"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Kai Lane - Bölüm 99: Buzlar Kralı


Gökyüzü Topraklarının derinliklerinde Yeşil Saçlı ve 15 yaşlarında gibi görünen bir genç yerde baygın bir şekilde yatıyordu. Başında ki biraz kan gözle görülebiliyordu fakat onun dışında vücudunda herhangi bir sorun yoktu.

'UYAN!'

John bir anda zihninde duyduğu ses ile neler olduğunu anlayamadı. Hızla başını çevirip etrafına baksa da nerede olduğunu bilmiyordu. En son bir Efsane ile karşılaşmıştı ve ölmüştü. En azından o öldüğünü sanıyordu.

John ayağa kalktı ve etrafı dinlemeye başladı. Az önce kulaklarında 'Uyan ' diye bir ses duyduğuna yemin edebilirdi.

'Yanlış duymadın zaten evlat.'

John sesi bir kez daha duyunca korkuyla yerinde sıçradı. Hemen etrafına baktı ve koşmaya başladı.

John çevresine uzunca bir süre baksa da hala bir şey bulamamıştı. Görünüşe göre konuşan adam kaçmıştı.

'Hiçbir yere gittiğim yok John.'

John sesi bir kez daha duyunca Xues'i çıkardı ve ileri doğru tuttu. Bacaklarını germişti ve gelecek herhangi bir saldırıya karşı hazırlıklıydı.

'Boşuna pozisyon alma John. Ben zihnindeyim.'

'Şimdi benim kim olduğumu ve zihninde ne aradığımı düşünüyorsun değil mi? Yüzündeki ifadeden bunu anlayabiliyorum. Genç insanlar ne kadar da cahil.'

John konuşan adamın zihninde olduğunu anlayınca hemen yerde bağdaş kurdu ve meditasyona geçti.

John'un yaptığı şeyi gören ses etkilendiğini belli eden sesler çıkartıyordu.

John gözlerini bir kez daha zihninde açtı. Boylu boyunca uzanan Buz Diyarının arasında savaş kıyafetlerine sarılı bir adam vardı. Bakışları keskin ve duruşu dimdikti. Beyaz saçları ve beyaz gözleri insana kışı hatırlatıyordu. Vücudundan hiçbir aura yayılmıyordu ki bunun sadece bir anlamı vardı. Karşısındaki adam aurası ile onun zihnini yok edebilecek kadar güçlüydü. Bu yüzden aurasını bastırıyordu.

John karşısında ki adama hiç saygı belirtisi göstermeden bakıyordu. Karşısındaki savaş kıyafetlerine bürünmüş adam ise sade ona bakmış ve tebessüm etmişti.

"Demek ki sen cahil değilsin."

"Kimsin sen?"

John hiç beklemeden sormuştu. Bedeni güvende miydi yoksa değil miydi bilmiyordu ve bu adama da güvenemezdi.

Karşısındaki kış beyazı adam John'a bakarken bir baloncuk hava da süzülmeye başladı. Baloncuğun üzerinde John'un bir kaç saniye önce düşündüğü şeyler vardı. John düşüncelerinin hava da süzüldüğün görünce ağzının açılmasına engel olamamıştı.

"Zihnindeyiz John. Düşüncelerine dikkat etsen güzel olur."

"Soruna gelirsek, ben Malark. Malark Faringray. Geçmiş Buzlar Kralıyım. Gökyüzü Savaşında öldüm. Gökyüzü adasının garip bir yeteneği yüzünden de ruhum burada kaldı. Hiçbir Kral ruhu bu adadan bedensiz çıkamaz."

John direk olarak Malark'ın gözlerine bakıyordu. Bakışları vahşi bir hayvanın avına bakışları gibiydi.

" Ne yani bana gücünü mü vereceksin? Beni Buzlar Kralı mı yapacaksın? "

John'un küstahça sorduğu soru yüzünde gülümsemesinin oluşmasını sağlamıştı.

"Gerçekten bu kadar basit olacağını mı düşündün? Hayır! Ben altın çağın Başkomutanı olarak ünvanımı sana veremem!! Çünkü bu gücü hak etmiyorsun! Buzları gücünü yalnız başına ve kendini korumak için kullanıyorsun! Buzları gücü sevdiklerini ve dostlarını korumak içindir!! Gerçekten bunu hak ettiğini düşünene kadar bu gücü sana vermeyeceğim."

Malark'ın sözleri büyük bir küçümseme içeriyordu. Açıkça John'un bu güç için yeterli olmadığını ve hak etmediğini söylemişti.

John kibirlenmişti ve intikam isteği insanlığını kapatmıştı. Küçük düşürülmek onun gururu ile oynamaktı ve John bu yüzden çok öfkelenmişti.

John hiçbir şey demedi ve meditasyonu bozdu. Hemen ayağa kalktı ve ağaçların arasında ilerlemeye başladı.

John uzun bir süre nereye gittiğini bilmeden ilerledi. Dağların arasında gözyaşları yapraklara takılıp yok oluyordu. Bu Buzlar Kralı olamamasından değildi. Bu Malark'ın sözlerinin doğruluğundandı. Ondan kaçmak için koşsa da ondan asla kaçamazdı. Kendi bencilliğin bir kenara bırakmadan kaçamazdı.

"Sonunda bir av bulmayı başardık. Şansımıza bak sadece Yeşil Yıldırımın başında."

John duyduğu ses ile olduğu yerde dururken arkasından onun hakkında konuşan sarı saçlı 18-19 yaşlarında gibi görünen gence baktı. Genç Yeşil Yıldırımın ortasındaydı. Yanından 6 kişi daha çıktı. 3'ü daha Yeşil Yıldırımın Ortasındaydı. 2 tanesi de Yeşil Yıldırımın Zirvesindeydi. 1'i ise Turuncu Yıldırımdaydı.

John onları görünce Turnuva başlayalı ne kadar zaman geçtiğinin farkında olmadığını fark etti. Aynı zamanda karşısında ki grubu da yenemeyeceğini de.

John hemen kaçmak için arkasına döndü fakat Turuncu Yıldırımda ki kişi karşısında ona bakıyordu.

"Hiçbir yere gitmiyorsun."

John şansına lanet ederken bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünüyordu. Çevresinde işine yarayacak bir şey var mı diye baksa da onu kurtaracak hiçbir şey olmadığını fark etti.

"Kaç John!!"

BOOOM!!!

Bir patlama sesi ile beraber ormanda büyük bir patlama oldu. John etrafını saran toz perdesinden dolayı hiç bir şey göremiyordu. Çevresini sarmış olan adamlar bile artık yoktu. Toz ve dumandan dolayı hiçbir şey görünmüyordu.

"Beni takip et John."

John eline çarpan ten ile bakışlarını hareket eden genç adama çevirdi. Yüzünü görememişti fakat içinde ona güvenmesini söyleyen bir his vardı.

John önündeki genç ile beraber dumanları arasından koşar adımlarla ilerlemeye başladı. İkili bir süre yerden ilerledikten sonra ağaçlara tırmanıp o şekilde ilerlemeye başladı.

İkili ağaçtan ağaca sarkarken John sonunda önündeki gencin yüzünü gördü. Hemen kendini ileri atıp önündeki gence yetişti.

"Summer, senin burada ne işin var?!? Senin çoktan şehire gittiğini düşünmüştüm."

Summer'ın sarı saçları rüzgarla dalgalanıyordu ve her saniye arkasına bakıyordu. John ise bir anda yaşadığı şokla hala bir şeyi fark edememişti.

Summer bir kez daha arkasına baktığında John da hafifçe kafasını çevirdi ve arkasına baktı.

"O gençler hala takip ediyor mu?"

Summer başını iki yana salladı.

"Seni pusuya düşürenler takip etmiyor. Onları öldürdüm zaten. Peşimizde benim peşimde olan bir imparator var."

Summer'ın sözleri yüzünden John ne diyeceğini bilemedi. Ardından Summer'ın adımları arasında ki uyumsuzluğu fark etti.

'Kendini benim hızıma düşürüyor.'

O an sonunda John Summer ile karşılaştığından beri fark edemediği şeyi fark etti.

Summer'ın üzerinde bir cübbe vardı. Beyaz cübbenin sırtında bir Kızılyıldırım vardı.

"Sen Kıdemli mi oldun?"

"Evet, üzgünüm şimdi anlatamam. Akademide biri beni öldürmeye çalıştı. Ben de onu öldürdüm ve kıdemli oldum. Ardından da bu adamla karşılaştım. Arkadaşlarını öldürdüğümden dolayı bir kaç gündür peşimde."

Summer çok şey yaşamıştı ve bir imparatordan kaçmayı başararak çok yetenekli olduğunu da kanıtlamıştı ama bir eksik vardı.

Summer İmparatorun nerede olduğunu anlamak için aurasını yaydı fakat aurasını yayması ile John'un ayağı ağaçtan kaymıştı fakat Summer hemen onu kolundan tutarak geri kaldırmıştı.

John inanmayan gözlerle Summer'a bakıyordu. Summer ise umursamadan ilerlemeye devam ediyordu. John'un uzun zamandır uyuduğunu bilmiyordu. Bu yüzden de zehirlendiğini ya da bir tuzağa denk geldiğinden dolayı gücünün zayıfladığı düşünüyordu.

"Summer........ Sen Turuncu Yıldırımın Ortasında mısın?"

John'un sorusu Summer'ı şaşırmıştı. Bir an John'a baktıktan sonra kafasını geri yola çevirdi ve konuştu. Yüzünde garip bir gülümseme vardı

"Hehehe, Evet. Biraz...... şanslıydım. "

John derin bir nefes aldı. Ne kadar zamandır uyuyordu? Diğerlerinden ne kadar geride kalmıştı? Kalbi bu sorularla acı çekiyordu. Adım attıkça farkındalığı artıyor ve yeni bir şeyin farkına varıyordu.

"Beni neden kurtardın Summer? Şu an sadece sana ağırlık yapıyorum. İmparatorun seni yakalaması an meselesi. Beni neden yem olarak kullanmıyorsun?"

John'un sözlerini duyan Summer gülmeye başladı.

"Hahahaha seni neden kullanayım ki John? Sen ne kadar soğuk davransan da benim arkadaşımsın. Hepimiz için bu böyle."

Malark Summer'ı duyunca düşünmeye başlamıştı. John'u görünce şaşırdığını anlamıştı. Belli ki John bu konu hakkında bir şey bilmiyordu.

'O zaman onun kararına göre karar vereceğim.'

John ve Summer ağaç dallarında hareket etmeye devam etti. Ama zaman geçtikçe Summer'ın yüzünde belli çatışmalar oluyordu. Kaşlarını çatmıştı.

"Burada değil mi?"

"Çok yakın."

Summer ve John ilerlerken John durdu. Summer John'un durduğunu görünce hemen arkasına döndü ve onu çekmeye başladı.

"Hadi John acale etmemiz gerekiyor! Beklemenin sırası değil!"

"Sen git Summer. Ben zaten çok arkanızda kaldım. En azından kaçmanı sağlayabilmeliyim."

Ağaç sesleri duyulmaya başlayınca Summer dişlerini sıktı ve ağaca çıkıp hareket etmeye başladı.

John tek başına kalmıştı ama bakışlarında korktu yoktu. Zaten her şey için geç kalmıştı. Ve evet artık arkadaşları vardı. Bir dostunu korumak için canını seve seve verirdi. Kalbi eskisi gibi olmuştu ve Mairo'nun ona sağladığı buz kalp parçalanmaya başlamıştı. John Mairo'nun ona sağladığı testten yavaşça geçip sınırlarını açıyordu.

Bir anda önünde kızıl saçlı bir adam belirince John ne diyeceğini bilemedi. Kırmızı Yıldırımın gücü çok fazlaydı ve John'un karşısında ki adamı oyalamasına bile imkan yoktu.

Adam kılıcını kaldırdı. Belli ki John'un kendi ölümünü gözleriyle görmesini istiyordu.

'Belki de senin hakkında yanıldım John.'

'Senin hiç arkadaşın olmayabilir, ama sen arkadaşı olmaya değer birisin.'

'Gitmeden önce bu benim sana bir hediyem olsun.'

Kızıl saçlı adam kılıcını kaldırdı fakat geri indiremedi. John'un vücudu buz saçakları ile kaplanmaya başlarken yeryüzünden ormana inanılmaz hızda buzlar yayılıyordu.

John'un saçları dondu ve kollarına doğru uzanan geniş bir ceket bedenini kapladı. Buzdan yapılmış bu ceketin kolları genişti ve John'un üzerindeyken John garip hissediyordu.

Ceket John'un üzerinden kalktı ve havada tamamen bir buz olarak Kızıl saçlı adamın ayaklarına dolandı.

John ellerini ileri doğru tuttu ve dişlerini sıktı. Kelimeler ağzından istemsizce çıkıyor ve bedeni istemsizce hareket ediyordu ama hala yüzünde ki şaşkın ifadeyi koruyabiliyordu.

"Buzlar Diyarının Saf Hayat Buzu!!!"

Hayat buzu Kırmızı Yıldırımdaki adamın bedenini sarmışken bir anda John'un bedeninden bir çatırdama sesi duyuldu. Ardından bir tane daha ve bir tane daha....

John Turuncu Yıldırımın Ortasına kadar yükseldi. Eğer sadece Kral olduğundan derece atlasaydı Turuncu Yıldırımın Başına girerdi. Fakat Malark ona kendi enerjisinden vererek Turuncu Yıldırımın Ortasına ulaşmasını sağlamıştı. Şimdi ise John İmparatoru tutabiliyordu.

"Sonsuz Işık Kesişi 3. Seviye!!!"

Ağaçların arasından bir ışık çaktı ve Kızıl saçlı adamın geldiği noktadan beyaz kılıç Işığı İmparatorun kafasını boynundan ayırdı.

Summer yere düştüğünde derin bir nefes aldı ve John'a döndü.

John'un yüzünde heyecanlı bir ifade vardı. Yeşil saçları buzlardan arınmıştı ve şimdi buzları etrafında dönüyordu. Buzları narin hareketleri John'a huzur verirken John yüzünde ki gülümseme ile yumruklarını sıktı ve Summer'a baktı.

"Artık ben Buzlar Kralıyım."




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1482

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 811

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 794

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 158

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17266 Üye Sayısı
    • 773 Seri Sayısı
    • 35904 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr