Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Kara Büyücü - 423.Bölüm - Canavar Ordusu


“Oldukça güçlü bir şeye dönüşmüş. Bu kadar kaotik bir ruh enerjisine sahip olmanı beklemiyordum.”

 

Ruh enerjisiyle bayrağı ellerine geri çeken Paul bayrağı incelerken kendi kendine mırıldanmıştı. Bu bayrağın içindeki ruhlara işkence etmesini sağlayacak bir özelliği olsa da içindeki ruh enerjisinin bu kadar kaotik olması gerçekten de şaşırtıcıydı.

 

O anda bu bayrak gerçekten de şeytani bir silah olarak görülebilirdi. Basitçe bir ceza aracı değildi. Gerçek bir silahtı!

 

“Eğer formasyonlar hakkında daha bilgili birisini bulabilirsem bu bayrağı tüm potansiyeliyle kullanabilecektir sanırım. Ya da Amelia’yı formasyonlar konusunda eğitmeye başlayabilirim. Bu ona daha uygun bir savaş biçimi.”

 

Bayrağı boyutuna geri depolarken mırıldanan Paul sonrasında arkasındaki tahtı katliam manasına geri dönüştürmüş ve vücuduna çekmişti. Ardından, vücudu yavaşça Kan Kızılı Saray’a inmişti.

 

“Saray Lideri.”

 

“Hoş geldiniz Saray Lideri.”

 

Simon ve Semia saygılı bir şekilde onu karşılarlarken daha önceden Paul’ü görmemiş olan öğrencilerin tümü gözlerini ona dikmişlerdi. Çoğunun gözlerinde saygı, heyecan ve farklı duyguların bir karmaşası vardı. Birkaç kadın öğrenciden daha ‘farklı’ duyguların yayıldığı da söylenebilirdi.

 

Öğrencilere bir süre baktıktan sonra başını havaya kaldıran Paul ağzını açmış ve sonrasında sesini mana ve ruh gücüyle destekleyerek bağırmıştı.

 

“Grim!”

 

Paul’ün bağırışından sonraki üç saniye boyunca bir sessizlik olmuştu. Öğrenciler Saray Liderinin kimi çağırdığını bilmiyorlardı ve Simon ile Semia neden Grim’i çağırdığını bilmiyorlardı. Ancak üç saniye sonra, birden yer sarsılmaya başlamıştı.

 

“C-Canavarlar! Bir canavar ordusu!”

 

“Buraya geliyorlar! Aman tanrım, aralarında Aziz seviyeli varlıklar var!”

 

Öğrencilerden şaşkın sesler yayılırken Paul yaklaşan canavar ordusuna bakmıştı. Diğerleri bunu göremiyordu ama kendisi canavarların tepesinde uçan parlak yeşil bir anka kuşunun üzerinde oturan küçük, siyah kediyi görebiliyordu.

 

Canavar ordusu Kan Kızılı Sarayı çevreleyen ölüm ormanının dışına geldiklerinde metalik yeşil tüylere sahip olan anka kuşu yere inmiş ve Paul de ormanın dışına çıkmıştı. Yaklaşık 100.000 canavardan oluşan bu orduda 20 metrelik Anka kuşuyla birlikte toplam 10 Aziz seviyeli yaratık vardı. Aynı şekilde, tam olarak 10 ırktan canavarlar bulunuyorlardı.

 

Ancak Paul’ün ilgisini çeken tek canavar Anka Kuşuydu. Çünkü bu metalik yeşil tüylere sahip olan anka kuşunun ona yukarıdan bakarken hafifçe kibirli durduğunu fark etmişti.

 

“İnsan, kraliçeyi direkt olarak kralımızın ona verdiği ismiyle çağırma cüretini nereden kazandığını bilmiyorum ama sana tek bir şans vereceğim. Diz çök ve özür dile.”

 

Anka kuşu laflarını bitirdiğinde Grim tek vuruşla canavarın kafasını uçurmaya hazırlansa da Paul ona bir bakış atmış ve onu durdurmuştu. En sonunda ise Paul’ün yüzünde bir gülümseme belirmişti.

 

“Kraliçen Grim oluyor sanırım. Ona epey bağlı olduğunu görmek güzel, küçük kuş. O zaman kralına da epey bağlı olmalısın, değil mi? Gerçi onu hiç gördün mü ki?”

 

“Hmph!”

 

Anka kuşu ‘küçük kuş’ terimi yüzünden öfkelense de aptal bir varlık değildi. Hâlâ sırtında oturan kraliçesinin neden herhangi bir tepki vermediğini merak ediyordu ve karşısındaki kişi Kral’ı direkt olarak görmüş birisi olabilirdi. Yani düşmanlığını biraz azaltması gerekiyordu.

 

“Kralıma bağlı olmak için onu görmeme gerek yok, insan. Anka kuşları arasında kan soyu en önemli şeydir. Kan soyu benden daha üstün olanlara saygı duyarım. Benden düşük olanlar ise ne kadar güçlü olsalar da yemekten başka şeyler değillerdir.”

 

“Hahaha…”

 

Bunun üzerine Paul gülmeye başlamıştı. Anka kuşu doğruyu söylüyordu. Normalde, Aziz seviyeye ulaşmış bir Kan Kanatlı Anka Büyük Aziz seviyesindeki ölümlü anka ırklarını çerez gibi yiyebilirdi ve bu Paul için de geçerliydi. Bu yüzden gözlerinde alaycı bir ifade belirmişti.

 

“Aptal küçük kuş, sana tek bir şans vereceğim. Başını eğ ve taç tüyünü bana sun.”

 

Bunu duyan anka kuşunun gözlerinde anında öfke belirmişti. Taç ve kuyruk tüyleri anka kuşları için oldukça önemli tüylerdi ve normalde en büyük ceza olarak sökülürlerdi. Çünkü iyileşme güçleri oldukça yüksek olan ankalar için bile bu tüylerin iyileşmesi yüzyıllar alabilirdi.

 

Anka kuşu pençesini kaldırıp karşısındaki insanı tek saldırıyla parçalamayı düşünüyordu. Ancak o anda, birden güçlü ve baskıcı bir aura onu ve arkasındaki orduyu tamamen sarmıştı. Aynı anda, yerden 50 metre yükseğe süzülüp Anka Kuşundan 30 metre daha yüksek bir yerden ona bakan Paul’ün sırtından bir çift kan kızılı kanat fırlamıştı.

 

“Küçük kuş, son şansın. Taç tüyünü sun, ya da bu kral seni öldürecek.”

 

O anda Paul’ün kanı kaynıyordu. Başka anka ırkları üzerinde hüküm sürmek, ya da direkt olarak başka ırklar üzerinde hüküm sürmek direkt olarak kanından gelen bir istekti ve baskıcı kişiliği o anki durumun oluşmasına neden olmuştu.

 

“K-Kral…”

 

O anda, Anka Kuşu durumu nasıl anlamayabilirdi ki? Kan Kızılı Anka’nın aurası vücudunu sarsarken direkt olarak kan soyunun baskılandığını hissedebiliyordu. Karşısındaki kişi kesinlikle onunkinden daha güçlü bir kan soyu taşıyan kişiydi. Kraliçeden başka ondan daha güçlü ve saf bir kan soyu taşıyabilen kim olabilirdi?

 

“Bang!”

 

Anka Kuşunun başı anında yere vurmuştu. Arkasındaki canavarlar da başlarını eğmiş ve Paul’ü selamlamışlardı. O sırada Grim havada süzülerek Paul’e yaklaşmış ve onun omzuna yavaşça oturmuştu. Paul’ün kulağını bir kere dişleyen Grim orada iki küçük kanlı delik bıraktıktan sonra Paul’ün omzunda beklemeye devam etmişti.

 

“Tch. Kulaklarımı bir gün tamamen yiyeceksin.”

 

Paul hafifçe gülümserken Grim’in başını hafifçe okşamıştı. Aynı anda, başını yere vuran Anka Kuşunun başının üzerindeki tüy yerinden kopmuş ve Paul’ün önüne süzülmüştü.

 

“Mitril Anka soyundan gelen ben, Kralıma beni affetmesi için yalvarırım. Yaptığım saygısızlık beni binlerce kez öldürmeye yetecek olsa da kralıma merhamet göstermesi ve beni bir ölüm askeri olarak kullanması için yalvarırım.”

 

Bir ölüm askeri, gerekirse görev esnasında kendilerini öldürmeleri gereken intihar askerleriydi. Normalde kimse isteğiyle bir ölüm askeri olmak istemezdi ancak o anda Anka Kuşunun tek kurtulma yolu buydu. Bir ölüm askeri olarak yaşamak öldürülüp yenmekten daha iyi bir gelecekti.

 

“İyi, taç tüyün Kan Kızılı Sarayın hazineliğine kapatılacak ve bundan sonra sen ve arkandaki ordu dış sarayı koruyacaksınız. Eğer bir başka saygısızlığını görürsem seni parçalamak için bir an bile beklemem.”

 

“Merhametiniz için teşekkürler, Kralım!”

 

Paul’ün sözleri soğuk olsalar da Anka Kuşu onun merhamet gösterdiğini anlayabiliyordu. Taç tüyünü kaybetmiş olsa da hayatıyla kurtulmuştu ve Paul’ün sözlerine göre tüyü bir şekilde kullanılmak yerine direkt olarak saklanacaktı. Bu da oldukça iyi bir seçenekti.

 

Paul’ün emirleri altında canavar ordusu kısa sürede sarayı çevreleyen ormanı sarmış ve sarayın korumasına bir katman daha eklemişlerdi. Sonrasında, Paul Grim’le birlikte Ana Saray’a ilerlemişti.

 

Aynı anda, Paul’ün hareketleri sarayın öğrencileri arasında büyük dalgalara yol açıyordu. Yalnızca sözleriyle efsanevi bir anka kuşunun en gurur verici parçasını alabilen, yüz bin canavardan oluşan orduyu ‘Kral’ olarak yöneten Saray Lideri öğrenciler arasında iyice bir efsaneye dönüşüyordu. Aynı zamanda, saraydaki birçok genç kızın rüyalarını parçalayan ‘Kraliçe’ figürünün kim olduğunu da birçok öğrenci merak ediyordu.

 

Paul ise Ana Saray’a dönmüştü ve Grim de insan formuna geçmişti. O anda Grim Paul’ün kucağındaydı ve onu bırakmayacakmış gibi ona sarılıyordu. Paul ise onun başını okşamaya devam ediyordu.

 

Bir süre sonra Semia ve Simon taht odasına girmişlerdi. Paul ve Grim’in durumuna alıştıklarından bir şey demeseler de yine de biraz garipsemeden edemiyorlardı. Bu ikili etrafındaki kişileri umursamadan birbirleriyle istedikleri gibi oynaşmaya devam ediyorlardı.

 

Paul bir süre daha Grim’in başını okşadıktan sonra onu kucağından kaldırmadan Simon ile Semia’ya bakmış ve sormuştu.

 

“Simon, Semia, sizce bulabileceğim en iyi illüzyon veya formasyon tekniğini nereden bulabilirim?”

 

Bu önemli bir konuydu. Amelia’nın gelişiminin gücünü en çok göstereceği yer bu iki yoldu ve ona öğretecekse en iyisini öğretmek istiyordu.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1335

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1132

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 945

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 704

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 576

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 464

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17734 Üye Sayısı
  • 481 Seri Sayısı
  • 23936 Bölüm Sayısı


creator
manga tr