Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Kara Büyücü - 23.Bölüm - Geri Dönüş


"Üzgünüz, Guilla Canavar Salonu özel nedenlerle kapalıdır."

Ejderyiyen Şehrinin turistik merkezi olan ve şehrin kazancının yarısından fazlasını getiren yer bugün kapalıydı. İnsanlar buna anlam veremiyordu ama kimsenin Şehir Lordu'na karşı çıkmaya cesareti yoktu.

Kapalı olmasının nedenini yalnızca iki aile biliyordu: Guilla ve Veussia ailesi.

Bugün, Veussia ailesinin küçük oğlu Paul Veussia'nın Abyss'e düştüğü günün yıl dönümüydü.

Abyss, canavar salonunun merkezinde olduğundan kimsenin onları rahatsız etmemesi için tüm salon kapatılmıştı.

Şehir Lordu bunu yapmayı pek istemiyordu aslında. Canavar Salonunun bir günlük kazancı azımsanacak bir miktarda değildi ama Veussia ailesi hala şehirdeki ticarette bir rol oynadıkları için Şehir Lordu onları sinirlendirmek istemiyordu. Zaten bu en fazla bir veya iki sene sürecek, sonrasında o Veussia ailesinin ticaretteki rolünü tamamen alacaktı.

Bu zaman gelene kadar ise, sadece biraz daha dayanması gerekiyordu. Bu yüzden o gün bizzat gelip salonun kapalı olduğunu bildirdi.

Canavarları ve Abyss'i görmek için gelen gezginler hüzünle oradan uzaklaştı. Onların üzüntüsü yerindeydi. Vahşi doğada bir canavar görmek normal kişiler için ölüm demekti ve Abyss ise görülmemiş bir şeydi.

Gezginler yavaşça dağılırken bir at arabası yavaşça canavar salonuna yaklaştı. Kapının önünde durdu ve kapıları açıldı.

Arabadan ilk inen kişi siyah kıyafetlere bürünmüş bir adamdı. Siyah saçları karışmıştı ve gözlerinden hüzün okunuyordu. Bu adam, Paul'ün babası George Veussia'ydı. İndikten sonra at arabasının içine doğru elini uzattı.

"Hadi, Sylvia. Gel."

Arabanın içinden bir kadın eli çıktı ve George'un elini tuttu. Ardından ise siyah kıyafetlere bürünmüş Sylvia arabadan indi. Gözleri yaşlıydı ve kızarmıştı.

İkili yavaşça içeri girerken arabanın içinden bir adam daha çıktı. Siyah bir gömlek ve pantolon giymiş olan bu adam en fazla yirmi yaşlarındaydı. Gök mavisi gözlerinin göz alıcılığı ile yüzündeki hüzün birbiriyle tamamen tersti.

O da George ve Sylvia'yı takip etti.

Üçlü yavaşça ilerlerken Şehir Lordu Ford Guilla yanlarına yaklaştı.

"Gel, George. Beni takip et."

George daha önce buraya gelmemişti bu yüzden salonun içini bilmiyordu. Bu yüzden sessizce Ford'u takip etti.

Ford bir süre yürüdü. Daha sonra ise büyükçe bir kapıyı açtı ve George ile diğer ikisini Abyss'in bulunduğu alana getirdi.

Abyss daire şeklindeki bir salonun tam merkezindeydi ve etrafında hala bir şey yoktu. Sadece açık olan günlerde askerler dikilirdi.

Üçlü yavaşça Abyss'e yaklaştı ve hepsi birlikte diz çöktü. George gözlerini deliğe dikerek konuşmaya başladı.

"Küçük Paul, 1 yıl oldu değil mi? Umarım her nerdeysen orada iyi durumdasındır. Annen ve ben iyiyiz, abin ise Altın Güneş Şehrinde bir öğretmen oldu. Bazı soylu çocuklarına ders veriyor ama bugün senin için buraya geldi."

George duraksadı ve yanında diz çöken mavi gözlü gence doğru biraz gülümsedi. Daha sonra ise devam etti.

"Normalde bu sene 15 yaşında olacaktın değil mi? Aslında geçen sene seni bir akademiye yazdırmayı planlıyordum ama, kader işte. Ne beklersin. Belki o gün o olay olmasaydı şu anda anneni geçmiş olurdun ha?"

George konuşurken Sylvia artık göz yaşlarını tutamadı ve orada ağlamaya başladı. Acı dolu sesi boş salonda yankı yapıyordu.

George ve Luke onu sakinleştirmeye çalışırken birden bir ses duydular. Abyss'in içinden gelen, genç ve güçlü bir haykırış.

Sesi duydukları anda George ve Luke Abyss'e döndü. Sylvia'da ağlamayı kesmişti ve Abyss'e bakıyordu.

Şehir Lordu da ne olduğunu anlamadığı için Abyss'e dönmüştü.

Sesin gelmesinden birkaç saniye sonra Abyss'ten yukarıya kanla boyanmış bir kol uzandı ve bu kolun ardından genç bir adam Abyss'ten yukarıya çıktı.

Bu gencin üzerinde kirli beyaz kıyafetler vardı ve bir kısmı da kana bulanmıştı ancak etrafa yaydığı asil ve heybetli aurayla kan kırmızısı gözlerinin ona verdiği kötücül hava ölümcül bir baskı yaratıyordu.

Genç bir süre etrafına bakındı ve şaşkın suratlarla onu izleyen üçlüye döndü. Onlara hafifçe gülümsedikten sonra yere yığıldı.

Orada olanları kimse anlamamıştı. Veussia ailesi de, Şehir Lordu da neler olduğunu bilmiyordu ama Luke'un şüpheleri vardı. Gözleri açıkça o auranın özünü görmüştü ama inanmakta güçlük çekiyordu.

Tehlikeyi görmezden gelerek gence yaklaştı ve onu yüz üstü çevirdikten sonra incelemeye başladı. Vücudunu, yüz hatlarını, aurasını...

Yavaşça gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

O sırada George, Sylvia ve Şehir Lordu da oraya gelmişti ama hiçbiri Luke'un ağlamasının nedenini anlayamamıştı. Daha sonra Luke yerde yatan gence dönerek yarı mutlu yarı hüzünlü bir sesle konuşmaya başladı.

"Bir yılda çok değişmişsin küçük kardeş."

Onun sözlerini duyan George, Sylvia ve Şehir Lordu bir an donakalmış, daha sonra ise iyice genci incelemeye başlamışlardı. Gencin etrafını saran kanları veya yaralarını umursamadan genci incelediler. Sylvia ve George onu tanımışlardı. Ford ise yalnızca kıyafetindeki altın anka arması yüzünden kim olduğunu anlamıştı.

Sylvia gencin oğlu Paul olduğunu görünce ne yapacağını bilemedi. Yaraları için üzülmeli mi yoksa oğlu döndüğü için mutlu mu olmalı?

George ise tepki vermekte hiç gecikmedi. Hemen Paul'ü kucaklayarak salonun çıkışına yöneldi. Şehir Lordu ise onları arkasından izliyordu.

Şehir Lordu ne yapacağını hiç bilmiyordu. Veussia ailesi büyücü olan oğullarını kaybettiği için canavar salonunun ortaklık planını tek başına gerçekleştirmişti ama şimdi o çocuk geri dönmüştü. Hemen kafasında planlar kurmaya başladı ve en iyi sonuca varmaya çalıştı. Daha sonra oradaki gardiyanlardan birine bağırdı.

"Çabuk ol ve Veussia Ailesine en iyi iyileştirici ilaçlardan gönderilmesi gerektiğini ilet. Çabuk!"

Şehir Lordu'nun bağırışını duyan asker korkuyla koşmaya başladı. Ford ise orada volta atıyordu. Bir büyücüyü kızdırmamak gerekirdi. Seviyesi ne olursa olsun. Çünkü bir büyücü zaten güçlenmek için yaşardı. Sonunda ne olacağını zaten herkes biliyordu.

Bu olaylar olurken Paul aslında bayılmamıştı. Ustası tarafından zorla ruh sarayına çekilmişti ve oradaki havuzun içine girmişti.

Tahtta oturan ustasına baktı ve konuşmaya başladı.

"Usta, gerçekten vücudumu burada iyileştirmek zorunda mıyım? Zaten iyileşme hızım oldukça yüksek, ailemle görüşmek istiyorum."

Ustası sinirli bir yüzle ona döndü.

"Aptal, bir de iyileşme hızım yüksek diyorsun. Tırmanırken iki kez düştün ve ikisinde de iyileşmek için beklemedin. Ruh sarayına girmeden topladığın manayla kendini kolay kolay iyileştiremezsin. Burada tam olarak iyileştikten sonra çıkıp aileni görürsün. Havuzun içindeki manayı birkaç saat boyunca absorbe et. İyileşmene yetecektir."

Paul bir daha konuşmadı. Sadece havuzun içindeki manayı çekmeye odaklandı.

Bir saat, iki saat...

Böylece tam sekiz saat geçti ve ustası Paul'e baktı.

"Bu kadarı yeterli sanırım. Artık çıkabilirsin."

Paul anında havuzdan fırladı ve önce tahtın önüne geçerek ustasının önünde eğildi. Daha sonra ise hemen saraydan çıktı.

Onun gözlerindeki heyecanı gören Spadia sessiz kaldı ama yüzünde ufak bir gülümseme oluştu.

Paul saraydan çıkıp gözlerini açtığında rahat bir yataktaydı. Üzerindeki kıyafetler değiştirilmişti ve yatağın hemen yanında bir koltukta annesi Sylvia uyuyakalmıştı.

Paul bir gülümseme ve özlemle ona baktı. Onu ne zamandır görmüyordu sonuçta. Yumuşak bir sesle seslendi.

"Anne."

Sylvia biraz ses çıkardı ama uyanmadı. Paul güldü ve yeniden seslendi.

"Anne. Uyan hadi."

Sylvia yavaşça gözlerini açtı ve esnedi. Daha sonra ise Paul'ün uyandığını ve gülümseyerek ona baktığını gördü. Gözleri yavaşça doldu. Paul ise gülümsemesini bozmadı.

"Seni özledim, anne."

Bu sözlerden sonra Sylvia hemen yatağın yanına vardı ve Paul'e sarıldı. Sarılırken hafifçe ağlıyordu. Hıçkırarak konuştu.

"Küçük Paul, Küçük Paul... Ben de seni çok özledim."

Odadan sesler geldiğini duyan George ve Luke hemen odaya girdi ve uyanmış olan Paul'ü görünce onların da yavaşça gözleri doldu. Hemen koşarak Paul'ün yanına geldiler ve onlar da ona sarıldılar.

Paul bir süredir hissetmediği o sıcaklık hissini hissedince mutlu olmuştu. Ailenin sevgisinin sıcaklığı, kesinlikle hiçbir şey ile değiştirilemeyecek bir hazineydi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1043

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 950

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 790

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 557

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 555

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 554

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 506

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 470

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 250

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 165

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10940 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15035 Bölüm Sayısı


creator
manga tr