Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Kara Büyücü - 27.Bölüm - Gösteri Başlasın


Paul masanın üstüne doğru iyice eğilmişti. Elindeki tüyü kaç kez altın renkli mürekkebe batırdığını dahi hatırlamıyordu.

Yavaşça çizmeye devam etti. Bir çizgi, daha sonra iki... Böylece çizmeye devam etti. Önceden yaptığı tılsımları çizerken hep hata yapmıştı. Bu yüzden bu tılsımda daha fazla dikkat ediyordu.

Dakikalar geçti ve Paul sonunda derin bir nefes alarak yaslandı.

"Başardım."

Önündeki tılsım kağıdı altın harflerle doluydu. Farklı bir aura yayıyordu. Paul gülümsedi.

"Bakalım bunu nasıl engelleyeceksin Ford Guilla?"

Tılsımı aldı ve cebine koydu. Görünmediğinden iyice emin olduktan sonra etraftaki tılsım malzemelerini kendi açtığı boyuta doldurdu. Daha sonra ise kütüphaneden çıkarak odasına yöneldi. Yüzünde yorgun ama kurnaz gülümseme vardı.

"Yarın epey bir işim var. Uyusam iyi olacak."

Birkaç dakika sonra odasına vardı ve kılıcını yatağın yanına dayayarak yatağa yattı. Uyumaya başladı.

Sonraki gün, Paul uyandıktan sonra hemen kahvaltı etti. Bir süre evin içinde gezindi ve zaman geçirdi. Henüz çok erken olduğundan yapacak bir şey bulamıyordu.

Öğlene kadar evin içinde dolandı veya kütüphanede kitap okudu. Öğlen olduğunda ise olduğu yerden kalkarak babasının odasına yöneldi. Babası onun tam olarak ne yapacağını bilmiyordu. Paul'ün de işi bitene kadar söylemeye niyeti yoktu. Eğer babası yumuşak davranır ve bunu engellerse bu çok büyük bir sorun olurdu ne de olsa.

Babasının odasına vardığında yavaşça kapısını çaldı. Daha sonra ise içeriden babasının sesi geldi.

"Gel."

Paul kapıyı açtı ve odaya girdi. Oda klasik bir odaydı. Köşede bir yatak ve yatağın yanında bir dolap vardı. Diğer köşede babasının önünde oturduğu kağıtlarla dolu bir masa vardı. Paul babasına baktı.

"Bugün canavar salonuna gitmem gerekiyor."

George Paul'e baktı. Aslında biraz şaşırmıştı. Paul Guilla Ailesini devirmeye çalışıyordu. Neden onların iş yerine doğrudan gitsin ki?

Babasının meraklandığını anlayan Paul konuştu.

"Guilla Ailesini devirmeye çalışıyorum ama neye karşı olduğumu bile bilmiyorum. Halkın dikkatini çekmek için oradan daha iyi bir şey bulmam gerek ama oranın nasıl bir yer olduğunu bile bilmiyorum. Bir görmem lazım."

George başını salladı. Daha sonra önündeki kağıt dolu masaya bakarak konuştu.

"Dediklerin haklı ama ben istesem de senle gelemem. Yalnız gitmek zorundasın."

Paul masaya baktı ve güldü. Daha sonra odadan çıktı.

Aslında bu durum tamamen onun istediği şeydi. Eğer babası olmazsa salonu istediği gibi gezebilir ve tılsımı yerleştirme şansı bulabilirdi. Tılsımı yerleştiremese bile en azından iyice dolaşıp salonun güvenliğinde bir açık bulabilirdi.

Bu düşüncelerle evden çıktı. Hemen kapıya gidip kendisine bir at arabası hazırlanmasını söyledi ve birkaç dakika sonra ise at arabası kapının önüne geldi. Sürücüye döndü.

"Guilla Canavar Salonuna gidiyoruz."

"Hemen efendim."

At arabasının içine geçti ve araba yavaşça şehrin sokaklarında ilerlerken dışarıyı izlemeye daldı. İnsanları, binaları...

Cidden Abyss'te geçirdiği zamandan sonra dışarısı aslında biraz garip geliyordu. Şu anda bir amacı olmasa şehirde zaman kaybetmezdi ama vardı. Ailesini burada bu durumda bırakamazdı. En azından ayrılmadan önce burayı güvenli kılmalıydı. Ondan sonra ise Valer'ın peşine düşecekti. Valer'ı öldürdükten sonra ise...

Güçlenecekti. Şu anda sahip oldukları Habistanrı sıfatını ilk almış olan sayesindeydi. Onun seçtiği biri olarak nasıl olurda güçsüz olurdu ki?

O düşüncelere dalmışken araba şehrin sokaklarında ilerledi. Daha sonra ise devasa bir binaya yanaştı. Bu binanın dışında birçok koruma vardı ve birçok renkli kıyafetli gezgin içeriye giriyordu.

Paul geldiklerini fark edince arabadan indi. Yavaş adımlarla salonun kapısına yaklaştı. O tam girecekken korumalardan biri onu durdurdu.

"Salona giriş için önceden zaman vermen ve ücretini ödemen gerekiyor."

Paul bu sözün ardından içeriye bakındı. Daha sonra içeride birkaç gezginle muhabbet eden adamı gördü: Ford Guilla.

Ford bugün kırmızı bir kıyafet giymişti. Siyah saçları düzgünce taranmıştı. Güler yüzle içeri giren gezginleri selamlıyor ve onlarla muhabbet ediyordu. Paul'ün bakışları ona ulaştığında bir ürperme hissetti ve kapıya döndü.

Kapıya döndüğünde korumaların genç bir adamı durdurduğunu gördü. Normalde görmezden gelecekti ama birden gencin kim olduğunu gördü. Abyss'ten çıktığından beri onu görmemişti ama anlayabiliyordu.

Hemen korumaların yanına koştu ve bağırdı.

"Seni aptal, Veussia Ailesinin Genç Efendisini tanıyamıyor musun!?"

"Eh?"

Koruma şaşırmıştı. Şehir Lordu normalde kimliği önemsemezdi. Herkes canavar salonunun kurallarına uymak zorundaydı.

Ama nedense Şehir Lordu bu gence izin veriyordu. Bu elbette şaşırtıcıydı.

Hemen yana çekildi ve Paul'e doğru eğildi.

"Kim olduğunuzu anlayamadım, lütfen affedin."

Paul gülümsemekle yetindi ve Ford'a döndü.

"Şehir Lordu, uzun zaman oldu."

Ford gergin bir biçimde gülümsedi.

"Ah, evet Paul. Cidden uzun zaman oldu. Gel, içeri gir de seni gezdireyim."

Paul başını salladı ve Ford'u takip ederken etrafını da incelemeye başladı.

Daha sonra büyük bir kafesin içinde duran kırmızı renkli şahinlere gözü takıldı. Şahinlerin gözleri ve gagası altın rengindeydi. Paul bu şahinleri Abyss'ten hatırlıyordu.

"Asil Alev Şahini"

Paul'ün şahinlere baktığını gören Ford hemen durdu ve açıklamaya başladı.

"Bunlar Asil Alev Şahinleri, yakalaması oldukça zordur. Normalde kafasında sürüleriyle bağlantılı tüyler bulunur ve onlara bir şey olursa sürüsü onları kurtarmaya gelir. Bunu engellemek için o tüyleri çoktan çıkarttık. Ayrıca o tüyler oldukça iyi bir yazma aracıdır. Tılsımları ve değişik rünleri yazmakta kullanılırlar bu yüzden epey pahalılar. Oldukça iyi kazanmıştık."

Paul şahinlere yalandan bir göz gezdirdi.

"Cidden epey tehlikeli görünüyorlar."

"Ah, öyleler. Onlar C seviyeli canavarlardır."

Paul korkmuş bir ifadeyle konuştu.

"C seviyeli!?"

"Ah, cidden böyle bir yerde bu kadar tehlikeli canavarlar olması korkutucu değil mi? Ama bu sadece bir kısmı. Burada C seviyeli oldukça fazla canavar var. Hatta geçen gün bir adet B seviyeli yakaladık."

"B seviye!?"

Ford Paul'ün korkmuş ve şaşırmış ifadesine bakarak başını salladı ve içeriye yürürken konuştu.

"Gel, sana onu göstereyim."

Paul onu takip etti ama içinden gülüyordu. Az önce yaptığı rol yüzünden Ford onu cidden korkmuş sanmalıydı. Onun Abyss'teyken Kral A seviyeli canavarları yendiğini nasıl bilecekti ki?

Paul ve Ford bir süre yürüdü. Daha sonra Ford önünde iki korumanın durduğu bir kapıya yöneldi.

Ford'u gören korumalar hemen kenara çekildi ve geçmelerine izin verdi.

Ford kapıyı açıp bir süre ilerledi ve daha sonra arkasından gelen Paul'e dönüp ileriyi gösterdi.

"Orada."

Paul Ford'un gösterdiği yere baktı. Orada devasa bir aslan duruyordu. Aslanın tüyleri beyaz renkliydi ve parlıyordu. Gözleri kızıla yakındı.

Paul canavarı gördüğü anda tanıdı.

"Hayalet Aslan"

Dün okuduğu canavar kitabında bu canavarı görmüştü. Bilgilerini de hatırlıyordu. Ford'a döndü.

"Normalde yanlarında C seviyeli Saldırgan Ruhlarla dolaşmıyorlar mıydı?"

Ford bir anlığına şaşırmış göründü. Ama daha sonra Paul'ün canavarlar hakkında çalışmış olabileceğini düşündüğü için cevap verdi.

"Aynen öyle. Saldırgan Ruhların yarısı öldü. Diğer yarısını da yakaladık. Görmek ister misin?"

Paul bir süre düşündü. Daha sonra Ford'a döndü.

"Sanırım bir süre salonu dolaşacağım. Siz gelen gezginleri ağırlasanız daha iyi olur Şehir Lordu."

Ford başını salladı.

"Pekala, sana iyi eğlenceler."

Ford ve Paul B seviyeli canavarın olduğu bölgeden çıktı ve Ford kapıya geri dönerken Paul salonda dolaşmaya başladı. Her tarafı geziyor, tılsımı yerleştirebileceği bir açık arıyordu.

Bir süre açık bulmak için gezdi ve bu sırada canavarları da inceledi. Ford bu kadar canavarı toplamak için oldukça çalışmış olmalıydı. Sonuçta Ejderyiyen Şehrinde canavar yakalayabilecek birini bulmak oldukça zordu. Büyük ihtimalle bir büyücü grubunu veya bir savaşçı grubunu kiralamıştı.

Paul bunu pek umursamadı ve bir süre sonra bir şey buldu. Şafak Kuşları ve Mavi Panterlerin kafeslerinin olduğu bölgede tılsımı gizleyebileceği bir duvar vardı. Tılsımı bu duvara yerleştirip aktifleştirdiği takdirde canavarların itaat tılsımlarını bozup onları tılsım yok olana kadar bu bölgeye, ardından ise etrafa saldırtabilirdi. Ayrıca bu bölge Hayalet Aslan'ın kafesine yakın olduğundan o da serbest kalacaktı.

Paul yavaşça o bölgeye yaklaştı. Elini cebine attı ve ilerlerken yavaşça tılsımı çıkardı. İyice yaklaştığında sırtını duvara döndü ve tılsımı duvara yerleştirdi. Duvara yerleşen tılsım yavaşça görünmez bir hale büründü. Bu, tuzak tılsımlarının özelliğiydi. Kimse onların kullanıldığını kolay kolay anlayamazdı.

Paul tılsımı duvara yerleştirdikten sonra salonun çıkışına yöneldi. Yavaşça kapıya yaklaştı ve orada gezginleri selamlayan Ford'u gördü. Ford onu görünce ufak bir gülümseme gösterdi. Paul de hafifçe eğilerek selam verdi. Daha sonra salondan çıkarak at arabasına doğru yürüdü.

"Eve gidiyoruz."

"Hemen efendim."

Arabaya bindi ve araba yavaşça eve giderken gözlerini kapayarak Ruh Sarayına girdi. Tahtın üstünde meditasyon yapan ustasını izlemeye başladı. Ustası hala ruhunu sağlamlaştırıyordu. Etrafına sakin ama asil bir aura salıyordu. Paul bir süre ustasını izledikten sonra Ruh Sarayından çıktı.

Şu anda canı sıkılıyordu. Planını harekete geçirmek için hala beklemesi gerekiyordu çünkü eğer salonun açık olduğu bir zamanda tılsımı etkinleştirirse bu oraya gelen gezginleri etkilerdi. Elbette salondaki canavarların kurtulması halka sıkıntı olacaktı ama yapacak bir şey yoktu. Paul zaten kaybı en aza indirmek için salonun kapalı olduğu bir saati seçiyordu.

At arabası eve vardığında hemen odasına çıktı ve dolabını açtı. Tılsımı evden kontrol edebilirdi ama canavarların normal halka fazla zarar vermesini istemiyordu. Kimliğini de göstermek istemediği için üzerine siyah bir kıyafet giydi ve yüzünün görünmesini engelleyen siyah bir şapka taktı.

Ejder Dişini de yanına aldı ve odasında beklemeye başladı. Bekledi, ve bekledi. En sonunda hava karardı.

Paul hızla odasının penceresinden çıktı ve kimsenin onu görmediğinden emin olarak hızlıca salona ilerledi. Salonun etrafında yalnızca korumalar vardı ve Ford salonun son kontrollerini yapıyordu. Paul güldü.

"Hadi bakalım. Gösteri başlasın."




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 558

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15092 Bölüm Sayısı


creator
manga tr