Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Kara Büyücü - 195.Bölüm - Kralın Teklifi


Paul masaya dizilen yemekleri izlerken kokudan kendisi bile hoşlanmıştı. Büyücü olduğundan yemek yemesine gerek olmasa da eğer yiyebilecekse yemeyi tercih ediyordu. Özellikle de bu yemek iyi bir yemek ise.

 

Elbette, Kralın masasının kötü yemeklerle donatılması mümkün değildi. Çeşit çeşit et ve sebzeden yapılmış yemekler masaya dizilirken hizmetçiler içecekleri dolduruyorlardı. Bu sırada Kralın ona baktığını gören Paul onun ne istediğini anlamıştı.

 

Kendisinin taktığı maskenin üzerinde herhangi bir delik yoktu. Bir kişi bu maskeyle yemek yemeyi geç göremezdi bile ancak Paul maskenin ruh bağına sahip bir eşya olduğunu düşündüğü için bunu hiç araştırmamıştı.

 

O sırada maskesini çıkarması gerektiğini anlayan Paul elini yüzüne götürdü. Maskeyi direkt olarak kolye şeklindeki dövmeye geri çekerse sıkıntı çıkarabilirdi.

 

Onun eli maskeye gittiğinde Kral ve Prenses biraz şaşırmışlardı. Normalde kendisini gizleyen birisi bunun için sebeplere sahip olurdu ve yüz vermek için olsa da kolay kolay maskesini çıkarmazdı. Paul’ün bu kadar kolay maskesini çıkarmasını beklemiyorlardı.

 

Ancak ikisi de mutlu olmuşlardı. Kral Paul’ün bu davranışını onunla iyi bir ilişki kurmak için yaptığını anlamış ve içten içe mutlu olmuştu. Prenses Yue ise mutluluğunun sebebini hiç bilmiyordu.

 

Paul maskeyi yavaşça çıkardı. Siyah-kırmızı maskeyi indirirken gözleri hâlâ kapalılardı.

 

Paul’ün genç yüzünü gören Kral şaşırmış olsa da bunu belli etmemişti. Prenses Yue ise Paul’ün yüzüne bakarken dalmış görünüyordu.

 

Bu sırada, Paul gözlerini aniden açtı. İki kan kırmızısı gözü göründüğünde Prenses Yue’nun kalbi bir anda titredi. Ardından yüzü biraz kızardı ve Paul’e bakmayı kesti.

 

Kral ise biraz şaşırmış görünüyordu ve bu sefer tepkisini gizlemeyi unutmuştu. Ancak kendisini hemen toparladı ve konuştu.

 

“O halde yemeğe başlayalım.”

 

Kralın parlak gülümsemesine bir kez bakan Paul yemeğine döndü. Bıçağını ve çatalını alırken yavaşça yemeğini yemeye başladı.

 

Bu sırada Prenses Yue’nun arada ona bakışlar attığını fark etse de rahatsız olmuyordu. Neden her bakıştan sonra kızardığını merak etse de bunu fazla önemsememeye başlamıştı.

 

O sırada Kral da Paul’e bakış atıyordu. Bir Aziz seviye olarak oldukça fazla şey gördüğünden inceleme yetisi oldukça yüksekti ve birkaç şeyi fark etmişti.

 

Paul’ün yeme tarzı normal bir şehirlininkine benzemiyordu. Asillerin masa kurallarına tamamen uygundu ve oldukça nazikti. O anda eldiven takıyor olsa bile eldivenleri bile herhangi bir şekilde kirlenmiyordu.

 

Aynı şekilde maskesini açtığı andan beri yüzünde herhangi bir duygu göstermemişti. Yemek yerken kullandıkları haricinde herhangi bir şekilde yüz kasları oynamamıştı. İki kan kırmızısı gözlerine arada bakan Kral onların nedense sonsuz bir delik olduklarını düşünüyordu.

 

Onlar derinlerdi ve korkutuculardı. Oraya bakan herkes yalnızca baktığını bilse bile oraya düşüp kaybolma korkusunu yaşardı. Kral, bir Aziz seviye uzman bile bu duygudan kaçamamıştı.

 

Bu duygu onun bir anlığına titremesine neden olsa da Kraliçe’nin ona attığı endişeli bakışla eski haline dönmüş ve yemeğine devam etmişti. Kraliçe, Kralı en iyi anlayan kişilerden birisi olduğundan onun bir şey hakkında endişelendiğini fark etmiş olsa da bunu üstelememesi gerektiğini biliyordu.

 

Yemek bir süre boyunca sessizce ilerledi. Paul yemeğini yerken bir yandan da o anda olduğu durumu kavramaya çalışıyordu.

 

Kralın onu incelediğinin farkındaydı ve bunun olacağını buraya gelmeden önce de biliyordu. Ancak Prensesin de gözlerinin onun üzerinde kalması artık rahatsız edici olmaya başlamıştı. Artık yemeğini bitirip Kralla düzgünce konuşmak istiyordu.

 

Yaklaşık on beş dakika boyunca bu durum devam ettikten sonra sonunda yemekleri bitmişti. Kral herkese bir şişe şarap ikram ederken gülerek konuştu.

 

“Paul, bugünkü başarın cidden olağanüstüydü!”

 

Paul başını hafifçe eğerken Spadia cevapladı.

 

“Övgüleriniz beni gururlandırıyor, Kralım.”

 

Paul’ün nazik cevabından hoşlanan Kral onun konuşmak yerine ses iletimi kullanmasını rahatsız edici bulmamıştı. Paul çoktan yüzünü onlara gösterdiği için sesini saklaması onun için bir sıkıntı değildi.

 

Paul elindeki şarap bardağından bir yudum alırken Kralın mutlu ifadesine bakıyordu. Bu sırada Kral da bir yudum almış ve Paul’e bakmaya başlamıştı.

 

Ardından derince iç çekti ve konuşmaya başladı.

 

“Paul, cidden yetenekli birisin. Yaşına rağmen gösterdiğin gücün benden bile daha yetenekli olduğunu gösteriyor. Sana ciddi bir şey soracağım. Veuria Krallığındaki iki akademiden birinde okumaya niyetli misin?”

 

Paul Spadia bir cevap vermeden başını iki yana salladı. Bu kesinlikle imkansız bir şeydi. Bu dünyaya gelmesinin asıl amacı kendine bir kılıç tekniği bulmak ve Gökyıldırım Adasına girmekti. Bundan başka bir şeye karışmak istemiyordu.

 

Paul’ün cevabına bakan Kralın yüzü biraz düşse de anında toparlandı. Bir kez daha iç çekip bir yudum daha şarap içtikten sonra konuştu.

 

“O halde, tam olarak amacın nedir? Buraya gelmekteki yani? Neden seçmelere katılmak için Veuria Krallığı’nı seçtin? Genelde gezgin yarışmacılar seçmeler kolay olduğu için Keln’den katılırlar. Sen neden buraya geldin?”

 

Paul bu soruya ne cevap vereceğini bilmiyordu. Buradaki yarışmalara katılma nedeni yalnızca geçitten geçtiğinde bu ülkenin sınırları içinde olmasıydı. Eğer burada değil de Keln’de olsaydı kesinlikle orayı seçerdi.

 

O ne cevap vereceğini düşünürken Spadia anında cevabını vermişti.

 

“Aynen bahsettiğiniz gibi. Keln’deki seçmeler kolay. O kadar kolay ki, savaş testlerine katılsam bile bir şey kazanamam.”

 

Kral onun bu cevabına şaşırmış gibiydi. Aynı onun gibi Prenses Yue da şaşırmış gibi görünüyordu.

 

Ancak bir süre sonra Kral ufak bir kahkaha attı ve konuştu.

 

“O halde, Veuria’ya gelme nedenin bu seçmeleri kullanarak kendini bilemek miydi?”

 

Paul başını yavaşça evet anlamında salladı. Bu anlaşılabilir bir sebepti ve Paul’ün genç yaşı da göz önüne alındığında oldukça anlamlı oluyordu.

 

Kral aldığı cevaptan sonra hafifçe bir kahkaha atmıştı. Hızla ayağa kalkarak masadaki diğerlerini şaşırttı ve gözlerini Paul’e dikti. Yüzündeki gülümseme hâlâ duruyordu.

 

“O halde benimle bir tur dövüşmeye ne dersin? Bunun sana daha çok şey katabileceğini biliyorsun değil mi?”

 

Kraliçe şaşkınlıktan açılan ağzını elleriyle kaparken Prenses Yue ise babasına şaşırmış bir şekilde bakıyordu. Gözleri tamamen açılmıştı.

 

Babası krallıktaki üç Aziz seviyeli uzmandan birisiydi ve onun başkalarıyla sahte dövüş yapması oldukça nadir bir olaydı. Burada Paul’e bunu teklif edeceğini hiç düşünmemişti.

 

Paul ise yüzünde herhangi bir duygu göstermemişti. Spadia ses iletimini kullanarak Kralı cevaplamıştı.

 

“Bu bir onurdur, Kralım.”

 

Kral büyük bir gülümseme gösterirken yemek salonundan ayrılmaya başladı. Bu sırada hizmetçilerden birine bağırdı.

 

“Genç dostumun herhangi bir eksiği varsa hemen kapatın. Herhangi bir isteği varsa yerine getirin. Paul, bir saat sonra benim çalışma alanımda dövüşelim. Hizmetçilerden birine söylersen seni getireceklerdir.”

 

Paul Krala bir cevap vermedi. Zaten Kral çoktan dövüşecekleri yeri belirlediğinden özellikle konuşmaya gerek yoktu.

 

Kral yemek salonundan ayrıldığında Kraliçe de peşinden ayrılmıştı. Prenses Yue ise bakışlarını Paul’e odaklamıştı. Yüzündeki hafif kızarıklıkla beraber sordu.

 

“Bir şeye ihtiyacın var mı? Babam güçlüdür… Yani, epey güçlü.”

 

Normalde başkalarına soğuk davranmaya alışmış olan Prenses başkasıyla nasıl bir konuşmayı başlatacağını bilmiyordu bile. Bu nedenle bu soruyu sormak bile onun için zor olmuştu.

 

Paul ona dönerken Spadia ses iletimini kullandı.

 

“Yalnızca hazırlanmak için bir yere ihtiyacım var Prenses.”

 

Prenses Yue onun bu cevabına karşılık hafifçe gülümsedi ve konuştu.

 

“O halde sarayın asıl çalışma alanını kullanabilirsin. Babamın çalışma alanı özel olsa da sarayın kendi çalışma alanı askerlere ve diğer herkese açıktır.”

 

Paul başını sallayıp hafifçe gülümseyince Prenses Yue’nun yüzü bir anda kırmızıya büründü. Bir anda arkasını dönerken kısık bir sesle konuştu.

 

“T-Takip et beni. Seni oraya götüreyim.”

 

Paul anında onu takip etmeye başlarken birkaç hizmetçi garip bir şekilde onlara bakıyordu. Paul bu bakışlarda garip bir anlam olduğunu fark etse de umursamamaya karar vermişti.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr