“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

İblis Alvin - Bölüm 2: Ormanın Düşmanı-2


Mızrakla beraber kazandığım fazladan momentumu yere vurarak kendimi havalandırıyordum, havalandığımda ise mızrağa momentum kazandırıyordum. Ağaçların arasına girdiğimde mızrağı dikey yörüngeden yatay görüngeye çevirdim ve ağaçların gövdelerine vurarak ilerlemeye başladım, daha önüme hiç canavar çıkmamıştı.

Mızrağı kullanırken onunla daha fazla bağ kurabildiğimi ve eskiden yaparken çoğunlukla düştüğüm ilginç hareketleri kolaylıkla yapabilmem sistemin güzelliklerini anlamama yardımcı oldu.

Prenses Triss’in dediğine göre ağaçların yapraklarının rengi yeşilden daha farklı renklere döndüğünde yıldız ormanına varmış olacaktım, beni iç kısımlara çok girmemem konusunda uyarmış olsa da kimin umurundaydı. Savaşçı dediğin cesur olurdu ve her yerde kendine güçlenmek için bir şeyler arardı, şans arardı.

Dış kısımlarından güzel dövüşler dışında bana ekmek çıkacağını düşünmüyordum. Yaprakların renkleri değişmeye başladıktan sonra tempomu biraz düşürdüm, mızrağı hareket ettirmeyi bıraktım. Sağ elimle mızrağı ortasından kavradım, kalça bölgemin yanında sabit ve yere 45 derecelik açı yapacak şekilde tutarak saldırı pozisyonumu aldım.

İlk saldırı da mızrağı çok ileride veya geride kullanmak, karşı taraftan gelecek sürpriz bir saldırının başarılı olma olasılığını arttırabilirdi. Sapının aşağısından tutarsam ani bir pençe veya kılıç darbesi dengemi mahvedebilirdi, çünkü tuttuğum yeri denge merkezi alacağımdan, merkeze ne kadar uzak bir yere vurursa karşı taraf elime o kadar güç binerdi ve mızrağı kaybedebilirdim.

Başına yakın bir yerden tutarsam da uzaktan gelen saldırılara karşı savunmasız kalırdım, benim saldırı tipim cambazlığa ve güçlü reflekslere dayandığı için kaçış manevralarımı mızrağı etrafla etkileşime sokarak yapıyordum. Normal bir şekilde kaçabilsem de alışık olduğum manevralar mızrak gerektiriyordu. Hem yakın tutuş pozisyonu mızrağın gövdesini vücudumun arkasına çok alıyordu ve hareketli haldeyken sırtım hep geriye doğru kayıyordu.

Mızrağın çapı 5 santimetreydi, uzunluğu ise 199 santimetreydi. Yani mızrağın hacmi yaklaşık olarak 3900-4000 santimetreküp olarak ölçülüyordu. Süper çeliğin ise yoğunluğu 15g/cm3 olarak hesaplanıyordu yani mızrağın ağırlığı tam olarak 58.580 kilogram geliyordu, ama içerisindeki farklı ağır metalleri ve başının genişliğini katarsak mızrağın ağırlığı 65 kilogramı buluyordu.

Mızrağın uçundan tutarsam, elimin ağırlık merkezinden uzaklığı yaklaşık olarak 50cm oluyordu. Maruz kaldığım ağırlık 65 kilogramdan ‘ÇOK’ daha fazla oluyordu. Fizik ve matematik bilgim lise seviyesinde olduğundan çok daha keskin hesaplamalar yapamasam da, 17 kuvvet ile bile mızrağı böyle kontrol etmek gerecekten çok zordu. Ama edebiliyor muydum? Ucu ucuna. Hem arkadaşlar, tek kolla 70 kilogram kaldırmayı hiç denediniz mi?

Ormanın içine girdim ve hızla merkezine doğru koşmaya başladım. Bitkiler sıklaşmasa da, daha ilgi çekici bitkiler görmeye başladım. Daha önce hiç görmediğim tarzda bir sürü bitki vardı, hayatımda ilk defa ağaçtan aşağı doğru sarkan bir sarmaşığın ucunda bir gül gördüm. Yaklaşık incelemek istedim ama üzerine konan sineğin bir anda yere ters düşmesinin ardından oradan uzaklaştım. Sıkıntılı olan şey, sineğin bir sürahiye sığmayacak kadar büyük olmasıydı.

Biraz gittikten sonra ilk düşmanımı bulmuştum, çakallar! Önümde çakallara benzeyen köpek cinsli garip canlılar vardı. Kulakları uzundu ve kürkleri kısaydı, patileri ise kurtlardan daha gelişmiş duruyordu, parmakları daha ayrıktı ve onlara garip bir görünüm katmıştı, pençeleri ise uzun ve sivriydi.

Biraz inceledikten sonra zayıf noktalarını anladım, kürkleri kısaydı ve sırt ile kafalarını bağlayan kısmın normalden ince olduğunu kolayca görebiliyordum, normalde o kısımda bolca kürk olur ve düşman boynunu ısırmaya çalıştığında sert ve kalın kürk ağır darbeleri engeller ama bu çakal sürüsünde bu yoktu. Avantajları ise çok fazla olmaları ve pençeleriydi.

Şu an sakin durumda olduklarından hızları ve güçleri konusunda yorum yapamasam da kendimin 17’lik kuvvetinden gurur duyuyordum.

Mızrağımı hazırladım ve yavaşça onlara yaklaşmaya başladım, savaşçı sezgilerimi son noktaya çıkarıp hiç ses etmeden saldırabileceğim en iyi pozisyona ulaştım. İlk saldırımda 1 tane çakalı öldürmem bana geri kalan savaşta 1 tane daha az çakalla savaşma şansı sağlayacaktı.

Çömeldim ve ayak kaslarımı sıkmaya başladım, hedef edindiğim çakalın hala su içtiğini görünce pozisyonumu hemen değerlendirdim. Sağ bacağımdan daha fazla güç alarak, havaya dönerek zıpladım. Bu sırada da mızrağı kendime paralel tutuyordum ve mızrağın ucu gidiş yönümü gösteriyordu. Dönerek kazandığım momentumu mızrağa verdim ve çakalın yanına hızlı bir şekilde indim, indiğimde mızrağın ucu çakalın boynunu delip geçmişti.

[Grr Shh phhhh! U u u]

[Kritik saldırı!]
[Lv1 Kısa Kürklü Vahşi Köpek avladın]

Mızrağı sağ elimle çektim ve sağa savurarak hemen üzerindeki kanı temizledim. Diğer çakalların hareket etmesine şans vermeden diğer hedefime koştum.

Meğer kendileri köpek olan çakallar hemen yan yana geldiler ve sürü halinde bana koşmaya başladılar. Bir kısmı sürüden ayrılıp arkamdan beni kapatmaya çalıştı, buna tek cevabım ise kıkırdamak oldu. Etrafımı sarmalarını bekledim. Ormanın içindeydik ver her ağaç doluydu…

Kendilerine çakal demeye devam ettim çünkü, onlara köpek demek biraz yakışıksız kalırdı.

Sürü etrafımı çevirdi ve çember şeklinde etrafımda gezmeye başladılar. Ben ise hala sakin bir şekilde birinin saldırmasını bekliyordum. Bir tane genç çakal dayanamayıp boğazıma doğru zıpladı. Mızrağı hemen karnına doğru soktum ve kendisini şişledim.

[Kritik Vuruş!]

[Au? AUuUuU]

Çakal şaşırmış ve ağlamaklı bir ses çıkardı…

[Lv1 Kısa Kürklü Vahşi Köpek avladın]

 Vücudunu delerken ivmemi hala arttırıyordum, elimdeki momentumla beraber karnını değiştikten sonra mızrağı aynı yönde çevirmeye devam ettim ve çakalın ölmüş vücudunu sürünün üstüne fırlattım.

Fırlattığım gibi havadaki cesedin arkasından ben de sürüye doğru fırladım. Ceset çakalların formasyonun bozmamda yardım etti, ben de cesedi fırlattığım çakalın şaşkınlığından yararlanarak onu da öldürdüm. Ben öldürdüğümde deneyim falan alırım sanmıştım ama böyle bir şey olmadığını görünce seviye atlama şeklinin farklı olduğuna kanaat getirdim.

Geçen sınıfıma, unvanıma ve yeteneklerime baktığım ekranın yanında yeni bir sekme açılmıştı ve orada öldürdüğüm yaratıkların kayıtlarını tutuyordu.

 Kritik bir vuruş yaptığımda ise, vurduğum bölgeden havalı görünen ama aşırı dikkat çekmeyen bir efekt çıkıyordu ve kayıt ekranında kısa bir süreliğinde “Kritik Vuruş!” yazısı geliyordu ve sistem gördüğümü anladıktan sonra yazının yanına 10 saniyelik bir zamanlayıcı koyuyordu ve yazı süre sonunda gidiyordu.

Etraftaki ağaçları kullanarak etrafta aynı bir maymun gibi gezmeye başladım, bir ağacın gövdesinden diğer ağacın gövdesine saf kuvvetle zıplıyordum, mızrağı da yere dik bir şekilde sağ elimde tutuyordum böylece çakalların yanından geçerken hızlıca boyunlarını doğruyordum.

Çakallar güçlü olsalar da, rakiplerini tutamadıktan sonra, rakiplerine vur kaç taktiği yapıp etlerini parçalayamadıktan sonra pek bir özellikleri kalmıyordu. Kısaca, çakallar sürü özelliklerini kaybettiği gibi tam bir açık hedef haline gelmişlerdi.

***

Çakalların hepsini teker teker avladıktan sonra vücutlarını topladım ve su içtikleri nehrin kenarında küçük bir kamp kurdum. 2 Tane sıkıntım vardı, görünüşe göre düşündüğüm gibi canavarlardan para düşmüyordu, ikinci sıkıntı ise eşyalardı.

12 tane çakalın bulunduğu bir sürüden tek bir eşya düşmüştü, o da kısa bir bıçaktı. Büyük ihtimalle bu hayvanın türüyle ilgili bir şey ama asıl sıkıntı, gerçekten de bu eşyanın özelliklerini göremiyordum. Bir Appraiser, yani değer biçiciye ihtiyacım vardı, değer biçme yeteneğine ihtiyacım kesinlikle vardı.

Ama bıçağı elime alarak özelliklerini tahmin edebiliyordum, bıçak mızrağımdan daha fazla büyüye sahip olsa da mızrağım çok daha iyi işlenmiş olduğundan kuvvetimi daha fazla arttırıyordu. Bıçak ise çevikliğimi aşırı arttırıyordu ama kuvvetimi düşürüyordu.

Yani, Mızrağımla 20 vurup 5 hızlanacaksam, Bıçak ile 5 daha az vuruyorum ama 30 hızlanıyordum. Bir şeyden fedakarlık yapacağıma kendi temel kuvvetimi kullanırdım daha iyiydi, bıçağı kullanmayı hiç düşünmedim.

Bıçağı etrafta sallamayı sevsem de 10 dakika alıştırma yaptıktan sonra ilgimi kaybettim, Tam olarak sıkıntı olmayan bir sorun daha vardı. Çakalların vücutlarını nasıl kullanacaktım bilmiyordum. Etlerinin tadına baktım ama pek hoşuma gitmedi, ne kadar köpek yemeyen biri olsam da, hiçbir zaman kesinlikle yenmemesi gerektiğini söylememiştim. Ama bir köpek yediğimi düşünerek bu çakalları yiyemiyordum, tatları da iyi değildi o yüzden onları yem olarak kullanmayı düşündüm.

Fakat hiçbir canlı yaklaşmadı, büyük ihtimal ölmeden önce bu ormanda baya yüksek yetkiye sahiplerdi. Çakallardan sonra birkaç tane tavşan avladım ama o da çok basit geldi. Gerçekten de dış bölgedeki kralları öldürmüş gibiydim. Hiçbir hayvan bana yaklaşmıyordu, peşinden kovalamaya başladığımda ise kaçmak için her şeylerini kullanıyorlardı. Avlanmayı sevsem de canını dişine takmış masum bir hayvanı öldürecek kadar cani değildim.

Biraz daha kafamı dinledikten sonra dış ormanın daha da derinlerine girmeye başladım. Ve aradığım şeyi buldum, teke tek mükemmel bir mücadele. Kocaman gorilimsi bir yaratık, ama dişleri çok keskin ve ağzında bir jaguar var. Büyüklüğünü siz düşünün. Ona şimdilik kingkong diyeceğim. Beni gördüğü gibi gözlerindeki alev parlamaya başladı, hiç düşünmeden bana doğru deli gibi koşmaya başladı.

[GRRAAAAAAAAHHH!]

‘En Sevdiğim!’

Ben de ona değil gibi koşmaya başladım, koca eliyle beni kapmaya çalıştı ben de mızrağımı avcundan içeri soktum, sokmaya çalıştım. Sokamadım, derisi çok kalıntı. Çakallardaki gibi şişleme taktiği bu canavarda işlemezdi. Ben de yaralama ve yorma taktiğine giriştim.

O beni yakalamayı çalışıyordu ben de kaçıyordum, kaçarken de mızrağımı değişik yörüngelerde çevirerek vücudunda sıyrıkla bırakıyordum. Sıyrıkları küçümsemek bir savaşçının en salakça davranışı olabilirdi, kan geri kazanılabilir bir şeydi ama savaş sırasında kaybedilmesi demek geri kazanılabilir olması özelliğiyle alakalı değildi. Öldükten sonra bir savaşçı kanını geri nasıl kazanacaktı ki?

Kingkong’un nasıl bir canavar olduğunu bilmesem de aktif rejeneratif bir yeteneği olduğunu düşünmüyordum. Olsaydı oluşturduğum yaralar iyileşirdi.

Sonunda yaratığı biraz sinirlendirdim…

[Kritik saldırı!]

[GRRRRAAAAAAAAAAAAAaaAAaAHHHHHHH!!!! GRAUU AHH RAAGRAAAAA]

Mızrağımı kolunda açılmış bir yaradan içeri sokabilmiştim, etini hissettikten sonra mızrağı delice hareket ettirerek yarayı büyüttüm, o yüzden büyük arkadaşımın gözleri kıpkırmızı oldu ve zaten sinirliydi, şimdi elinde bulunan tüm nedenleri bırakarak hayat amacını beni öldürmeye adamış oldu.

Galiba önceden hiç zor bir rakiple karşılaşmamıştı. Anlamıyordum, tüm hayvanlar salakça davranıyorlardı, benim düşündüğüm şey buradaki hayvanlar savaş görmüş deneyimli yaratıklardı ama hepsi zengin aile çocukları gibi duruyordu.

Küçük bir zorlukla veya kendilerine zarar veren biriyle karşılaştıklarında tüm nedenlerini kaybediyorlardı ve deli gibi saldırmaya başlıyorlardı veya kendinden kesin güçlü biri olduklarında direkt kaçıyorlardı. Arası yoktu.

En azından diğer dünyadaki sahte dövüşlerden daha fazla zevk alıyordum.

[Kritik Saldırı!]

Mızrağımı kullanarak yaraları daha da açmaya başladım, kinkongun derisinde o kadar çok yara açıldı ki artık rastgele yaptığım bir saldırı bile kalın deriyi geçip güzel bir hasar verebiliyordu. Hepsi kritik olmasa da artık yaptığım her saldırı kinkongun canını tehdit ediyordu.

Büyük arkadaşım kingkong 2 saatin sonunda o kadar çok kan kaybetmişti ki artık savaşacak hali kalmamıştı. Ben de bana güzel bir savaş sunduğu için onun canını acısız bitirmeye karar verdim. Evet biraz 2 yüzlüyüm, ona 2 saat yavaşça işkence etmiş olabilirim, evet onu çıldırtmış olabilirim… Ama hızlı öldürürsem biraz merhamet göstermiş sayılırdım, değil mi?

Yere yığılan kingkong’un kafatasına küçük bir darbeyle mızrağımı soktum…




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 735

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 532

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9288 Üye Sayısı
  • 246 Seri Sayısı
  • 14326 Bölüm Sayısı


creator
manga tr