Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Infinite Competitive Dungeon Society - ICDS 25: Sesini Duyabiliyorum (2)


Bölüm 25. Sesini duyabiliyorum (2)

 

Kara Fare Adam aslen Hayalet Kraliçe veya Ork Lordundan farklıydı. Ork Lordu sadece güçlüydü ve Hayalet Kraliçenin açıkça bir zayıflığı vardı. Ama Kara Fare Adam güçlü bir yetenek ve saldırı gücüne sahipti. Minyonlarıda   (yanındaki küçük yaratıklar, yardakçılar) dikkate değerdi.

 

10 Kişilik bir partiyle Kara Fare Adama meydan okudum. Her ne kadar başarılı olsak da, 3 kişi ölmüştü.

 

“Sağol! Veliaht Prens-nim,sonunda 16. Kata çıkabiliriz!”

 

“Yol gösterenden beklenildiği gibi!”

 

“Veliaht Prens! Veliaht Prens!”

 

  1. Kattaki kaşifler  gibi, hayatta kalan 6 kişi başını eğerek ya bana teşekkür etti ya da ismimi söyledi. Bu gidişle beni kaldırıp havaya bile atabilirlerdi. Bunu söylemek haddime değildi ama başkalarına dayanıp yükselmeye devam ederlerse eninde sonunda bir yerde takılırlardı.

 

Vedalaştıktan sonra, Boss odasından ayrıldım. Kıçımın üstüne düştüm ve söylendim, “Whew, Güçlü, Çok Güçlü.”

 

Seviyem düşük iken, statlardaki küçük farklılıklar büyük etkiler yaratıyordu. Ama, Kara Fare Adam 15. Kat Bossuydu ve ben ise 20 seviyeydim. 5 Seviyelik fark azıcık bir etki yaratıyordu. Her ne kadar Ruh Geliştirme Hapları ve Sıkıştırma İksirlerinden dolayı statlarım yüksek olsa da, belirleyici bir fark yaratmak için yetersizdi.

 

Statlarım onun üstesinden gelemediğine göre sadece deneyimle halledebilirdim. Kara Fare Adamın minyonlarının bütün hareketlerini okumam ve onları öldürürken Kara Fare Adamın bana saldırmasını engellemem gerekiyordu. Aynı zamanda Kara Fare Adamın korkunç yeteneğinden kaçmamda gerekiyordu.

 

Elbette amacım herkesin o yetenekten kaçınmasıydı sadece benim değil. Deneyimlerime dayanarak, bütün fare adamlar öldüğü sürece kaçınmak basitti.

 

“Şimdi! Geri Dönün!”

 

“Kugagagak! Yıldırım Festivali!”

 

Piçin konuşma şekli her zamanki gibiydi! Benim bağırmamla, parti üyeleri geri çekildi ve Kara Fare Adamın yıldırımları boşluğa çarptı. Yanma kokusuna aldırmadan ona saldırdım. Parlak beyaz bir ışıkla, Epik Saldırı’m Kara Fare Adamın karnını deldi. Bir yetenek olduğundan beri hazırlık süresi oldukça kısalmıştı.

 

[Kritik Vuruş!]

 

“Kugagagak!”

 

Kara Fare Adam ölüm çığlıklarını atarken, rahat bir nefes alıp etrafıma baktım. Bir, iki, üç….sekiz,dokuz. Muhteşem, Herkes yaşıyordu.

 

“Oh, Veliaht Prens!”

 

“Herkes Veliaht Prensi Selamlasın!”

 

“Kara Fare Adamı hiç kayıp olmadan yenmek!”

 

“Böyle bir şeyin oluşunu ilk defa duyuyorum. Tarihin yazılışına şahit olduğumu düşünmek. Veliaht Prens…”

 

Bütün parti üyelerini hayatta tutarak Kara Fare Adamı yenmem 3 günümü aldı. Diğer bir değişle 9 Boss savaşı kadar. Elbette her birinde en yüksek katkı bendeydi, 8 defa Yıldırım Kristali ve diğer seferde de Kara Fare Adamın Deri Yeleğini almayı başarmıştım.

 

Artık püf noktalarını öğrenmiş sayılırdım. Parti üyelerinin sayısını azaltıp Kara Fare Adamı tamamen yok etmeyi düşünürken, bir çocuk gibi heyecanlanmadan edemiyordum. Düşüncelerime dalmış iken, parti üyelerim üzerime atladı.

 

“Veliaht Prens, Veliaht Prens!”

 

“Hey, onu kaldırmaya hazırlanın!”

 

“Whooooo!”

 

TLN: Havaya atıyorlar herhalde

 

Durun! Hadi üst kata çıkın artık!

 

Bir gün, tam kahvaltımı bitirmiş zindana girmeye hazırlanırken annem beni durdurdu.

 

“Shin, okul bugün başlıyor değil mi?”

 

“...Evet?”

 

“Bugün Eylül’ün 2’si, okulun ilk günü.”

 

“Ah.”

 

D.N: Hep novellerin aile sevgisini iyi yansıtamadığını düşünürüm, ya da belki asyalılar böyledir.

 

Zeka statımın gerçekten de 20 olup olmadığını merak ediyordum. Belki de zindan bana yalan söylüyordu. Bugünde o günlerden biriydi.

 

Loretta’ya sorduğumda, “Zeka statı 20 olarak doğan biri ile onu 20’ye yükselten biri nasıl aynı olabilir?” dediğinde, diyecek bir şey bulamadım.

 

Bu sadece Zeka’ya değil, güç, beceri, dayanıklılık , büyü ve diğer statlar içinde geçerli gibiydi. Şimdi düşününce mantıklı geldi, gücümü kullanmada ve vücudumu hareket ettirmede ustaydım, ama diğer kaşifleri görünce neden benim kadar iyi hareket edemediklerini merak ediyordum. Loretta’nın sözleri bunun cevabıydı.

 

Sonuç olarak birinin statını yükseltmek onu direk güçlendirmiyordu. Alışmak için vakte ihtiyaçları vardı. Loretta bunu “Güncelleme” diyordu.

 

Ama okulun ilk gününü nasıl unutabilirdim!? Zeka statımı yükselteli yıllar olmuştu nasıl hala güncelleniyor olabilirdi? Yoksa beynim yetersiz olduğu için miydi?

 

Annem “Bana sakın unuttuğunu söyleme” yüz ifadesi yaparken ben utanarak gülümsedim.

 

Son zamanlarda zindanla meşguldüm.”

 

“Zindan bu zindan şu, babanda aynı şeyi söylüyordu. Orada saklı altının var mı?”

 

TLN: Yastık altı altınlarını soruyor annesi.

 

D.N: Para saklıyor musun diyor yani.

 

“Babam sana her gün biraz getirmiyor mu?”

 

“Senden ne haber?”

 

“Eh? Ben…”

 

Gözümü kaçırdım. Üzgünüm anne, bütün altınımı bir arkadaşımla buluşabilmek için harcadığım için eve getirecek hiç altınım yoktu. Eğer bunu ona söylersem beni evlatlıktan reddedecek gibiydi. Bu demekti ki artık Yua’nın abisi olamazdım. Bu sorun olurdu.

 

D.N: İbne hep ensest peşinde.

 

“Ben nasıl babama denk olabilirim? Çok fazla kazanmıyorum. Aslında, kazandığımdan çok harcıyorum.”

 

“Bende öyle düşünüyordum zaten. Ama senin baban, niye Yetenek kullanıcısı olarak kaydolmuyor?”

 

Şuan babam çılgınca kat yükselmeye çalışıyordu. 14. Katta olmalıydı. Kendini dünyanın en güçlüsü ilan eden kişiden de beklenildiği gibi, bir kaç ayda o kadar kat yükseldi.

 

Babamın ne düşündüğünü biliyordum.



“O şuan biraz zayıf.”

 

Anneme babam kendi ve Şok Dalgası yeteneğinin seviyesini yükselttiğini söylediğimde, annem kafasını salladı. Annemin de bilmediği şeyler varmış gibiydi.

 

Bir yetenek kullanıcısının nasıl yeteneklerini geliştirdiği hakkında hiç bir fikrim yoktu. Sadece kullanarak güçlendiğini tahmin ediyordum. Yetenekler gelişmiyorda olabilirdi. Eğer geliştirmesi kolay olsaydı internet forumlarında bu kadar şikayet eden F-seviye yetenek kullanıcısı olmazdı.

 

Ama, Uyanmış bir zindan kaşifi için yeteneklerini geliştirmesi kolaydı. Sadece yeteneği tekrar tekrar kullanarak seviyesini yükseltmesi gerekiyordu. Ek olarak her seviye atladığında gelen ek stat puanlarıyla mana statını yükseltip yeteneklerin gelişmesini kolaylaştırabilirdi. Sonuçta bir zindan kaşifinin yetenek kullanıcısı olarak uyanması kadar buglu bir şey yoktu.

 

Yetenek kullanıcıları uyandığı zaman hükümetin Yetenek İnceleme Merkezine gidip, yeteneklerinin hangi kategoriye girdiğini, sahip oldukları mana miktarını ve yeteneklerinin seviyesini belirliyorlardı. Ama, babam yetenek kullanıcısı olarak kaydolma planları olmadığı için seviyesini sadece televizyonda gösterilen yetenek kullanıcılarına bakarak tahmin edebiliyordu ve sonuç, D-seviye idi.

 

F ve E seviye yetenek kullanıcıları canavarlarla savaşmak için sahaya gönderilmiyordu. Gönderilse bile sadece destek olaraktı. Sadece D seviye olunca birisinin canavarlara karşı savaşma gücü vardı. Elbette babamın mızrak ustalığı ve zindan kaşifçisi olarak gücü, D-seviyenin çok üstündeydi ama yeteneğinin gücü sadece D-seviye idi.

 

Dünyadaki en güçlü kişi olması gerektiğini düşünen babam için yeteneğinin D-seviye olarak adlandırılması durumuna karşın hemen zindana  girdi.

 

Şok Dalgası yeteneğinin ve kendisinin seviyesini arttırmasıyla beraber, şimdi Üst C-Seviye yetenek kullanıcısının gücüne sahipti. Elbette güçlenmeye  devam edecekti. Onu kıskanıyordum.

 

Ama Babam, Sıkıştırma İksiri, Ruh Geliştirme İksiri, Ork Lordu Seti ve ünvanı gibi şeylerden vazgeçmişti. Sadece yeteneğini güçlendirip bir üst kata çıkmaya odaklandı.

 

Her ne kadar bu daha çabuk güçlenip daha çok para kazanmak için yaptığı bir şey olsa da. Bunun yanlış olduğunu düşünüyordum. Zindanı tamamen fethetmek. Ben seçtiğim bu yolun en güçlü olmaya giden yol olduğunu düşünüyordum.

 

“Yani... okula gitmen gerekmiyor mu senin?”

 

“Evet,gideceğim anne.”

 

İlk sınıfımı sabah 9’a aldığıma pişman oldum. Okulun sinir bozucu yamaç yolunu kullanmam gerekiyordu. Ginkgo ağaçları, yolun yanında sıralanmıştı. Gülümsedim

 

TLN: Gingko ne internetten bakın üşendim ben.

 

Bir süre sonra, oldukça güzel olacaklar.”

 

Ginkgo’nun meyvesi yere düştü ve patladı, sivri kokusu etrafa yayıldı.

 

[Elimizden geleni yapıp seneye olabildiğince büyüyelim!]

 

[Ehew, yaşlı kadınların meyvelerimizi almasına sinir oluyorum. Onları kraliçemize vermeliyiz.]

 

Sonbahar, Ginkgoların kokusuyla geçen bir mevsim, sona eriyordu. Kışın başlamasına 2 haftadan az bir süre vardı. Kış geldiğinde, yamaç yolunu kullanmaktansa otobüs kullanacağıma söz verdim.

 

İşletme Bölümünün 2. Katında dersler oluyordu. 100’den fazla kişinin olduğu dersliklerdi.

Bir şekilde öğrenciler birbirini tanımaya başlamıştı, birbirlerini yıllardır tanıyormuş gibi sohbet ediyorlardı. Ben ise, sanki farklı bir ülkeden gibiymiş gibi kapının dışında durup onlara bakıyordum. Hayal ettiğim kampüs hayatına sahip olamayacakmışım gibi bir his vardı içimde.

 

O anda, kolumu çeken bir el hissettim. O tarafa döndüm.

 

“Gek, kapşonlu kız.”

 

“Su Ye-Eun.”

 

“Evet, Su Ye-Eun, seni tekrar görmek ne kadarda  güzel.”

 

180 Derece dönüp köşedeki bir koltuğa doğru yürümeye başladığımda, Su Ye-Eun kolumdan tekrar çekiştirdi.

 

“Sen…”

 

“Hala senin ismini bilmiyorum.”

 

D.N: bilme ulan bilme, deli ediyosun beni

 

Su Ye-Eun hala kafasını bir kapüşon ile kapatıyordu. Yine de yakın mesafeden yüzü tamamen gözüküyordu, yuvarlak gözler, dolgun pembe dudaklar. Güzel denilebilecek her türlü özelliğe sahipti. Ama, Cleopatra’yı tahtından devirebilecek kadar güzel olsa bile, onunla hiç bir ilişkim olsun istemiyordum.

 

TLN: GÖRECEĞİZ...  Zero to Harem…

 

TLN2: Çevirmenler veya daha önce çevirmenlik yapmayan kişiler hariç lütfen toplu veya bölüm istemeyin. Eleştiri kaldırabilen biri değilimdir. İmkan olursa topluda gelir, bölüm sayısıda artar haftalık.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 826

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 790

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 629

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 620

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 509

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 492

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 448

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 435

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 416

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 373

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 140

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 116

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 109

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 108

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 56

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 38

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 36

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 30

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 29

Site İstatistikleri

  • 6774 Üye Sayısı
  • 161 Seri Sayısı
  • 11056 Bölüm Sayısı


creator
manga tr