Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Kara Büyücü - 173.Bölüm - Haies'in Adımları


[YN]: Kelime sayısını artırmak zor oluyomuş ya. Neyse hadi yaparsın ben.

Ejderyiyen Şehri'nin şehir duvarları yeniden gözlerinin önüne gelen Paul şehrin hâla iyi bir durumda olduğunu görünce rahatça iç çekti. Görünüşe göre henüz herhangi bir saldırı olmamıştı.

Hızlı adımlarla şehrin girişine ulaşıp askerlerin yanından hızlıca geçerken onların arama yapmasına izin vermedi. Paul'ün ciddi halini ve kıyafetindeki altın renkli anka armasını gören korumalar ise baştan beri onu durdurmayı düşünmemişlerdi.

O hızla evine doğru ilerlerken aynı anda, ormanın içinde bir mağarada yeşil saçlı bir genç duruyordu.

Yeşil bir çelikle yılan sembolleri işlenmiş siyah, büyük bir kazanın önünde duran gencin alnında ter damlaları vardı. Parlak yeşil gözleri hafifçe kısılmıştı ve iki elinde iki farklı şişe tutuyordu. Kazanın altındaki alevler yavaşça sönerken iki şişeyi de aynı anda kazanın içine boşalttı.

Yeşil ve kırmızı sıvılar kazana girdikleri anda kazandan bir buhar yükselmeye başladı. Beş dakika boyunca bu şekilde buhar çıkaran kazan en sonunda altındaki alevin sönmesiyle soğumaya başlamıştı.

Kazandan çıkan buharın kesildiğini gören Shijin ileriye kazana doğru ilerlemeden önce mağaranın bir köşesinde duran ufak demir kafesi aldı. Kafesin içinde iki pembemsi beyaz renge sahip tavşan vardı.

Bu tavşanlar D seviyeli Kokulu Kürklü tavşanlardı. Otçul olan bu tavşanlar eğer bir çiçekle veya güzel kokan herhangi bir şeyle beslenirlerse kendilerine özel güzel bir koku oluşturabilirlerdi. Genellikle evcil hayvanlar olarak kullanılan bu canavarlar o anda korkudan titriyorlardı.

Shijin kafesi kazanın yanına koyduktan sonra pelerininin içine elini attı ve uzun gümüş bir iğneyi çıkardı. İğneyi kazana batırıp çıkardıktan sonra bir süre havaya kaldırdı ve izledi.

Yüzünde uğrusuz bir gülümseme oluşurken eğildi ve tavşanlardan birini kulaklarından tutarak kafesten çıkardı. Shijin'in elinden kaçmak için kıvranan tavşan bir anda derisine saplanan iğne yüzünden hareketsiz kalmıştı.

Shijin zehrin tavşana işlediğinden emin oluncaya kadar iğneyi onun içinde tuttuktan sonra çıkardı. Bu sırada, tavşan yeniden hareket etmeye bşalamıştı.

Tavşanın pembemsi beyaz kürkü hızla büyüdü ve tavşanın boyutu iki katına çıktı. Normalde siyah bir renge sahip şirin gözleri kırmızı bir renge bürünmüştü ve ağzından salyalar akıyordu.

Doğrudan Shijin'e saldıran tavşan uzun dişlerini Shijin'e geçiremeden önce Shijin çekildi ve pelerininin içinden çıkardığı tozu etrafa saldı.

Yeşil renkli toza maruz kalan tavşanın kızıl gözleri hafifçe kapandı ve vücudu yere düştü. Orada bayılan tavşanın tüm enerjisi çekilmiş gibi görünüyordu.

Yatan tavşana bakan Shijin'in yüzünde büyük bir gülümseme vardı. Pelerininin içinden bir şişe çıkardı ve kazanın içindeki zehri şişeye doldurdu.

Elindeki bir şişe zehre bakarken bir başka iğneyi de kazandaki zehre daldırdı. Kafesteki diğer tavşanı da zehirleyip uyuttuktan sonra yavaş adımlarla mağaranın içine ilerlemeye başladı.

O mağaranın iç kısımlarına iki elinde birer tavşan tutarak ilerlerken mağaranın içinden ormaıkn o kısmını saran bir kükreme duyuldu.

"Roarr!"

Mağaranın en derin kısmında, kalın siyah zincirlerle duvara bağlanmış bir canavar duruyordu. Kurt türü bu canavarın simsiyah bir kürkü ve parlak mor pençeleri vardı. Boyutu dört metreye yaklaşan kurt mağaraya zor sığıyordu.

Kurdun mor gözlerindeki delirmiş ifadeyi gören Shijin gülümsedi ve iki tavşanı yere koyarken bir pelerininden az önce doldurduğu şişeyi çıkardı.

Kurdu direkt olarak zehirlemek yerine tavşanların birini aldı ve onu tamamen zehire buladı. Ardından, zehre bulanmış tavşanı kurda doğru attı.

Önüne atılan yemeği gören kurt anında atıldı ve devasa düşleriyle küçük tavşanı parçaladı. O tavşanı tamamen yedikten sonra enerjisi iyice kontrolden çıkmış bir hale bürünmüştü.

Zincirlerden kurtulmak için çırpınmaya başlayan kurt Shijin'e bakarken hırlıyor ve kükrüyordu. Shijin soğuk bir şekilde gülümsedikten sonra diğer tavşanı da kurdun önüne attı.

Ancak kurt tavşana bir bakış bile atmadan Shijin'e doğru saldırmaya çalışmaya devam etmişti. Hırlamaları kesilmiyordu ve mor gözlerinde hafif bir kırmızı tonu belirmişti.

Bunu gören Shijin'in gülümsemesi büyürken bir anda kahkaha atmaya başlamıştı. Onun da yüzünde delirmiş bir ifade belirmişti.

"Sonunda, sonunda! Zehir tamamlandı!"

Yüzünde büyük bir gülümsemeyle pelerininin içinde uyutma tozunu çıkaran ve kurda fırlatan Shijin o uyuyana kadar fırlatmayı kesmedi. Sonunda kurdun gözleri kapandığında ve yere düştüğünde yüzünde uğursuz bir gülümsemeyle kurda yaklaştı ve siyah zincirleri çıkardı. Mağaradan ayırlmadan önce büyük gülümsemesiyle kurdun başını okşadı.

"Benim küçüğüm, uyandığın zaman aç olacağını biliyorum. Merak etme, sana verdiğim zehir yemek yemeni değil, canavar yemeni engelliyor. Ama buraya yakın bir yerde senin için harika bir yemek masası var. Ve şimdi senin yanına katılması için birkaç kardeş de bulacağım."

Kurdun yanından uzaklaşı zehirle dolu kazanı evren yüzüğüne atan Shijin mırıldandı.

"Ardından, kendime olayları izleyecek güzel bir yer bulayım. Kıdemli buraya gelse bile, o kadar canavarı engellemesi imkansız. Bir insanın bunu yapması kesinlikle imkansız!"

Yüzündeki gülümsemeyi kaybetmeden mağaradan fırladı.

--------------------

Paul Veussia Malikanesinin içindeki kütüphanede bir masada oturuyordu. Aynı masada babası George, Annesi Sylvia, Abisi Luke ve Selia da vardı. Her birinin yüzünde endişeli ifadeler vardı.

Bir sürelik sessizlikten sonra George konuştu.

"Gerçekten, bir saldırı olma ihtimali var mı?"

Paul başını sertçe sallarken konuştu.

"Ormanda gördüğüm canavar A seviyeli bir canavardı ve delirmiş bir durumdaydı. Öyle bir canavar bile zehirlenebiliyorsa B ve C seviyeli canavarların zehirlenmesi işten bile değildir. Eğer insan yiyen canavarlara bu yapılırsa ilk hedefleri şehir olacaktır."

George'un yüzü kararmıştı.

"Ne kadar zamanımız var?"

"Bir veya iki hafta içinde saldırının gerçekleşmesi gerekiyor. Zehrin etkisinin daha fazla süreceğini düşünmüyorum. Ayrıca, Shijin bunu fazla uzatmayacaktır. Onu bulabileceğimi biliyor olmalı."

George bir kez başını salladıktan sonra sordu.

"Ne kadar büyük bir saldırı olacak sence?"

"Tahminimce, ormandaki yaratıkların onda biri yalnızca insan yiyorlar. Yani ormandaki yaratıkların onda biri kadar bir yaratık ordusu. Eğer canavarların yalnızca insan yemesini veya direkt olarak şehre saldırmalarını sağlayabilirse..."

Paul'ün yüzü de düştü.

"Ormandaki tüm canavarlar, D seviyesinden A seviyesine her biri şehre saldıracak."

George derin bir nefes aldıktan sonra sordu.

"O kadar canavarı zehirlemesi..."

"Tek yapması gereken zehri bir duman olarak yaymak. Ardından çoğu canavar delirecektir. Zehrin etki zamanı düşse bile canavarları bir kez şehre saldırmaları için kışkırtması ona yetecektir."

George hızla oturduğu sandalyeden kalkarken gür bir sesle konuştu.

"Ben askerleri ayarlamaya başlayacağım. Bir haftalık bir sürede ordumuzu yeterince güçlendiremesek bile yeni taktikler bulabiliriz. Ayrıca, ordu için ilaç yapımını başlatmam gerekiyor. Ve..."

Sözlerinin sonuna doğru kendi kendine mırıldanmaya başlamış ve kütüphaneden ayrılmıştı. İçeride yalnızca Luke, Selia, Sylvia ve Paul kalmıştı.

Bu sırada Luke da hızla ayağa kalktı.

"Birliğe dönüyorum. Floyd'la konuşup bir miktar asker yardımı alacağım. Belki bir miktar büyücü de bulabilirim. Ama hızlı olmam gerekiyor."

"Ah, ben de geliyorum. Ailem ilaçlar konusunda yardım edebilir!"

Luke hızla odadan ayrılırken Selia da onu takip etmişti. O anda odada yalnızca Paul ve annesi Sylvia kalmıştı.

Sylvia endişeli bir ifadeyle Paul'e bakarken konuştu.

"Küçük Paul, bu durumdan kurtulmanın bir yolu var mı?"

Paul bir cevap vermek yerine ayağa kalktı ve konuştu.

"Anne, odamda olacağım. Kimsenin beni rahatsız etmesine izin verme."

Sylvia kesin bir cevap alamadığı için biraz üzülse de başını salladı. Paul'ün güçlenmeye çalışacağını biliyordu.

Paul hızla kütüphaneden ayrılıp odasına vardığında kapıyı arkasından kilitledi. Gözlerinde keskin bir bakış belirirken aurasını saran Ruh Duvarı sarsılmaya başladı.

"Shijin..."

Öfkesi gittikçe büyürken bu saldırıyı atlatmak için bir yol düşünüyordu. Yatağına otururken derince iç çekti.

İlk düşüncesi şehri koruyacak bir formasyon kurmak olmuştu ancak bu formasyonu kurmak oldukça uzun bir süre alırdı. En azından saldırıdan önce bitiremeyeceğinden emindi.

Bir formasyon kullanamayacağı için alabileceği her yardımı almalı ve şehri korumalıydı. Shijin'i öldürmek ikinci plandaydı.

Yaşlı Klaus'tan yardım almayı düşünmüş olsa bile bunun uzun vadede zararlı olacağını biliyordu. Bir Yüce Ata'nın ufak bir şehri koruması o şehirde önemli bir şey olduğunu gösterebilirdi ve en sonunda birisi Paul'ün arkaplanını keşfedecekti. Böyle bir şeyin olması durumunda Paul'e düşman olan herkes buraya saldırabilirdi.

Paul birçok düşman edineceğini biliyordu. Kendi kişiliğinden emindi ve her zaman bir düşmanın karşısına çıkacağından tamamen emindi. Bu nedenle kolay saldırılan bir zayıf nokta olan ailesini saklamak zorundaydı.

Aklına gelen ikinci yardım fikrini yeniden aklından atmak zorunda kaldı. Kan Bulutu Loncası'ndan yardım almayı düşünse de suikastçiler bire bir savaşçılar da avcılar da değillerdi. Onlar gizli saldırıların ustalarıydı ve Hayalet Kılıç Loncası'yla olan bir durum gibi bir durumun oluşması oldukça nadirdi.

Onların bir şehri korumayı kabul etmeyeceklerini biliyordu. Normal paralı askerler ise böyle bir görevde çalışmazlardı. Ufak bir şehri bir canavar ordusundan korumaları için gereken ordunun ücretini karşılamak Paul'ün bile yapabileceği bir şey değildi.

O düşüncelere dalmış bir durumdayken Spadia yavaşça iç çekti. Ardından, gür bir sesle bağırdı.

"O halde kendi gücünü artırsana salak!"

Paul birden zihninde yankılanan bağırış yüzünden ürkse de sormadan edememişti.

"Savaşta canavarları yenebilsem bile Shijin kaçmayacak mı?"

"O halde onu bir daha yakalarsın."

Paul kaşlarını çatarken konuştu.

"Ancak yine birilerine zarar vermeye çalışacaktır."

"O halde onu yine engellersin."

Paul ciddi bir sesle bağırdı.

"O zaman yine kaçmayacak mı be!?"

"O zaman onu yine yakalarsın seni gerizekalı! Neyi düşünüyorsun, sana söylediklerimi hatırlamıyor musun!? Biri sana yardım ediyorsa ona yardım etmelisin. Biri yoludna durup sana zarar veriyorsa onu yok etmelisin! O veledi tamamen yok etmek içinse güce ihtiyacın var! Sen güçlü olduğun sürece o velet senden kaçabilecek mi sanıyorsun?!"

Paul söyleyecek bir söz bulamamıştı. Bir süre sessizce bekledikten sonra ufak bir kahkaha attı.

"Yaşlı adam, düşünce şekline hayranım."

"Kapa çeneni."

Spadia homurdanarak konuşunca Paul bir süre daha gülmüş ve ardından konuşmuştu.

"Eee, bu güce ulaşmama yardım etmeye ne dersin?"

"Aynen onu yapmayı düşünüyorum. Buraya gel hemen."

Paul bir anlığına şaşırsa da hemen meditasyon pozisyonuna geçti ve gözlerini kapadı. Grim anında onun kucağına geçerken Wulian da başına oturmuştu.

Kan kırmızısı sarayın merkezinde gözlerini yeniden açan Paul derin bir nefes aldı. Buradaki sıcak hava cidden bunaltıcıydı.

Tahttaki Spadia'ya bakarken onun oldukça iyi olduğunu fark etti. Sıcak hava onu hiç etkilememiş gibi görünüyordu.

Spadia ona bakan Paul'le göz göze geldiğidne mor gözleri bir ışıkla parladı. Yavaşça ayağa kalkarken konuştu.

"Bir savaşta, genel olarak savaşın sonucunu belirleyen üç etken vardır: Saldırı, Hız ve Savunma."

"Sen, kudretli bir fiziksel güce ve muhteşem bir büyü gücüne sahipsin. Saldırı gücün oldukça yüksek. Savunma için Habisvücut'a ve Savaş Tanrısı Vücut İşleme Tekniği'ne sahipsin ve bedenin çok güçlü. Yaralansan bile, anka kanın bunu iyileştirebiliyor. Ancak hızın..."

Mor gözlerini kısarken konuştu.

"Anka soyundan gelsen bile hızın oldukça düşük. Uçarken bir Aziz seviyeyle eşit derecede olsan bile yerdeyken tamamen yavaşsın. Rüzgar Adımları seni hızlandırsa bile bu yeterli değil."

Ayağını yavaşça kaldırırken konuşmaya devam etti.

"Bugün, sana hızını artırman için bir ayak tekniği vereceğim. Adı..."

Spadia ayağını adımını attı. Aynı anda, taht ve sarayın merkezi arasındaki o mesafeyi aşarak Paul'ün önünde belirdi. Paul birden önünde beliren Spadia'ya şaşkınlıkla bakıyordu.

"'Haies'in Adımları' Tüm gerçeklikte var olmuş en hızlı tanrıçanın kendi yarattığı ayak tekniği!"




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 735

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 532

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9288 Üye Sayısı
  • 246 Seri Sayısı
  • 14326 Bölüm Sayısı


creator
manga tr