“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Kara Büyücü - 374.Bölüm - Kılıç Yolu


“Hah…”

 

Ağacın kovuğunda iki hafta boyunca yaşam manasıyla ruhunu iyileştiren Paul en sonunda büyük bir gülümseme göstererek ayaklanmıştı. Vücudunu hafifçe esneten Paul bir yandan da ruh gücünü etrafa yayıyordu. Ruhu tamamen iyileşmiş ve son sınırı aşarak Büyük Aziz seviyeye ulaşabilmişti.

 

“Şimdi yalnızca bir adım kaldı.”

 

“Savaşçı yolu değil mi? Kılıç Yasalarını geliştirip kılıç kalbini oluşturmak için Kılıcın Felaketinden kurtulman gerekecek. Daha iyi bir yer bulman gerekiyor.”

 

“Biliyorum. Ama burasıyla bir işim daha var.”

 

Paul bunu söyledikten sonra zindandan dış dünyaya açılan bir geçit oluşturmuştu. Mor renkli sisten oluşan geçidin içine elini uzatan Paul bir süre bekledikten sonra elini geri çekmişti. Geri çektiği elinin içinde peri hâline geçmiş olan Wulian oturuyordu.

 

“Wuu!”

 

Gümüş saçları biraz dağınık olan Wulian Paul onu çağırdığı anda sarayın içine hızla döndüğü için o anda garip bir durumdaydı. Altın rengi kanatları ve gözleri hafifçe parıldıyorlardı. Paul onun için yararlı bir şey olacağını kan sözleşmesi yardımıyla söylemişti.

 

“Bu yer gelişimin için iyi mi?”

 

“Wuu? Wuu!”

 

Önce meraklı bir ses çıkaran Wulian Paul’ün elindeki kalkıp biraz uçtuktan sonra heyecanlı bir şekilde bağırmıştı. Görünüşe göre bu yer gerçekten de onun için iyi bir yerdi.

 

“Burada kal ve istediğin kadar geliş. Eğer dışarıya çıkmak istersen Kan Sözleşmesi üzerinden bana haber verirsin. Anladın mı ufaklık?”

 

Paul hafifçe gülümseyip tek parmağıyla Wulian’ın ufak başını okşarken Wulian da gülüyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra Paul Wulian’ı bırakmıştı ve küçük peri uçup beyaz zemine oturmuştu. Etraftaki mana ona doğru yöneliyordu.

 

Paul bir süre önce dışarıdaki yaşam manası taşlarını toplamış ve bir kısmını buraya koymuştu. Yani Wulian bu taşları kullanıp gelişimini daha da hızlandırabilirdi.

 

Wulian’ın ufak figürüne son bir bakış attıktan sonra kanatlarını hızla çırpıp oradan ayrılan Paul gökyüzünde dolaşırken bir yandan da etrafında atılım yapabileceği bir yer arıyordu. Kılıcın Felaketi Habis Kıyamet ile aynı seviyede tehlikeye sahipti. Atılım yaparken etrafa o kadar zarar vermeyeceği bir yer seçmesi gerekiyordu.

 

En sonunda boş bir düzlük bulan Paul oraya iniş yapmış ve boyutundan Kılıç Yasası Meyvesini çıkarmıştı. O anda Kılıç Yasası üzerinde yalnızca Küçük Kavrayış seviyesinde olsa da tek bir meyve Kılıç Kalbini oluşturacak aşamaya gelmeye yetmeliydi. Meyvenin içinde kavrayış bulunsa da en sonunda kişinin yeteneğine de bağlıydı.

 

“O zaman… Başlıyorum.”

 

Paul kendisini biraz hazırladıktan sonra iki kılıcını önüne koymuş ve kılıç yasası meyvesinden büyük bir ısırık almıştı. Aldığı ısırıkla birlikte vücuduna yayılan sıcak dalgayı ve yasa enerjisini hisseden Paul boşa gitmemesi için meyveyi hızla bitirmiş ve gözlerini kapamıştı.

 

“Hah…”

 

O anda, Paul derin nefesler almaya başlamıştı. Kılıcın yasaları vücudunda dolaşırken kendisi onların tam güçlerini hissedebiliyordu. Şimdi her şey kendisine kalmıştı. Kılıcın Yasalarında kendi özünü kavramalı ve bunu kılıcına aktarabilmeliydi. Bunu yapabilmeyi başardığında, Kılıç Felaketi başlayacak ve Kılıç Kalbi oluşacaktı.

 

Gözlerini bir anda açan Paul birden eskiden olduğu yerde olmadığını fark etmişti. O anda tamamen siyah bir yerdeydi. Gökyüzünde ise sayısız kılıç asılıydı. Bu kılıçların hepsi birbirinden farklıydı. Bazıları alevlerle kaplıydı. Bazıları parıldıyorlardı. Bazıları görünmeyecek kadar saydamdı. Bazılarından güçlü bir enerji yayılıyordu. Birisi bu kılıçları saymaya çalışsa da bunu asla bitiremezdi.

 

Kılıcın yolları kişiye göre değişirdi. Kılıcın yolu, sonsuz çeşide sahipti.

 

Paul etrafındaki kılıçlara bakarken kendi kılıcını, kendi yolunu arıyordu. Bu sayısız kılıcın arasında onu temsil eden bir tanesi olmalıydı. Onun kılıcının gücünü temsil eden bir tanesi olmak zorundaydı.

 

Böylece, Paul ilerlemeye devam etti. Bu yerdeki zaman akışını bilmiyordu, bu nedenle ne kadar zaman harcadığını bilmiyordu. Saatler olabilirdi, günler olabilirdi, haftalar olabilirdi… Emin değildi.

 

Yolunda giderken bir kılıç görmüştü. Kılıç altın süslemelerle kaplıydı ve heybetli bir auraya sahipti. Köşeleri var olan her şeyi kesebilecek kadar keskin, bıçağı güneşle karşılaştırılabilecek kadar parlaktı. Ancak bu Paul’ün kılıcı değildi. Heybetliydi, ancak bir şey eksikti.

 

Bir süre sonra bir başka kılıçla karşılaşmıştı. Kan kızılı bir renge sahip olan bu kılıç suda değil de kanda soğutulmuş gibi görünüyordu. Etrafa yayılan öldürme niyeti Paul’ünkiyle karşılaştırılabilir, hatta geçebilirdi. Ama bu da Paul’ün kılıcı değildi. Ölümcüldü, ama eksikti.

 

Paul milyonlarca kılıcı bu şekilde geçti. Kendisine uygun birçok kılıç görmüş, ancak bir şeyin eksik olduğunu hissetmişti. Bu yüzden olduğu yere oturdu, gözlerini kapattı ve yolunu aradı. Kılıcını kendisi çağırmayı denedi.

 

Aynı anda, ‘yolunu’ bulmuştu. Neden birçok kılıç görmesine rağmen hepsinin uygun ancak eksik olduklarını anlamıştı. Hafifçe gülümserken ayaklandı ve kollarını iki yana açtı. Aynı anda, tüm kılıçların uçları onun vücuduna dönmüştü.

 

“Woosh!”

 

Milyonlarca kılıç bir anda Paul’ün vücuduna ilerlemiş ve aynı anda vücuduna saplanmışlardı. Paul’ün vücudu tamamen yok olmuş gibi görünse de, o anda asıl kılıcına ulaşmıştı.

 

Onun yolu gerçekliğin ve hiçliğin yolu, Varlığın Yolu’ydu.

 

 

Dış dünyada, milyonlarca tip kılıç enerjisi Paul’ün etrafında belirdiğinde Spadia Kılıç Felaketi’nin başladığını anlamış ve endişelenmişti. Kendi kılıç felaketinin gücü bile bu kadar yüksek değildi. Paul’ün nasıl bir yol seçtiğini anlayamamıştı.

 

Aynı anda, Paul gözlerini açtı ve etrafına bakındı. Birçok kılıç enerjisi etrafında dolanıyorlardı ve oldukça tehditkar duruyorlardı. Ancak Paul onların özünü biliyordu. Bir şekilde… Anlayabiliyordu. Yerde duran iki kılıcını kaldırıp kuşandıktan sonra derin bir nefes aldı ve ikisini de havaya kaldırdı.

 

“Velet, ne yaptığını sanıyorsun!?”

 

Spadia çıldırmanın eşiğine gelmişti. Bu kadar fazla kılıç enerjisine rağmen Paul’ün savunmayı bile denememesi ölümcül bir hataydı! Ancak artık yardım edebileceği bir şey yoktu. Paul kılıçlarını kaldırdığı anda milyonlarca kılıç enerjisi Paul’ün vücuduyla buluşmuştu.

 

Ancak tek bir kesik bile açılmamıştı. Tüm enerjiler Paul’ün derisinden geçip gitmiş ve direkt olarak kalbiyle birleşmeye başlamışlardı. Paul orada yalnızca beklerken kılıç enerjileri vücuduyla kendi istekleriyle birleşiyorlardı.

 

“Bu, benim kılıç yolum.”

 

Paul’ün tüm vücudundan kılıç enerjisi yayılırken vücudunun çevresinde kılıç niyeti birikiyordu. Bu kılıç enerjisi ve niyeti sürekli değişken görünüyordu ve oldukça güçlü bir aura yayıyordu.

 

“Varlığın Hükmü.”

 

Paul’ün Kılıç Yasalarındaki kavrayışı Tam Kavrayış seviyesini aşmış ve özel kavrayış sırasına girmişti. O anda olduğu kavrayış seviyesi ise kendi özel kılıç yasasıyla, Varlığın Hükmü’ydü.

 

--

 

Kılıç Kalbini sonunda oluşturan Paul en sonunda kılıç enerjisini vücuduyla kullanabildiği için biraz heyecanlanmış ve bir süre bununla uğraşmıştı. Sonsuz Evren Kılıç Sanatının yardımıyla birçok kılıç enerjisi çeşidi oluşturmuş ve hepsini kendi vücuduyla kullanmıştı.

 

Ancak sonrasında kendisini sakinleştirmiş ve sahip olduğu tekniklerde ustalaşmaya başlamıştı. Dış dünyada turnuvanın gelişine daha zaman vardı. Bu zamanda biraz tekniklerine çalışacaktı.

 

O anda Paul’ün neredeyse tüm teknikleri seviye olarak yükselmişlerdi. Bunu daha önce fark etmese de Paul birçok irade ve yasa kavrayışında son seviyeyi aşmış ve özel kavrayış seviyesine yükselmişti. Yasa enerjilerinde altı element de ilk özel kavrayış seviyesindeydi.

 

Alev’in ilk seviyesi Yanan Dünya seviyesiydi. Suyunki Akan Nehir, rüzgarınki Yüz Kesik, toprağınki Dağ Sarsan, ışığınki Dünya Işığı ve karanlığınki ise Dünya Gölgesi’ydi. Bu kavrayışların hepsinin ismini bilen kişi Spadia’ydı.

 

İradeler konusunda ise altı elementten yalnızca ikisi gelişse de Katliam ve Barış Manaları da özel kavrayış seviyelerine yükselmişlerdi. Karanlığın İradesinin ulaştığı seviye Kararmış Dünya seviyesiyken Işığınki Kutsanmış Dünya seviyesiydi. Birbirinin zıttı sayılıyorlardı ve Katliam ile Barış da böyleydi. Paul’ün onlara verdiği isimler zıttı. Barış Manasının gelişmiş hâli Sakin Kalp adını almışken Katliam Manasınınki Çıldırmış Kalp adını almıştı.

 

Gelişim seviyesinden emin olduktan sonra kendisini tamamen tekniklerine veren Paul aynı zamanda gücünü gösterebileceği birkaç teknik yaratmayı planladığından zaman hızla geçiyordu.

 

Bir ay… İki ay… Üç ay…

 

En sonunda, 6 ay tamamen geçmişti. Paul istediği tekniklerini oldukça yüksek seviyelere çıkarmıştı ve artık hazırdı. Dış dünyadakilerin nasıl olduklarını merak ediyordu.

 

“Artık geri dönme zamanı.”

 

Hafifçe mırıldandıktan sonra mor sisten bir geçit yaratan Paul dışarıya çıkmadan önce vücudunu katliam manasının kızıl sisiyle kaplamıştı. Mor sis direkt olarak taht odasına bağlı olduğundan o anda seçilen öğrencilerden birisi orada olabilirdi. Asıl görünüşünü en azından Kara Vadi’ye varana kadar saklamayı düşünüyordu.

 

 

Paul Saray’a geri döndüğünde etrafta herhangi birisi yoktu. En azından taht odası boştu. Ancak dışarıdan farklı auralar hissedilebiliyordu. İç Saray öğrencilerinin çalışması o anda son aşamalarda olmalıydı.

 

“Tak. Tak. Tak.”

 

Paul sert adımlarla taht odasının dışına yürürken kızıl sis kendisine eşlik ediyordu. Bir süre diğerlerinin gelişimini incelemeyi düşünüyordu.

 

İlk uğradığı yer Simon ve iki iç saray öğrencisi olan Vales ile Petra’nın yanıydı. Onlara kendisini göstermeden gökyüzünden izleyen Paul o anda Vales ile Petra’nın oldukça hızlı saldırılarla Simon’a yaklaştıklarını izleyebiliyordu.

 

1,5 ay önce birbirlerinin boğazına yapışan bu ikizler o anda muhteşem bir koordinasyon ile çalışıyorlardı. Kılıçlarının savruluşları bile uyumluydu ve alev büyülerinin çoğu Simon’ın vücudunu buluyordu.

 

Ama bunların hiçbiri Simon’a zarar veremiyordu. Aksine, Simon bir alevle tüm bu büyüleri dağıtıyordu. Kullandığı alevler normal alevlerin rengine sahip olsalar da Paul onlardan yayılan gücü hissedebiliyordu. Bunlar Yanan Cennet Alevleri olmalıydı.

 

Onları bir süre inceledikten sonra başka bir yere geçen Paul daha önceden kendi oluşturduğu su büyüsüne çalışan Aurora’yı görebilmişti. O anda tek başına çalışan Aurora’nın arkasında altı su küresi süzülüyordu.

 

Bu altı su küresi Paul’ün oluşturduğu tekniğin bir parçasıydı. Aslında Paul Aurora’nın 3 veya 4 tane oluşturacağını düşünmüştü. Maksimum olan 6’ya ulaşması gerçekten şaşırtıcıydı.

 

Hareketlenip birlikte çalışan Jessie ve Semia’nın yanına süzülen Paul Jessie’nin oldukça hızlı bir şekilde mızrağını kullandığını görebiliyordu. Mızrağıyla olan hareketleri oldukça esnekti ve önceki gibi savunmaya değil kaçınmaya dayanıyordu.

 

Semia ise o anda kurt formundaydı. Pençeleri oldukça hızlı bir şekilde savruluyordu. Etrafına buzul bir aura yayılıyordu. Donmuş Cennet Sanatında gelişmiş gibi görünüyordu.

 

Son olarak, Paul Amelia’nın çalıştığı yere gitmişti. O anda Amelia tek başına oturuyor ve meditasyon yapıyordu. Etrafında, altı farklı renklerdeki insan benzeri kukla sürekli olarak hareketlilerdi. Görünüşe göre Kuklalarının kontrolünü nasıl artırabileceğine çalışıyordu.

 

Geçen 1,5 ayda Amelia’nın üç gelişimi de Zirve aşamaya ulaşmıştı. Yani Büyük Usta seviyeye geçmesi için yalnızca biraz daha zamana ihtiyacı vardı. Ama o anda böyle bir lükse sahip değildi. Zamanları tamamen bitmişti.

 

“Amelia.”

 

“Ah, usta!”

 

Paul yere inip Amelia’nın ismini söylediğinde Amelia anında gözlerini açmış ve Paul’e doğru atılmıştı. Aynı anda bir süredir Amelia’nın başında duran Grim de Paul’e yaklaşmıştı.

 

Kızıl sisi dağıtıp ikisine de bir süre sarılan Paul sonrasında bakışlarını gökyüzüne çevirmişti. Ardından, soğuk bir sesle Simon ve Semia’yla konuşmuştu.

 

“Öğrencilerinizi ruhsal güçle bayıltın ve buraya getirin. Nehri aşarken sizler zindanın içinde kalacaksınız.”

 

Paul’ün bulabildiği en iyi yol buydu. Kıtaları ayıran nehri geçmek zaten zordu ve birden fazla kişiyle geçmeyi düşünmüyordu. Bu yüzden önce Grim ve Amelia’yı, sonra ise grubun geri kalanını zindanın içine çekmişti.

 

“Gidelim bakalım.”

 

Kızıl sisle vücudunu kaplayan Paul kanatlarını açarken düşünmüştü. Sonraki an, Paul hızla Hela kıtasına doğru uçmaya başlamıştı.

 

(1/4)




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1126

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 940

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 862

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 746

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 699

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 678

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 451

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 148

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 123

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 118

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 118

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 94

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17478 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr