Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Kara Büyücü - 571.Bölüm - Cehennemin İstilası (2)


571.Bölüm – Cehennemin İstilası (2)

 

“Altın Yağmur.” Altın enerji hızlıca küreler oluştururken Aleena defans pozisyonunda beklemeye devam etmişti. Kendi bariyerleri oldukça sağlam bir şekilde saldırıyı bekliyorlardı ve Aleena’nın kaçınmak yerine saldırıyı karşılamayı seçtiğini fark eden Zanaat Tanrısı başını sallamıştı.

 

“İyi seçim.” O daha konuşmasını bile bitiremeden önce onlarca altın enerji küresi ışık hızında ilerlemiş ve Aleena’nın bariyerlerine saldırmışlardı. Her şey bir anda olmuştu. Aleena’nın kurduğu tüm bariyerler hızlıca parçalanmış, geri kalan tüm enerji topları onun vücuduna çarpıp onu kilometrelerce geriye doğru fırlatmışlardı. Aleena’nın fırlayan vücudu en yakındaki dağı delip geçmiş ve ardındaki okyanusa batmıştı.

 

Zanaat Tanrısı anında Aleena’nın peşinden fırlamıştı. Bu başlangıç saldırısının Aleena’yı öldürmediğini biliyordu. Bunu hissedebilmişti.

 

Zanaat Tanrısının hızı o kadar yüksek olmasa da birkaç kilometre Tanrılar için saniyeleri bile gerektirmeyecek bir mesafeydi. Bu yüzden bir anda Aleena’nın battığı okyanusun üzerinde belirmişti. O anda okyanus hâlâ Aleena’nın çarpışından oluşan dalgalarla kaplıydı ama Zanaat Tanrısı okyanusun en derin kısmına yakın bir yerde duran Aleena’yı görebiliyordu.

 

O anda zırhında bir delik vardı ve oradan kan akıyordu. Gözleri dönmüştü ve tamamen beyaz görünüyorlardı. Okyanusun en derin kısmında baygın olan Aleena’ya bakan Zanaat Tanrısı hiç düşünmeden sabresini bir kez daha kaldırmıştı.

 

“Altın Keski.” Sabre aşağıya doğru hızla savrulduğunda okyanus ortadan ikiye yarılmış ve Aleena’nın vücudu da bu saldırıyla birlikte ortadan ikiye ayrılmıştı. Ama o anda, birden Zanaat Tanrısı’nın gözleri titremişti. Bu garipti… bir şekilde, düşmanını öldüremediğini hissediyordu.

 

“Uzay dalgalanmaları oradan geliyor… heh, düşünmeliydim.” Anlık bir uzay dalgalanması hisseden Zanaat Tanrısı dalgalanmaların Cehennem Birliklerinin odluğu yerden geldiğini fark edince hafifçe iç çekmiş ve ‘Aleena’nın’ cesedinin yanına inmişti. Düşündüğü gibi, bu Aleena’nın kendisi değildi. Aleena’nın kendisi büyük ihtimalle çoktan birlikleriyle birlikte kaçmıştı.

 

“Gerçekten de uzun süredir dövüşmüyormuşum. Dövüştüğüm kişinin bir savaşçı değil de bir demirci olduğunu unuttum. İyi hamleydi, Dünyalar Demircisi. Ama bu burada bitmedi.” Zanaat Tanrısı elindeki kuklanın başını parçaladığında gerçekçi görünmesi için eklenen kan torbaları ve Aleena’nın kuklaya emir verip bir de sesini gönderebilmek için koyduğu çekirdek de parçalanmıştı.

 

 

37.Küçük Cennet’te, Cehennem’in Birlikleri buraya kurulan okulu tamamen ezmeyi çoktan bitirmişlerdi. Hayatta kalan tek bir Kutsaldoğan bile görünmüyordu ama yorulan askerler hâlâ tetikte bekliyorlardı. Rahatlamış gibi görünseler de her birinin elleri her zaman silahlarına uzanabilecekleri bir mesafede bekliyordu.

 

Askerlerin yarısı enerjilerini geri toplamak için yarı-meditasyon durumunda kalırlarken diğerleri de etrafı gözetiyorlardı ve periler büyüleriyle sürekli olarak kimsenin gelmediğinden emin olmak zorundalardı çünkü henüz bu yeri koruması gereken Tanrı kendisini göstermemişti.

 

Her Cennet’te bir Tanrı’nın olması gerekmese de Wulian yine de dikkatli olmayı tercih etmişti. Eğer birden Konsey’in bir üyesi ortaya çıkarsa o zaman birliklerinin tuzağa düşmesini istemiyordu. Dövüşecek kişi kendisi olmalıydı ve bu yüzden birliklerinin birkaç yüz metre yukarısında uçarken hem etrafı gözetliyor, hem de Kutsal Ekipman Esrean’ı sürekli olarak kullanıyordu.

 

Yaklaşık birkaç dakika içerisinde birden Esrean titremiş, Wulian ise anında vücudunu kutsal zırhlanma ile kaplamıştı. Esrean hızla yaklaşan bir düşmanı sezmişti ve kadere göz atabilen bu kutsal ekipman oldukça nadir yanlış olurdu.

 

“Bir perinin benim kutsal alanıma girmeye cüret edebilmesi gerçekten de hayret verici!” O anda ortaya çıkan kişi bir Kutsaldoğanın tüm özelliklerini sergileyen bir kadındı. Oldukça çekici bir vücudun ve güzel bir yüzün yanı sıra yüzünde aynı zamanda diğer tüm ırklara sergilenen bir iğrenti belirgindi. Normalde yeni nesil Kutsaldoğanlar kanlarında saklı olan bu iğrentiyi gizlemeye çalışırlardı çünkü diğer ırklarla sırf bunun için düşman olmak istemiyorlardı ancak bu kadının böyle bir düşüncesi yoktu.

 

“Kutsal Tanrıça… harika. O kadar kişinin arasından bana gelen kişi Konsey’in en orospu üyesi oldu.” Wulian da kendi sesindeki iğrentiyi saklamamıştı. Onun için Konsey’deki her Tanrı gerçekliğin hastalanmasına neden olan virüsler gibilerdi ve Kutsal Tanrıça aralarında gerçekliğe en çok zarar veren kişilerden birisiydi.

 

“Kara Büyücü’nün küçük metresinin beni böyle çağırması oldukça ironik.” Kutsal Tanrıça kendi uzay gerecinden uzun, beyaz bir asa çıkarırken konuşmaya devam ediyordu. “Savaş gücün maksimum 25 Milyon olabilir çünkü yalnızca bir Üstün Dünya Lordusun. Ki bunun da oldukça anormal olduğunu söylemeliyim. Eğer yerinde normal birisi olsaydı o savaş gücüyle çoktan Üstün Dünya Tanrısı seviyesine varmış olurdu.”

 

“Gerçi… Kara Büyücü’nün takipçilerini normal kişiler olarak çağırabileceğimi sanmıyorum. Yalnızca normalden biraz daha güçlü aptallarsınız.” Kutsal Tanrıça sözlerindeki belirgin bir kibirle asasını birden Wulian’a doğrultmuştu. “Ceza Alanı!”

 

Asadan yayılan altın enerji birkaç katlı bir bariyer oluşturmuş ve Wulian ile onun birliklerini Kutsal Tanrıça ile birlikte içeriye hapsetmişti. Oldukça geniş olan ve neredeyse tüm dünyayı kaplayan bu bariyer yüzünden dışarıdaki her şey hafif altın rengi bir tonda görünüyordu. Gökyüzü kısa bir süre içinde altın renkli bariyerin yoğunluğu yüzünden görünmemeye başlamış ve Kutsal Tanrıça bir kez daha asasını kaldırmıştı.

 

“Şeytan Avı Formasyonu!” Kutsal Tanrıça konuştuğu anda etrafında on adet altın zırh giyen asker belirmişti. Her biri özel olarak büyülenmiş bu zırhları giyen askerler dik bir pozisyonda duruyorlardı ve ellerinde beyaz saplı, altın başlı mızraklar vardı.

 

Bu askerleri gören Wulian ilk başta kaşlarını kırıştırmış, sonrasında ise bir anlık şaşkınlık göstermişti. “Kim düşünebilirdi ki? Kutsal Tanrıça, kayıp sanatlardan birini kullandığını bilmiyordum.”

 

Kayıp sanatlar geçmişte büyücülerin, savaşçıların ve bilginlerin kullandığı ve hatta Tanrıların bile oldukça geliştirdikleri sanatlardı. Şu anda tam olarak kayıp değillerdi ancak eskisi kadar bilinmiyorlardı. Çağırma Büyüleri ve Kukla Sanatları kayıp sanatlar olarak geçiyorlardı çünkü şimdilerde bu teknikleri kullanan güçlü figürler yoktu.

 

“Ve Kayıp Sanatlar arasından seçtiğin de oldukça özel bir tanesi… Nekromanside uzmanlaşırken birçok varlığın öldürülmesi ve cesetlerinin kontrol etmeye çalışılırken parçalanması gerektiğini duymuştum. Görünüşe göre basit bir orospudan biraz daha fazlasısın.”

 

Nekromansi, Wulian’ın Aleena’dan öğrendiğine göre en acımasız kayıp sanatlardan birisiydi. Çünkü ölümlülerin elinde yalnızca ölü cesetleri kuklalar gibi kullanmaktan ibaret olsa da Ölümsüzlerin elinde bu teknik farklıydı.

 

Ölü bir Yükselen’in vücudu tozlara dönüşüp dağılırdı ve bu daha güçlü olan Ölümsüzler için de geçerliydi. Bu yüzden Ölümsüz seviyede Nekromansiyi kullanmanın tek bir yolu vardı.

 

“Canlı Ölümsüzlere zihinleri ölene kadar işkence edip sonrasında öz enerjini onların ruh kalplerinin içine yerleştirmek gibi bir şey oldukça acımasız. Özellikle öz enerjisi aktarılırken ruh kalbi genelde kırıldığı için yalnızca 1000 kişiden bir veya iki tanesi başarılı bir şekilde gerçek yarı-ölü Ölümsüzlere çevriliyorlar. Bu on kişiyi oluşturmak için en az 10.000 kişiye yıllar, belki de yüzyıllar boyunca işkence etmiş olmalısın.”

 

Başkalarını ürkütebilecek bu yöntem Wulian’ın yalnızca şaşırmasına neden olmuştu. Nekromansi acımasız bir sanat olsa da herkes bu sanatı kullanamazdı. Özellikle ölümsüzlerin güçlü olan iradeleri yüzünden zihinlerinin ölmesi için yüzyıllar gerekebilirdi ve yüzyıllar boyunca on binlerce ölümsüzün çığlığını dinlemek her ruhun kaldırabileceği bir şey değildi.

 

“Ruh kalpleri parçalanmayan bu onludan en iradeli olanı 980, en az iradeli olanı ise 603 yıl dayandı. Her birinin güç seviyeleri Küçük Dünya Tanrısı seviyesinde. Onların ‘ortadan kaybolmasına’ neden olurken Baş Tanrı beni birçok kez azarladı ama sonuç oldukça iyi. Senin gibi birisiyle ilgilenmeye oldukça yeterli, Mucizeler Perisi.”

 

Kutsal Tanrıça’nın sözlerinin üzerinde on yarı-ölü başlarını kaldırmış ve miğferlerinin arkalarında kalan boş gözlerini Wulian’a dikmişlerdi. Bir cesedin gözleriyle neredeyse tamamen aynı olan bu gözlerin Wulian’ın hafifçe titremesine neden olmuştu. Ama bu korku değildi…

 

“İğrenç.” Wulian yüzün buruştururken gözlerini Kutsal Tanrıça’ya dikmişti. “Acımasızlığına veya hobilerine herhangi bir sözüm yok, Kutsal Tanrıça. Ama bu askerler basitçe iğrençler. Hatta bir cesetten bile daha iğrendiriciler. Aynı ruhun gibi.”

 

“Onlardan birisi olduğunda ne kadar güzel olacağını göreceğiz, Mucizeler Perisi.” Kutsal Tanrıça asasını savurup saldırma emri vereceği anda Wulian birden kollarını açmıştı. Etrafında birden farklı renkte ışıklar belirirken Wulian’ın yüzünde gururlu bir ifade belirmişti.

 

“Efendim güçlü düşmanlarla karşılaşacağımızı ve kendi güçlerimizin yetmeyeceğini biliyordu. Bu yüzden bizleri farklı yardımlarla gönderdi. Sana gerçekten güzel bir kayıp sanatın örneğini göstermeme izin ver.”

 

Woosh! Işık huzmeleri birden aynı renklere sahip alevlere dönüşmüşlerdi ve bu alevler altın bariyerin içinde devasa bir alanı kaplarken parlaklıkları artmıştı. Aynı anda, Wulian’ın sesi bariyerin içinde yankılanmıştı.

 

“Uyan ve katlet, Solom!”

 

“Roaar!!!” Dokuz tip alev birleşip Dokuz Başlı Alev Ejderhası Solom’u, Paul’ün en güçlü ve tek çağrılmış canavarını ortaya çıkarmıştı. Ama bu Solom, Paul’ün onu ilk kez oluşturduğunda ortaya çıkan aynı Solom değildi.

 

Solom öldürdükçe gelişebilen bir çağrılmış canavardı ve Paul Ulu Cehennem’deyken bu özelliği kullanmıştı. Sırtı bir ülkeyi taşıyabilecek kadar büyümüş olan ve etrafa yaydığı sıcaklıkla pençelerini koyduğu zemini direkt olarak eriten Solom’un görüntüsü Cehennem Birliklerini bile ürkütmüştü.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1468

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1205

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 998

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 909

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 806

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 787

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 721

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 637

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 634

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 606

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 606

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 155

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 16222 Üye Sayısı
    • 733 Seri Sayısı
    • 34352 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr