156. Bölüm: Kapalı Mağara Öz Sütü

avatar
305 0

İnatçı Yükselen - 156. Bölüm: Kapalı Mağara Öz Sütü


Hayalet koklamaya devam ederken Erthyo’nun olduğu yere doğru ilerledi. Her 5 metrede yolunu düzeltmek için tekrar kokladı.

 

Koklama insanların yaptığı gibi değildi, biraz fantastik bir yolu vardı.

 

Hayalet bedenindeki tüm manayı boşaltmak için gözeneklerini açıyor, içindeki manayı boşaltıyor ve yeni mana çekiyordu. Eski mana gittiği için, hayalet bedenine giren manaya karşı daha dikkatliydi. Kendine çektiği her mana zerresindeki değişiklikleri hissedebiliyordu.

 

Bu arama için çok iyi ancak çok tehlikeli bir yoldu.

 

Eğer bir kişi manasından mahrum kalırsa bir ölümlüden farksız olurdu, bu hayalet manasızken etrafına hiç dikkat etmiyor, tüm odağını manaya veriyordu. Bu da onu ölüme daha açık hale getiriyordu.

 

Erthyo bunu düşünürken aklına bir fikir geldi.

 

Belki de hayaletin amacı ölmektir.

 

‘’Hayalet öldüğünde diğer hayaletlere bilgi aktarabilme ihtimali var. Meteorun derinliklerindeki Ölüm Büyücüsü, ben hayaleti öldürdüğüm anda kesin bilgi alacak ve bana daha fazla hayalet gönderecek. Ne yapmalıyım?’’

 

Erthyo etrafı incelemeye başladı.

 

Gözleri ile etrafı hızlıca araştırırken, mana duvarına yakın bir yerde bir hayalet ve taş canavarın savaştığını gördü. Savaşın durumuna göre taş canavar ezici bir üstünlüğe sahipti.

 

Savaş bitme noktasına gelmişti.

 

Erthyo sessiz adımlarla iki canlıya doğru yaklaşmaya başladı.

 

Fuuu, Huuuuppp!!

 

Hayalet bedenindeki bütün manayı dışarı bıraktı, bedeninde mana kalmayınca ortamdan büyük miktarda manayı bedenine çekti.

 

Ancak mana eskisi gibi pürüzsüz bedenine gelmedi, kendinden 20 metre uzakta bir boşluk vardı, bu boşluk mana duvarına doğru gidiyordu.

 

Çok zeki olmayan hayalet boşluğun olduğu bölgeye doğru gitmeye başladı.

 

Erthyo hayaletin peşinden geldiğini görünce dudakları yukarı kıvrıldı. Hızını arttırmadan ilerlemeye devam etti. Taş canavarına yaklaştığında ruhunu bir iğneye dönüştürdü ve Taş canavarına gönderdi.

 

Ahhh!!!

 

Taş canavar, iğne ruhuna battığı anda keskin bir acı hissetti, ruhunun kıyılması gibi bir histi. Hiddetli gözlerle saldırının geldiği yöne baktığında, kendisine doğru gelen bir hayalet gördü.

Ruhunda hissettiği yakıcı acıdan dolayı mantığını kaybeden taş canavar, hayalete saldırdı.

 

Hayalet şu anda manasını dışarı vermişti, yani bedeninde hiç mana yoktu. En zayıf halinde olduğu zamandı.

 

Bammm!!

 

Hayalet kendine gelen yumruğu gördüğünde anca tepki verebildi. Ellerini göğsünde birleştirdi ve gelen saldırıyı engellemeye çalıştı.

 

Ancak bedeninde hiç mana yoktu. Mor mana ile kaplı yumruk, iki kolunu yok etmiş, onu ağır yaralamıştı.

 

Giiahhh!!!

 

Hayalet ruhları sarsan bir çığlık attı. Bu çığlık yer altı dünyasının en alt katmanından gelen, işkence gören insanların sesi gibiydi.

 

Çığlık duyulduğu anda birkaç hayalet daha geldi ve taş canavar saldırdı.

 

‘’Sizi daha fazla izlemek isterdim fakat yapmam gereken bir şey var.’’ Erthyo varlığını gizlemeye devam etti ancak hızı eskisi gibi her seferinde bir adım kadar yavaş değildi. Artık hayalet tarafından kovalanmadığı için hızını özgürce kullanıyordu.

 

Duvarın önüne vardığında hiçbir saldırıya uğramadı. İki Hayaletlerin rakipleri çoktan oluşmuştu ve bir savaşa tutuşmuşlardı.

 

Erthyo onları kafaya takmadı, tüm hayaletler çıkmaz bir savaşın içine girmişti. Bir süre boyunca kafası rahattı. Görülse bile endişelenmesine gerek yoktu.

 

Duvara geldiğinde içeri girmedi. Anlık kaliteli mana artışı bedenin üzerinde çok büyük bir baskı oluştururdu, Erthyo bile bedeni ile bunu karşılamaya cüret edemezdi.

 

Elini mor gelgitler olan duvara koydu ve içindeki manayı hissetmeye başladı.

 

Mana kalitesi, Erthyo’nun olduğu bölgeye göre büyük bir artış yaşıyordu. Kalite o kadar artmıştı ki bir adım sonrası mana bulutlarının oluşmasına vesile olacaktı. Beklide birkaç yıl sonra doğal bir hazine bile oluşabilirdi.

 

Ayrıca içinde kendi dünyasına yavaşça şekil veriyordu. Tabii ki bu şimdilik imkânsız bir şeydi. Yasalar ile çok az etkileşime geçmiş Erthyo, içinde yasalara benzer küçük parçacıkların olduğunu hissedebildi.

 

Erthyo sessizce orada bir heykel gibi durdu. Ruhunu ve elinden gelen mana dalgaları ile bedenini saf manaya alıştırdı.

 

Saf mana ile etkileşime geçtikçe Erthyo’nun eli, bir bataklığa batıyormuşçasına saf mana duvarının içine geçmeye başladı. Elinden başlayarak kolu, omuzu, kafası ve sonra tüm bedeni girdi.

 

’Çok rahat fakat çok… ağır!!’’

 

İçeri girdiğinde gözenekleri bir kara delik gibi tüm manayı emmeye çalıştı. Saf mana emme hissi çok güzeldi fakat mana çok ağırdı.

 

Tüm meteoru taşıyormuş gibi hissediyordu. Gözenekleri her mana çekişinde bu meteorun üstüne yeni bir taş ekleniyordu.

 

Erthyo gözeneklerini kapattı ve içine giren manayı anında dışarı çıkardı.

 

‘’Fuu.. Bunu şimdi ememem. Önce bu sıvıyı almalıyım, meteorun derinliklerindeki sorunu çözdüğümde geri gelirim.’’

 

Meteorun derinliklerindeki sorun kendi krallığını da etkileme ihtimali vardı. Eğer sorunu bugün çözmezse ve Ölüm Büyücüsü başarılı olursa, Krallığı sıkıntı içinde kalabilirdi.

 

Bu yüzden bu işi bugün bitirmesi gerekiyor.

 

‘’Tabii önce hazine.’’ Erthyo ilerlemeye devam etti. Aynı zamanda ilerlerken bedeninin çevredeki manaya alıştırdı.

 

Adımları giderek hızlandı. Ancak bedenini desteklemek için kullandığı manada bir o kadar hızlı tükeniyordu.

 

Mana tükenme hızı, yenileme hızına göre çok yüksekti. Ayrıca Erthyo’nun göle varabilmesi için yeterli manası yoktu.

 

‘’Doğru! Mana Kristalleri!’’ Bir mana kristali, ham olarak özümsenebilirdi. İçinde bulunan mana miktarı kişinin manasını yeniler, eğer şanslı ise mana ruhunun derinliğini bile arttırabilirdi.

 

Erthyo depolama yüzüğünden bir mana kristali çıkardı.

 

Tehlike!

 

Mana Kristali çıktığı anda tehlike hisleri tekrar zil çalmaya başladı. Keskin tehlike hissi 6.hissini ele geçirdi.

 

‘’Bu his acaba meteorda oluştuğu için meteordan gelen bir his olabilir mi?’’ Erthyo böyle düşünse de fazla kafaya takmadı. Meteor şu an büyük bir savaş veriyordu, bunları emse bile kendini öldürecek kadar enerji ayırması mümkün değildi. Eğer öyle bir şey yaparsa savaşı kaybedip ölme ihtimali vardı.

 

Erthyo binlerce yıl yaşamış bir meteorun sırf kendisi için ölmeyi göze alacağını düşünmüyordu.         

 

Erthyo bir süre düşündükten sonra sonunda mana kristallerini emmeye karar verdi.

 

Elinde [Obur Özümseyici]’yi kullanarak bir vakum oluşturdu. Kristalin içindeki mana hızlıca Erthyo’nun elinden meridyenlerine doğru akmaya başladı.

 

Tehlike! Tehlike! Ölümcül Tehlike!

 

Erthyo anında kristali özümsemeyi bıraktı ve ruhun yaydı.

 

‘’Ahhh!! Cidden canımı sıkmaya başlıyorsun. Ben bugün bu kristalleri emeceğim. Bana saldıracaksan, durma gel!’’ Erthyo bağırdı ve kristali özümsemeye devam etti.

 

Artık sabrı taşmıştı. Her zaman tetikte olmak ve tehdit edilmek hiç hoşuna gitmiyordu. Bu yüzden bütün her şeyi kafasından attı ve kristalleri özümsemeye başladı.

 

Mor kristal, Mavi dış hattı içeri gittikçe mor renge kayıyordu. Ancak Erthyo’nun fark etmediği şey, tam ortasında gözle görünemeyecek kadar küçük bir siyah nokta olmasıydı.

 

Erthyo kristalleri özümsedikçe mor mana kristalleri beyaza döndü, sonunda da tozlaştı.

 

Kristalleri emdikçe manası tekrar yenileniyordu. Ayrıca mana ruhu biraz genişlemişti.

 

Sonunda tüm manasını yenilediğinde 30 kristal toza dönüşmüştü.

 

‘’30 Kristal…’’ Normal bir Büyük Usta-Orta seviyenin başlarında olan birisi 20 tane düşük seviye mana kristali ile tüm manasını yenileyebilir. Eğer dahi ise bu 30’a zar zor çıkar fakat bunlar normal mana kristali değildi.

 

Bu kristaller yıllarca meteorun biriktirdiği mor mana ile yıkanmış mana kristalleri idi. Eğer bir dahi bunu kullansaydı, 15 tanesi bütün manasını yenilemeye yeterdi.

 

Ancak 30 tanesi Erthyo’nun tüm manasını yenilemeye anca yetmişti.

 

‘’Belki de vücudumun kalitesi yüzünden mana ruhum bu kadar mana alabiliyordur.’’ Mana ruhu direkt olarak beden ile bağlı bir ruhtu. Eğer bir beden ne kadar dayanıklı ve güçlü olursa o kadar mana bedende tutulabilirdi.

 

Mana su ise, beden manayı tutacak bir balon olurdu. Balon ne kadar dayanıklı, esnek ve güçlü olursa, o kadar su alabilirdi. Ancak beden yeterince güçlü, esnek ve dayanıklı değilse ‘’PAT!’’ diye patlar.

 

Erthyo’nun bedeni zaten akranları arasında çok güçlü ve sağlamdı.

 

Erthyo ayağa kalktı ve ilerlemeye devam etti.

 

Mana Kristali emme seansını küçük göle giderken 3 kere tekrarladı. Sonunda mana ruhu %1 oranda büyümüştü.

 

Ancak artık mana ruhunda bir kaşıntı vardı. Bu kaşıntı açıklanamayacak kadar garipti, sanki kurumuş yara kabuğuna tüy sürtmek gibi hoş fakat gıcık eden bir hisse sahipti.

 

Erthyo sonunda gölün yanına yaklaştığında gölün içindeki sıvıyı görebildi.

 

Yumruk boyutundaki gölün içindeki...


’Kapalı Mağara Öz Sütü!!’’

 

Kapalı Mağara Öz Sütü, sadece dış dünyadan arındırılmış mağaralarda bulunurdu. Mağara damarları dışarıdaki karışık manayı emerek, mağaranın derinliklerine defalarca arıtarak en saf manayı getiriyordu.

 

Ardından mağaranın içindeki arındırılmış mana, tekrar arıtılmak için özel mağara damarlarından geçerek Anne Sütun adı verilen, mağaranın dayanak noktası olan sütuna giderek onu beslerdi.

 

Anne Sütun tüm gelen manayı emer, ememediğini dışarı çıkarırdı. İşte bu Kapalı Mağara Öz Sütü idi.

 

Ölüm Büyücü bu sütü iki sebepten dolayı isteyebilirdi, ya kendi bedenini onarmak için ya da hayaletlerine beden oluşturabilmek için.

 

Ölüm Büyücüsü, eğer bir insan ise güçlü bir bedeni olmadığı sürece sonunda bedenleri çürüyecekti. Sürekli ölüm elementi ile etkileşime girmek insan bedenini yürüyen bir zombiye çevirirdi. Kapalı Mağara Öz Sütü bedeni gençleştirebilir ve içindeki pislikleri atabilirdi.

 

Eğer Ölüm Büyücüsünün bedeni bunu alamayacak kadar ileri bir safhaya kadar kötüleşmiş ise, bir hayaletinin bedenini özel yöntemlerle, Kapalı Mağara Öz Sütünü ana madde olarak kullanarak bir beden oluşturabilirdi.

 

Ayrıca Toprak ve Metal elementinin bol olduğu bu yerdeki Kapalı Mağara Öz Sütü, beden güçlendirmek için iyi bir hazineydi.

 

Erthyo eline bir İksir Şişesi aldı ve mağara sütünü doldurmaya başladı.

 

Küçük göl avuç boyutunda olabilirdi fakat derinliği biraz fazlaydı. Erthyo tüm sütü içinden çıkardığında 12 İksir Şişesi yapmıştı.

 

‘’Eğer bunların yarısını bedenimde kullanırsam, geri kalanı da hap yapmak için kullanırsam, belki de Yok Edilemez bedenin orta aşamasına geçebilirim.’’ Erthyo çok uzun zamandır Yok edilemez bedenin ilk katmanında kalmıştı. Sütü düzgün kullanırsa orta aşamaya geçebilirdi. Bunu düşündükçe heyecanlanmadan edemiyordu.

 

Erthyo tüm sütü aldıktan sonra gitmek için döndü.

 

Giiiiiii!!

 

Crack! Bamm!!

 

İkiz Hayaletlerden biri olan Mızraklı hayalet rakibinin kalbini mızrağının tek saldırısıyla yok etti ve karşısındaki taş canavarını patlattı.

 

Erthyo arkasını döndüğünde Mızraklı hayalet sonunda onun içeri girdiğini fark etmişti. Mızrağına ruh gücünü enjekte etti ve ileri sapladı.

 

Bamm!


Yüksek bir patlama ile ruhların çığlıkları ortamı doldurdu. Ruh gücü mızrağı havayı deldi, fakat fazla ileri gidemeden mana duvarı tarafından engellendi.

 

‘’Bana saldırmak için inisiyatif aldığına göre bende saldırına karşılık vermeliyim değil mi?’’ Erthyo mana kristallerinden manasını yeniledi ve ileri sıçradı.

 

Bedeni 3 sefer mana yenilemeden dolayı bu saf manaya alışmıştı, çok hızlı gidemese de buradan çıkmak için ileri atılmak o kadar zor değildi.

 

Bedeni 3 sefer mana yenilemeden dolayı bu saf manaya alışmıştı, çok hızlı gidemese de buradan çıkmak için ileri atılmak o kadar zor değildi.

 

Erthyo duvardan çıktığı anda mızrağını ileri itti. Altın Renkli Kutsal Alevler tüm mızrağı kapladı.

 

Kutsal Alevler bir ruhun en büyük düşmanlarından biriydi.

 

İş kötülüğü arındırmaya geldiğinde, yıldırım bile Kutsal Alevlerin yerini alamazdı.

 

Bam!

 

İki mızrak çarpıştığında Ruh mızrağını ileri itti ve Erthyo’yu üzerinden attı. Saydam Alevler mızrağın üstünde ortaya çıkarak saldırısını destekledi.

 

‘’Alevle Kapışmak mı? Gel!’’ Erthyo İblis ve Ölüm Alevlerini mızrağını ucuna gönderdi ve ileri defalarca sapladı.

 

Tüm saplamalar havada birleşti ve tek bir saldırı haline geldi.

 

Bam!! Puuuuu!!

 

Saldırı hayaletin mızrağını kırıp, göğsüne girdi ve derin bir boşluk oluşturdu. Mızraklı hayalet geriye doğu uçarken zehirli miyasma ile karışmış kan kustu.

 

Gii! Gii! Gii!!

 

Yere düşmüş Mızraklı Hayalet etrafındaki hayaletlere emir verdi ve ileri saldırdı.

 

‘’Güzel, Güzel! Gelin! Sizinle antrenman yapmak istiyorum.’’ Erthyo kükredi ve ileri doğru süpürdü.

 

**

 

Meteorun derinliklerinde küçük bir mağara vardı. Bu mağara, savaşın olduğu mağaranın üçte biriydi fakat yine de bir futbol sahası kadar büyüktü.

 

Bu mağaranın girişinin yan tarafında mor, kahverengi bir toprak vardı. Toprağın üstünde sadece bir bitki vardı.

 

Bu bitki bir insanın yarı boyutu kadardı, meteor gibi mor yaprakları vardı ve etrafa cennetten gelen bir çiçekmiş gibi bir koku yayıyordu.

 

Bitkinin 2 dalı vardı ve bu dallarda da ayrıyeten çıkmış 4 yaprak vardı. Tüm yapraklar bükülerek ana yapraklarla birleşiyor ve bir koza oluşturuyordu.

 

Bu bitkinin on metre ilerisinde devasa bir çekirdek vardı. Bir güneş gibi mor alevlerle yanıyor, etrafına yüksek derecede ısı yayıyordu.

 

Ancak bu ısıya rağmen oda sıcak değildi. Aksine soğuktu.

 

Çekirdeğin yakınında 5 kişi vardı.

 

Bir Örümcek-Kadın, Hayalet Kral, Zombi Kral vardı. Bunlar Ölüm Büyücüsünden 2 adım geride duruyordu. Güçleri BüyükUsta seviyesindeydi.

 

Ölüm Büyücüsünden bir adım geride duran bir canlı vardı. Bu canlı gölgelerden oluşmuş bir kaplan idi. Yer altı Dünyasındaki Ölümün Gölgesi Klanından geliyordu.

 

Bu tür tamamen gölgelerden oluşurdu. Gölgelerden oluştukları için belirli bir seviyeye geldiklerinde kendilerini cisimleştirebilecekleri bir canlı seçerler ve onu özümseyip, o canlıya dönüşürlerdi. Bu kişi Bilge seviyeli Gök Yaran Kükreme Kaplanı olarak bilinen bir kaplan türünü kendine seçmişti.

 

Ölüm Büyücüsü bile bu canlıya karşı saygılı davranmalıydı.

 

Ölüm Büyücü uğursuz bir bedene sahipti, gözleri ölüm girdabı kadar derin ve siyahtı. Buruşuk derisi kadavra ve ölüm aurası yayıyordu. Tırnakları pençeler gibi sivrilmiş kemikten oluşuyordu.

 

Oturduğu bölge ise erimiş meteor taşından oluşuyordu. Bu bölge ısıdan dolayı değil, yaydığı ölüm aurasından dolayı erimişti.

 

‘’Gihh.. Gihh.Gihh. Cidden kendine beden oluşturmak için bu kadar hazine yarattın fakat bunların benim tarafımdan alınacağını beklemiyordun değil mi?’’ Ölüm Diyarının derinliklerindeki hayaletlerin çığlıkları gibi gelen bir ses ile konuştu Ölüm Büyücüsü.

 

Konuştuğunda havadaki mana titredi. Titreme o kadar şiddetliydi ki, sadece titremeye maruz kalan Usta seviyeler ölebilirdi.

 

‘’Ne? Anlaşmaya mı varmak istiyorsun? Çok geç! Sana baştan bir fırsat sundum fakat sen benim iyi niyetimi suistimal ettin. Senin yüzünden yüzlerce yıldır burada sıkışıp kaldım. Ancak ölüm günün çok yakın, sadece bu hazineleri değil! Seni de yanıma hazine olarak alacağım.’’

 

[Kemik Ejderha Kükremesi]

 

Elini sallaması ile zifiri siyah bir büyü halkası önünde belirdi. Bu halkanın kalitesi Erthyo’nun Element Çarkından kötüydü fakat onda olmayan önemli şeylere sahipti.

 

Ölüm Büyücüsü Manasını, büyü çemberine yolladığında, beyaz kemiklerden oluşmuş, uğursuz boş gözleri olan bir Kemik Ejderha kafası ortaya çıktı.

 

Arğhhh!!

 

Kemik Ejderhası Kükremesi tüm alanı sardı ve ses dalgaları, siyah ölüm aurasının desteği ile çekirdeğe hücum etti.

 

Bamm!! Brrrrr!!!

 

Ses Dalgası Çekirdeğe çarptığında, çekirdek ve oda büyük bir titreme yaşadı, bitkinin etrafını saran saf mana bile hafiften dağılmıştı.

 

’Hey siz 3 işe yaramaz, çiçeği almaya hazır olun.’’ Ölüm Büyücüsü üç ölümsüze bir çöp parçasına bakıyormuş gibi bir bakış attıktan sonra gölgeye döndü.

 

Diğer üç ölümsüzün aksine bu sefer gözlerinde saygı vardı. Nazik bir tonda konuştu.

 

‘’Efendi Kükreyen Kaplan, Dışarıda bir haşere var ve bizim işimizi zorlaştırmaya çalışıyor ve buraya doğru geliyor. Amacının istediğiniz çiçek olduğunu düşünüyorum. Onu engelleme şansınız var mı?’’ Ölüm büyücüsü, Mızraklı Hayalet Erthyo ile savaştığı andan itibaren Erthyo'nun varlığından haberdardı. Kapalı Mağara Öz Sütünü kendinden çaldığı için onu öldürmeye çoktan karar vermişti.

 

Kaplan ona umursamaz bir bakış attı. Bu büyücünün kendini kullanmaya çalıştığını biliyordu fakat bu çiçeği cidden istiyordu. Bu yüzden gitmeye karar verdi.

 

’Tamam, buraya ulaşmadan onu öldüreceğim fakat çiçekteki payım artar.’’

 

‘’Efendi Kaplan bu…’’ Ölüm Büyücüsü zor bir durumda kalmıştı. Bu çiçek bedenini düzeltmesi için tek şansıydı, eğer yeterince alamaz ise bedeni düzelmez ve asla üst seviyelere çıkamazdı.

 

’Biliyorum, bedenini düzeltecek kadar bu bitkiden alabilirsin ancak başka hiçbir şey alamazsın.’’ Kaplan kesin bir tonda konuştu ve gitmek için arkasını döndü.

 

‘’Ben… Ben sözlerinize uyacağım.’’ Soğuk bir öldürme niyeti bedeninden çıktı. Ancak anında baskıladı, eğer öldürme niyeti Kaplan tarafından fark edilirse sonu çok kötü olurdu.

 

‘’Hmhp’’ Ancak kaplan bunu nasıl fark etmezdi. Büyücüyü yenecek gücü olmasa da, kendisine dokunabileceğine inanmıyordu. Arkasındaki güç, büyücünün kışkırtmaya cüret edemeyeceği kadar büyük bir güçtü. Eğer burada ölürse büyücü rahat bir gün bile geçiremezdi.

 

‘’Şu an çok kızgınım! Erkenden ölmesen iyi olur, kızgınlığımı atmam için bana yardımcı ol.’’ Ölüm Büyücüsü tiz bir çığlık attı ve büyüler yağdırmaya başladı.

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18157 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr