Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Kara Büyücü - 275.Bölüm - Donmuş Cennet Sanatı


Abyss’in derinliklerinden girilen özel dünyanın içerisinde, altı farklı habitata sahip bölgelerin ortasındaki tarafsız bölgenin en ortasındaki en büyük dağın tepesine yakın bir yerin içine oyulmuş ufak bir oda bulunuyordu.

 

O sırada, Paul ve Grim orada oturuyorlardı. Elinde yan flütüyle müzik çalan Paul ruhunu geliştirmek için biraz antrenman yaparken Grim yalnızca onun müziğini dinlemişti ve Paul de ona izin vermişti.

 

Paul o sırada dört gündür Abyss’teydi ve bu zaman boyunca Simon’ın usta seviyede bir büyücü olmasını sağlamıştı. Semia ve Simon’ı basitçe ilaçlarla dolduruyordu ve ikisi de bu ilaçları özümseyerek gün boyunca meditasyon yapıyorlardı.

 

(Semia ile Simon’ın önceki seviyelerini unuttum ancak buradan sonrasında Semia Zirve Usta Savaşçı/Ruh/Büyü gelişimine sahip olacak. Simon’ın büyücü seviyesi Başlangıç Usta / savaşçı seviyesi Başlangıç Büyükusta ve Ruh seviyesi Zirve Usta)

 

Mana Tüketimini öğrendiklerinden artık yemek yemelerine veya su içmelerine gerek yoktu. Aynı zamanda ikisi de Aziz çekirdeklerine sahiplerdi ve kendi çekirdekleriyle uyumlu ilaçları normal kişilerden çok daha hızlı özümsüyorlardı. Paul Simon’a Abyss’te bulunan Alev özü Meyvelerinden birini vermiş ve Semia’ya da Su Özü meyvesini vermişti. İkili vücutlarını bu meyvelerle yapılandırarak ilerideki güç artışlarını hızlandıracaklardı.

 

Paul ise geldiği anda zaten Su ve Toprak Özü Meyveleriyle vücudunu yapılandırmıştı. Eskisinden çok daha az bir acı çekmişti. Vücudu o zamankinden çok daha güçlüydü.

 

O sırada çaldığı müziği bitiren Paul derin bir nefes alırken yan flütü boyutuna attı. Sonrasında, kapalı gözlerini Grim’e çevirdi.

 

“Nasıldı?”

 

Bir süre odanın yerine bakarak düşünen kız en sonunda kızıl gözlerini Paul’e geri çevirmiş ve tek bir kelimeyi söylemişti:

 

“Üzgün.”

 

Evet, Üzgün. Paul aslında bunu bekliyordu. Müziği çalarken aklına Annesinin, Babasının ve Yaşlı Klaus’un ölümü gelip duruyordu. Bu nedenle sürekli olarak üzüntüsü müziğine karışıyor ve müziğin havasını değiştiriyordu. Bunun sayesinde, etraftaki kişilerin duygularını ağırlaştırabilecek yeni bir müzik kazanmıştı.

 

“Bin Yıllık Yas.”

 

Bu isim, bu melodiye verdiği isimdi. Gerçekten de bin yıl boyunca yas tutar mıydı bilmiyordu. Sonuçta hayatında nelerin gerçekleşebileceği belirsizdi. Ancak bin yıl boyunca bu olayı unutmayacağından emindi.

 

“İlk kez… Bir düşmanım karşısında gerçekten umutsuz ve güçsüz kaldım.”

 

Velvaât’in annesi ile babasının ruhunu parçaladığı an hâlâ aklındaydı. Onu her düşündüğünde zihni kaotik bir duruma girdiğinden fazla düşünmemeye çalışsa da yapabileceği bir şey yoktu.

 

Derin bir nefes alırken olduğu yerden ayaklanan Paul gözlerini Grim’e doğru çevirdi.

 

“Zamanı geldi. Burada daha fazla kalamam. Grim, zindana dön.”

 

Grim anında başını sallarken Paul’den yayılan mor sisin onu sarmasına izin vermişti. Paul ise odadaki dolabın arkasındaki geçitten çıkmış ve dağın en tepesine varmıştı.

 

Olduğu tarafsız habitatın etrafına bakınan Paul ilk hedefi olan su alanına gözlerini dikmişti. Tamamen su ile kaplı olan habitatın hemen ortasında beyaz-mavi bir kule yükseliyordu.

 

Normalde, oraya kadar gitmesi için yüzmesi gerekecek olan Paul hafifçe gülümserken etrafındaki yasa enerjisini harekete geçirdi. Anka kanının evrimleşmesiyle kanatları da gelişmişti ve daha hızlı uçabiliyordu ancak yasa enerjisi üzerindeki kontrolünü artırması gerekiyordu. Bu nedenle acil bir durum olmadığı sürece bu şekilde uçmayı tercih ediyordu.

 

O su habitatına uçarak girerken yerde bulunan bazı canavarlar ona bakıyorlardı. Daha önceden diğer kuleleri temizlemiş olan Paul bu canavarlara bakarken kendisini geçmiş ile kıyaslamıştı.

 

Güçlenmişti. Daha önceden yaklaşmak istemeyeceği ve farklı planlar yaparak öldürebileceği canavarları o anda kılıcının tek savruluşuyla kesebilirdi. Hatta aurasını salarak onları korkutup yaklaşmamalarını bile sağlayabilirdi.

 

Bu şekilde düşünürken hafifçe kıkırdamadan edemedi. En sonunda kuleye ulaştığında ise direkt olarak kulenin beyaz duvarına dokundu ve kulenin içerisine çekildi.

 

--

 

[YN]: Kulenin seviyesi değişmediğinden baya easy fight olacak o yüzden yazmayacağım.

 

--

 

Su kulesinin eğitim alanındaki kulübeden çıkıp boş alanı bir kez daha inceleyen Paul yüzündeki hafif gülümsemeyle beraber kazandığı üç yeteneği incelemeye başlamıştı.

 

İlk yetenek, daha önceki simya bilgisi gibi yalnızca bilgileri içeren bir bölümdü. Ancak bu yetenekte insanlar da dahil olmak üzere birçok canlının vücut yapısı, belli yaralanmaları iyileştirme yöntemleri ve farklı anlarda kullanılabilecek öneriler vardı. Bu bilgilerle işkence etmek bile mümkündü.

 

İkinci yetenek, aynı şekilde farklı bilgileri içeriyordu. Ancak bu seferki bilgiler zehir büyüsü ile ilgiliydi. Zehir büyüsü karanlığın alt dallarından biri olsa da su büyüsüyle de elde edilebiliyordu ve bu şekilde kullanımı zehirlerin gücünü biraz azaltsa da kullanım şekillerini artırıyordu.

 

Zehirler her zaman öldürmezlerdi. Bazen kurtarabilecekleri durumlar da olurdu. Ne yazık ki karanlık mananın altı olan zehirde böyle bir seçenek yoktu. Ancak su manasının altı olanda birçok farklı şey yapılabilirdi.

 

Ancak Paul’ün en çok ilgisini çeken şey üçüncü yetenekti. Çünkü üçüncü yetenek su kulesinin verdiği yeteneklerin arasında saldırı ve savunma gücü taşıyan ilk şeydi.

 

[Donmuş Cennet Sanatı]

 

Aldığı tekniğin adı buydu. Teknik birkaç farklı büyüden oluşuyordu ve kişinin seviyesi ilerledikçe kullanabileceği büyüler de artıyordu. O anda Paul’ün öğrenebileceği büyüler yalnızca yüksek seviye su ve buz manipülasyonu verseler de Aziz seviyenin sonrasında birçok büyü vardı.

 

Su kulesinin eğitim alanından ayrılma sınırı yalnızca Donmuş Cennet Sanatının manipülasyon tekniklerini öğrenmekti ve bu Paul için fazla zorlu bir hedef değildi. Önce su manipülasyonundan başlamayı düşünüyordu.

 

Olduğu yere oturan Paul derin bir nefes aldıktan sonra çekirdeğindeki mananın ellerine aktığını hayal etmeye başlamıştı. Birkaç gün içinde buradan çıkabilecek gereklilikleri çoktan aşmış olacağından emindi.

 

--

 

Uzak, Vals’ten çok daha uzak olan bir yerdeki yuvarlak beyaz bir odanın içerisindeki yuvarlak beyaz masanın çevresinde on iki figür oturuyorlardı. Aralarından en yaşlı görünen yaşlı, uzun sakallara ve saçlara sahip olan yaşlı adam elindeki parçaları yavaşça masaya koydu.

 

“Tak…”

 

İki parça sert bir ses çıkarırlarken diğer on bir kişinin gözlerinde inanamama ifadeleri belirmişti. Yaşlı adam ise sakince gözlerini onların üzerinde gezdirdi.

 

“Velvaât öldü. Yalnızca fiziksel vücudu değil. Ruh kalbi de tamamen parçalandı. Birisi Habistanrı varisini koruyor.”

 

Aralarından birisi herkese duyulacak şekilde araya girmişti.

 

“Habislordlardan birisi hâlâ hayatta olabilir mi? Yani, bildiğiniz kişi dışında hepsinin ölü olması lazım.”

 

Diğerleri da başlarını sallarlarken yaşlı adam derince nefes çekti.

 

“Bir Habislord olsaydı Velvaât uzun süre önce ölmüş olurdu. Yani bu yardımcı ona henüz katılmış olmalı. Ancak bir sıkıntımız var.”

 

Diğerlerine bir kez daha baktıktan sonra devam etti.

 

“Ne onun ne de yardımcılarının hakkında tam bir bilgiye sahip değiliz. Dünyasından kaçmış olup olmayacağını araştırmak istemezdim ama Silleverde çoktan neler olduğunu anlamıştır ve buna izin vermeyecektir. Bir süre önce 4.Küçük Cennete gitmek istediğini öğrendim.”

 

Diğerlerinin yüzleri çarpılırken yaşlı adam hâlâ sakinliğini koruyordu.

 

“Elbette, bunun peşini bırakacak değiliz. Yalnızca biraz daha bekleyeceğiz. Normalde bunu istemiyordum ama onun büyük dünya sınırını aşmasına izin vermeliyiz. Sonrasında onları bulmak daha kolay olacaktır. Ancak bunun için hepinizin yardımına ihtiyacım var.”

 

Her biri aynı anda başlarını sallarlarken yaşlı adam rahat bir nefes çekmişti. O anda bile Velvaât’in nasıl öldüğünü anlayamıyordu ancak bu artık önemli değildi. Artık onu durduramazlardı. Tek yapabilecekleri onu beklemekti.

 

Velvaât’in ona verdiği ufak bilgilerden en azından kimi bekleyeceğini biliyordu. Kara Büyücü’yü, Paul Veussia’yı bekleyecekti.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 988

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 780

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 633

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 597

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 597

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15204 Üye Sayısı
    • 717 Seri Sayısı
    • 33312 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr