla yetindiler…

***

Sohbetin son bulmasıyla birlikte herkes kendi evlerine dağıldı. Karen ise odasına çekilip geciktirdiği yetişimine başlamıştı.

Aksatmadan yaptığı bu eğitim artık çok daha yoğun bir noktaya taşınmıştı. Geleceğin getireceği muhtemel zorlukların ve engellerin altından kalkmak istiyorsa yapacağı ilk şey güçlenmekti! Bu yüzden onun için ‘boş zaman’ diye bir şey artık yoktu.

Ruh damarları ihtiyaç duydukları tüm ruh özünü kısa süre içerisinde emmiş ve doygunluğa ulaşmışlardı. Bununla birlikte Karen bedeninin yeniden enerji dolduğunu hissedebiliyordu. Sürekli yetişimi ve tükenmeyen ruh gücü yüzünden neredeyse her gün, midesinin sınırlarına kadar yemek yemiş gibi bir hisle gezinmek zorunda kalıyordu. Lakin çoktan bu duruma alışmış hatta keyif almaya başlamıştı.

Yetişiminin bitmesiyle hiç zaman kaybetmeden yıldırımları çağırdı. Göğsünü, sırtını, kollarını ve bacaklarını kaplayan güneş parlaklığındaki altın renkli yıldırım arkları heyecanlı cızırtılarla harekete geçti.

Karen bu haliyle tekrar meditasyon pozisyonu aldı. Artık yıldırımlarıyla sadece savaş eğitimi değil aynı zamanda hâkimiyet eğitimi de yapmaya başlamıştı. Ciddi bir ifade takınıp yıldırımları kontrol etmeye çalıştı.

Hafifçe ellerinden öne uzanan yıldırım şeritleri bir araya geldi ve yavaşça rüzgârda salınan yaprak gibi havada gezinmeye başladılar. Hareketleri sürekli ve kararlıydı. Bir süre sonra sanki altlarında bir hendek varmışçasına su gibi akmaya başlamışlardı. Eğimli bir nehir gibi havada süzülüşleri güzel bir manzara yaratıyordu.

Öte yandan bu basit hareketlerin kontrolünü sağlayan Karen’in kaşları ciddiyetle örülmüş haldeydi. Uzaktan bakınca sanki tehlikeli ve zor bir meşgaleyle uğraşıyormuş gibi görünüyordu. Yıldırımların doğal güzellikleri ve Karen’in suratı tezatlıkla doluydu.

----------------------------------

Uzunca süre uğraşını sürdürürken gözlerindeki bitkinlik artıyordu. Bu sırada kendi meditasyonunda kaybolmuş ve Karen’den daha rahat görünmeyen kızıl ihtiyar göz kapaklarını araladı.

Öfkeli ve huzursuz görünüyordu.

“Hay böyle işin!”

İsteksiz bakışları, dikkatini tamamen yıldırımlara odaklamış Karen’e çevrildi. “Şu lanet velet istediği tekniği bir türlü yaratamadığımı öğrenirse dilinden kurtulamam! Peh! Kıçı kırık bir çocuktan çekindiğime inanamıyorum…”

İblis Duhan’ın uzun uğraşlarının sonunda zar zor kabul ettiği gerçek buydu. Birçok basit teknik üretmiş olmasına rağmen onun gibi kibirli bir varlık nasıl olurda dandik bir tekniği ürettiğini böbürlenerek söyleyebilirdi? Doğal olarak eşsiz bir iş çıkarmak için çabalıyor olsa da dikkate değer bir ilerleme kaydetmiş değildi. Ancak bu durumu kabul etmiş olsa da hiçbir suretle öğrencisine itiraf edemezdi.

Onun gözünde kurduğu eşsiz imajı yerle bir olmaz mıydı?

///Eşsiz imaj??

Bununla birlikte zamanı boşa harcamak konusunda da isteksizdi. Ona başka bir yol gerekiyordu! Bu konuda bir süre kafa patlattıktan sonra ansızın gözleri parladı. “Hoho! Bu şekilde yapabilirim!”

Neden yeni bir teknik üretmesi gerekiyordu ki? Planı aklında şekillenince keyfi yerine geldi. Hızlıca hafızasını yokladı. Şimdiye kadar tek bir ‘mükemmel’ teknik yaratmıştı. Ancak şimdiye kadar ele geçirdikleri ve topladığı sayısız teknik arasında koca kıtayı kıskançlık krizine sokacak zirve tekniklerin sayısı bile birkaç düzine kadardı!

Bu kadar fazla sayıda değerli tekniği olmasına rağmen çoğu farklı alanlardaydı ve onun gibi birisinin işine yaramadıkları için zihninde öylece kenarı atılmışlardı.

Hevesli şekilde bu teknikleri ön planı çıkarıp Savaş tekniklerini eledi. Sırasıyla aklında beliren savunma ve vücut güçlendirme tekniklerini gözden geçirdi.

Karen’in yıldırım özniteliğiyle uyumsuz olanları bir çırpıda egale ettiğinde geriye sadece 6 teknik kalmıştı. Bunlarda dört tanesi harici savunma üzerine olduğu için gereksizdi. Karen’in [Yıldırım Zırhı] savunması bu teknikleri açık ara ezip geçiyordu zaten.

Geriye sadece iki teknik kalmıştı.

[Bronz Dağ-Ölümsüz Beden] ve [Dünya Sarsan Etten Vücut]

İblis Duhan bu iki tekniği ele geçirdiği zamanları anımsadığında yüzüne özlem dolu bir gülümseme yerleşmişti. [Bronz Dağ-Ölümsüz Beden] ve [Dünya Sarsan Etten Vücut] İblis Duhan için bile korkutucu tekniklerdi. Ele geçirdiğinde ne kadar heyecanlandığını ancak hayal edebilirdiniz.

Yine de o an dudakları kendiyle alay edercesine kıvrıldı. Çünkü hatıraları başarısızlıklarla doluydu. Bu iki tekniği geliştirmekte her seferinde başarısız olmuştu!

“Bronz Dağ ve Dünya Sarsan, her ikisi de 3.Seviye yani Özümseme aşamasına ulaşmış teknikler! Onları sonuna kadar çalışan bir savaşçının karşısında kim durabilir ki?”

Tüm teknikler, güçlerine göre her ülkede veya kıtada farklı unvanlarla derecelendirilse de her yerde aynı şekilde dile getirilen başka bir seviye sistemi vardı.

1.Aşama Birleştirme
2.Aşama Yoğunlaştırma
3.Aşama Özümseme

Sıralama bu şekilde devam ediyordu. Yine de ölümlü dünyalarda zirvenin en tepesi olarak görülen tekniklerin neredeyse tümü Özümseme aşamasına ulaşanlardı. Bu seviyedeki tekniklerin değeri kıyas götürmezdi. Sadece bir tanesi bile antik klanlar veya tarikatlarda ana hazine olarak görülürdü. Buradan bile değeri anlaşılabilirdi.

Her oluşumun bildiği bu seviye sistemi güç bazında değil tekniklerin kabiliyeti sonucunda belirleniyordu. Bilindiği üzere sıradan tekniklerin yapabildiği tek şey ruh özlerini toplayarak maddesel bir güce çevirmekti. İşte bu işlem Birleştirme aşamasına tekabül ediyordu. Sıradan tekniklerin aşırı farklı bir güç skalası vardı. Bazıları işe yaramazken, bazılarıysa muazzam güçlü saldırılar yapabiliyordu lakin her halükarda hepsi aynı kapıya çıkıyordu. Birleştirme aşaması!

Yoğunlaştırma aşaması ise Birleştirme sayesinde ortaya çıkan maddesel kuvvetin patlayıcı bir güç kazanmasını sağlayacak kadar sıkıştırıp yoğunlaştıran tekniklerin bulunduğu aşamaydı.

Yani Kan Yıldırımı savaş tekniği gerçekte Yoğunlaştırma kabiliyetine sahip üstün bir teknikti. Ve kesinlikle sıradan değildi. Eşsiz bir ‘kök’e sahip olduğundan mı bilinmez, ortaya çıkardığı güç Özümseme aşamasındaki tekniklerle eşit kuvvete sahipti! Aynı zamanda tüm savaş tekniklerini inanılması güç bir hızda ortaya çıkarabiliyordu.

///Burada Hız’lı olarak belirtilen yoğunlaştırma hızıdır. Henüz karşılaşmamış olsak da Yoğunlaştırma aşamasına ulaşan tekniklerin neredeyse hiç biri Yıldırım Ateş’i tekniğinde olduğu gibi anında yoğunlaştırma yapamıyor. Bilgilerinize sunulur J ///

Özümseme aşamasındaki teknikler ise anlaşılacağı üzere çok daha dehşet vericiydi! Karışık bir konuydu lakin basite indirgemek gerekirse, yoğunlaştırılan tekniğin beden tarafından özümsenmesine ve vücudun teknikle birlikte evrim geçirmesini sağlayabiliyorlardı!

Nihayetinde bedenin kendisi bir silaha dönüyordu! Buna rağmen hepsinin ortak bir özelliği vardı. Böylesine heybetli tekniklerde bırakın ustalaşmayı, çalışmak bile inanılmaz zordu.

Bundan önce, birçok eşsiz uzman tekniklerin istediği şartları bile sağlamaktan acizdi.

İblis Duhan’da bu iki vücut geliştirme tekniğini aynı sebepten çalışamamıştı.

[Bronz Dağ-Ölümsüz Beden] daha çok büyülü bir teknikti ve vücudun sağlamlığını arttırmaktan ziyade ‘sağlamlığı’ başka yerlerden ödünç alıyordu. Örneğin savunma için üretilen bir Büyülü Hazine üzerine yapılan bu büyü, kısa süreliğine o hazineye üretimi sırasında işlenen sağlamlık büyüsünü arındırarak etten vücuda aktarabiliyordu!

Adeta kısa süreli bir evrim yaşatan değiş tokuş sistemine sahipti. İstediği ruh gücü çok yüksek sayılmazdı ve oldukça kullanışlı bir teknikti. Lakin tekniğin yaratıcısı bilinmez bir neden yüzünden, tekniği kullanılabilmesi için savaşçının daha önce hiç vücut güçlendirme tekniği kullanmamış olmasını şart koşmuştu.

Tabi bu saçma açıklamayı görmezden gelen İblis Duhan tekniği kullanmaya çalışmıştı. Hali hazırda bir vücut geliştirme tekniği kullanıyor olsa da başarabileceği konusunda inatçıydı lakin sonuç su götürmez bir başarısızlıktı! Bu kadar basit bir neden yüzünden böylesine etkili bir tekniği rafa kaldırmak zorunda kalmıştı.

Gelgelelim diğer tekniğe yani [Dünya Sarsan Etten Vücut]’a ise daha mantıklı nedenlerden ötürü çalışamadı. Teknik sadece bedenin gücünü ve savunmasını arttırmakla kalmıyor aynı zamanda katı bir muazzam bir ağırlık ekleyebiliyordu. Dünyayı Sarsan ithafı tam olarak bundan kaynaklanıyordu.

Ancak Kan Yıldırımı’na benzer, aşırı derecede Ruh Özüne ihtiyaç duyuyordu. Ayrıca tekniğin ihtiyaç duyduğu ruh özü sadece savaşçının kendi saf ruh özü olmak zorundaydı. Dışarıdan kaynak tüketemiyordu.

Aslında Duhan bu tekniğe çalışabiliyordu lakin zamanla vazgeçmek zorunda kalmıştı. Tekniğin gelişmek için ihtiyaç duyduğu ruh özü onun gibi bir uzmanı bile şoka sokuyordu. Uzun süre çabalamasına rağmen seviyesine göre yetersiz sayılabilecek kadar teknikte ilerleyebilmişti. Boşuna harcadığı ruh özü cabasıydı! Bu yüzden isteksizce bu teknikten de vazgeçmek zorunda kalmıştı.

Tekniğin şartları yüzünden yaşadığı anılar aklında dönerken İblis Duhan’ın gözleri aniden parladı.

“Pehh! Bu küçük piç, göklerin tüm şansını sömürüyor! İlahi felaketler tarafında çarpılmazsak iyidir!”

Çok sinir bozucu bir durumdu! Ağzının salyalarını akıtmasına rağmen çalışamadığı iki teknik (Kan Yıldırımı ve Dünyayı Sarsan) neredeyse Karen için yaratılmış gibi görünmüyor muydu? Hatta henüz bir vücut geliştirme tekniği çalışmadığından isterse Bronz Dağ’ı bile çalışabilirdi!

Şuan yaşadığı kıskançlık düşünüldüğünde, eğer bahsi geçen velet öğrencisi olmasa genç adamı oracıkta sakatlamaktan çekinmezdi!

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1122

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 677

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 123

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 117

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17410 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23463 Bölüm Sayısı


creator
manga tr