"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Kara Büyücü - 261.Bölüm - Anahtar


Ruh sarayında bir kuleye sahip olan bu beyaz alevler Işın alevleri olarak biliniyorlardı. Işığın etkisi sayesinde yayıldıkları yerde onlarca kesik bırakabilen veya büyük tek bir kesik gibi de kullanılabilen bu alevlerin yakıcı özelliği de epey güçlüydü.

 

Ancak bu alevleri elde etmek hiç de kolay değildi. Çünkü alev manasını bir şekilde ışık manasına üstün çıkarmak gerekiyordu ve bu fazla kolay sayılmazdı.

 

Spadia’nın söylediklerine göre üst dünyalarda, ışık manasını doğuştan kullanabilen ırklardan kişiler bile genelde Işın Alevleri yerine Yanan Huzmeleri elde ediyorlardı. Saldırı gücü bakımından Yanan Huzmeler daha güçlü olsalar da Yanan Huzmeler birebir dövüşlerde kullanılabilirdi ve çok sayıdaki kişiye karşı güçsüzdü.

 

Ruh sarayının dışındaki kulenin önünde iyice alevleri inceleyen Paul alevler üzerindeki anlayışı arttıkça bir yandan da kuleyi saran alevlerin azaldığını fark etmişti. Ancak bu onun ilerleme hızını azaltmadığından bir sıkıntısı olmuyordu.

 

Yaklaşık üç gün sonra kuledeki alevler tamamen sönmüş ve Paul de mana birleştirme aşamasına geçmek için ruh sarayından ayrılmıştı. Onun üç günde alevlerin yapısını kavradığını gören Spadia bu hızdan epey memnundu.

 

Ruh Sarayından ayrılan Paul Shia’yı kontrol edip onun hâlâ uyanmamış olduğunu görünce rahat bir iç çekmiş ve meditasyon pozisyonunu bozmadan iki elini de havaya kaldırmıştı. Şimdi yapacağı füzyon, o ana kadar yaptıklarının en zoruydu.

 

Bunun nedeni belliydi. Paul ilk kez iki ana elementi karıştırmayı deneyecekti. Daha önceki füzyonlarda hep bir ana element ile bir yan elementi kullanmıştı.

 

Ancak Paul başarılı olabileceğini hissediyordu. Bu nedenle kalbindeki mananın ellerine akmasını sağlarken tereddüt etmemişti. Sağ elinin üzerinde alev manası oldukça hızlı bir şekilde yoğunlaşırken sol elinde de ışık manası yoğunlaşmaya başlamıştı.

 

O andaki görüntüsü aslında oldukça göz alıcıydı. Çünkü yoğunlaşmaya başlayan alev manası parlak kırmızı bir renkte parlarken sol elindeki yoğun ışık manası etrafa bembeyaz bir ışık yayıyordu. Bu iki ışık mağaranın içini tamamen dolduruyorlardı.

 

Ancak bu manzarayı izleyecek zamanı olmadığını bilen Paul iki elindeki mana toplarına mana göndermeye devam etmişti. Çünkü Işın Alevlerinin füzyonunda çok daha fazla manaya ihtiyacı vardı.

 

Elbette, bu mana toplarının boyutu belirli değildi. Ancak Paul mana topları yeterli bir büyüklüğe ulaştıklarında farklı fenomenlere yol açacağından anlayabileceğini düşünüyordu.

 

Yaklaşık on dakika sonra sağ elindeki alev manası topu ilk halinin üç katına çıkmış ve birden etrafında dönen ufak alev topları oluşturmuştu. Bunun sayesinde alev manasının sonunda yeterli seviyede olduğunu anlayan Paul ise sol elindeki ışık manası topuna mana göndermeye devam etmişti.

 

Yaklaşık yarım saat sonra ise birden ışık topu etrafa ışıktan oluşan enerji dalgaları göndermeye başlamıştı. Bunu ilk başta fark etmeyen Paul bu enerji dalgalarının sol koluna çarpışını ve verdiği inanılmaz acı hissiyle birlikte kolunda açılan uzun, kanlı yarayı görmüştü.

 

İki mana topunun da yeterli yoğunluğa ulaştığını gören Paul en sonunda kollarını birbirine yakınlaştırmaya başlamıştı. Sağ kolu da alevin mana topu yüzünden yayılan sıcaklığa fazla katlanamıyordu çünkü.

 

Sağ kolu sürekli olarak yanıp iyileşiyordu. Sol kolu ise birkaç saniyede onlarca kez kesilip yine onlarca kez iyileşmeye devam ediyordu. Paul anka kanının iyileştirme gücü olmasaydı bu füzyon aşamasına dayanamayacağını biliyordu.

 

En sonunda, iki mana topu birbirlerine temas ettiklerinde Paul aklındaki her düşünceyi temizlemiş ve yalnızca Işın Alevlerinin yapısıyla ilgili bilgiyi bırakmıştı. İki mana topu yavaş yavaş kaynaşmaya başlarken o da kaynaşan topların bıraktığı gücü katlanmış yanma ve kesilme etkisinin acısına katlanıyordu.

 

O bu acıya bir saat boyunca aralıksız bir şekilde katlandıktan sonra en sonunda fenomenler durmuş ve elindeki iki mana topu yalnızca bir tanesine dönüşmüşlerdi. Beyaz renkli alevlerle sarmalanmış mana topu yavaşça dağılmaya başlarken Paul de derin bir nefes almıştı.

 

İki ana elementin birleşiminin bu kadar acılı olacağını hiç düşünmemişti. Yaraları iyileşse bile o anda çektiği acıyı unutması imkansızdı.

 

Ancak kazandığı şeyi düşünen Paul’ün yüzünde bir gülümseme belirmişti. Sağ elini kaldırıp çekirdeğindeki manayı aktardığında parlak beyaz alevler elinin üzerinde belirmiş ve etrafı aydınlatmaya başlamışlardı.

 

Mağaranın çoğunu aydınlatan alevleri gören Paul gülümsemişti. Anlayabildiği kadarıyla içinde bulunan ışık miktarı, yani etrafa yaydığı ışık miktarı ne kadar fazla olursa Işın Alevleri o kadar kesici güce sahip olurlardı. Onun alevleri oldukça parlak sayılırlardı.

 

Alevleri bir top haline getirip duvara fırlatan Paul alevler dağıldığında vurdukları yerde yarım santim ila bir santim arasında derinliklere sahip kesikler olduğunu görmüştü. Az önce attığı alev topu küçük olsa da duvarda ondan fazla kesiğin belirmesine neden olmuştu.

 

Başarısı nedeniyle mutlu olan Paul artık parşömen üzerinde gerçekten çalışmaya başlayabileceğini biliyordu. Bu nedenle parşömeni anında boyutundan çıkardı ve açarak yere yerleştirdi.

 

Parşömenin üzerindeki yazıları bir kez daha okuyan Paul sağ elinde beyaz bir alevi çoktan yakmıştı. Bir şekilde parşömenin buna cevap vereceğini düşünüyordu.

 

Beyaz alevlerden oluşan ufak bir topu tutarken sağ elini yavaşça parşömene yaklaştırdı. Ateş topunun ışığı parşömene vururken Paul hâlâ belirgin bir değişim görememişti.

 

O sırada, Paul sağ elini iyice yaklaştırmış ve alevleri güçlendirmeye başlamıştı. Bir anda mana akışı güçlendiğinden alevler etrafa yayılmış ve parşömenin bir kısmını yakmıştı.

 

Bunu görünce endişelenen ve panikleyen Paul ardından alevin parşömene zarar vermediğini ve aksine içine çekildiğini fark etmişti. Alev parşömene çekildikçe parşömendeki satırların altlarında beyaz renkli yazılar beliriyordu.

 

Bunu fark eden Paul anında Işın Alevlerini parşömene yollamaya başlamıştı. Birkaç dakika sonra ise parşömenin üzerinde beyaz renkli yazılar tamamen belirgin olmuşlardı.

 

“Mirasımı gözleyen kişi, kim olduğunu bilmiyorum.”

 

“Alevleri kullanabildiğine göre, Tanrıkılıç Sarayından olma riskin var. Ancak bundan korkmuyorum.”

 

“Çünkü Tanrıkılıç Sarayındansan ve benim mirasımın peşindeysen seni kesin bir ölüm bekliyor olacak.”

 

“Eğer oradan değilsen, Tanrıkılıç Sarayından benim için intikam alacak potansiyele sahipsin demektir.”

 

“Seni bekleyeceğim. Gel, benim mirasımı al. Ölümüme neden olan kılıç tekniğimi ve kılıcımı sana vereceğim.”

 

Şiirin satırlarının altında bu yazılar yazarken adının altında bir kelime ve Paul’ün okuyamadığı bir yazıt kısmı ortaya çıkmıştı.

 

“Firari.”

 

Paul hafifçe gülerken Karva’nın isminin altındaki yazıt kısmın bir anda parşömenden ayrıldığını ve kendi sağ bileğine sarılıp beyaz renkli bir dövme hâline geldiğini görmüştü.

 

Bu yazıtını mirasa giden ‘anahtar’ olduğunu anlayabilen Paul yüzünde açan gülümsemeyle birlikte ayaklanmış ve baygın Shia’yı alarak mağaradan ayrılmıştı. Ardından, etrafındaki yasa enerjisini toplamış ve havalanmaya başlamıştı.

 

Tüm hazırlıkları tamdı. Şimdi, Karva’nın bıraktığı miras için Kiliseye varmalıydı.

 

--

 

O anda, Keln’deki çölün ortasındaki ölümcül bölgelerden birinin içinde duran ve sütunlarla yapılmış formasyonlar tarafından gizlenen Beyaz Güneş Kilisesinde, oradaki en güçlü kişinin bile fark etmediği değişimler gerçekleşiyordu.

 

Kilisenin en çok korunan bölgesi olan Gökyolu Vahasındaki göl berraklığını kaybedip gümüşi bir renge bürünmeye başlamıştı. Aynı zamanda, etrafındaki ağaçlar etrafa kimsenin hissedemediği inanılmaz güçlü bir kılıç aurası yaymaya başlamışlardı.

 

O sırada, gölün derinliklerinde saf beyaz bir inci hafifçe parıldamaya başlamıştı. Bu beyaz inci suyun dibinden yavaş yavaş yükselmiş ve en sonunda gölün tepesine ilerleyip su yüzüne çıkmıştı.

 

Yarısı su yüzüne çıkan inci vahanın etrafına garip yazıtlar fırlatmaya başlamıştı. Bu parlayan beyaz yazıtların arasında bir bölge boştu.

 

Ardından, inci orada durmaya başlamıştı. Sanki bir şeyi bekliyor gibiydi.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1300

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1105

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 730

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 421

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16539 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22340 Bölüm Sayısı


creator
manga tr