Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Kara Büyücü - 359.Bölüm - Semia'nın Gelişimi


Bu sefer şaşırma sırası Simon’daydı. Kendi gelişiminin yeterince yüksek olduğunu düşünüyordu ve Semia’nın seviye olarak gelişimi ondan daha yüksek olsa da diğer kısımlarda ne kadar geliştiğinden emin değildi. Aslında, saraya döndüklerinden beri Semia’yla olan dövüşlerinde Semia hep rahat bir tavır sergilemişti.

 

Semia o anda nasıl hissedeceğini bilmiyordu. Aslında saraya döndüklerinden beri Simon’ın özgüvenini kırmamak için kendisini tutmuştu ve Paul’ün tek sözü her şeyi kırıp geçmişti. Bu onun hafifçe iç çekmesine neden olmuştu.

 

Ancak sonraki anda bir kez daha yüzüne bir gülümseme gelmiş ve açıklamaya başlamıştı.

 

“Benim yolculuğumda aynı Simon gibi ben de bir miras alanıyla karşılaştım. Bu miras alanı kan soyumla oldukça uyumluydu ve beni çekmesinin nedeni de buydu. Ben bir kitap veya başka bir şey almadım ve tüm bilgiler direkt olarak zihnime aktarıldı.”

 

“Mirasını aldığım Kıdemlinin adı Donmuş Dünya Perisi’ydi. Aynı şekilde, kazandığım fiziğin adı da Donmuş Dünya Fiziğiydi. Bu fizik… Kan soyumu tetikledi.”

 

Semia yavaşça ayağa kalktıktan sonra birden vücudu değişmeye başladı. Vücudu beyaz bir sise dönüştü ve kıyafetleri yere düşerken kendisi büyük, beyaz renkli bir kurda dönüşmüştü. Gözleri mavi renkteydi ve pençeleri yerde çizikler bırakıyordu.

 

Semia’nın görüntüsüne bakan Simon şaşırmıştı. Semia’nın bir canavar kan soyuna sahip olduğunu biliyordu ancak gerçekten bir canavara dönüşebileceğini bilmiyordu.

 

“Kan soyun evrimleşmiş. Bu iyi bir şey, Semia. Gerçekten iyi bir şey.”

 

Paul mutlu görünüyordu. Semia’nın gelişimi gerçekten kendisinin bile beklemediği bir şeydi.

 

“Tek sıkıntı…”

 

Semia kurt formundan bir kez daha beyaz bir sise dönüşüp kıyafetlerinin içinde bir kez daha insan formuna geçerken mırıldandı. En sonunda, kararını verdi ve konuşmaya devam etti.

 

“Kazandığım bir sanat var. Adı Donmuş Dünya Sanatı ve bu sanat bir bıçak sanatı. Garip şey, bu sanatın senin verdiğin Donmuş Cennet Sanatının büyüleriyle uyumlu olması.”

 

“Bu normal.”

 

Paul şaşıramadan önce Spadia onun zihninde konuşmuştu. Semia’ya bir şey söylemek yerine gözlerini kapayan Paul Spadia’nın açıklamasını dinlemişti.

 

“Donmuş Dünya Sanatı, Donmuş Cennet Sanatı ve Donmuş Yer Altı sanatı sırasıyla Savaşçı, Büyücü ve Bilgin sanatlarıdır. Donmuş Yer Altı sanatı ilk Habistanrı’ya gereksiz geldiği için onu miras bırakmadı ve Donmuş Dünya Sanatı bir bıçak sanatı olduğundan onu kendisi de öğrenmemişti. Öğrenen bir kişiyi tanıyorum gerçi.”

 

“Kim?”

 

Paul merakla sorduğunda Spadia oturduğu tahtın üzerinde gülmüş ve konuşmuştu.

 

“14. Habislord, Buzun Habislordu, Buzdan Doğan Vuare. Üç sanatı da öğrendi ve en üst seviyede kullandı. Eğer ileride onun bıraktığı bir şeyleri bulabilirsek bu kıza yardımcı olabilir. Vuare güçlü bir Habislord’du. Onun gibi birisini yetiştirebilirsen bu oldukça yardımcı olacaktır.”

 

Paul onu dinledikten sonra gözlerini açmış ve Semia’ya bakarken hafifçe gülümsemişti.

 

“Kazandığın sanata iyice çalış, Semia. İkisinin uyumlu olması normal. Aslında, eğer yapabilirsen ikisini birlikte kullanarak yeni teknikler oluştur. Onları birlikte kullanarak daha yüksek seviyede bir güç çıkarabilirsin.”

 

“Eh? Ah, tamam.”

 

Semia aslında Paul’ün tekniği bilmek isteyeceğini düşündüğünden bu cevabı aldığında şaşırmıştı. Ancak Paul’ün bir şey dememesi biraz rahatlamasına neden olmuştu.

 

“Şimdi, Simon benimle gelsin. İnfirmi’den yardım isteyeceğiz ve ona bıraktığım bir şeyi de alacağım. Ayrıca başka bir şey daha var. Semia, sen git ve saraydaki işlerine devam et.”

 

“Anlaşıldı.”

 

Semia saygılı bir şekilde konuştuktan sonra beyaz renkli maskeyi yüzüne takmış ve ana sarayın dış kısmına çıkmıştı. Paul ve Simon ise mor bir sisin eşliğinde Yaradan Yetiştirme Zindanına çekilmişlerdi.

 

Zindanın iç kısmı hâlâ Paul’e biraz garip geliyordu. Beyaz zemine ve gökyüzüne alıştığından şimdi yeşil çimenler ve mavi gökyüzü oldukça garip bir his veriyorlardı.

 

Bir köşede uykuda olan İnfirmi’ye yaklaşan Paul o sırada daha önceden çıkarmayı unuttuğu kurdu görebilmişti. Simon’ı yanına aldığından beri bu kurt da onunla geliyordu ama nedense her seferinde onu çıkartmayı unutuyordu.

 

Bu kurt için pek kötü sayılmazdı. Buradaki mana yoğundu ve gelişimi daha hızlı ilerliyordu. Yalnızca biraz yalnız hissediyordu. Bu nedenle Simon’ın buraya geldiği anlarda onunla eğleniyordu.

 

O ikisi biraz hasret giderirlerken Paul uyuyan İnfirmi’nin kafasını tekmelemiş ve uyanmasını sağlamıştı. İnfirmi kızıl gözlerini açıp ona vuran kişiye baktığında Paul olduğunu görmüş ve başını aceleyle kaldırmıştı.

 

“İyi uyuyor gibi görünüyorsun İnfirmi. Umarım gelişimini aksatmıyorsundur.”

 

“Ah, efendim… Elbette hayır! Kesinlikle yapabildiğim kadar çalışıyorum.”

 

“Bu koca kertenkele yattığı zaman birkaç gün boyunca uyuyor. Bu uykusu on gün boyunca devam etti. Dışarıda iki buçuk gün etse de onun bu uykulu hâline bir çözüm bulmamız gerekiyor efendim.”

 

İnfirmi kendisini savunmaya çalışsa da Grim’in sözleri bütün geri kaçma yolunu kesmişti. Zindanın ve dış dünyanın zaman oranı 4:1 olsa da bu fazla uyuduğu gerçeğini değiştirmiyordu.

 

Paul yanına gelen Grim’in kafasını okşadıktan sonra omzuna konan serçe şeklindeki Wulian’ın başını da okşamış ve bir kez daha İnfirmi’ye dönmüştü. İnfirmi biraz endişelenirken Paul Simon’a baktı.

 

“Simon’ın vücudunu geliştirmek için alevlerine ihtiyacım var. Ne kadar güce ihtiyacı olduğunu bilmiyorum. Bunu ona soracaksın. O fiziğini tamamlayana kadar boş zamanın olmayacak. Eğer tembelleştiğini öğrenirsem seni dış dünyada bir akademiye saldırtıp peşine İmparator seviyeli uzmanları takabilirim.”

 

“A-Anladım!”

 

İnfirmi anında kabul ederken Paul Simon’a dönmüştü.

 

“İnfirmi’nin alevlerini kullan ve son seviyeye ulaş. Bunu yapabilirsin.”

 

Simon başını sallayıp İnfirmi’ye yaklaşırken Paul yanındaki Grim ve Wulian ile birlikte zindandan ayrılmıştı. Bir süre sarayın işleriyle ilgilenmesi gerekecekti.

 

--

 

Bir süre ruh gücünü sarayın içinde gezdirerek olayları inceleyen Paul Simon ve Semia’nın kurduğu sistemden memnun olmuştu. Yeni öğrenciler için maskeler yapıp onları da depoya doldurduktan sonra saraydaki tüm kısımları bir kez daha gözden geçirmişti.

 

Yolculuklarında Semia ve Simon da okullara saldırarak veya anlaşmalar yaparak teknikler ele geçirmişlerdi. Bu nedenle okulun teknik sarayı epey doluydu ve gelişme seviyelerine göre sınıflandırılmışlardı. Aynı zamanda Cehennem ve Cennet grubu için farklı teknikler olduğundan teknikler iyice incelenmişlerdi.

 

Cehennem ve Cennet grubu öğrencileri birbirine rakip sayılsalar da düşman değillerdi. Eğer karşı tarafa ölümcül bir düşmanlık sergileyen olursa Simon ve Semia o kişiyi avlıyorlardı. O anda bunu yapmaya cüret edebilecek birisi yoktu.

 

Öğrenci sayısı oldukça azdı ancak bu sayı zamanla artacaktı. O anda Kan Kızılı Saray’ın adı yayılmaya başlamıştı ve ormanın dış kısmında okula katılmak için yalvaran kişiler vardı.

 

Paul kendisinin okulunu kurmak için seçtiği bu yerin kıtadaki yasaklı bölgelerden birisi olan Ölümün Üç Basamağı olarak bilindiğini öğrenmişti. Yasaklı olmasının nedeni ormanın hayat gücü çeken enerjisiydi ve normalde bu üç dağa erişmek neredeyse imkansızdı. Özel koruyucu eşyalar olmadan içeri girilemezdi ve buraya bir okul kurmak normal birinin düşünebileceği bir şey değildi.

 

Paul sarayı kurduğu yerden memnundu. Dışarıdan saldırıları engellemek için doğal bir defansa sahipti ve yalnızca kabul ettiği öğrenciler içeriye girebiliyorlardı. Kurduğu formasyonlarla birlikte saraya saldıran kişi bir İmparator olsa bile bir süre boyunca dayanabilirdi.

 

Taht odasında sarayı incelemeyi bitirip gözlerini açan Paul hafifçe iç çektikten sonra kendi gelişimi için düşünmeye başladı. O anda vücudu oldukça güçlüydü ve kavrayışı da oldukça yüksek bir seviyedeydi. Aslında seviye atlamak için oldukça iyi bir zamandı ve bir süre uğraştığı sürece bunu yapabiliyor olması gerekiyordu.

 

Ama nedense bir şey eksikmiş gibi geliyordu. Derince iç çektikten sonra ayaklandı ve o anda boş olan devasa taht odasında koşmaya başladı. Yapabileceği tek şey sahip olduğu teknikleri yeterince geliştirmek ve eksik olan şeyin ne olduğunu bulmaktı. O anda geliştirebileceği en iyi teknik Haies’in Adımları’ydı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1285

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1093

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 907

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 831

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 717

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 676

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 651

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 612

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 557

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 529

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 398

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 207

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 189

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 104

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

White
White
Beğeni Sayısı: 55

Site İstatistikleri

  • 16063 Üye Sayısı
  • 427 Seri Sayısı
  • 21055 Bölüm Sayısı


creator
manga tr