"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 288


Bölüm 288: Şeftali Çiçeği



Dağ ortadan kayboldu. Çok çok uzaklarda zar zor görülebilen bir dağ silsilesi yer alıyordu.



Gökyüzü artık mavi değildi. Bunun yerine alev gibi kıpkırmızıydı, çünkü gün batımı zamanıydı.



Batan güneşin son parıltıları gökyüzünü dolduruyor, küçük bir ülke büyüklüğündeki şehrin üzerini tamamen örtüyordu. Şehrin etrafındaki duvarlar yıllardır oradaymış gibiydi, kadim bir görünüşe sahiplerdi. Üzerleri leke ve izlerle kaplıydı ve bu da zamanın onlar üzerindeki etkisini gösteriyordu.



Duvarların üzerinde bir kaç tane muhafız miskin miskin dolanıyordu. Onların ara sıra attığı hafif kahkahalar ve konuşma sesleri aşağıdaki geneleve sızıyordu. Şehirde yeni bir kız vardı ve onların kahkahaları hayat bulan beklentinin güzelliğini içinde barındırıyordu.



At arabaları şehir kapısından geçmek için sıraya dizilmişti. Her arabanın üzerinde kırbaç sallayan birer sürücü vardı ve atlara doğru bağırırken yavaş yavaş şehir merkezine doğru ilerliyorlardı.



Güneş batıyor olmasına rağmen bunaltıcı sıcaklık hala tüm bölgenin üzerinde hüküm sürüyor, kendini yeryüzünü pişirmek isteyen bir fırın gibi hissettiriyordu.



Ne bir rüzgar ne de yağmur vardı.



Var olan tek şey kuraklıktı.



Bu duvarlarla çevrili şehir çok büyük değildi, ne de olsa bu bir ülkeydi. İnsanlar caddelerde ikişer üçerli gruplar halinde dolaşıyor, kendilerini yelpazelerle rahatlatıyor ve ara sıra da havaya lanetler savuruyorlardı.



Şehirdeki en canlı yerler çay evleriydi. Bir bardak soğuk çay sıcaklığın bunaltıcı etkisini bir nebze de olsa dağıtıyordu. Böyle aşırı sıcak bir yaz akşamında insanlar için zaman geçirici en popüler aktivite arkadaş ve komşularla dedikodu yapmaktı.



Çay evlerinin dışında zengin insanlar için bir de şehir genelevi vardı. Oradan geçen bir çok adam ister istemez yukarıdaki ahşap panjurlara yaslanmış genç bayanlara bakıyorlardı. Bu görüntü herhangi bir adamın kalbinin alevlenmesi için yeterli oluyor ve ardından havanın ne kadar katlanılmaz olduğunu düşünmelerine neden oluyordu.



Eğer bir adam karısıyla oradan geçiyorsa, kadının yüzü kıskançlıkla doluyor ve kocasını hızla oradan çekiştirerek uzaklaştırıyordu. Daha şirret olan kadınlar ise yukarıdaki çapkın, dik kafalı kızlara bakıyor ve onlara küfürler ediyorlardı.



Genelevdeki kadınlar çiçek gibi narindi ve sanki yeşim gibi arıtılmıştı, insan üstü varlıklardı. İçerisi buz küpleri ve yelpazeli tatlı hizmetçi kızlarla doluydu. Bu yüzden zengin müşteriler buz gibi soğuk havanın keyfini çıkarıyorlardı.



Sözüm ona genelev ayrıca tatlı yiyecek ve şaraplarla doluydu… Her adam, hem kızlar, hem de yiyecek ya da buz küpleri için oraya gitmeye can atıyordu.



Burası oldukça iyi bir nokta!” dedi Meng Hao alçak ve hevesli bir tonla, yanındaki iki çocukla konuşuyordu ve yumruğunu iyice sıkmıştı. İki çocukta onunla hemen hemen aynı yaşlardaydı, on iki ya da on üç civarıydı. “Sizin kardeşlik gibi bir duygunuz yok!”



Meng Hao kollarını onların omuzlarına attı. Birisi cılızdı diğer ise tombuldu. İkisi de heyecanlı görünüyordu ama aynı zamanda biraz utangaç ve gergindiler.



Meng Hao onlara ciddi bir bakış attı, sanki bir mirası teslim eden Tarikat Patriği havasına sahipti. “Yarın ben, genç usta, yatılı okula gönderileceğim. Şu andan itibaren Şark Doğuşu Ülkesinin bir numaralı zorbası unvanını siz ikinize teslim etmiş olacağım. Unutmayın, genç ustanızın itibarını zedeleyecek bir şey yapmamalısınız!



Eğer… Eğer o sırada bir çeşit kutsal mekanda olsalardı, o zaman bu sözler biraz tesirli olabilirdi. Ama ne yazık ki o üçü, şu an bir duvarın üzerinde karınlarının üzerine uzanmış haldelerdi.



Duvarın içinde ise genelevden başka bir şey yoktu ve üzerinde durdukları duvar onu çevreliyordu. İçeride iki katlı bir bina vardı, bu bina önü avluyla dolu olan başka bir binaya bağlanıyordu. Onların duvardaki pozisyonları sayesinde ikinci kattaki erkek ve kadınların gölgelerini pencereden net bir şekilde görebiliyorlardı. Konuşma ve kahkaha sesleri dışarı sızıyordu.



Yüzü çillerle dolu olan Şişko çocuk heyecanla konuşmaya başladı: “Genç efendi Fang, endişelenme. Şark Doğuşu Ülkesinin bir numaralı Zorbası unvanı daima size ait olacak. Biz ise iki ve üç numaralı zorbalar olacağız ve kesinlikle sizin itibarınızı koruyacağız!” Yanındaki cılız çocuk hevesle başını aşağı yukarı salladı.



Güzel, size güvenebileceğimi biliyorum.” diye cevapladı Meng Hao ciddi bir tavırla. “Fakat yine de çeteye kabul şartlarını yerine getirmeniz lazım. Bugün sizin nihai sınavınız geldi çattı. Şimdi dikkatle dinleyin. Kısa süre sonra birisi dışarı çıkacak. Bu olduğunda, şu tuğlaları elinizden geldiğince sert bir şekilde fırlatacaksınız!



İki çocuk da kendi ellerinin büyüklüğünde birer tuğla aldılar.



Şu lanet olası piç!” dedi Meng Hao dişlerini sıkarak. “Ne cüretle benim Şeftali Çiçeğimin peşinden koşar!? Genç Efendi kesinlikle bu küstahın kim olduğunu çözecek!” Meng Hao binanın ikinci katına doğru baktı. Nefes nefese kaldı ve devam etti: “Şeftali Çiçeği ben büyüyene kadar bekleyeceğine söz verdi, ondan sonra benimle birlikte yatacak. Ama bazı lanet olası orospu çocukları ona asılmaya cüret ediyor!” Kalbi öfkeyle doldu. Diğer iki çocuk onun gözlerindeki bu bakışı görünce kalpleri hayranlıkla doldu.



O kesinlikle Kıdemli Kardeş olmayı hak ediyor.” diye düşündüler. “Şark Doğuşu Ülkesinin bir numaralı zorbasının bir metresi var. Tüm ülkede on iki yaşında olup da bunu başaracak kesinlikle tek bir kişi olabilir!” Çocuklar birbirlerine baktılar ve ifadeleri daha da fanatik bir hale geldi. Onlara göre efsanevi geneleve girip de bir metres kazanabilmek göklere ulaşan bir yeteneğe sahip olmakla eş anlamlıydı. Bunu açık bir şekilde konuşabilmek onları daha da gururlandırıyordu.



Bir tütsü çubuğunun yanma süresi kadar zaman geride kaldı. Akşam vakti çökmüştü ve ay gökyüzünde yükseliyordu. İkinci katın balkon kapısı açıldı ve güzelce giyinmiş genç bir kadın orta yaşlı bir adamı koluna girerek dışarı çıkartmıştı. Adam sarhoş gibiydi ve dışarı çıkarken yumuşak bir tonla konuşuyorlardı.



Ay ışığı zayıftı ve gökyüzü biraz karanlıktı, bu yüzden onların görünüşleri tam olarak net değildi. Fakat Meng Hao Şeftali Çiçeğini hemen tanımıştı. Anında gözleri kızardı ve bağırdı, “Seni orospu çocuğu, genç efendi seni öldürecek! ne cüretle benim Şeftali Çiçeğime bakarsın!” Hemen kükreyerek tuğlayı fırlattı. Bu kükremeye eşit vahşilikle diğer iki çocuk da tuğlalarını fırlattılar.



Genç usta seni… Huh?” Meng Hao tam avluya doğru fırlayacakken vücudu titremeye başladı. Sarhoş orta yaşlı adam üç tuğlayı da kolayca atlatmıştı ve daha sonra elini öfkeyle kaldırmıştı. Meng Hao’yu gördüğünde ise hafifçe gülümsemiş, ardından öfkesi daha da alevlenmişti.



Seni küçük piç!” diye bağırdı. “Bana isyan mı ediyorsun!?



Meng Hao aniden sarsılarak titremişti.



Baba…” Bütün isteği ve hevesi uçup gitmiş, sanki kafasının üstünden buz gibi bir su dökülmüş gibi hissetmişti. Hemen duvara sıçramış ve kaçmaya başlamıştı. Onun iki yancısının da yüzleri korkuyla solmuş ve paçaları tutuşmuş gibi koşmaya başlamışlardı.



Biz bittik. Bittik! Fang Mu’nun babası ülkenin eski bir numaralı zorbasıdır! O şu an polis memuru bu yüzden istediği kişiyi gözünü kırpmadan öldürebilir!” İki çocuk kaçarken yüzleri adeta ceset gibi bembeyaz olmuştu.



Bu üç çocuk ortadan kaybolduğunda, avluda duran orta yaşlı adam hem kızgın hem de neşeliydi. Bir oğulun babasına karşı hamle yapması fikri hem hüsrana uğratıcı hem de eğlendiriciydi.



Şu küçük piç hiç çalışmadı ve herhangi bir yeteneğe sahip değil. Onu çalışması için yatılı bir okula göndermek kesinlikle doğru karardı!



Gecenin geç vakitlerinde Meng Hao caddelerde yavaşça yürüyor ve sürekli derince iç geçiriyordu. En sonunda evinin ana kapısına vardığında içerdeki parlayan ışığa baktı ve kaşları keskince çatıldı.



Neden babam olmak zorundaydı? Oh, anne, çok erken ayrıldın. Eğer sen gitmeseydin işler böyle olmayacaktı. Ona senin adına bir çift laf söyleyeceğim!” Meng Hao kapıyı iterek açtı ve avluya doğru ilerlediğinde aniden ağlamaya başladı.



Anne, seni özledim! Anne, geçen rüyamda beni ziyaret ettin ve bana gidip Şeftali Çiçeğini görmemi söyledin… Anne…



Kapa çeneni!” Evin içinden öfkeli bir ses yükseldi. Kapı açıldığında Meng Hao’nun orta yaşlı babası kendini gösterdi. Kaşları çatıktı ve bahtsızca Meng Hao’ya baktı. “Numarayı kes! Neden hala yatağında değilsin? Sabah erken saatte seni yatılı okula götürerek yeni öğretmeninle tanıştıracağım.



Ben gitmeyeceğim!” diye bağırdı Meng Hao bir adım gerileyerek. “Ben normal okula gitmek istiyorum! Şehirdeki bütün insanlar bana gülecekler!



Seni küçük piç. Bu yaşa geldin ama hala o eski numaralara başvuruyorsun…” Adamın kaşları çatıldı, ardından bir anda ileri fırlayarak kaçmaya hazırlanan Meng Hao’yu yakaladı. Onu havaya kaldırdı ve kıçına birkaç kez şaplak vurdu.



Şaplak sesleri net bir şekilde duyulsa da Meng Hao herhangi bir acı hissetmemişti. Meng Hao için hayat genç yaşından beri hep böyleydi. O ve babasının birbirlerinden başka kimseleri yoktu. Ne zaman birbirlerine ters düşseler babası sert bir tavır ortaya koyuyordu ama aslında ona sert bir şekilde vuramıyordu.



Normal okulun nesi iyi?” diye kükredi babası. “Öğretmenlerine ve onların öğrettiklerine saygı duymayı öğrenmelisin! Etik kuralları öğrenmelisin! Şimdi gidiyor musun gitmiyor musun?!



Gitmiyorum!” diye bağırdı Meng Hao gözlerini devirerek.



Seni!” Meng Hao’nun babası elini daha da yükseğe kaldırdı.



Meng Hao aceleyle konuştu: “Eğer bir daha Şeftali Çiçeğiyle görüşmeyeceğine söz verirsen, o zaman giderim… Başka kadınlara gidebilirsin, ama ona gitme!” Meng Hao babasının ona bu sefer gerçekten de sert vurabileceğinden korkmuştu.



Meng Hao’nun babası bu durum karşısında gülse mi ağlasa mı bilememişti. Elini indirdi, onu Meng Hao’nun kafasına koydu ve nazikçe okşadı.



Pekala. Büyüyorsun çocuk ve yaratıcı bir hayal gücünün olduğunu görebiliyorum. Tamam. Bir daha Şeftali Çiçeğini görmeye gitmeyeceğim. Onu sana bırakacağım. Sen büyüyünce onu sana metres olarak ayarlayacağım!



Gerçekten mi?” dedi Meng Hao, gözlerinde bir parlama büyüdü.



Hala yatakta değil misin!?” Meng Hao’yu serbest bırakırken bir bakış attı. O anda Meng Hao neşeyle evin içinde koşuşturdu, elbiselerini soyunarak yatağa zıpladı. O gece güzel rüyalar görecekti.



Sonraki sabahın erken saatlerinde, gökyüzü yeni yeni ışımaya başlarken, uykulu Meng Hao babası tarafından giydiriliyordu.



Baba oğluna baktı ve onun hala tam olarak uykusunu alamadığını gördü. Yüzünde ciddi bir ifadenin yanı sıra sevgi ve nezaket de vardı, bu Meng Hao’nun sık sık görmediği bir şeydi.



Ona uzandı ve Meng Hao’yu kollarına aldı, oğlu da tıpkı onun gençliğine benziyordu. Meng Hao’nun kafası onun omuzuna düştü ve uyumaya devam etti. Babası öğretmene vermeyi planladığı hediyeyi de alarak evden ayrıldı.



Yol boyunca onun yürüyüşü biraz dengesizdi. Böylesine bir koca oğlanı taşımak kolay bir şey değildi.



Bir saat sonra şehrin doğu kısmında yaşayan ünlü bir yaşlı adamın evinin ana kapısına vardılar. Babası Meng Hao’yu uyandırdı ve ardından onu yere bıraktı. Ardından baba kapıyı çaldı ve avluya girdi.



Meng Hao esnemeler eşliğinde avluda kalırken baba eve girdi, bu yüzden babasının saygılı bir şekilde ellerini kenetlediğini ve diğer ricacı hareketlerini görmemişti.



Çok zaman geçmeden baba dışarı çıktı. Onun yanında saçları beyazlarla dolu yaşlı bir adam vardı. Onun siması oldukça yaşlı bir havaya sahipti, ama enerjiyle doluydu. Bu görünüş ona sıradan insanlarda olmayan asil ve prestijli bir hava veriyordu.



Bu durum özellikle gözleri için geçerliydi. Bu gözler derindi, sanki içinde yıldızları barındırıyordu. Onlara bakan herhangi bir insan büyülenirdi. Yaşlı adamın bu gözleri Meng Hao’nun üzerine düştü.



Bu bakış sanki yaşamış olan ve daha yaşamamış olan hayatları görebiliyormuş gibiydi.



Bu bakış belirsizliği delerek geçmiş, şimdi ve gelecek yaşamları görebiliyor gibiydi.



Bu bakış sanki bu genç adamın tüm hayatının buraya gelmek ve onun çırağı olmak için üç kez secde etmek için yaşandığını görebiliyor gibiydi.



Uzun bir zaman geçtikten sonra yaşlı adam hafifçe başını salladı.



Meng Hao’nun babası Meng Hao’ya doğru baktıktan sonra konuştu: “Bir Usta baba gibidir. Fang Mu, ustana saygı göstermeni istiyorum. Ona benden bile daha fazla saygı göster! Eğer bunu yapmazsan, artık benim oğlum olamazsın!” Bununla birlikte adam oradan ayrıldı.







Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1223

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1055

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 873

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 645

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 519

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 348

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14861 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19565 Bölüm Sayısı


creator
manga tr