Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Kara Büyücü - 313.Bölüm - Güçlü Düşmanlar


Gece vakti, Betan Şehrinin Şehir Lordu Malikanesinin elli metre kadar yükseğinde iki figür süzülüyorlardı. Bu iki figür, Grim ve Paul’e aitti. Grim arkada beklerken Paul ise batıya doğru bakıyordu.

 

İki yıldız işaretine sahip gözleriyle oldukça ilerideki yerleri bile net bir şekilde görebilen Paul yaklaşan kişileri görebiliyordu. Usta seviyeli savaşçılar ve büyücülerden oluşan yirmi bin kişilik bir ordu onların oldukları yere doğru yaklaşıyordu ve bir hafta kadar bir süre sonra burada olurlardı.

 

Bu ordunun amacını kolayca anlayabilmişti. En son seferde Betan Şehrinde bir prensi öldürmüştü ve elbette Shinu Krallığı bunun intikamını almak istiyordu. Ancak o anda bu umurunda değildi.

 

O anda, birden siyah bir gölge Paul’ün arkasında belirmişti. Bu gölge, uzun siyah tırpanını arkasına asmış olan Lich Estes’ti. Ellerinde tahtadan yapılmış bir kutu tutuyordu.

 

Arkasını dönüp kutuyu onun ellerinden alan Paul kutunun içindeki şeyi doğruladıktan sonra Estes’i geri çağırdı. Sonrasında, aşağıya doğru yavaşça indi ve Jessica’nın odasına doğru ilerledi.

 

Jessica gecenin bu saatinde bile uyanıktı. Uykuya zaten ihtiyacı olmadığından bunun yerine şehrin yönetimi ile ilgili birkaç şeyi düzenlemeye devam ediyordu. Yüzünde yorgun bir ifade olsa da kararlıydı.

 

Garip bir şekilde, eskiden kimsenin önem vermediği bu Betan Şehri şimdi ikinci prensin en büyük kozlarından birisiydi ve kendisi Tahtın Gölgesinden birisi olsa da ikinci prensin astı sayılıyordu. Bu nedenle onun tahta çıktığını görmeyi elbette istiyordu.

 

O anda, kapının açıldığını duyan Jessica yavaşça arkasını döndü. O anda gözleri Paul’ünkilerle karşılaşmıştı. Yıldız işaretli gözleri gören Jessica istemsizce titredikten sonra ağzını açmış ancak herhangi bir şey söyleyememişti.

 

“Al bunu. Thomas’a artık Betan Şehrinde kalmayacağımı söyle. Ayrılma vaktim geldi. Ayrıca, kutuyu sakın açma ve Thomas’ın da gizlice açması gerektiğini söyle.”

 

Paul ruh gücüyle elindeki kutuyu uçurarak Jessica’ya verdikten sonra odadan ayrıldığında Jessica hâlâ olanları kavrayamamıştı. Ancak Paul’ün gerçekten gittiğini anladığında içinde kötü bir his belirmişti. İkinci prens yeni kazandığı bir desteği gerçekten böylece kayıp mı etmişti?

 

Elindeki kutuya bakan Jessica içinde ne olduğunu anlayamıyordu. Kutu içindeki aurayı gizleyecek ve ruh gücünün içine girmesini engelleyecek şekilde yapılmıştı. Paul’ün kendisinin yaptığı bir şeydi.

 

İçinde tehlikeli bir şeyin olup olmadığını bilmediğinden kontrol etmek istese de Paul’ün sözlerini hatırlamıştı. En sonunda, derin bir nefes almış ve kutuyu evren yüzüğüne koyarak başkente dönmeye karar vermişti. Thomas’a kutuyu direkt olarak verecekti.

 

Aynı anda, Paul Semia ve Simon’ın meditasyon yaptıkları alana ulaşmıştı. Bu ikilinin gece saatlerinde büyü konusunda çalışmaları zamanlarını en iyi şekilde kullanmaları içindi.

 

Ellerini bir kez çırpan Paul gür bir ses çıkarmış ve ikisinin de meditasyondan ayrılmalarını sağlamıştı. İlk gözlerini açan Semia ona baktığında ve yıldız işaretli gözlerini gördüğünde şaşırsa da sessiz kalmıştı.

 

Simon ise bir süre boyunca onun gözlerine bakılı kalmış ve en sonunda hafifçe sırıtmıştı.

 

“Neden yeniden anormal bir şey kazandığını hissediyorum?”

 

Paul onlara daha sonra açıklamayı düşündüğünden ilerlemiş ve Simon’ın bileğini tutarak uçmaya başlamıştı. Grim de Semia’yı almış ve onu takip etmeye başlamıştı.

 

Paul o anda gökyüzünde hızla ilerlerken bir yandan da Spadia’yla konuşuyordu. Bu dünyadan ayrılmasının vakti gelmişti ve yapması gereken şeyleri yapmıştı. Bu nedenle kalan tek şey çıkacağı yolu seçmekti.

 

Olduğu dünya Kalhas’ta aynı kendi dünyasındaki gibi bir Abyss geçidi vardı. Ancak bu geçit onlardan oldukça uzaktaydı ve oraya varmaları epey zaman alırdı. Spadia’nın dediğine göre maksimum hızlarında ilerleseler bile aylar alabilirdi.

 

Bu nedenle farklı bir yol olan Uzay Tanrıçasının Geçidini kullanacaklardı. Normalde uzay kırıkları rastgele oluşan şeyler olsalar da Spadia onları tespit etmek için bir tekniğe sahipti ve en yakınının nerede olduğunu Paul’e söylemişti. Paul ise istemsizce Thomas’a bir iyilik daha yapacağını anladığında hafifçe gülümsemişti.

 

Uzay kırığı Shinu Krallığının içerisindeydi ve Spadia’nın hislerine göre etrafında onu koruyan insanlar vardı. Görünüşe göre Shinu Krallığı uzay kırığının ne olduğunu anlamadıklarından ona karşı dikkatli olmak istiyorlardı.

 

Paul o anda bunu düşünecek durumda değildi. Betan Şehri’nden yeterince uzaklaştığında yere bir kez daha indi ve bir mağara bulduktan sonra hazırlıklarını yapmaya başladı.

 

Direkt olarak bir ülkeye dalıp onlara gerçek bir umutsuzluğu yaşatmayı planlıyordu.

 

--

 

Güneş doğudan yavaşça yükselirken Shinu Krallığının yirmi bin kişilik ordusunun kamp alanında birçok asker yemek için hazırlanmaya başlamışlardı. Yemekten sonra Betan Şehri’ne olan yolculuklarına bir süre yemek yemeden devam edeceklerdi.

 

Bu orduyu yöneten kişi Shinu Krallığının Üçüncü Prensi Levi Shinu’ydu.

 

Levi Shinu, kısa siyah saçlara ve parlak mavi gözlere sahip 20 yaşlarındaki bir adamdı. Dördüncü Prens’ten büyük olsa da aralarında o kadar fazla yaş farkı yoktu ve ikisi de taht konusunda umutsuz olduklarından bu aralarındaki kardeşlik bağını oldukça güçlendirmişti.

 

Dördüncü Prens’in Betan Şehrinde öldürüldüğünü duyan Levi direkt olarak tüm güçlerini toplamış ve şehre ilerlemeye başlamıştı. Eğer Kralın onu engellemesi olmasaydı ordusuna kralın kendi güçlerinden Büyük Usta uzmanları da katacaktı.

 

Çünkü Alechar’ın buraya gelirken beyaz ve gri şövalyeler ile birlikte geldiğini biliyordu. Üç Büyük Usta savaşçı olsalar da yine de on bin kişilik orduyla birlikte can vermişlerdi. Karşı tarafın saldırı gücü yüksekti.

 

Bu nedenle babasının güçlerinden olmasalar da kendisine birkaç Büyük Usta toplamayı başarmıştı. Sayıları beşe varan Büyük Ustaların arasında ona gönüllü bir şekilde katılan tek bir kişi vardı. Bu kişi aynı kendisi gibi kardeşlerinin katilinin peşinden giden Kara Şövalyeydi.

 

Kara Şövalye Shinu Krallığının üç şövalyesi arasında en güçlü olanıydı ve normalde Kral onun gitmesini engellerdi. Ancak bu sefer onu durduramamıştı. Kardeşlerinin ölüm haberini alan Kara Şövalye öfkeliydi ve onu zorla tutmaya çalışsaydı ne yapacağını kestiremiyordu.

 

Kara Şövalye kolay öfkelenen ve zor sakinleşen birisiydi. Kardeşlerine değer veriyordu ve onlar için onlarca kişiyi öldürmüştü. Onların ölüm haberini aldığı anda Üçüncü Prensin topladığı saldırı grubunu da işitmiş ve gönüllü bir şekilde şehre olacak olan saldırıya katılma kararını almıştı.

 

O anda Kara Şövalye çadırının içinde karşı tarafın uzmanları hakkındaki bilgileri okuyordu. Alından bilgilere göre düşman üç adet Büyük Usta seviyeli savaşçıya sahip olmalıydı.

 

Beyaz Rüzgar, suikastçı tipi bir savaşçı olmasına rağmen gizlilik yerine hız ile savaşan bir savaşçıydı. Son saldırıda askerlerin arasına cesurca dalmış ve çift bıçaklarını kullanarak onlarca kişiyi ölüme göndermişti. Öldürdüğü kişilerin aldıkları yaralar genellikle hayati noktaya gelen tek bir kesik veya delik oluyordu.

 

Kızıl Yıldırım ise güç tipi bir savaşçıydı. Kılıcını kullanarak birden fazla askeri aynı anda bölecek güce sahip olan bu adamın saldırıları yalnızca güçlü değil, aynı zamanda kaçınılamayacak kadar hızlıydı. Sahip olduğu tek açık saldırıları arasındaki anlık duruştu.

 

Bu ikisi, kendi kardeşlerini öldüren kişilerdi ve onun asıl öncelikleri onlardı. Ancak üçüncü kişiyi küçük görmeye cesaret edemiyordu. Çünkü üçüncü kişi, onun iki kardeşini öldürebilecek kişileri takipçi olarak almış bir adamdı.

 

Kızıl Sis İblisi veya Kızıl Sis Kontu Paul, Betan Şehrinin Lorduydu. Gücü takipçilerinden çok daha yüksekti ve anormal güçteki kılıç yetenekleri ve fiziksel gücüne ek olarak ne olduğu anlaşılamayan kızıl bir sisi kullanıyordu. Bu kızıl sis daha öncesinde on bin kişinin cesedinden oluşan bir dağı tamamen yok etmiş bir şeydi.

 

Aynı zamanda bir çağırıcı ve müzisyen olduğu söylentileri de dolaşıyordu. Şehrin duvarlarını kolayca tamir edebilecek toprak büyüsüne ve büyülü canavarların saldırılarını önleyebilecek çağrılmış canavarlara sahipti. Bu onun savaş alanındaki önemini anında artırıyordu.

 

O güçlü bir düşmandı. Hem de çok ama çok güçlü bir düşman. Ancak Kara Şövalyenin geri çekilme planı yoktu. Bir kez bu saldırıya katılmıştı ve kardeşlerinin intikamını alana kadar durmayı planlamıyordu.

 

Elindeki kağıtları bir anlık sinirle iyice buruştururken derin bir nefes alıp olduğu yerden kalkmıştı. Temiz hava almak için çadırın dışına çıktığında ise kulaklarında bir ses yankılanmıştı.

 

“Bir şey kampa yaklaşıyor!”

 

Askerlerden birinin bağırışıyla gözlerini anında tüm kampın çevresinde gezdiren Kara Şövalye en sonunda uzaktan gelen siyah bir gölgeyi görebilmişti. Bu gölge onlardan oldukça uzak olmasına rağmen epey büyük olduğundan görülmesi kolaydı. Aynı zamanda hızla kampa yaklaştığından bir süre sonra ne olduğu da anlaşılmıştı.

 

Havada hızla ilerleyen devasa, tahtadan yapılmış bir gemiydi bu. Yapıldığı tahta oldukça normal görünse de tüm gemi vücudunu kaplayan yeşil yazıtlar ona büyülü bir görünüş veriyordu. Havada hızlıca ilerlerken asker kampına yaklaşmaya devam ediyordu.

 

Kara Şövalyenin gözleri sonuna kadar açılmıştı. Daha önce taşıma türü büyülü eşyalar görmüştü ve uçan eşyalar nadir olsalar da yine de varlardı. Ancak böyle devasa bir gemiyi daha önce görmemişti.

 

Normalde bir kişi ufak bir sandal boyutundaki bir uçma eşyasını kullanırken bile zar zor mana sağlardı. Canavar çekirdeklerini kullansa bile bu oldukça pahalıya mâl olurdu ve herhangi bir kazanç olmazdı. Peki böyle büyük bir gemi ne kadar enerji kullanıyordu? Bu gemiyi kim kullanıyordu?

 

Birkaç dakika sonrasında, en azından ikinci sorusunun cevabını alabilmişti. Çünkü gemi onlara epey yaklaşmış ve geminin başında duran üç figür belli olmuştu.

 

Bu üç figürden birisi beyaz kıyafetlere ve beyaz bir şapkaya sahip bir kadın iken onun yanındaki kişi kızıl renkli bir kılıca sahip siyah saçlı bir adamdı. İkisinin önünde ise vücudu kızıl bir sis ile kaplı olan genç adam duruyordu. Gözlerindeki yıldız işaretleri parlıyorlardı.

 

Güçlü düşmanlar gelmişlerdi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1246

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1070

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 886

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 818

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 696

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 651

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 632

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 551

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 521

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 360

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 187

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 139

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15224 Üye Sayısı
  • 477 Seri Sayısı
  • 20203 Bölüm Sayısı


creator
manga tr