Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Kara Büyücü - 137.Bölüm - Savaşma Arzusunu Kontrol Altına Almak


Paul siyah boşlukta gözlerini açtığında bir anda içini muhteşem bir savaşma ve öldürme arzusu doldurmuştu. Göz bebekleri iki ince çizgi halini alırlarken tırnakları uzayıp sivrilerek siyah pençelere dönüşmüşlerdi.

İki kan kırmızısı kanat sırtından fırladığında savaşma arzusu çok ama çok yüksek bir seviyedeydi. O anda bilinci yerindeydi ve düşünebiliyordu ama nedensizce bu yok etme güdüsü içinde büyümeye devam ediyordu.

Vücudundan koyu kırmızı bir duman çıkmaya başladığında ağzından solumaya başlamıştı. O anda devasa siyah boşluğun ortasında yalnız ve güçlü bir canavara- hayır, tam anlamıyla bir şeytana benziyordu!

Üzerindeki gömlek kanatların çıkışıyla çoktan parçalandığından yalnızca siyah pantolonuyla kalmıştı ve yapılı göğsü tamamen belliydi. Bu sırada göğsündeki siyah taç işareti parlamaya devam ediyordu.

Savaşma arzusu tüm vücudunu ele geçirdiğinde nefes alış verişi bile zorlaşmaya başlamıştı. Bu arzuyu bastırmak için bir şeylerle savaşmak, hatta öldürmek zorundaydı!

Umutsuzca gözlerini devasa siyah boşlukta gezdirdi. Ancak herhangi bir canlının varlığını hissedemediğinden savaşma arzusunu bastırmak için yalnızca kendi zihnine güvenebilirdi.

Havada dizlerini göğsüne doğru çekerken başını da dizlerine gömdü. Nefes alış verişini yavaşlatmaya çalışırken bir yandan da düşünüyordu.

-Neden buradayım? Burası neresi böyle!? Neden içimde böyle bir savaşma arzusu büyüyor? Neden kendi savaşma arzumu kontrol edemiyorum!?-

Kendini sakinleştirmeye çalışsa da savaşma arzusu katlanarak artmaya devam ediyor ve zihnini parçalamaya başlıyordu. O anın verdiği acı vücudunun on binlerce parçaya ayrılmasıyla karşılaştırılabilirdi.

Bu sırada, Ruh Sarayındaki kırmızı ruh parçası parıldamaya başlarken birden sonsuz siyah boşluğun derinlerinden gür bir erkek sesi yükseldi.

"Neden sana ait olan bir şeyi baskılamaya çalışıyorsun?"

O birden bir ses duymanın şaşkınlığındayken ses konuşmaya devam etti.

"O savaşma arzusu senin ruhun ve kanından geliyor. Senin gücün ve senin yardımcın. Neden onu reddediyorsun?"

Bir anda, Paul'ün savaşma arzusu en yüksek seviyeye yükseldi. Çünkü o devasa siyah boşluğun içinde sonunda bir hayat enerjisi hissetmişti.

Hayat enerjisini hissettiği yöne, arkasına döndüğünde orada dikilen orta yaşlı adamı gördü. Uzun kırmızı saçlara sahip olan bu adamın vücudu sağlam kaslarla kaplıydı. Sırtından Paul'ünkilerle aynı bir çift kan kırmızısı kanat fırlamış olan adamın siyah pençeleri Paul'ünkilerden çok daha keskin görünüyorlardı.

Kan kırmızısı gözlerinin üzerinde yedi köşeli parlak kırmızı yıldız şekilleri bulunuyordu. Aynı zamanda sağ omzunda da kırmızı renkli beş köşeli bir yıldız işareti ve bileğinde bir çift siyah çizgiden oluşan ve bileğini saran bir dövme bulunuyordu.

Kıyafet olarak aynı Paul gibi siyah bir pantolona sahipti ve başka herhangi bir şey giymiyordu. Ayakları çıplaktı ve havada uçuyor olmasına rağmen bir yere basıyormuş gibi görünüyordu.

O sırada Paul hâlâ savaşma arzusunun bastırmaya çalışıyordu. Karşısındaki adamın gücünü ve kim olduğunu bilmediği için rastgele saldırmaya ve savaşma arzusunu bastırmak için onu kullanmaya cüret edemezdi.

Aynı zamanda, bu adama garip bir şekilde yakınlık da hissediyordu. Onu daha önce görmemiş olsa bile onunla arasında oldukça büyük bir bağ varmış gibiydi.

Bu sırada, kızıl saçlı adamın yüzünde parlak bir gülümseme belirdi ve parlak beyaz dişleri gözükürken savaş pozisyonu aldı. Bu sırada Paul'ün duyabileceği bir tonda konuştu.

"Şimdi, sana savaşma arzusunu nasıl kullanacağını göstereceğim."

Paul artık savaşma arzusunu bastıramayıp saldıracaktı ki birden adamdan akılalmaz bir aura yayıldı.

Paul'ün içini dolduran savaşma arzusunu katlayan bu kanlı aura normal birisinin- hayır, güçlü birisinin bile dayanabileceği bir şey değildi. Sonsuz gibi görünen boşluğu tamamen dolduran bu savaş ve öldürme arzusu artık basit bir savaş arzusu değildi. O bir 'yok etme' arzusuydu.

Evet, Paul açıklamak için bir şey kullanmak zorunda olsa bu kesinlikle 'yok etme' olurdu. Önüne çıkan kişinin veya şeyin ne veya kim olduğuna bakmaksızın her şeyi silen yok edici bir aura!

Ancak, bu yok edici auranın belirgin bir özelliği vardı. Paul'ün ruhunu saniye saniye ezen bu aura oldukça gururlu ve baskıcı bir hava taşıyordu. Bu aurayı taşıyan kişi güçsüz herkesi ayaklarının altında ezebilecek birisiydi. Acımasız ve şeytani olan bu aura baskıcı yapısıyla bir yandan da bir despotun aurasına benziyordu.

Bu despot aurası birçok kişinin savaş gücünü ve isteğini tamamen yok edebilecek kadar güçlü olsa da Paul için işler farklıydı. Bu aurayı hissettikten hemen sonra kanı birden daha hızlı akmaya başlamıştı. İçindeki savaşma arzusu daha da hızlı yükselmeye başlarken boyun eğmez bir şekilde iki elini tamamen açmış ve siyah pençelerini belli etmişti. Karşısındaki ondan çok daha güçlü olsa da kolay kolay pes edecek birisi değildi!

Bunu fark eden kızıl saçlı adamın gülümsemesi büyürken gür sesiyle bağırdı.

"Gel!"

Paul başka bir şey söylemeden direkt olarak kızıl saçlı adama atıldı. Koyu siyah pençelerini adamın göğsüne doğru savururken gözlerinde belirgin bir parlaklık oluşmuştu. Bu parlaklık biraz heyecan barındırıyordu, geri kalanı ise saf manyaklık ve savaşma arzusuydu.

Ancak saf siyah pençeleri adamın göğsüne ulaştığında gözündeki bu ışık söndü. Çünkü pençeleri adamı delmeyi bırak vücudunda ufak bir yara bile açamamıştı!

Kızıl saçlı adam yüzünde belirden alaycı gülümsemeyi saklamaya uğraşmadan elini uzattı ve Paul'ü boynundan kavradı. Adamın eli o kadar hızlıydı ki Paul boynu kavranmadan önce kaçamamıştı bile.

Adam Paul'ü boynundan kaldırdığında Paul aşağıya, adamın gözlerine baktı. Kızıl saçlı adamın yıldız işaretlerine sahip gözlerinde belirgin bir alay omasına rağmen orada bir başka şeyi de görebiliyordu.

Orada bilgelik vardı. Hem de oldukça fazla, adamın anormal gücünün yanında bile oldukça yüksek olan bir bilgelik!

Bu sırada, kızıl saçlı adam yavaşça konuştu.

"Kendini savaşma arzusunun bir aleti haline getirme! Eğer onu güç olarak kullanmak istiyorsan, o savaşma arzusu üzerinde tam kontrole sahip olduğundan emin ol! Sakın unutma, öfkenin ve savaşma isteğinin seni ele geçirmesine asla izin verme. Çünkü onlar çift kenarı keskin bir kılıç gibidir. Eğer onu kullanabilirsen, onlarca düşmanı öldürebilirsin. Eğer onu kullanamazsan, ilk saldırında kendi kendini öldürürsün!"

Adam Paul'ü hızla ileriye fırlatırken bir kez daha bağırmıştı.

"Bir kez daha!"

Paul gözlerini yeniden kızıl saçlı adama çevirdiğinde onun dediklerini düşünüyordu. O sırada bilinci açık olsa da vücudunu kendisi kontrol ettiği söylenemezdi. Savaşma arzusu o kadar fazlaydı ki vücudu onu dinlemiyordu bile.

Gözlerini kapatırken vücudunu kontrol etmeye çalıştı. Savaşma arzusunu kontrol altına almaya çalıştığında ise oldukça sert bir karşılık aldı. Savaşma arzusu Paul'ün kendi ruhuna saldırmıştı!

Paul'ün kalbinde birden keskin bir öfke oluştu. Bu savaşma arzusu onundu, ancak ona saldırıyordu!

Kan akışı daha da hızlanmaya başlarken savaşma arzusunu bastırmaya- hayır, onu tam anlamıyla yutmaya başladı. O anda gariptir ki kendi savaşma arzusuna karşı savaşıyordu!

Bu savaşma arzusu kanından gelen bir şeydi. Kan Kanatlı Anka'nın soyuna sahip olduğundan kanı akılalmaz derecede bir savaş isteği içeriyordu. Ancak bu savaş arzusunun onun vücuduna hükmetmesi kanından gelen başka bir özelliğe, gurura ters düşüyordu!

Gurur, anka ırkından olan her tür gururlu canlılardı ve diğer türlerle herhangi bir bağları olmazdı. Bu ankalar için kesin bir tabuydu. Sadece farklı bir türden oldukları için savaşan ankalar bile vardı!

Kan Kanatlı Anka, anka soylarının kralıydı ve tüm anka türleri arasından en gururlu olanıydı! Elbette, bu soyun sahibi olan Paul kendisine ait olan bir şeyin vücudunu ele geçirmesine izin vermeyecekti.

Bu sürede zaman geçiyordu. Paul ne kadar zaman geçtiğini bilmese de o savaşma arzusuyla tam olarak 'birleşirken' belli bir zaman geçmiş olmalıydı. Ne kadar geçtiğini ise bir kez bu boşluktan çıkınca anlayacaktı.

Gözlerini açtığında, bu sefer yeniden belirgin bir savaşma arzusu görülebiliyordu. Ancak bu savaşma arzusunun arkasında birçok düşüncenin de geçtiği belli oluyordu.

En sonunda, Paul'ün savaşma arzusu tüm vücuduna işlemişti ve Paul'ün kendi gücü olmuştu. Bu savaşma arzusu Paul'ün kişiliğine boyun eğmiş ve ona itaat etmişti.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 954

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 901

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 749

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 709

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 585

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 522

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 493

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 480

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 436

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 425

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 195

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 193

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 156

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 153

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 136

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 129

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 82

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 69

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 55

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 53

Site İstatistikleri

  • 8397 Üye Sayısı
  • 201 Seri Sayısı
  • 13002 Bölüm Sayısı


creator
manga tr