Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Infinite Competitive Dungeon Society - ICDS 23: Sonbaharın Yeni Öğrencileri (5)


 

Çevirmen: Rhean Mayne Ryszard Düzenleyici: Ranquena

 

 

Zindanın dışında ilk defa bir canavar gördüğüm için bir saniyeliğini gerildim. Ama canavar bir güvercine benzediği için rahatladım. Dış görünüşüne rağmen bir canavarın yanında gardımı indirmemem gerektiğini biliyordum.

 

Buna dikkat ettikten sonra, vücudum titredi. KaTalk’tan* bir arama geldiğini sanmıştım ama bir cep telefonu gibi titreyen Ye-Eun çıktı.

 

“C-Canavar.”

 

“...Oy? Yetenek kullanıcısı, oy?”

 

“K-k-k-korkunç.”

 

“Sen bir yetenek kullanıcısı değil misin?”

 

“Y-yeteneğimle h-hiçbir şey yapamam.”

 

“O kadar y-y-yüksekteyken olmaz.”

 

Yakındaki insanlar çığlık atarak kaçıyordu. Boyutu yüzünden bizi yer altındayken takip edemezdi. Olduğu yerde donan Su Ye-Eun’u kolundan tutup koşmaya başladım.

 

“Kendine gel!”

 

“H-h-h-hayır, çok korkutucu. Ö-öleceğiz”

 

“Hadi, beni sıkıştırıp bir yetenek kullanıcısı mıyım diye soran kişiye ne oldu!?”

 

Neyse ki, Se Ye-Eun hafifti bu yüzden onu sürüklerken koşması çokta zor değildi. Ama güvercin bizim peşimizden geliyormuş gibi gözüküyordu. Yeraltına giden yola ulaşamadan güvercin kanatlarını çırptı ve yolumuzu tamamen kapatıp önümüze indi. Karşı tarafa doğru koşmaya başladım.

 

“Kendini bal ile mi kapladın? Neden bizi takip ediyor!?”

 

“B-bilmiyorum! Korkuyorum, kurtar beni!”

 

“Sadece çeneni kapat! Seni taşıyacağım.”

 

“B-b-beni taşıyacaksın?”

TLN: Hayatımda bir kere şunu yapabilirsem mutlu ölücem herhalde neymiş bu princess carry trendi. Burada princess carry yaptım diyor türkçesi aklıma gelmedi gidin resmine bakın üşengecim ben.

 

Bir anda, onu ayaklarından kaldırıp taşıdım. Kolumun hafifleştiğini hissedip koşmaya başladım. Onu taşırken, sürüklediğimden çok daha hızlı koşuyordum.

 

Bir sürü insanın olduğu bir yere mi gitmeliydim? Hayır bu sadece durumu başkaları için daha tehlikeli yapardı. Bu yeraltına giden tek yol muydu? Değildi ama diğerleri çoktan insanlarla doluydu bu yüzden güvercini oraya götüremezdim. Muhafız veya Özgürlük Kanadı kendini gösterene kadar koşacak mıydım? Ama bu benim bir yetenek kullanıcısı olduğumu açığa vururdu. O zaman…!

 

“Ugh, Su Ye-Eun bunu benim için çok zorlaştırıyorsun.”

 

“B-B-Ben mi? Neden?”

 

“Titremeyi kes!”

 

Boş bir sokak arasına yöneldim. Başkaları beni canavarı insanlardan uzaklaştıran bir kahraman olarak mı düşünürdü? Yoksa benim bir salak olduğum umu? Sokak arasına ulaştığımda pencerelerinden beni izleyen insanlar çığlık atıp pencerelerini kapattı. Etrafa bakınca güvenlik kameralarını gördüm.

 

‘Burası olmaz’ Koşmaya devam ettim. Binaların sayısı azaldı. Etrafta inşaat malzemeleri vardı bir inşaat alanında gibiydim.

 

‘Tamam, mükemmel’ Etrafta beni izleyecek güvenlik kameralarının olmaması çok önemliydi.

 

Arkama baktım, güvercin kafamın üzerinden uçup inşaat alanına indi. Su Ye-Eun’i yere bıraktım. Bana gözleri yaşlı bir şekilde bağırdı, “Neden buraya geldin? Buraya neden beni getirdin!?”

 

“Hey, Su Ye-Eun.”

 

“Ne!?”

 

“Bu bir sır olarak kalırsa iyi olur.”

 

“...?”

 

Yakından bir demir boru aldım. İdeal bir uzunluk ve kalınlıkta 2 metrelik bir boruydu. Ucunun kör olması canımı sıksa da bu konuda bir şey yapamazdım.

D.N: Lan bırak ölsün işte amk, salağın teki.

 

“S-sen bir yetenek kullanıcısısın.!”

 

“Bu bir sır.”

 

Demir boruyu iki elimle tuttum ve güvercine baktım. Bizi neden hedeflediğini anlamamıştım. Beni mi yoksa Su Ye-Eun’u mu hedefliyordu? Cevabını öğrenmek istiyordum ama konuşacak hiç bir yol olmadığı için onu öldürmek zorundaydım.

 

Güvercin kanatlarını çırptı. O uçmadan demir boruyu tek elime aldım ve fırlattım. Beyaz ışık bütün borunun etrafında döndü. Bu benim, diğer zindan kaşiflerinin beni Kahraman olarak çağırmasına neden olan manamdı.

 

Boom!

TLN: Omae wa mo shindeiru

 

Bu kadardı.

TLN: NANİİİİ!

 

Demir boru güvercini duvara sapladı. Her ne kadar boyutu büyük olsa da güçsüzdü. Şimdi tek yapmam gereken bütün kanıtlardan kurtulmaktı.

 

Etrafta güvenlik kamerası veya izleyen biri var mı diye tekrar kontrol ettim. Daha sonra elimi kanayan cesede koyup envanterime koydum. Envanterime her seviye atladığımda 10 slot ekleniyordu şimdi 190 slotum vardı.

 

“Cesetleri envanterime koyabiliyor muşum demek.”

 

“Kyaaak!”

 

Su Ye-Eun’un çığlıklarını görmezden geldim ve kanlı demir boruyu envanterime koydum. Şimdi sadece güvercinin kanını temizlemem gerekiyordu. Ceset ise bir gün işime yarayabilirdi. Örneğin babam yetenek kullanıcısı olarak kaydolduğunda onu paraya dönüştürebilirdi. Muhteşem bir suçtu!

 

“Su Ye-Eun hadi gidelim.”

 

“S-Sen…”

 

Daha sakinleşememiş gibiydi, ağzı açık bir şekilde titriyordu. İç çekerek elini tutup onu sürüklemeye başladım.

 

“Hadi gidelim. Yoksa yakalanacağız.”

 

“Sen bir y-yetenek kullanıcısın… Bana yalan söyledin.”

 

“Ben bir yetenek kullanıcısı değilim.”

 

Sinirle ona cevap verdim. Daha sonra gurur dolu bir yüz ifadesiyle ona söyledim.

 

“Ben bir zindan kaşifiyim.”

 

“... Oda ne?”

 

Elbette, bunu söylediğime hemen pişman oldum. Görünüşe göre Zeka statımı tekrar yükseltmem gerekiyor, tam bir aptal gibi konuşuyorum.

 

  1. Kat önceki üç katla beraber kertenkele adamlarla doluydu. Sert pullu İnsansı kertenkeleler.

 

Mızrak kullanıyorlardı. Her ne kadar ilk başta belki onlardan bir şey öğrenebilirim diye düşünürken, sadece kas gücüyle mızraklarını sapladıklarını anladım.

 

Ama gruplar halinde saldırdıkları için saldırılarından kaçınması zordu. Elbette bu sadece normal zindan kaşifleri içindi. Benim eğitimim onların bana denk olabileceği kadar az değildi.

 

“Shwik, şu sıska insana saldırın!”

 

“Çok tatsız gözüküyor.”

 

“Kendi işinize bakın!”

 

Güçlü bir haykırışla, Ork Lordunun Mızrağını savurup yaklaşan mızrakları uzaklaştırdım. Daha sonra ağırlık merkezimi eğip onlara dümdüz saldırdım. Kertenkele adamların mızrakları 3 metre olduğu için bir defa ıskaladıklarında büyük bir açıkları oluyordu.

 

Şimdi ise, benim onlara saldırmamı izlerlerken karşı saldırı için bir duruşa geçemiyorlardı.

 

“Shwik, kaçının!”

 

“Çok geç!”

 

Sapladığım mızrak kertenkele adamın boynunu deldi. Ama birden fazla kertenkele adam vardı. Hemen mızrağımı çekip sıradaki hedefimi seçtim.

 

“Kardeşimizin öcünü alın!”

 

“Shwik, İntikamını Alın!”

 

Mızrağıma mana ile doldurdum ve mızrak saldırılarını savurup savuşturmaya başladım. Mızrağımı sıkıca tuttum, hızlı ve özenli hareketlerle kertenkele adamların bir bir boyunlarına sapladım. Bir ay boyunca kertenkele adamlarla savaştığım için hareket stillerini bilmem bu işi kolaylaştırıyordu.  

 

Tek sorun mana idi. Kertenkele adamların sert derilerinden dolayı onları mana kullanmadan tek vuruşla öldürmek imkansızdı. Bu yüzden avlanma hızım yavaşladı ve 19. Kata çıkmak 1 ay sürdü.

 

Ama bunu Ellos’a söylediğimde, acı bir şekilde “ Seni buglu piç!” dedi. Aslında ben gerçek bir buga denk gelmek istiyordum. Görünüşe göre Ellos 22. Katta Eşsiz Seviyeli bir kılıç bulmuştu. Kıskançlıktan ölüyordum.

 

“Kuaaak! Güçlü İnsan!”

 

“Destek çağırın!”

 

“Destek çağırıldı!”

 

“Destek geliyor! Kruna Geliyor!”

 

‘Hm?’

 

Hızla sayılarını azalttığımda farklı şeyler söylemeye başladılar. Zindana girdiğimden beri ilk defa böyle bir şey oluyordu.

 

Kruna eğer doğru anladıysam bir isimdi. Bunu daha önce duymuştum. Normalde zindandaki canavarların ismi yoktu.İsimli bir canavarın olma olasılığı çok düşüktü.

 

İsimli canavarlar normal canavarlara karşın çok daha güçlüydüler ve yetenek bile kullanabiliyorlardı. Bu yüzden düşük şansla nadir bir eşya düşürme şansları vardı. Ama çoğunlukla, düşen şey bir hayal kırıklığıydı.

 

‘19. Katta bir isimli canavar. Şansıma tüküreyim.’

 

Neden bir bug yerine isimli bir canavar olmalıydı? Mızrağı tutuşumu düzeltirken yakındım.

 

Her ne kadar Kat Marketinde tamir etsem de artık yeni bir mızrak istiyordum. Her kertenkele adam mızrak taşıdığı için 20. Kat Bossunun mızrak kullanacağını bekliyordum. Hayır, umut ediyordum.

 

Rahatça kertenkele adam avlarken bir anda keskin bir varlık hissettim. Biraz geri çekildim ve o varlığa baktım. Şaşkına dönmüştüm.

 

“Kertenkele adamların kadın halide mi vardı? Kertenkele kadın demeleri gerekmiyor mu sana?”

 

“İnsan, bakma, sen benim tipim değilsin!”

 

Nasıl anlamıştım kadın olduğunu? Pürüzsüz pullu kafasında pembe bir kurdele vardı. Diğer kertenkele adamların aksine bu adam...daha doğrusu kız, süslü bir elbise giyiyor ve tahta bir sopa taşıyordu. Ama bir saniye, az önce ne dedi?

 

“Epik Saldırı!”

D.N: Arkadaşlar bunun ingilizcesi, heroic strike. Biz karar veremedik siz seçin.

1.Tam güç vuruş

2.Destansı vuruş

3.Epik saldırı

 

“Shashak, kkueek!”

 

Söylediklerinden sinirlenip bütün manamı mızrağıma doldurdum ve ona fırlattım. Karşı koyma şansı bile olmadan Kruna çığlık atıp mızrak karnını deldiğinde öldü.

 

Şimdiye dek her zaman yeteneği aktifleştirmek düzinelerce saniye harcıyordum. Ama az önce yeteneği bir anda aktifleştirmeyi başarmıştım. Mümkünse bu şekilde olmasını istemiyordum.

 

[İsimli Bir Canavar Olan, Kruna’yı yendiniz. Bilgeliğin Kafa Bandını kazandınız.]

 

[Yüksek-Seviyeli Mızrak Tekniği Seviye 4 Oldu! Mızrağın Yoluna olan anlayışınız arttı. Yüksek-Seviyeli Mızrak Tekniği için gereken mana miktarı bir miktar azaldı. Her Mızrak ile bütün gücünüzü gösterebilirsiniz.]

 

[Epik Saldırı, yeteneğini yarattınız! Epik Saldırı vücudun enerjisini ve manasını bir noktaya odaklayıp saldırıyor. Kullanıcının Can ve Mana oranını yükleme süresi olarak kullanıyor. Bu yetenek sadece yaratıcısı tarafından kullanılabilir. Yetenek Düşük-Seviye, Seviye 7’ye ayarlandı.]

 

[Daha önce hiç olmayan bir yetenek olan Epik Saldırı’yı yarattınız! Mananın ve enerjinin en hassas karışımıyla yaratılan bu yetenek, bir sonraki nesillere aktarılması gereken bir beceri. Ödül olarak 1 yetenek puanı kazandınız. Şuan ki yetenek puanı sayısı:3]

 

“Eh…?”

 

Ne, bu da ne? Yetenek yaratmak mı?

 

Epik Saldırının neden birden sistem tarafından ‘yetenek’ olarak tanındığını anlayamıyordum.

 

Ne olursa olsun ek bir yetenek puanı her zaman iyi bir şeydi. Yetenek olması demek gücünün garantilendiği anlamına geliyordu. Sonuç olarak iyi haberden başka bir şey değildi.

 

Bu beklenmedik kazançla, heyecanlandım ve Kruna’ya olan nefretimi unuttum. Yeteneğimi kontrol edecekken, etrafımı saran hırlayan kertenkele adamları fark ettim.

 

“Ah.”

 

“Kruna’yı öldürdü!”

 

“Erkek güzel dişiyi öldürdü!”

 

“İnsanı öldürün!”

 

“Güzel? Güzel olan ne? Kurdele mi?”

 

Samimi bir merakla sorduğum sorulara, kertenkele adamlar sinirlendi.

 

“Shaaak!”

 

“Değerli dişiyi öldürdü! Erkeği öldürün!”

 

“Shwik, kesin onu!”

 

“Ne keseceksiniz? S-sizi piçler! Yanıma gelmeyin!”

 

Şaşırıp kekeledim. Onları Fırtına ile uzaklaştırıldıktan sonra sakinleşebildim.

 

“Bu kadar kaba olmayın. Kurdele olmadan kız olup olmadığını söyleyemezdiniz zaten!”

 

“Swiik! İnsanı öldürün!”

 

“İnsan ölü Kruna’ya hakaret etti!”

 

“İnsanı öldürün!”

 

[‘Kışkırt’ yeteneğini yarattınız. Bir miktar manayla bağırarak yakındaki düşmanları size doğru çeker. Zayıf arkadaşlarını kendini feda ederek korumayı amaçlayan asil bir savaşçıya uygun bir yetenek. Kullanmak 10 mana gerektirir.]

 

“N-ne?”

 

Bir şeyler garipti. Ruh Uzmanlığından sonra hiç yeni yetenek kazanmamıştım ama az önce Epik Saldırı ve Kışkırtı birden bire  yarattım. Ben mi öyle düşünüyordum yoksa yetenek açıklamaları benimle dalga geçmeye mi çalışıyordu.

 

“Tamam o zaman! Hepiniz bana gelin! Bugün 20. Kata ulaşacağım!”

 

[Kışkırt yeteneğini kullandınız! Yakındaki düşmanları kendinize çektiniz!]

 

“Geber!”

 

“İnsanı öldürün!”

 

“Shwik, Kruna’nın intikamını alın!”

 

“İnsan Eti!”

 

“Et Aşağıda!”

 

“Aşağıda nerede? Nereyi hedeflediğini sanıyorsun sen!?”

 

Bundan sonra etrafta koşuşturup kertenkele adamları topladım. Bir sürü grup oluştu ve yok oldu.

 

Toplanan kertenkele adamları Epik Saldırı ile öldürmek çok daha etkiliydi. Kötü tarafı ise bulmak için çok büyük bir bedel ödedim. Görünüşe göre Zekamı daha da arttırmam gerekiyordu.

D.N: Arkadaşlar çevirmen ve düzenleyici notlarından rahatsız oluyor musunuz?

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 828

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 792

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 631

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 620

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 511

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 493

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 448

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 438

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 417

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 374

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 141

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 116

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 109

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 108

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 56

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 38

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 36

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 30

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 29

Site İstatistikleri

  • 6779 Üye Sayısı
  • 161 Seri Sayısı
  • 11059 Bölüm Sayısı


creator
manga tr