Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Kara Büyücü - 490.Bölüm - Suyun Kutsal Fiziği


490.Bölüm – Suyun Kutsal Fiziği

 

Woosh!

 

Paul’ün vücudu tamamen yıkılıp yeniden oluşturulduğunda siyah olan saçlar koyu maviye, kan kızılı gözler ise açık parlak maviye dönmüşlerdi. Dışarıdan bakıldığında bu gözler Paul’ün abisi Luke’un sahip olduğu Meleğin Gözleri isimli kutsal gözlere bile benziyorlardı.

 

Dönüştükten sonra vücudunu tamamen suya dönüştürüp oluşturduğu kıtayı baştan aşağı inceleyen Paul bu sırada yer şekillerini biraz değiştirmiş, bazı yerleri hafifçe özelleştirmişti. Dağın zirvesindeyken ne kadar yetenekli olsa da ruh gücü ayrıntılı incelemeye yetmiyordu ve yalnızca kıtayı kendi başına gezerek bu küçük parçaları düzeltebilirdi.

 

Bunu yapması yaklaşık 6 saatini almıştı ve bu süre boyunca su formunda olduğundan o forma biraz alışmıştı. Kullanmaya bir kez alıştıktan sonra bu formda kalması anlamsız olduğundan insan formuna geçmiş ve eski görüntüsüne direkt olarak geri dönmüştü.

 

‘Şimdi… sadece bir adım kaldı.’

 

Paul bunu aklından geçirirken derin bir nefes almıştı. En sonunda, eksik olan tek parça Rüzgarın Kutsal Fiziğiydi. Bu parçadan sonra Altı Element Kutsal Fiziği en sonunda tamamlanacaktı.

 

“Genç dostum, iyi bir iş başardın.”

 

Vielis’in sesi aklında çınladıktan sonra başını okyanusa çeviren Paul hafifçe gülümsemişti. Vielis’in görevi öncekilerden zor görünse de aslında oldukça yararlıydı. Kıtayı oluştururken ruh gücünü daha iyi kullanmayı ve düzenlemeyi öğrenmişti. Aynı zamanda, inceleme ve yönetme yeteneği de gelişmişti.

 

Bu yetenekler basit bir şey ile gelişmezlerdi. Paul normal bir şekilde ilerlemeye devam etseydi ruh gücünün diğer güçlerine karşı sürekli zayıf kalacağının farkındaydı. Bu nedenle Vielis’e gerçekten de minnettardı.

 

“Eğer zamanın varsa bir veya iki gün burada kalmanı isteyebilir miyim?”

 

Vielis’in bu sözleri zihninde çınladığında Paul’ün kaşları hafifçe kırışmıştı. Bunun nedeni burada daha fazla gün geçirmek istememesi değildi. Vielis’e gerçekten minnettardı ve onun isteğini elbette yerine getirirdi. Ama…

 

‘Neden… özellikle kalmam gerektiğini hissediyorum?’

 

Paul bu hissi tam olarak açıklayamıyordu ancak bu dünyadan direkt olarak ayrılmaması gerektiğini hissediyordu. Bu nedenle birkaç dakika iyice düşündükten sonra cevabını vermişti.

 

“O halde birkaç gün yanında kalmama bir şey demezsin umarım, Suyun Kutsal Elementali.”

 

“Elbette. Sen benim misafirimsin. Gel.”

 

Vielis’in onayını aldıktan sonra hızlıca okyanusa dalan Paul Vielis tarafından direkt olarak Ragdalyan Yarığı’nın içine ışınlanmıştı. Daha sonra, Vielis ve Paul muhabbet etmeye başlamışlardı.

 

Vielis bir Kutsal Elemental olduğu için gerekli veya gereksiz oldukça fazla bilgiye sahipti. Paul ise evreni gezmiş iki uzmanın hatıraları ile doluydu. Bu sayede konuşmaları oldukça akıcı bir şekilde ilerliyordu. Eğer konuşmaktan sıkılırlarsa satranç veya benzeri bir oyun oynuyorlardı. Bazen Paul Vielis’in yardımıyla okyanusun içinde bir alan açıyor ve flütüyle birkaç melodi çalıyordu.

 

Hiçbir şey olmazsa oluşan kıtayı birlikte inceliyorlardı. Havada yaşayan canlılar ve karaya da çıkabilen su canlıları kıtayı kısa sürede keşfetmiş ve oraya çıkmaya başlamışlardı. Bölgeler yavaş yavaş ayrılmaya başlamış, daha akıllı olan ırklar mineralleri çıkarıp eşyalar oluşturmaya çoktan başlamışlardı.

 

Ve altıncı gün, Vielis’in ondan kalmasını istemesinin nedenini bulmuştu. Kıtanın üzerinde açılan bir uzay kırığından çıkan bir Kutsal Doğan Yükselen kıtaya bakarken Paul de ona bakıyordu.

 

Kutsal Doğan, evrendeki en büyük ırklardan birisiydi. Işık manasına doğuştan yatkınlık gösteren Kutsal Doğanlar evrendeki en yüksek kontrole sahip ırk sayılabilirlerdi. Sonuçta en çok Tanrıya sahip olan ırk bu ırktı. Cennetin kontrolü de onların elinde sayılırdı.

 

Ve doğal olarak, Habis Tanrı ile Varlığın Hükümdarı lakaplarının en büyük düşmanları da bu ırktı.

 

“Cidden mi… Hangi aptalın bir su dünyasında bir kıta oluşturduğunu merak ediyorum.”

 

Yükselen bu sözleri söylerken tek elini havaya kaldırmış ve büyük bir alev topu oluşturmuştu. Hareketlerine bakılırsa kıtayı tamamen yok etmeyi planlıyordu ve bunun kıtayı yaratmaktan daha kolay olduğunu Paul bile biliyordu.

 

“Hmph.”

 

Paul yumruklarını sıkıca sıkarken direkt olarak oraya gidip Yükselen’i tek seferde havaya uçurmayı cidden istiyordu. Ancak Vielis onu son anda durdurmuştu.

 

“Eğer o burada ölürse Kutsal Doğanların dikkati buraya çekilecektir. Bu nedenle daha önceden kendim bir şeyler yapsam da o bunları yok etti ve ben bir şey yapmadım. Bu dünyanın sakinliğinin bozulmasını istemiyorum.”

 

Vielis’in sözleri Paul’ün zihninde yankılandığında Paul bir anlığına durmuş, sonrasında derin bir nefes alıp okyanustan hızla çıkmıştı. Aynı anda, saçları ve gözleri hızlı bir şekilde bir kez daha değişmişti.

 

“Kayb-”

 

“Dursan iyi olur.”

 

Yükselen büyüttüğü alev topunu tam atacağı anda birden soğuk bir ses kulağına ulaşmış ve topladığı güç birden dağılmıştı. Anında başını sesin geldiği yere çeviren Yükselen orada saçları beyaza ve gözleri altın renge bürünen Paul’ü görmüştü.

 

“Kimsin? Bu kıtayı oluşturan sen misin?”

 

Genç Yükselen karşı tarafın gücünü hissetse de sertçe çıkışmıştı. Bu su dünyası bir süredir eğlenmek için geldiği bir yerdi ve o hâlini seviyordu. Birkaç kez ufak adalar oluşsa da onları yok etmişti ve şimdi birinin burada bir kıta oluşturması pek hoşuna gitmiyordu.

 

“Oh? Epeydir bana karşı böyle bir ton kullanabilecek birisiyle karşılaşmıyordum. Hehe…”

 

Paul cümlesinin sonunu bir sırıtışla bitirse de Yükselen’in yüzü birden beyaz kesilmişti. Çünkü karşısındaki adamın aurasını herhangi bir şekilde hissedemediğini ve adamın her kelimesiyle birden etrafındaki havanın ağırlaştığını fark etmişti.

 

“Bu kıtayı yaratmak için uğraştım ve sen onu yok etmeye çalıştın. Başaramamış olsan da, bir ceza vermezsem olmaz değil mi?”

 

Paul bu sözleri mırıldandıktan sonra etrafında birden basit kum taneleri oluşmuştu. Bu kum taneleri hızla havada toplanıp onlarca uzun ve sivri çivi hâline büründükten sonra birden renkleri ile hâlleri değişmiş ve saf altına dönüşmüşlerdi.

 

“Bu…”

 

Yükselen bir şey diyemeden önce Paul’ün oluşturduğu altın çiviler hızla ileriye fırlamış ve Yükselenin el ve ayak bileklerine saplanmışlardı. Geri kalanlar ise Yükselenin vücuduna ulaştıklarında yeniden kuma dönüşüp dağılmışlardı.

 

“Her neyse. Bu ceza yeterli olmalı. Bir daha buraya gelme. Burada bir deney yapmayı planlıyorum.”

 

Paul bu sözleri söyledikten sonra Yükselen bir anlığına donmuş, daha sonrasında açık olan uzay kırığından anında geriye gitmişti.

 

Yükselen ve üstü seviyeli kişilerin küçük dünyaları büyü deneyleri için kullanması normaldi ve Yükselen Paul’ün ondan güçlü olduğunu hissetmişti. Hem, cezası yalnızca ufak bir acıydı ve gerçek bir yara bile almamıştı bu nedenle onunla dövüşmesi gerekmiyordu. En kötü durumda birkaç bin yıl deneyin bitmesini bekleyebilirdi. Yükselenler için bu süre o kadar uzun değildi.

 

Ve karşı tarafın gücünü de bildiği için bunu küçük düşürülme olarak görmüyordu. Sonuçta evrende güçlü olanın sözü geçerdi ve zayıf olduğu için atılması normaldi.

 

“…Onu öldürmeyi gerçekten istemiştim.”

 

Yükselenin arkasından kapanan uzay kırığına bakan Paul derince iç çektikten sonra görünüşünü düzeltmiş ve daha sonra okyanusa dönmüştü.

 

“Suyun Kutsal Elementali, artık ayrılma zamanım geldi. Yükselen seviyesine çıkmak için bu fiziği tamamlamam gerekiyor ve Rüzgarın Kutsal Elementali’nin biraz daha zorlu olacağını düşünüyorum. Eğer ileride bir kez daha görüşürsek o zaman seninle bir oyun daha oynarım.”

 

Paul sözlerini gülümseyerek bitirmiş ve sonrasında bir uzay geçidi açıp anında dünyadan kaybolmuştu. Ragdalyan Yarığının içinden onun gidişini izleyen Vielis ise uykuya dalmadan önce varlığını hissettiği diğer Kutsal Elementallerden birine özellikle bir mesaj göndermişti.

 

“Onunla oynamaya cüret etme!”

 

Bazen, sakin ve rahat bir kişinin ciddiyeti var olan en korkutucu şey olabilirdi. O anda Kutsal Elementallerden birisi bu korkuyu oldukça iyi bir şekilde yaşamıştı.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1485

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 811

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 795

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17338 Üye Sayısı
    • 779 Seri Sayısı
    • 35945 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr