Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Kara Büyücü - 233.Bölüm - Çelik Kalp Sarayı


Yemeklerini yedikten sonra restorandan ayrılan Paul ve Simon başkentin sokaklarında ilerlerken bir yandan da Simon ona gördükleri yerleri ve dükkanları anlatıyordu. Keln’de savaşçılık üzerine akademiler olsa da yalnızca ufak boyutlulardı ve bağımsız gelişimciler bile onların öğrencilerinden hızlı gelişebiliyorlardı ve büyük güce sahip değillerdi.

 

Keln’de Simon’ın Effian ailesi gibi bir başka savaşçı ailesi daha olduğunu öğrenen Paul iki ailenin düşmanlığını öğrendiğinde Simon’ın onlara karşı olmasını beklese de Simon’ın tarafsız olduğunu fark etmişti. Diğer aile onu rahat bırakmasa da kendi ailesinden de zarar gördüğünden aralarında gerçekleşen savaşları umursamıyordu.

 

Simon iki ailenin birkaç büyük savaşını anlatmayı bitirdiklerinde çoktan devasa bir binanın önüne varmışlardı. Önünde dört zırhlı askerin beklediği beyaz bir taştan yapılmış binanın kapıları yeşil bir kristalin işlendiği sarı renkli bir metaldendi.

 

Kapılar oldukça ağır görünse de savaşçı seviyesi yüksek olan bir kişinin kolayca açabileceği seviyedeydi. Eğer bir kişi açamaz ise tek yapması gereken dört korumadan birini yenmekti ve diğer korumalar onun için kapıyı açarlardı.

 

Çelik Kalp Sarayı olarak bilinen bu yerin garip kuralını öğrenen Paul bunun giren kişinin gücünü ölçmek için yaptıklarını anlamıştı. Kısacası bu yere normal kişiler giremezdi. Yalnızca güçlü savaşçılar veya ruh güçleriyle korumaları yenebilecek gelişimciler girebilirdi.

 

Kapının soğuk yüzeyinde hafifçe elini gezdiren Paul biraz güç uyguladığında kapı yavaşça açıldı. İçeriye sert adımlarla giren Paul gözlerini anında etrafında gezdirmeye başlamıştı.

 

Çelik Kalp Sarayı olarak adlandırılan bu yer basitçe yetenekli demircilerin, doktorların ve hatta tekniklerini satmaya karar veren ustaların bulunduğu bir yerdi. Sarayın dışı oldukça asil ve kudretli bir hava yaysa da içerisi biraz daha pazar gibiydi.

 

Elbette, sarayın yalnızca tek katı yoktu ve olduğu yer yalnızca ilk kattı. Bu nedenle Paul fazla bir şey beklememişti.

 

Paul’ün hemen arkasından gelen Simon onunla beraber içeride gezinmeye başlamıştı. Paul’ün aksine şehirde tanınan birisi olan Simon birçok satıcının ilgisini çekmişti ve onlarla konuşmak zorunda kalmıştı.

 

Simon bir başka satıcıyı geri göndermeye çalışırken Paul de etrafında göz gezdiriyordu. Eşyaların arasından almak istediği bir şey olmasa da yeni şeyleri görmek ilgisini çekiyordu.

 

Zara’da büyücüler olmadığından mana kontrolü ve simyacılık yeterince ilerlememişti. Basit ilaçlar yapılabiliyordu ancak etkileri Paul’ün dünyasında yapılanlardan çok daha güçsüzdü. Elbette, yapımları için gereken para da eski dünyasına göre düşüktü.

 

Bazı sahte ilaçlar veya silahlar satılsa da zaten böyle şeylerin olmasını bekliyordu. Silahlar konusunda o kadar bilgisi olmasa da sahte ilaçları direkt olarak ayırabiliyordu.

 

“Huh… Buraya geldiğime göre, birkaç şey alabilirim sanırım.”

 

İçinden ne alması gerektiğini düşünürken Spadia konuştu.

 

“Adadan ayrıldığımıza göre çift kılıç eğitimine başlayabiliriz. Bin Şeytan Kılıcını ve Karaşafak’ı aynı anda kullanamazsın çünkü aralarındaki güç farklı çok yüksek. Kılıçların ağırlıkları ve keskinlikleri benzer bir seviyede olmalı.”

 

Spadia’nın düşüncelerini onaylayan Paul kendi kendine konuşmaya başlamıştı.

 

“Karaşafak büyülü bir kılıç olduğundan onun bir benzerini bulabileceğimi de sanmıyorum. O halde bir çift kılıç almam gerekecek.”

 

Spadia onu onaylarken Paul gözlerini yanına gelen Simon’a çevirmişti. Sonunda satıcıyı geri gönderebilmiş olan Simon’ın yüzünde bıkmış bir ifade vardı.

 

Paul’ün kendisine baktığını fark eden Simon sordu.

 

“Ne oldu?”

 

“Kendime yeni bir kılıç almam gerekiyor. Önerebileceğin bir yer var mı?”

 

Buraya daha önce de gelmiş olan Simon’ın tanıdığı iyi demirciler olabileceğinden önce ona sorması mantıklıydı. Simon bir süre düşünmüş ve en sonunda konuşmuştu.

 

“İkinci katta tanıdığım bir demirci var ancak senin kılıcınla aynı seviyede bir şeyi yapabileceğini sanmıyorum. Eğer güçlü bir kılıç istiyorsan sonuncu kata çıkmalıyız. Elbette, kılıcın fiyatı epey yükselecektir.”

 

Üç katlı olan Çelik Kalp Sarayı’nın üçüncü katı en yüksek seviyeli eşyaların satıldığı alandı. Oradan bir şey almak isteyen bir kişi en azından usta seviyesinin zirvesinde olmalı veya büyükusta seviyesine ulaşmış olmalıydı.

 

Başını sallayan Paul ikini kata çıkan merdivenlere ilerlemeye başlamıştı. Üçüncü kat en az satıcının bulunduğu yer olduğundan fazla seçme şansı olmayacağını bilse de zaten sürekli olarak kullanacağı bir kılıca ihtiyacı yoktu. Antrenman yaparken dayanabilmesi oldukça yeterliydi.

 

Paul ile birlikte merdivenlere ilerleyen ve ilkinden biraz daha ağır olan kapıyı açan Simon onunla beraber ikinci kata çıkarken kendi gücünün ne kadar arttığını da fark etmişti. Eskiden gücünün çoğunu kullanması gereken kapıyı artık kolayca açabiliyordu.

 

İkisi ikinci kata çıktıklarında Paul bu katın ilk kattan çok daha küçük olduğunu fark etmişti. Ancak içeride bulunan satıcıların tezgâhları oldukça güzel görünüşlülerdi ve satılan eşyaların çok daha değerli oldukları da belliydi.

 

Direkt olarak üçüncü kata geçmek yerine bir süre burada dolaşmaya karar veren Paul peşinden gelen Simon’la beraber tezgâhları gezerken bir yandan da bir şeyler almak için gezen kişileri inceliyordu. Gördüğü ve hissettiği en yüksek seviyeli kişi Usta seviyesinin zirvesindeydi ve bu onu biraz hayal kırıklığına uğratmıştı.

 

İkinci kattan da iyi bir şey bulamayacağını anladığında derince iç çekerek üçüncü katın merdivenlerine doğru ilerlemeye başladı. Ancak bu sırada, yalnızca duyması bile kendisini rahatsız eden bir sesi işitti.

 

“Oh, Simon değil mi bu? Adaya bir elit olarak seçildikten sonra belki seviyesini yükseltir sanmıştım ancak en sonunda başkasının koruması olmuş gibi görünüyor. Pekâlâ, onun için yükselme sayılır gerçi…”

 

Gözlerini sesin geldiği yöne çeviren Paul orada genç bir adamın bulunduğunu görmüştü.

 

Altın renkli bir cübbe giymiş genç adamın vücudu oldukça yapılıydı. Basitçe bir barbarın fiziğine sahipti ancak yüzündeki kurnaz ve zehirli ifade bir aptal olmadığını belli ediyordu.

 

Yanında bir çift güzel kadınla dolaşan genç adamın uzun siyah saçları ve koyu siyah gözleri vardı. Simon’a küçümseme ile bakan o gözler Paul’ün üzerinde yalnızca birkaç saniye durmuşlardı.

 

Genç adamı gördüğü gibi kaşları çatılan Simon istemsizce Paul’e bir bakış attıktan sonra onun bir tepki vermediğini görmüş ve ileri çıkarken konuşmaya başlamıştı.

 

“Grant, ikinci kata yetecek gücün olduğunu bilmiyordum. Ne oldu? Babana vücudunu biraz daha güçlendirecek ilaçlar için yalvardın mı? Yoksa güçlü bir ilaç için bağımsız gelişimcilerden birine karılarından birini mi sattın? Yalan söylemeyeyim, kadınlarının beyinleri olmasa da vücutları oldukça para eder değil mi?”

 

Grant isimli genç adamın yüzü anında öfkeyle kızarırken yanındaki iki kadın da öfkeli ifadeler sergilemeye başlamışlardı. Grant istemsizce sağ elini yumruk haline getirirken konuştu.

 

“Seni p-”

 

“Ah, yoksa bedenleri de mi değerli değil? Grant, kadın seçimini daha iyi yapmalısın dostum. Beyin yok ve vücut değerli değil. Eh, konu sen olunca arada aşk olması da imkânsız zaten. Yani…”

 

“Kapa çeneni seni küçük piç!”

 

Grant yanındaki kadınları anında kendinden uzaklaştırırken öfkeyle bağırdı ve aurasını etrafa saldı. Elbette, sarayın içinde saldırmaya cüret edemese de yine de karşı tarafı biraz korkutmayı amaçlıyordu.

 

Grant’ın aurasını hisseden Simon alaycı bir şekilde gülümserken Paul de soğuk bir gülümseme sergiliyordu. En baştan ikilinin arasında bir çeşit düşmanlık olduğunu anlamıştı ve Simon’ın bununla nasıl ilgileneceğini görmek istemişti.

 

Eh, o ana kadarki olaylar gerçekten de kendi zevkine uygundu.

 

Paul’ün düşüncelerinden bihaber olan Simon tek elini yavaşça kılıcının kabzasına götürürken konuşmaya devam etti.

 

“Hm, o kadar aptal değilmiş gibi görünüyorsun. Bir miktar gelişme kat etmişsin. Ama…”

 

Bir anda alaycı ifadesi silinip yerine soğuk bir ifade yerleşmişti.

 

“Benim karşımda duracak güce sahip değilsin.”

 

Kılıcını kabzasından çektiği anda kılıç niyeti ve büyükusta derecesindeki aurası yayılmıştı. Kızıl ışıltılarla süslenmiş kılıç niyetinin merkezindeki Simon siyah gözleriyle Grant’a bakarken etrafa oldukça sakin ancak ölümcül bir hava veriyordu.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1454

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1199

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 986

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 906

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 799

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 778

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 718

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 593

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 593

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 150

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 149

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 129

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 14956 Üye Sayısı
    • 712 Seri Sayısı
    • 33178 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr