Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Kara Büyücü - 179.Bölüm - Kendini Tanıtmak


"Lanet olsun!"

Yere düşüşünden dolayı oluşan toz bulutundan dışarıya çıkan Paul bir ağacı tekmelerken bağırmıştı.

"Yaşlı adam, beni biraz uyarmaya ne dersin. Kaç kez düşmek zorundayım be!?"

"Ne? Seni öldürecek kadar zarar almazsın o yükseklikten. Bir sıkıntı göremiyorum."

Paul öfkesini bastırmaya çalıştı ve derince bir nefes aldı. Spadia'yla kavga etmenin bir sonuca varmayacağını biliyordu.

"Eee? Şimdi ne yapmalıyım?"

"Bir ağaca çık."

"Hm?"

Paul beklenmedik cevap yüzünden şaşırıdğı için bir anlığına durmuş ve Spadia'nın bağırmasına neden olmuştu.

"Ne bekliyorsun? Dediğimi yap!"

"Tamam, tamam."

Yakınındaki bir ağacın tepesine çıkan Paul bir dalın üzerine oturduktan sonra yeniden sordu.

"Şimdi ne yapmalıyım?"

"Kuzeye bak."

Paul o sırada güneş henüz doğduğundan Kuzey'in hangi yön olduğunu biliyordu. Gözlerini batıya çevirdi ve kısarak Kuzeyden yaklaşan şeye baktı.

Havada uçan yıldırımlarla kaplı bir ada yavaş yavaş bu bölgeye doğru ilerliyordu. Adanın geçtiği bölgeler adayı kaplayan mavi yıldırımlarla çarpılsa da bu yıldırımlar o bölgelere zarar vermiyor ve adaya geri dönüyordu. Bu oldukça garip bir durumdu.

Paul gözlerini kısarak yıldırımların ötesini görmeye çalıştı. Ancak bir anda garip bir his tüm vücudunu kapladı ve gözlerini çekmesine neden oldu.

Paul gözlerini neden çektiğini anlayamamışken Spadia ufak bir kahkaha attı.

"Oh, sana tepki vermesi güzel. Her neyse, Kuzeyden gelen o ada yakında duracak. O zaman geldiğinde onun içine girmen gerekiyor. Emin ol, orası senin gücüne güç katacak bir alan."

Paul derin bir nefes aldıktan sonra başını salladı. Daha sonra ise sordu.

"Direkt girebilecek miyim yoksa özel bir giriş yöntemi var mı?"

Spadia onu anında cevapladı.

"Ada her durduğunda yıldırımların arasında otuz kapı ortaya çıkar. Kapılardan yalnızca bir kişi geçebilir ve bu kişiler geçtikten sonra kapılar kapanacaktır. Kan anlaşmasıyla bğlı olan canvarlar geçebilir ancak kan anlaşması ile bağlı olan aynı ırklar geçemez. Orası özel bir bölgedir."

Paul bir süre kısık gözleriyle adaya baktıktan sonra mırıldandı.

"Orada ne var?"

Spadia bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.

"Senden çok ama çok güçlü birinin bıraktığı son eşya. Aynı zamanda, senin başkalarını Habislordlara çevirebilmeni sağlayacak bir güç."

Paul bunu duyunca yutkundu. Habislordların güçlerinin ne kadar artabileceğini ustasından biliyordu. Eğer ona sadık birini Habislord yapıp yeterince güçlendirirse kendi gücü artmış kadar olacaktı.

"Aynı zamanda, seni tam anlamıyla bir Habistanrı'nın yoluna sokabilecek bir şey. Habislordlara sahip olsan da kendi gücün olmadığı sürece gücün yeterli olmayacaktır. Eğer o şeye ulaşırsan, tam olarak gücünü değil ancak ustalaşacağın yolları artırabilirsin. Eğer bu yolların her birinde ustalaşırsan gücün yeni bir zirveye ulaşacaktır."

Paul başını salladı ve oturduğu daldan aşağıya indi. Derin bir nefes alırken vücudunu gerdi.

Otuz kapıdan birinden geçip oraya girmesi gerektiğini biliyordu. Ancak bundan önce o bölgeyle ilgili ayrıntılı bilgi almalıydı. Ne zaman duracağı bilinmiyordu ve elbette kendisi gibi oraya girmek isteyenler olmalıydı. Belki bunun için özel bir şey olabilirdi.

Eğer o bölge ustasının dediği gibi önemli bir yerse o zaman oraya giren kişilerin özenle seçiliyor olması gerekiyordu. Oraya beceriksiz bir kişiyi gönderip bölgeyi boşa harcamak basitçe büyük bir aptallık olurdu.

Bu şekilde düşünürken yavaşça az önce gördüğü şehrin bölgesine döndü ve çekirdeğinden rüzgar manasını ayaklarına yolladı. Bu sırada, birden Spadia yeniden konuştu.

"Dur! Sana söylemeyi unuttuğum bir şey var."

"Hm?"

Paul Spadia'nın ne diyeceğini merak ediyordu.

"Gerçi, kendin hissetsen daha iyi olur sanırım. Etrafından mana çekmeyi dene."

Paul bu istekten dolayı şaşırsa da gözlerini yavaşça kapadı ve dışarıdaki manayı çekirdeğine çekmeye çalıştı. Yaklaşık beş dakika sonra gözlerini açıp konuştuğunda sesinde şaşkınlık vardı.

"Mana... yok?"

"Hahaha..."

Onun sözleri Spadia'nın kahkaha atmasına sebep olurken Paul'ün maskesinin altındaki kaşları çatılmıştı. O sırada gerçekten de herhangi bir şekilde mana hissedemiyordu. Etrafında mananın olmadığını fark ettikten sonra birden garip hissetmeye başlamıştı.

"Mana yok değil evlat, hepsi tek bir yere çekiliyor."

"Tek bir yere çekiliyor... Demek istediğin tüm ormandaki mana mı?"

Paul buna inanamamıştı. Tüm ormanda olan mananın miktarı tek bir yere çekiliyor olamazdı. Böyle bir güç ne için kullanılabilirdi ki?"

"Hayır, tüm ormandaki değil."

Paul aldığı cevapla beraber derin bir nefes vermişti. Elbette, yalnızca küçük bir bölgenin manası çekiliyor olmalıydı. Tüm ormanın manasının tek bir yere çekilmesi basitçe imkansız bir şeydi.

"Tüm dünyadaki mana tek bir yere çekiliyor."

Paul bir anda bayılacakmış gibi hissetti. Tüm dünyadaki mana... Bu miktardaki bir mana nasıl oluyordu da tek bir yere toplanıyordu? Böyle bir fenomenin egrçekleşmesine sebep olan şey neydi?

Spadia onun düşüncelerini görürmüşçesine konuştu.

"Tüm bu mana, az önce gördüğün adanın içindeki bir şeyden yayılan karanlık manayı baskılamaya çalışıyor."

Paul yutkundu. Biliyordu ki eğer bir bölgede yüksek miktarda karanlık mana oluşursa etrafındaki mana onu baskılamak için çalışırdı ve mananın miktarı karanlık mananın seviyesine göre değişirdi.

O adanın içindeki şey, neydi böyle?

"Neyse, fazla endişelenme velet. O şey kimseye zarar verebilecek bir şey değil. Seni uyarmamın nedeni aptalca büyü kullanmaman içindi. Bu dünyada mananın tek bir yere toplanması yüzünden herhangi bir büyücü yok. Ancak sırf bu yüzden savaşçılar ve ruh gücü ustaları oldukça güçlüler. Eğer sayıyla karşılaştırırsak bu dünyadaki uzman sayısı senin dünyandakinden çok daha fazla. İkisi de küçük dünyalar olmasına rağmen bu fark oldukça büyük."

Paul derin bir nefes aldı. Eğer ustasının dedikleri doğruysa burada gerçekten dikkatli olmalıydı. Eğer onun büyüleri ortaya çıkarsa uzmanlar tarafından yakalanabilirdi.

Sol elini savurdu ve Karaşafak'ı çıkardı. Bir süre kılıcı inceledikten sonra sordu.

"Burada mana olmadığına göre tılsım sanatının da olmaması gerekiyor değil mi? O halde Karaşafak'ı..."

"Hayır, tılsım sanatı burada da var."

Paul şaşırmışken Spadia açıklamaya devam etti.

"Tılsım sanatının mantığı yazıtlara enerjiyi aktarmaktır. Bu enerjinin ne olduğu elbette değişebilir. Aziz seviyeli bir savaşçı Yasa Enerjisi'ni yazıtlara aktararak güçlü tılsımlar üretebilir veya bunu bir silaha aktarabilir."

"Demek öyle..."

Bu Paul için iyi bir haberdi. Paul Bin Şeytan Kılıcı'nı her durumda kullanmayı sevmiyordu ve mümkün olduğu kadar Karaşafak'ı kullanmak istiyordu.

Bunun nedeni Bin Şeytan Kılıcı'nın uzmanların dikkatini çekebileceğiydi. Savaşmayı sevse de bu yalnızca düşmanları için geçerliydi ve gereksiz yere bir uzmanla düşman olacak birisi değildi.

Karaşafak'ı belindeki kınına yerleştirdikten sonra Haies'in Adımları'nı kullanarak şehrin yönüne doğru ilerlemeye başladı. Düz bir yol olduğu sürece kaybolmak gibi bir sıkıntısı yoktu.

Yolda karşısına birkaç canavar çıksa da en yüksek seviyeli olanı B seviyeliydi ve bir saldırıda parçalanıyorlardı. Paul'ün Kılıç Niyeti sayesinde kılıcının kabzasını kavraması ona yakınlaşan canavarları kesmesine yetiyordu.

Elbette, canavarlar düşük seviyeli olsa bile Paul onları boyutunda depoluyordu. Neyin ne zaman işe yarayacağı belli olmazdı.

Bir süre sonra, Paul şehrin duvarlarına varmıştı. Şehir duvarları o kadar da büyük olmasa da yine de sağlam görünüyorlardı.

Paul şehir kapılarına yaklaşırken kapıda bekleyen iki ağır zırhlı koruma kılıçlarını çekmişlerdi. İki barbara benzeyen korumalardan herhangi bir savaşçı aurası yayılmıyordu. Paul onlardan herhangi bir şekilde korkmasa da rastgele bir kargaşa çıkarmak istemiyordu.

"Espha ima!"

Korumalardan biri bağırarak konuşunca Paul'ün kafası karıştı. Bu sırada Spadia hafif ve şaşırmış bir 'Ah!' sesi çıkardı.

"Ben... Sana Zara dilini öğretmedim, değil mi?"

Paul bu sorunun üzerine Spadia'ya küfretmek istemişti. Bir bölgenin dilini bile öğretmeden onu bambaşka bir dünyaya göndermişti!"

"Şey, bunu unutmuşum. Neyse, onları sana ben çeviririm ve bir şey demek istersen sana söylerim. Şey, buradaki işimiz bittiğinde başka bir dünyaya geçmeden önce sana dili öğretmem gerektiğini hatırlat, tamam mı?"

Paul'ün vücudu öfkeden titriyor olsa da kendini sakin tutmayı başarmıştı. Bu sırada ikinci koruma bağırarak konuştu.

"Espha ima!"

"Kendini tanıt!"

Spadia onun için konuşmayı çevirdiğinde Paul homurdandı ve aurasının ufak bir kısmını dışarı yaydı. Birinin kendini 'tanıtmasının' en iyi yolunun bu olacağını düşünüyordu.

Paul'ün baskıcı aurasını hisseden korumalar bir anlığına boğuluyormuş gibi hissetti. O sırada birden aynı korumalar gibi ağır zırhlı, etrafına bir usta savaşçının aurasını yayan bir adam ortaya çıktı.

Adam kendi aurasıyla Paul'ünkini bastırmaya çalışsa da bunu başaramadı ve en sonunda yavaşça konuştu.

"Yoldaş Savaşçı, astlarım bir hata yapmış gibi görünüyor. Onları bu seferlik affedemez misin?"(Bir kere yazıcam Spadia çeviriyor bunları. Dil değişirse onda da uyarırım zaten.)

Aynı anda adam zırhının içinden bir kese çıkarmış ve Paul'e fırlatmıştı. Paul ona fırlatılan keseyi açıp içine baktığında içinde on adet gümüş para olduğunu fark etti.

Bu paralar Paul'ün dünyasındakilerden farklılardı. Dikdörtgen şeklindelerdi ve daha ufaklardı. Üzerlerinde bir yuvarlak şekli vardı.

Paul keseyi paltosunun içine attı ve şehrin içine doğru ilerlemeye başladı. Aurasını çektiğinde iki koruma derin bir nefes almış ve onun için yolu açmışlardı.

Usta seviyeli savaşçı olan üst ise Paul uzaklaştıktan sonra iki astına bağırmaya başlamıştı.

"Siz gerizekalılar! Yüzünü bir maskeyle gizliyor ve derisi herhangi bir şekilde görünmüyor, normal biri kendisini bu kadar gizler mi sanıyorsunuz!?"

Korumalardan biri hafifçe yutkunduktan sonra tireyerek konuştu.

"O, o, o halde..."

"Büyük ihtimalle, bir Canavar Avcısıydı."

İki koruma aynı anda yutkundu. Bir Canavar Avcısı o garip yaratıkları avlayabilen kişilerdi ve onların statüleri oldukça yüksekti. Ne de olsa yasa enerjisi bile olmadan elementleri kullanan o canavarlar insanoğlunun en büyük korkularından biriydi.

Böyle şeyleri avlayan biriyle kavga çıkarmak, basitçe bir aptallıktı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 735

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 532

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9290 Üye Sayısı
  • 246 Seri Sayısı
  • 14326 Bölüm Sayısı


creator
manga tr