Korku dağları bekler. #Atasözü

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 228


Bölüm 228: Düşen Yapraklar Güzeldir; Sadece Tek Bir Mevsim Yaşarlar



Aniden bir kahkaha yükseldi. Dört Seçilmiş çoktan kalabalığın içinden geçip gelmişlerdi. Liu Yanbing’i görmezden gelerek Meng Hao’ya doğru ellerini saygılı bir şekilde kenetleyerek yaklaştılar. İfadeleri ciddi ve nazikti, ama gülümseyerek ve kahkahalarla konuştular.



Simyacı Fang, ben de hep seninle tanışmak istiyordum! Birbirimize rastladığımıza göre seni ağırlamak istiyorum. Biraz içki içelim ve ayı birlikte izleyelim. Bu harika olmaz mıydı?



Hahaha. Kıdemli Kardeş Xu lafı ağzımdan aldın. Simyacı Fang, senin simya Tao’su yeteneğin tüm Tarikatta dilden dile dolaşıyor. Madem karşılaştık, bu Küçük Kardeşinin de sana katılmasında bir mahsur var mı? Hepimiz de sana bir şeyler ısmarlayabiliriz!



Simyacı Fang, son zamanlarda verdiğim hap siparişinin acelesi yok. Onu uygun bir zamanda halledersin. Lütfen hemen gitme! Küçük Kardeş Bai Yunlai’nin de bildiği üzere sana hep saygımızı sunmak istiyorduk.



Liu Yanbing ve arkadaşları tamamen görmezden geliniyordu. Liu Yanbing’in Tarikat Patriğiyle olan ilişkisi önemli değildi. Onun pozisyonu bu usta simyacıyla karşılaştırılabilir miydi? Fang Mu sonsuz bir potansiyele sahip bir usta simyacıydı ve aynı zamanda Hap Kara Listesini kullanmaktan çekinmeyen biriydi… Burada kimin daha üstün olduğu çok barizdi.



Bin usta simyacıdan hayatı boyunca Hap Kara Listesini hiç kullanmayan bazı usta simyacılar bile vardı. Bazıları onu sadece mutlak zorunluluk durumlarına saklıyordu. Fakat genelde onu kullanmaktan da çekiniyorlardı. Çoğu kişi onu kullanmak konusunda kararlı olamıyordu. Ama Fang Mu hiç tereddüt etmeden kullanmıştı. Onun yarattığı bu tehditkar aura orada bulunan herkesin kalbine kalıcı bir iz bırakmıştı.



Dört Seçilmiş Meng Hao’nun etrafını sarmışken onlarla birlikte olan İç Tarikat öğrencileri de aynısını yaptı. Yüzleri gülümsemeyle doluydu. Fang Mu’nun Gelişim Merkezi daha Temel Kurulum aşamasında bile değilmiş gibi görünse de ona son derece kibar davranıyorlardı.



Meng Hao hafifçe gülümsedi, ellerini kenetledi ve onlara baş selamı verdi. Bir süre bahane uydurarak gitmek istese de bunu başaramadı. En sonunda onların bu nezaketine karşılık vermezse kabalık yapmış olacağı kanaatine vardı. Başını aşağı yukarı salladı ve Bai Yunlai ile birlikte onları takip etmeye başladı. Onların mutlu kahkahaları ve ahenkli konuşmaları havayı dolduruyordu.



Meydanda kalan Liu Yanbing’in yüzü soluktu. Kafası dönüyordu ve gözlerinde umutsuzluk vardı. Meydanda bulunan diğer Gelişimciler ona değişik ifadelerle bakıyorlardı. Fakat tam o sırada Meng Hao uzaklardan bir anda onlara döndü ve ellerini kenetleyerek başını eğdi. “Yoldaş Taoistler ve Tarikat üyeleri. Neden bize katılmıyorsunuz?



Bunu duyan dört Seçilmişin gözleri ışıl ışıl parladı. Meng Hao’ya anlamlı bakışlar attıktan sonra onlarda meydana dönüp geride kalanların onlara katılmasını istediler.



Bunu gören meydandaki İç Tarikat öğrencilerinin yüzleri değişti. Hemen oraya gittiler ve ellerini kenetleyerek baş selamı verdiler. Daha sonra ondan fazla bir Gelişimci grubu yürüyerek oradan uzaklaştılar.



Meng Hao grubun tam ortasındaydı, tıpkı etrafı yıldızlarla sarılı parlak bir ay gibiydi. Kahkaha ve konuşma sesleri rüzgara karışıyordu.



O sırada artık meydanda sadece Liu Yanbing ve arkadaşları kalmıştı. Hepsinin de yüzü çirkindi, özellikle Liu Yanbing’e bakanların yüzleri. Onların gözleri öfkeyle doluydu.



Bu olayı takip eden günlerde Meng Hao artık bütün gününü hap yapımıyla harcamamaya başladı. Sık sık Mor Qi Bölümünün dağ ve vadilerine gidiyordu. Yavaş yavaş onun yüzünü tanıyan insanların sayısı artıyordu. Ve bununla birlikte Mor Qi Bölümündeki itibarı da yükseliyordu.



Aynı zamanda diğer usta simyacılarla da zaman geçiriyordu. Onları ziyarete gidiyor, simya Tao’su ile ilgili fikir alış verişinde bulunuyor ve tecrübelerini paylaşıyordu. Meng Hao bu yaptığı ziyaretlerin her birinin bir kazanç anlamına geldiğini biliyordu; bu yolla sosyal bağlantılarını yavaş yavaş genişletiyordu.



Liu Yanbing ise büyük bir acı içindeydi, bu Hap Kara Listesinin aslında düşündüğünden daha korkunç olduğunu fark etmeye başlamıştı. Daha önce onun için hap yapan usta simyacılar artık yüzüne bile bakmıyordu. Ne kadar ücret teklif ederse etsin kimse ona hap yapmıyordu.



Bu yüzden daha önce yakın olduğu bütün insanlar yavaş yavaş ondan uzaklaşmaya başlamıştı.



Aslında bir fırsatını bulup Klanının Patriğini ziyarete gittiğinde ağır bir azar yemiş ve ardından oradan yollanmıştı. Mor Felek Tarikatında usta simyacılar kızdırılmaması gereken kişilerdi. Hap Kara Listesi Madalyonu bir kez kullanıldığında bu haber tüm Tarikata hızla yayılırdı. Patrikler bile Doğu Hap Bölümünün en korkunç yanının simya Tao’su değil, kendileri için oluşturdukları korumacı sistem olduğunu biliyorlardı.



Bu korumacılığın en büyük kanıtı Hap Kara Listesiydi.



Doğu Hap Bölümünde güç mücadeleleri ve rekabetleri olabilirdi. Ama eğer yabancılar onlara saygısızlık yapmaya kalkarsa bütün simyacılar tek bilek olur ve intikam ararlardı. İşte bu yüzden usta simyacılara saygısızlık yapılmamalı, kızdırılmamalıydı. Bu, Doğu Hap Bölümünün en sert kuralıydı.



Hap Kara Listesi Madalyonlarının amacı buydu.



Dışarıdaki dünyada Doğu Hap Bölümünden olmayan bir usta simyacıyı kızdırmak çok büyük sorun olmayabilirdi. Diğer usta simyacılar bu konuya önem vermeyeceklerdi. Fakat Doğu Hap Bölümünde eğer onlardan birini kızdırırsan, bütün hepsi sana karşı dururdu.



Bu bazı yönlerden çok mantıklı görünmeyebilirdi. Ama bu mantıklı olmayan düzen usta simyacıların Tarikatın içinde ya da dışında gittikleri her yerde saygı görmesini sağlıyordu.



Birini karşına almak, hepsini karşına almak demekti. Buna cesaret edebilecek çok az kişi vardı.



Tabii ki eğer birisi başka bir usta simyacıyı kızdırırsa Meng Hao da tersini yapmayacaktı. Bir usta simyacı olarak onun için en önemli şey bütün usta simyacıların pozisyonunu savunmaktı.



Böylece zaman geçmeye devam etti. Meng Hao hap yapmaya devam ediyordu. Her gün üç parti hap. Bu yeni düzenlemeyle birlikte diğer usta simyacıların da küskünlükleri azalmıştı.



Ne de olsa Mor Qi Bölümünün İç Tarikatında on bin öğrenci vardı. Belli kurallar doğrultusunda usta simyacı arayınca, simyacılar fazla aç gözlü davranmadıkça çok fazla dargınlık ve gücenme olmayacaktı.



Meng Hao’nun diğer usta simyacıları ziyarete gittiğini de düşününce bu durum onları çok fazla rahatsız etmemeye başlamıştı. Bütün usta simyacıların somurtkanlığı dağılmış ve yavaş yavaş Meng Hao’yu kabullenmeye başlamışlardı.



Meng Hao ise günlük üç parti hapın yanı sıra zamanının çoğunu Tarikata teslim edeceği hapları yaratmaya harcıyordu. Temel Kurulum Gününü kullanmasıyla Gelişim Merkezi de yavaş yavaş artıyordu.



Bir kaç ay sonra, bir gece Meng Hao yine Ölümsüzler Mağarasında bacaklarını çaprazlamış oturuyordu. Önünde üç şişe Temel Kurulum Günü vardı. Bir süre onlara dikkatlice baktıktan sonra gözleri ışıl ışıl parlamaya başladı.



Bugün altıncı Tao Sütunumu yaratacağım!” Derin bir nefes aldı. Şimdiye kadar altıncı Tao Sütununun yüzde doksandan fazlasını şekillendirmişti. Ortaya çıkacağını bildiği ruhsal enerji yutan güç yüzünden geriye kalan yüzden onluk kısım için bir süre beklemişti. Bu süreçte hazırlıklarını yaptıktan sonra şimdi güvenli bir şekilde başlayabilirdi.



Gözlerinde kararlılık parlıyordu. Temel Kurulum Günlerinden birini aldı, ağzına attı ve gözlerini kapattı. İçindeki altıncı Tao Sütunu yapılanmaya başlamıştı. O sırada vücudundan büyülü sembol akıntıları içeren altın bir parıltı yayılmaya başladı. Tam o sırada boşboğaz birinin sesi duyuldu.



Üç zorba, üç zorba. Üçten daha aşağısı olmaz!” Bu gürültülü ses tabii ki bir süredir uykuda olan et peltesine aitti. Et peltesi kelimelerini söyledi ve ardından bir ağız dolusu Qi tükürdü.



Bu Qi yayılarak Meng Hao’yu sarmalamış olan altın parıltıyı kapladı. Bu durumda onun Yetkin Tao Sütunlarından gelen Qi sıradan görünmeye başlamıştı. Bu yolla Mor Felek Tarikatı herhangi sıra dışı bir şey tespit edemeyecekti.



Zaman yavaşça akmaya devam etti. Şafak sökerken Meng Hao titriyordu. Cildi buruşmuştu ve yoğun bir şiddete sahip çekim kuvveti aniden ortaya çıkmıştı. Bu çekim kuvveti sanki binlerce yılın açlığına sahip gibiydi ve bu açlığını gidermek için Meng Hao’nun vücudunu ve ruhunu yiyip bitirmek istiyordu.



Ama Meng Hao buna hazırlanmıştı. Çekim kuvveti ortaya çıktığı anda hemen önünde duran hap şişelerini ezdi. Bu haplar onun zorlukla yaptığı ürünlerdi: yüzde doksan tıbbi kuvvete sahip Temel Kurulum Günü hapları… Meng Hao onları hemen ağzına attı.



Haplar ağzına girdiği anda patladılar, hemen altıncı Tao Sütunu tarafından emilmeye başlayan sınırsız ruhsal enerjiye dönüştüler.



Öğle vakti olduğunda Meng Hao aniden gözlerini açtı, gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Orada otururken öncekine göre pek farklı görünmüyordu, hatta bir nebze daha zayıf görünüyordu. Fakat içinde fırtınalar kopuyordu. Gelişim Merkezinden yayılan şok edici dalgalar et peltesi tarafından birer birer tüketildi.



Artık altıncı Tao Sütunu şekillenmişti. Meng Hao derin bir nefes aldı ve yavaşça gözlerini kapattı. Bir süre sonra tekrar açtı. Artık gözleri parlamıyordu, onun yerine sakinlerdi ve tuhaf bir ışıkla dolulardı. Bu ışık Gelişim Merkezinden doğan özgüvendi.



Altıncı Yetkin Tao Sütunu. Orta Temel Kurulum. Bir Tao Sütunu daha şekillendirdiğinde Geç Temel Kuruluma geçecekti! O seviyeye ulaştığında Kusursuz Temele sahip olan bir Tao Çocuğu onun karşısında saldırı bile yapamayacak konumda olacaktı. Onların Tao Sütunları Meng Hao’nun yaydığı ezici baskı karşısında diz çökecekti.



Şu an bile altı Tao Sütunuyla herhangi bir Tao Çocuğunu kolayca yok edebilirdi.



Sözde Seçilmişler ise onun için bir karınca ya da üzerine basılması gereken kuru otlar gibiydi.



Yetkin Temel. Ne kadar inanılmaz bir tesire sahip….” Meng Hao’nun sesi yumuşaktı, ama gözleri beklentiyle parlıyordu. Bu, dokuzuncu Tao Sütununu tamamlayarak Temel Kurulumun büyük döngüsüne ulaşma beklentisiydi.



Meng Hao’nun önünde bir titreşme meydana geldi ve et peltesi ortaya çıktı. İleri geri çılgınca dans ederken gözleri kocaman açılmıştı. “Üç zorba!” diye bağırdı.



Deri döktükten sonra et peltesi tekrar papağan şekline dönüşmek yerine et peltesi formunu korumuştu.



Üç zorba! Üçten aşağısı olmaz!” Bu kelimeleri keskin bir tonla tekrarlamaya devam etti.



Et peltesi halinden memnun görünüyordu. Geğirip kendi kendine mırıldandıktan sonra tekrar Kozmos Çantasının içinde kaybolarak Li Klanı Patriğine gitti ve öğlen uykusu hakkında konuşmaya başladı.



Meng Hao ayağa kalktı ve Ölümsüzler Mağarasının kapısını açtı. Göz kamaştırıcı güneş ışıkları içeri sızdı. Derin bir nefes aldı. Kış bitiyordu ve onun yerini Bahar alıyordu. Tıpkı Zhao Ülkesindeki gibi kar yoktu. Mor Felek Tarikatının Kışında kar yoktu.



Gökyüzüne doğru sessizce baktı ve aniden Mor Felek Tarikatına katılmasının üzerinden üç yıldan fazla zaman geçtiğini fark etti. Aslında dikkatli hesaplayınca dört yıla yaklaşmıştı.



Zaman çok hızlı geçiyor…” dedi kendi kendine. Kendi Gelişim pratiğini yaparken ne kadar zaman geçtiğini gerçekte hissedebiliyordu. Onun hisleri artık ölümlüler gibi değildi.



O sırada Chen Fan’ı, Kıdemli Kız Kardeş Xu’yu ve Şişkoyu hatırladı. Zihninde çeşitli anılar canlandı. Onların nerede olduğunu biliyordu, ama onlar… Onlar Meng Hao’nun nerede olduğunu bilmiyorlardı.



Bu zaman zarfında Meng Hao ismi çoktan geçmişte kalmıştı. Onunla ilgili meseleleri konuşan çok az kişi kalmıştı. Kısa sürede unutulup gitmişti. Dört yıl önceki bütün olaylar ve heyecan yok olup gitmişti.



Hayat bir rüya gibi, tıpkı ne kadar güzel olursa olsun sadece tek bir mevsim yaşayabilen bir yaprak gibi….” Meng Hao uzaklardaki büyük ağaçların filizlenişini izledi ve yüzünde bir gülümseme belirdi. Buradaki Fang Mu olmayı sevmişti. Doğu Hap Bölümünde yüksek bir öğrenim görüyormuş gibi hissetmekten keyif alıyordu. Elini kaldırdı ve avucunda bir yeşim kayış belirdi.



Bu yeşim kayış et peltesinin emrinde olan Li Klanı Patriği tarafından damgalanmıştı. Bu damga bir Li Klanı Oturum tekniğiyle oluşturulmuştu.



Öz İrade Büyüsü.







Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 919

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 684

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 662

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16668 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr